Category Archives: Kabala

İfşanın Mucizesini Beklemek

Soru: Bir kişinin yıllardır çalışıyor olması ve halen ıslah için dua’yı ve gerçek yakarışı edinmemiş olması nasıl olabilir?

Cevap: Görüyoruz ki, doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerinin gelişiminde adam milyarlarca yıl sonra yer aldı. Deniliyor ki Evren 15 milyar yıl önce ortaya çıktı. Yeryüzü 5 milyar yıl önce var oldu. Yeryüzündeki ilk insan 200 bin yıl önce ortaya çıktı. Ve adam manevi ıslahına 5770 yıl önce Adam HaRishon ( ilk insan, Hz. Adem) ile başladı.

Biten bu süreçler şans eseri değildir. Burada kırılmanın ve kırılmanın düzeltilmesinin özel bir sırası vardır. Ve bu gelişime bakarak, anlamalıyız ki, ortak Malkut’un içerisinde yapılması gereken çok büyük sayıda eylemler talep ediliyor böylece elle tutulur önemli değişiklikler meydana gelebilecek.

Bu yüzden, amacı mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde edinmek için özlem duysak ve şimdi, hemen şu anda,  ifşa olmasını arzulasak ve hemen tüm mükemmelliği ile ifşasını istesek bile yine de sabırlı olmalıyız. Ve herşeye rağmen, hemen şimdi Mesihin gelmesini ümit etmeliyiz yani Mesih derken bizleri ıslah edecek ve ıslahın tümünü tamamlayacak genel gücün gelişi.

Ancak günler geçer ve her geçen yeni günde, ıslahlar içimizde olur. Gün ve gece birlikte bağ kurarlar ve ilerleyişimiz bu şekilde. Şöyle diyelim, biz ifşa etmekte olduğumuz sonsuzluk dünyasının Malkut’unu yani onların ifşasının aşamalı olduğunu her bir adımdan sonra diğer adımın geldiğini, bir çok aksiyonları barındırdığını anlamak zorundayız.

Yaratan’ı ifşa eden arzu veya kabın bütün derinliğini, bir seferden hissedemez ve anlayamayız. İfşa’nın bir çok çeşidine hazırlandığımızı düşünün – bu, Yaratan’ın ifşasıdır! Bu, insan üstü bir kuvvettir ve bir çok sayıda gölge ile yapılabilir. Bu öylesine muazzamdır ki bizler neyin hakkında konuştuğumuzu bile anlamıyoruz. İşte bu yüzden bu ifşaya hazırlık içimizde böylesi küçük adımlarla oluşur.

Bu adımlar daha sonra bize ifşa olduğu zaman, bunlardan birçoğunun orada olduğunu göreceğiz! An be an, gün be gün ve hatta aylar geçer biz düşünmeye devam ederiz, ancak hiçbir değişiklik olmaz. Ancak daha sonra bu değişiklik içimizde ifşa olur ve onların bize gerçekten neler yaptığını anlarız ve genellikle, gerçekleşen zamanın ötesindedir.

Nefeş Işığından Yehida Işığına

İlk manevi dereceyi ifşa etmek için, birliğimizi ifşa etmeliyiz, ”tek, eşsiz, birleşik”, en azından en küçük seviyede dahi olsa. Birliğimizin derecesi ilk manevi derecemizin seviyesini tanımlar.

Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida (beş manevi derece) Işıkları, bu Işıkların birliğinin gücü ve özel ayrıntılarının toplamı tarafından karakterize edilir, bu gerçeğe rağmen onların hepsi biri diğeri ile çelişki içindedir. Bu durum Üst Işığın ifşasını tanımlayan tek faktördür. Eğer bizler birliği en küçük derecede bulabilirsek, aynı anda en zayıf Nefeş Işığı ifşa olacaktır.

Ancak, neden Işık aniden daha güçlü hale gelir ve Ruah denir? Bunun sebebi tüm bağlaşımlı parçaların hareketleri ve değişimlerine rağmen, onlar halen düğümlenebilir ve dengelenebilir. Bu durum fırtınalı bir denizde dalgalar tarafından çalkalanan bir botu sanki tutuyormuşuz ve botun sabit olmasını sağlıyormuşuz gibidir.

Birliğin ilk derecesinde, karşılıklı dönüşümler henüz ifşa olmaz. Herkes sabit bir koşulda tek bir olarak durur ve bizler birbirimizle nasıl bağlanacağımızı araştırırız. İkinci derecede, aynı birlik durur ancak her parça dönüşmeye başlar; ortak mekanizmanın dişli çarkları sanki birbirleriyle ilişkili olarak dönmeye başlar. Ve bizler tüm değişimlere rağmen birlik olabilir ve hep beraber bağlı kalabilirsek, Ruah Işığını ifşa ederiz.

Herşeye rağmen bunlar çok sınırlı değişimlerdir: Her birimiz kendi yerimizde ”toprağa bağlı” bir bitki gibi duruyorken, bireysel niteliklerimizin dönüştüğünü görürüz. Bu halen aynı birleşmenin Işığıdır ancak daha yüksek derecede (”bitkisel”). Bunu üçüncü derece takip eder, Neşema (”hayvansal”), birbirimize ilişkin serbest olarak hareket etmeye başladığımız yerdir ancak yine de kendi aramızda ”tek, eşsiz ve birleşik” birliği ifşa ederiz.

Bu demektir ki, maneviyatta deneyimlediğimiz Işık sürekli birliğimizin gücüne bağlıdır, bunun yanısıra oluşabilecek herhangi bir dönüşüm bireysel olarak herbirimizin içinde ve hepberaber. Bu büyümeye devam eder, ta ki ıslahın sonuna (Gmar Tikkun) ulaşıncaya dek, Biz, tek Işık, bir, ilişkisi içinde bizi birleşmekten engelleyen tüm her çeşit değişimi deneyimlerken, ne olursa olsun, yine de biz birlik olabiliriz.

Bir dediğimiz budur, birleşik manevi kap ( Echad, Yachid ), tek Işığı alan: Yehida.

05.05.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin ilk bölümünden, Şamati 56

Kelimelerden Gerçek Hislere

Kabala çalışması özel bir nitelik içerir. Işık ki Kabala kitaplarında düzeltmenin gücü demektir, kişiyi kaynağa geri getirir.

Işık, metodun içsel özüdür ve bu yüzdendir ki Kabala bilimi Tora’nın içsel kısmıdır denir. Kabala’yı çalıştığımız zaman, çalışmada, grupta ve bağlantıda saklı olan içsel ışığı uyandırmış oluruz. Bu kuvvet gerçekten herkese arzu edilen değişiklikleri getirerek aramızdaki bağlantıyı kurar. Sonuç olarak, özgecilik niyeti kişinin tüm arzularının üzerindeki egoistik niyetinin yerini almaya gelir.

Grup ile birlikte kişi, çalışmaya hazırlık aşamasında sürekli olarak içinde bulunduğu durumu düşünür ve çalışma sırasında reform ışığı sayesinde değişimi talep eder. Tüm ihtiyacı olan budur. Ancak bu tarz bir hazırlık bu dünyadaki yaşamındaki ve manevi derecelerin tüm merdivenindeki tek özgür aksiyonu olan özgür seçimine değebilir.

Bu yüzden buna mümkün olduğunca çok odaklanmak en iyisidir, kendiniz ile bu konuda mümkün olduğunca konuşun ve bu sayede tüm detayların farkına varın böylece daha net ve daha candan hale gelirler.

Bu, düşüncelerin sonunda bizleri kelimelerden ayrıştırarak, içsel anlayışa ve kelimelere nasıl geçebileceğimize olanak sağlayacaklarıdır. Sonrasında, tüm bunlar içimizde varolmanın çok önemli bir temeli, önem göstermemiz gereken yegane şey olarak yaşayacak. Geri kalan herşey kendi ahengiyle gelecektir.

Sonrasında, tüm yaşamımın ve dünyanın tüm yaşamının herkesi bu son ana getirmek için bu eksende döndüğünü göreceğim az ya da çok güç dolu olarak her kişi ruhun kökü ile uyum içerisinde. Yaratıcının amacı herkesi bu noktaya getirmektir.

Doğumda ne aldığımın ya da şu ana kadar neler edindiğimin bir önemi yok, bunlar bana yukarıdan verilmişti. Ancak, şimdi, grupta yer alarak, özgecil olma ve yaratıcı ile birleşme hedefimin önemini yukarılara çıkarmam gerekiyor.

Bu ancak, mucizevi nitelik, ışığı, arzuladığım doğru bir ortamda çalışarak gerçekleşir. Kişi bunun hakkında düşünmeyi durdurmazsa, o zaman yaşamının mümkün olan en verimli şekilde farkına varır

Kırmızı Hattın Ötesine Yeni Bir Dünyaya Hareket

Sonsuzluk dünyasından, “1. Durum”, bu dünyaya düşüş geliştiririz ki bu “2.Durum”a ulaşmak olarak adlandırılır. Bu seviyeden , “3. Durum” sonsuzluğa geriye yükselmeliyiz ki bu “1. Durum” ile aynıdır. Aralarında sadece tek bir fark vardır: 3. Durumda bu gerçeğin farkında olarak var oluruz, bilinçle. Bu yüzden 1. Durumdan 613 kat daha büyük olduğu düşünülür.

2. Durum içinde duran, bitkisel ve hayvansal biçimlerinde milyarlarca yıl boyunca geliştik. Zamanın hiç birinde var olmadığı Atzilut, Beria, Yetzira ve Assiya dünyalarından aşağıya düşene kadar. Zaman, bu dünyaya ulaştığımızda ortaya çıkar ve sonrasında yaklaşık olarak 15 milyar yıl boyunca gelişip, sonunda insan seviyesine ulaşırız.

İnsan ile duran, bitkisel ve hayvansal seviyelerinin arasındaki fark, adamın doğada var olmamasıdır. Başlangıçtan itibaren, insanoğlu, her ne kadar daha karmaşık olsa da, esasında bir hayvandır. Ancak, kendisinin global ve sosyal bir canlı olduğunu hissettiği derecede bir adama döner.

Bizim derecemize varmadan önce olduğu gibi artık bireysel, egoist bir şekilde yaşamıyordur. Yerine, ruhsal gelişime katılmalı ve bir keresinde aşağı geldiği basamakları tırmanmalıdır.

Genel, sosyal gelişimden tam ciddiyet ve sorumluk ile ruhsal gelişime geçmeliyiz. Bu çalışmamızın özüdür. Egoist bir şekilde gelişirken, hiçbir problem ile karşılaşmadık çünkü doğal olarak farkına varmadan evrim geçirdik.

Fakat, herşeyin gloabal ve bütün olarak birbirine bağlı olduğu durum anlamında olan “kırmızı hata” ulaştığımızdan dolayı, bu, doğa ile uyum içinde olan başka bir varoluş kabul etmemiz için bir işarettir.

bizler üst alemi çalışırız, tüm yaratılış nasıl gerçekleşti ve hangi kuvvetler maddesel dünyamıza yayıldı. Üst alemde kuvvetler vardır oysa maddesel dünyada, bu kuvvetlerden etkilenmiş ve onun ürünü olan nesneler vardır.

Üst kuvvetler “kökler” olarak adlandırılırlar ve daha aşağıda olanlar (bizim dünyamızda belirtilmiş olan) “dallar” ’dır. Bizim dünyamızdan daha aşağıda ve daha kötü hiçbirşey yoktur. Bu zaten iyi olandır. Bize olan herşey, bize üst dünyalardan, köklerden inen kuvvetlerin etkisi ile gerçekleşir. Yukarıdan türememiş hiçbirşey bizim dünyamızda yoktur.

Bu yüzden birşey için birisini suçlamak anlamsızdır: herbirimiz, diğer ülkeler, devlet ve doğa tüm bunlar üst kuvvetler tarafından yukarıdan aşağıya doğru yönetilmektedirler. Bütün resme mantıklı ve gerçekçi olarak bakarsak, herşeyin yukarıdan geldiğini göreceğiz. Ne gerektirdiği önemsiz, yüzyüze geldiğimiz her problem sadece bu üst kuvetlerin seviyesine yükselirsek ve onları etkilemeye başlayabilirsek çözülebilir. Bu nedenle, kendi üzerimize farklı bir etki çizebileceğiz.

Bu, ilk kuvvetler tarafından etkilenmeyeceğiz fakat onun yerine bir çeşit ondan türemiş ve telkin ettiğimiz etkiden etkileneceğizdir. Başka hiçbir sayede değil, ancak bu şekilde dünyamızda değişiklikler gerçekleştirebileceğiz.

Binlerce yıl boyunca tüm metod ve pratikleri kullanarak kaderimizi etkilemeyi denedik. Ve gördük ki bunun bir değeri yok. Yaratıcıya itiraz etmenin bir anlamı yok: O (Yaratıcı olarak tasvir ettiğimiz kimse ) bizi dinlemez. Ve bu dünyadaki hiçbir hareketimiz zaten hiç bir sonuç üretmiyor. Sonunda herşey alması gerektiği rotayı alıyor.

Biz ki bu dünyada yeteri kadar uzun yaşamış olanlar, tüm bunları çok net görürüz; bu yüzden bizim dünyamızın seviyesinde hiçbirşeye çözüm olmadığını belirten Kabala Bilgeliği ile aynı fikirde olabiliriz. Dünyamız sonuçtur ve tüm çözümler kararların alındığı seviyededir: Üst alemde.

Bu nedenle, zamanımızda, insanlık, bir bütün global krize uğradığında gerçekçi olarak ciddi bir problem ile yüzyüzedir ve tüm bu bize olanlar da zaten bu bütün resmin parçasıdır, sadece sonrasında, bir araya gelerek bu genel kuvvetleri etkilemek için bir şans alırız.

Esasında, basitçe çoklu alt kuvvetlerine bölünmüş tek bir üst kuvvet olduğundan sadece tek bir kuvveti etkilemeliyiz, bizi etkileyen bireysel kuvvetleri.

[34479]
From Lesson 5 Berlin Convention 1/29/2011

Leave a commentPosted by Şubat 27, 2011 in Uncategorized

Doğru Soru Zaten Yanıttır

2 Şubat 2011’de yayımlandı.

Soru: Neden soru sorma süreci çok zordur? Neden içsel süreçleri sözlü ifadeye dönüştürmek zordur?

Cevap: Çünkü kişi acı hissettiğinde çığlık atar. Fakat tam olarak neyin onu incittiğini bilmez. Bu yüzden teşhis koyması için doktoru çağırırız. Benzer şekilde, bir bebek acı hissettiğinde tam olarak neresinde acıyı hissettiğini söyleyemez.

İçsel acı, problem ya da rahatsızlıktan “Bu rahatsızlıklar nelerdir? Neden bunlar oluyor? Bunların amaçları nedir? Ne hakkındalar? Benden neyi alıyorlar? Onlarla ne yapmam gerekiyor?” hissine gitmek çok uzun zaman alır. Tüm bunlar içsel olgunlaşmanın parçalarıdır.

Kabala biliminde ışığın kendisi için doğru arzuyu inşa etmeden önce dört fazdan geçmesi gerektiğini öğreniriz. İlk hissettiğim bana alışık olmayan birşeydir. Sonrasında aniden buna zıt olan durumu hissederim – bir şey hissettim ama şimdi hissetmiyorum. Bundan sonra, aynı anda hissetmek ve hissetmemek durumuna geçerim ve bu içsel karşılaştırmanın nasıl başladığıdır.

Sadece bu iki zıt hissi karşılaştırarak bunun ne olduğu fikrine ulaşmaya başlar mıyım? Daha sonra bunun ne olduğunu anlamaktan, ilk nedeni idrak etmeye başlarım – içimden, nereden bu sonuç çıktı? Bu kişinin içsel olgınlaşmasının bütün dizi veya sırasıdır ki zaten gelebilir ve diyebilir ki  “Bu beni inciten şey. Bu yüzden kötü hissediyorum. Bu benim sorum. Bu çözmek için yanıt alarak talep ettiğimdir.” Kolay değildir.

Bize düşen, ona bir bebek gibi, yardım etmeye çabalamalıyız. Çığlık atıyor olduğu önemli değildir. Bu, bunu talep edemeyecek durumda olsa dahi, ona gitmeli, dikkatimizi vermeli ve neden kötü hissettiğini çözmeye çabalamalıyız demektir.

Bu problem her seviyede mevcuttur. Bana sorarsanız, aynı şeye giderim. Biz ilerledikçe, sürekli olarak net olmayan birşey ile karşılaşırız: “Ne? Neden? Nasıl? Nereden? Nerede, ne ile bağlı? Nedenler ve sonuçlar nelerdir? “Tüm bu zincir adım adım doğmaya başladıkça soru gelmeye başlar. Ve sonrasında doğru soruyu cevap izler.

Bu şeyler tekrar net olmamaya başladığında “Neden?Ne beni rahatsız ediyor?” sorularını sorarım. Bir kez daha bir soru ve yanıt vardır.

Bu yüzden sorular üzerinde çalışmalıyız.

[34194]
From the 1st lesson of the Berlin Convention on 1/28/11

1 CommentPosted by Şubat 12, 2011 in Uncategorized

Dışarıda Yalan ya da İçeride Gerçek

2 Şubat 2011’de yayımlandı.

Soru:  Neden internet iletişim şebekesi Facebook bu kadar inanılmaz derecede popüler?

Cevap: Egomuz sadece nicelik olarak değil aynı zamanda nitelik olarak da gelişiyor. Eskiden bir kişi çevresinde balığa birlikte gidebileceği, bara uğrayabileceği, kart oynayabileceği, köpek gezdirebileceği ve bunun gibi aynı ilgi alanında olan beş ya da on arkadaşa sahip olmaktan tatmin olurken, bugün bu artık onu tatmin etmiyor.

Kişi diğerleriyle köpekler ya da balıklar yoluyla tanışmak değil de -ki bu dünyevi ilgi alanları ve coğrafik yakınlık üzerine kurulu olmayandır- yerine kendini en iyi ifade edebileceği bir yer olan içsel benzerlikler arıyor.

Kişi, hatta yalan söyleyebileceği bir iletişim yolu arıyor. Fakat gerçekte, bu şekilde davranarak, kişi kendini aslında daha çok ifade eder. Ne de olsa, yalan söylediğimizde içsel gerçekliğimizi ifşa ederiz! Bu yalan ne olmak isteyip de olamadığımızı gösterir.

Bu Facebook’un kurulmuş olduğu prensip ile çok paraleldir: Kişi sadece göstermek istediğini gösterir, “en iyi resimlerini”.  Fakat bu kişinin içsel dünyasını yansıtır. İşin doğrusu,  kişi açgözlü, tutarsız korkak ya da ilkel olabilir ama egoistik doğalarından dolayı kendilerini ideal görünüşleri ile takdim edeceklerdir. Bir başka deyişle, kişi kendi gözüyle hak ettiği daha derinde, içsel, çekici şeklini gösterir.

Böylece, bunu, bir yanda kendimin kim olduğunu bilerek (kendim olarak görmesem de) fakat diğerlerine kendimi daha çekici bir maske ile takdim ederek, takip eder.

Bazen de diğer yol etraftadır: Olduğumdan daha kötü görünmek isterim, sert adamı oynayarak ve kendimi savaşçı Don Kişot olarak tasvir ederek. Hala, bu resmin gerçek olandan daha iyi ya da daha kötü olduğunun bir önemi yoktur çünkü bu yalan sonunda kişiye özünün ne olduğunu gösterir ve kişi kendi kötü yanını tanımış olur.

Kişi bir soru ile yüz yüze gelir:  Internet’te kendimi gösterdiğim resimle karşılaştırdığımda ben neyim? Ne de olsa herkes beni internette tasvir ettiğim gibi görüyor, fakat ben kendimin diğerlerine boyadığım kişiden uzak olduğumun farkına varmaya başlıyorum. Bu, kişileri, kendi kötülüklerinin farkına varmaya, değişime olan ihtiyaca ve diğerlerinin görmelerini istediği imaja daha yakın olmaya getirir.

Eğer sizinle fiziksel kontakta değilsem ve beni görmüyorsanız, size olmak istediğim gibi görünebilirim: yeni bir ben, ideal içselliğim, dünyeviliğimle hiçbir alakası olmayan. Ve bu imaj daha otantiktir.

Bu yüzden, sanal iletişimden olan gelişimimiz, bize manevi iletişim, ruhsal değişim yolunda rehberlik edecektir. Bu yüzden Facebook ve diğer iletişim şebekelerinin gelişmelerinden ve büyüyen popülaritelerini duymaktan dolayı çok mutluyum.

Bu sosyal şebekelerde ciddi araştırmalar yapan psikologlar ve sosyologlar olduğundan eminim. Unutulmamalıdır ki bu, tüm insanlık üzerinde yayılan bir global fenomendir.

[34108]
From a TV program “Ask the Kabbalist” 1/20/2011

Leave a commentPosted by Şubat 12, 2011 in Uncategorized

Anlayışı Yenilemek

1 Şubat 2011’de yayımlandı.

Soru: Maneviyatta neden her yeni zevk için bir arzu şekillendirmemiz gerekir ?

Cevap: Çünkü maneviyatta arzu olmadan zevk yoktur. Arzulamadan hiçbirşeye ulaşamayacaksınız. Ve her seferinde arzu yeni olmalıdır. Bu arzular dünyamızda birlikte doğduğumuz arzular değildir.

Burada biz doğarken, duyularımız henüz çalışmıyorlardı. Bir bebek pratikte hiçbirşeyi algılamaz. Duyamaz ya da göremez. Sadece hayvansal seviyede bazı reaksiyonları vardır. Ve sonrasında biz derhal bebeği kendi algılama programlarımızla pompalamaya ve doldurmaya başlarız.

Annesinin rahminden henüz gelmiş olan bu canlıyı diğer programlarla donatmış olsaydık, onu tamamıyla farklı bir şeye şekillendirmiş olacaktık. Onu manevi olarak inşa edebilecektik. Bu eğitime, yetiştirmeye ve gelişimin metoduna bağlıdır. İlk günkü tutumumuzdan itibaren çocuğu bir egoist olarak yetiştiririz.

Her ne kadar bir bebek herşeye açık olsa da: Farklı bir şekilde duyup görebilir, dünyayı zıt bir şekilde algılayabilir. Sonuçta herşey çevreye bağlıdır.

Şimdi, çevrenin yardımıyla, aynı prensiple dünya vizyonumuzu, hayata bakış açımızı dönüştürmeliyiz.

Leave a commentPosted by Şubat 12, 2011 in Uncategorized

Kaderimizi Nasıl Değiştirebiliriz?

Kabala bilgeliğinde, bizler üst alemi çalışırız, tüm yaratılış nasıl gerçekleşti ve hangi kuvvetler maddesel dünyamıza yayıldı. Üst alemde kuvvetler vardır oysa maddesel dünyada, bu kuvvetlerden etkilenmiş ve onun ürünü olan nesneler vardır.

Üst kuvvetler “kökler” olarak adlandırılırlar ve daha aşağıda olanlar (bizim dünyamızda belirtilmiş olan) “dallar” ’dır. Bizim dünyamızdan daha aşağıda ve daha kötü hiçbirşey yoktur. Bu zaten iyi olandır. Bize olan herşey, bize üst dünyalardan, köklerden inen kuvvetlerin etkisi ile gerçekleşir. Yukarıdan türememiş hiçbirşey bizim dünyamızda yoktur.

Bu yüzden birşey için birisini suçlamak anlamsızdır: herbirimiz, diğer ülkeler, devlet ve doğa tüm bunlar üst kuvvetler tarafından yukarıdan aşağıya doğru yönetilmektedirler. Bütün resme mantıklı ve gerçekçi olarak bakarsak, herşeyin yukarıdan geldiğini göreceğiz. Ne gerektirdiği önemsiz, yüzyüze geldiğimiz her problem sadece bu üst kuvetlerin seviyesine yükselirsek ve onları etkilemeye başlayabilirsek çözülebilir. Bu nedenle, kendi üzerimize farklı bir etki çizebileceğiz.

Bu, ilk kuvvetler tarafından etkilenmeyeceğiz fakat onun yerine bir çeşit ondan türemiş ve telkin ettiğimiz etkiden etkileneceğizdir. Başka hiçbir sayede değil, ancak bu şekilde dünyamızda değişiklikler gerçekleştirebileceğiz.

Binlerce yıl boyunca tüm metod ve pratikleri kullanarak kaderimizi etkilemeyi denedik. Ve gördük ki bunun bir değeri yok. Yaratıcıya itiraz etmenin bir anlamı yok: O (Yaratıcı olarak tasvir ettiğimiz kimse ) bizi dinlemez. Ve bu dünyadaki hiçbir hareketimiz zaten hiç bir sonuç üretmiyor. Sonunda herşey alması gerektiği rotayı alıyor.

Biz ki bu dünyada yeteri kadar uzun yaşamış olanlar, tüm bunları çok net görürüz; bu yüzden bizim dünyamızın seviyesinde hiçbirşeye çözüm olmadığını belirten Kabala Bilgeliği ile aynı fikirde olabiliriz. Dünyamız sonuçtur ve tüm çözümler kararların alındığı seviyededir: Üst alemde.

Bu nedenle, zamanımızda, insanlık, bir bütün global krize uğradığında gerçekçi olarak ciddi bir problem ile yüzyüzedir ve tüm bu bize olanlar da zaten bu bütün resmin parçasıdır, sadece sonrasında, bir araya gelerek bu genel kuvvetleri etkilemek için bir şans alırız.

Esasında, basitçe çoklu alt kuvvetlerine bölünmüş tek bir üst kuvvet olduğundan sadece tek bir kuvveti etkilemeliyiz, bizi etkileyen bireysel kuvvetleri.

Doğru Soru Zaten Yanıttır

Soru: Neden soru sorma süreci çok zordur? Neden içsel süreçleri sözlü ifadeye dönüştürmek zordur?

Cevap: Çünkü kişi acı hissettiğinde çığlık atar. Fakat tam olarak neyin onu incittiğini bilmez. Bu yüzden teşhis koyması için doktoru çağırırız. Benzer şekilde, bir bebek acı hissettiğinde tam olarak neresinde acıyı hissettiğini söyleyemez.

İçsel acı, problem ya da rahatsızlıktan “Bu rahatsızlıklar nelerdir? Neden bunlar oluyor? Bunların amaçları nedir? Ne hakkındalar? Benden neyi alıyorlar? Onlarla ne yapmam gerekiyor?” hissine gitmek çok uzun zaman alır. Tüm bunlar içsel olgunlaşmanın parçalarıdır.

Kabala biliminde ışığın kendisi için doğru arzuyu inşa etmeden önce dört fazdan geçmesi gerektiğini öğreniriz. İlk hissettiğim bana alışık olmayan birşeydir. Sonrasında aniden buna zıt olan durumu hissederim – bir şey hissettim ama şimdi hissetmiyorum. Bundan sonra, aynı anda hissetmek ve hissetmemek durumuna geçerim ve bu içsel karşılaştırmanın nasıl başladığıdır.

Sadece bu iki zıt hissi karşılaştırarak bunun ne olduğu fikrine ulaşmaya başlar mıyım? Daha sonra bunun ne olduğunu anlamaktan, ilk nedeni idrak etmeye başlarım – içimden, nereden bu sonuç çıktı? Bu kişinin içsel olgınlaşmasının bütün dizi veya sırasıdır ki zaten gelebilir ve diyebilir ki  “Bu beni inciten şey. Bu yüzden kötü hissediyorum. Bu benim sorum. Bu çözmek için yanıt alarak talep ettiğimdir.” Kolay değildir.

Bize düşen, ona bir bebek gibi, yardım etmeye çabalamalıyız. Çığlık atıyor olduğu önemli değildir. Bu, bunu talep edemeyecek durumda olsa dahi, ona gitmeli, dikkatimizi vermeli ve neden kötü hissettiğini çözmeye çabalamalıyız demektir.

Bu problem her seviyede mevcuttur. Bana sorarsanız, aynı şeye giderim. Biz ilerledikçe, sürekli olarak net olmayan birşey ile karşılaşırız: “Ne? Neden? Nasıl? Nereden? Nerede, ne ile bağlı? Nedenler ve sonuçlar nelerdir? “Tüm bu zincir adım adım doğmaya başladıkça soru gelmeye başlar. Ve sonrasında doğru soruyu cevap izler.

Bu şeyler tekrar net olmamaya başladığında “Neden? Ne beni rahatsız ediyor?” sorularını sorarım. Bir kez daha bir soru ve yanıt vardır.

Bu yüzden sorular üzerinde çalışmalıyız.

Başlangıç Seviyesindeyseniz Endişe Etmeyin – Kabala Basittir

Kabala bilimini çalışmaya başlayan kişi, geçmiş bilgilerinin gerçeklikten uzak olduğunu keşfeder. “Vücut , “ruh” ve diğer tanıdık kavramlar tamamen farklı anlamlar kazanırlar.

Kabala bilimi herşeyi, pratik bir şekilde kafanızın karışmasına yol açacak hiçbir şans bırakmadan, çok basit bir şekilde düzenler. Haz için, içinde ihsan etmenin farklı biçimlerinin algılanabildiği arzu vardır. Ve bu bizim gerçekliğimizde meydana gelen tek şeydir.

İhsan etmenin hangi seviyesinde olduğunuza bağlı olarak bu hissettiğiniz gerçekliktir. Gerçekliği sıfır seviyesinde hissedebilirsiniz, bir diğer deyişle, dünyamızda ihsan etmenin derecesinin sıfıra eşit olduğu noktada yaşayabilirsiniz. Biz çok aşağı noktadayız, fakat burada dahi dört gelişebilir seviye vardır: Cansız, bitkisel, hayvansal ve insan.

Sonrasında, manevi merdivenin 125 seviyesinde yükseldikçe, ihsan etmenin derecesine ulaşacaksınız, ya da diğer bir deyişle, Yaratıcıya. Sonunda, 125.seviyede, %100 ihsan etmeye ulaşacaksınız.

Suretin eşitliğinden ya da yaratılışın haz için arzunun üstünde ihsan etmeyi nasıl elde ettiğinden bahsediyoruz.

Alma arzunuzda devamlı olarak yükselmelisiniz ki ihsan etme arzusunun şeklini onun üzerinde edinebilesiniz.

Alma arzusu üzerine giymiş olduğumuz ihsan etmenin şekli, sizi ihsan etme derecesine getirir, çünkü bunu belirli bir ölçüde gerçekleştirdiniz.

Bu kendinizi Yaratan’a benzer ve eş hale getirmenizin yoludur, insan olmak (Adam). Gerçekten bu çok basittir. Sadece iki özelliği doğru bir şekilde birleştirmemiz gereklidir; Eğik bir merdivende yükselmek ki iki kuvvetten ya da iki hattan inşa edilmiş: sağ ve sol.

Bu yüzden başlangış seviyesinde olanlar net açıklamalar alırlar. Gerçekte, Kabalistler dünyalar arasında ayrım çizmezler. Herşey kişiye bağlıdır.

Yeteneğinizi ihsan etme şekli için geliştirin ve  bu sayede şimdi anladığınızdan daha fazlasını  anlayacaksınız.

Endişeyi Sevinçle Doldur

Son zamanlarda insanlardan şu ana kadar düzenlemiş olduğumuz hiçbir kongreden önce hissetmedikleri kadar çok ilham, endişe ve baskı yaşadıklarına dair birçok mektup alıyorum. Geçmişte insanlar haz duymak uğruna mutlu bir bekleyiş içinde geliyorlardı ama şimdi buna ek olarak endişe de hissediyorlar. Bu bağımızın sonucu. Daha önce aramızdaki bağ üzerinde hiç bu kadar kesin ve geri dönülemez bir şekilde çalışmamıştık. “Matan Tora”, “Karşılıklı Garantörlük” de dahil olmak üzere Baal HaSulam’ın tüm makalelerini hiç bu kadar yoğun bir şekilde gözden geçirmemiştik. Önemi hiç bu kadar zirveye yükseltmemiştik. Şimdi birbirimizin içinde karşılıklı dahil olmamız yüzünden, herkes içsel titreşimlerle birbirine “dayanıyor”. Birbirimize arzular, ilhamlar ve izlenimler aktarıyoruz. Herkese baskının bu kadar büyük bir algısını hissettiren şey tam olarak karşılıklı dahil olma. Şimdi içsel huzursuzluğun bu algısını bastırmadan onu sevinç ve güvenle doldurmalıyız ki çok yüce bir şeyi ediniyoruz. Şimdilik sadece içsel endişe ve huzursuzluk olarak tecrübe ettiğimiz karşılıklı dahil olma aracılığıyla yarattığımız bu arzu, güven, karşılıklı garantörlük, sevinç ve tamamlanma ile doldurulacak. Herkes bu içsel huzursuzluk kendisine geldiğinden ötürü mutluluk duymalı zira bu diğerlerini daha fazla hissediyor ve müşterek heyecan ona aktarılıyor demektir. Bu şu anda gayet anlaşılabilir bir durum.

– 31/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır.

Yaratan’ın Elini Tut

Kişi ıslahı için grubun ne kadar önemli olduğunun farkına vardığında tıpkı bir arabanın motor kaputu gibi kendini açar ve dostlarının içeride “bakım yapmasına” izin verir. Aynı şekilde hasta biri doktorun onun hayatını kurtaracağı beklentisi içinde seve seve ameliyat masasına yatar. Kişi dostlarının iyi niyetine yüzde yüz bağlı olduğunu ve sadece onların yardımıyla değişeceğini, ıslah olacağını ve ölümcül bir hastalıktan kurtulacağını hisseder. Daha sonra çevre onun üzerinde işlemeye başlar. Dostlara daha fazla yapıştıkça onlara dönmenin ne kadar zor olduğu ve bunu yapmaktan ne kadar ürktüğü ona daha açıkça gösterilir. Bir taraftan kişi basit bir şekilde dostlara dönmesi gerektiğini anlar çünkü tüm yaşamı buna bağlıdır fakat diğer taraftan ego ve inatçılık bunu yapmasına müsaade etmez. Bu iki nitelik “nefret”, “bayağı taraf” ve “bozuk” olarak adlandırılır. Örneğin, bazen birinden özür dilememiz gerekir ve kendimizi bunu yapmaya zorlayamayız. Bu durumda iki zıt güç keşfediyorum: kendimi kurtarmak için bunu yapmak zorundayım fakat daha yapamıyorum. Ancak daha sonra bunu yapamamaktaki yetersizliğimin dışsal bir güçten kaynaklandığını teşhis ediyorum ve bunun sonucunda güç kazanıyorum. Her yeni derecede bu gerçekleşir. Yaratan’ın her şeyi, bir yetişkine yapışan küçük bir çocuk gibi O’nun elini tutayım diye ayarlamış olduğunu fark etmeye başlarım. Ondan sonra O’nun yardımıyla Firavun’a gidebileceğim. Son ıslaha kadar bu şekilde ilerliyoruz: Doğamın kötülüğünü teşhis ediyorum, ondan ayrılıyorum ve onun Firavun, yani rakibim olduğunu görüyorum. Ondan sonra ondan kurtulmayı arzu ediyor ve Üst Işıktan bunu yapmasını talep ediyorum.

– 18/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Günümüz Firavununun Yaşadığı Son Felaketler

Birleşik bir sistem olan doğanın tüm parçaları arasındaki doğru ilişkiye, herkesin çıkarlarını tek bir sistem olarak hesaba katan sevgi adı verilir. Diğer bir deyişle herkesi benim ayrılmaz bir parçam olarak hissediyorum çünkü hepimiz gerçekten de birbirimize bağlıyız! Tek problem şu ki dünyamızda, bizi bu koşula getirebilecek olan gücü algılamıyoruz. Bu yüzden o yöne doğru bakmıyoruz bile, onu gerçek dışı bir ütopya olarak görüyoruz ve bu dünyayı her bireyin kullanabildiği kadar egoistçe kullanmaya çalışıyoruz. Nihayetinde bu dünyayı tamamen mahvediyoruz ve içinde kullanacak hiçbir şey kalmadı. Onu öyle bozulmuş koşullara getirdik ki onun üzerinde herhangi bir kontrolümüz kalmadı. Kalpteki nokta ve Kabala bilgeliği bu yüzden sadece umarsızlık ve çaresizliğin en üst aşamasına gelmiş nesilde gün ışığına çıkıyor. Kabala kesinlikle gerekli hale geldi ve bu yüzden onu açığa çıkarmakla yükümlüyüz. Bu dünyanın ıslahı için kaçınılmaz bir koşul. Tüm dünya onu bilmeli. Bu Musa Firavunla tartıştığında Mısır’ın başına gelen felaketler hikayesine benziyor. Neden o ilk önce Firavun’un yanına gitti? Çünkü bu dünyadaki her egoist ıslahın metodunun var olduğunu bilmeli! Bir taraftan bu metodun yayılması ve diğer taraftan da egoizmin büyümesi nedeniyle iki inatçı nitelik, Israil’in ve Firavun’un insanları birbirleriyle yüzleşiyorlar ve her iki taraf da bir çıkış yolu olmadığının farkına varıyor. Ve sonrasında bu dünya (egoist Firavun) tek çözümün şu an içinde bulunduğu koşulunun üzerine çıkmak ve ıslahın metodunu kabul etmek olduğunu anlamalı. Baal HaSulam bize bu yüzden Kabala bilgeliğinin dağıtımının manevi özgürlüğün en gerekli ve en önemli koşulu olduğunu açıklıyor. – 24/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin dördüncü kısmından alıntıdır.