Category Archives: Kabala

İhsan Etme Uğruna Çalışmayı Deneyin

Soru: Bir onludan diğerine geçme arzusu olduğunda, bu durum nedir? Eğer burada bir kusur varsa bu nedir ve buna nasıl yaklaşmalıyız?

Cevap: Buna olumsuz yaklaşmalısınız. Onluda olan bir kişi, ihsanını sadece aynı onluda artırabilir.

Soru: Düşüncelerimde onlu ile bağ kurmak ve haklı çıkarmak, sanal bir toplantıya katılmaktan daha kolay geliyor çünkü orada reddedildiğimi hissediyorum. Sorun nedir?

Cevap: Sorun, onluyla olan bağında manevi bir eylem gerçekleştirmek istememendir. İhsan etme uğruna çalışmayı deneyin. Nasıl olacağı gerçekten önemli değil. Henüz kontrol edemezsiniz ama eninde sonunda işe yarayacaktır.

Soru: Bir çalıştay sırasında onlunun Yaradan’a memnuniyet getirdiğini ve sadece egolarını hoşnut etmediklerini nasıl anlayabiliriz?

Cevap: Bu, keşfettiği şey hakkında nasıl hissettiğine bağlıdır; ya mantık ötesi inanç ya da inanç ötesi mantık koşulu.

Eşsiz Makale

Baal HaSulam’ın “Son Nesil” makalesi, son yüzyılın 50’lilerinde yazılmış eşsiz bir makaledir. Bu makaleyi özellikle, insanlığın manevi gelişimi için bir program olarak, geçmişten geleceği göstermek için yazdı.

Bu makale, ne için var olacağını, nereye gittiğimizi ve bizi neyin çektiğini seçmek zorunda olan bir nesil için hazırlanmıştır. Baal HaSulam’ın ilgilendiği şey de tam olarak budur. Manevi yasaların hayatımızın her alanında nasıl tezahür ettiğini ve şu anda oluşmakta olan son nesil hakkında birlikte düşündüğümüz bir duruma ulaşmamız gerektiğini göstermeye çalışır.

Baal HaSulam büyük bir vizyoner ve elçiydi. Bir elçi, üst güçle, Yaradan’la, dünyalar sistemiyle ve aynı zamanda dünyamızla bağı olan kişidir. Bu nedenle, bizim dünyamız ile üst dünya arasında bir bağlantı görevi görebilir.

Sefira’yı Hissetmek

Soru: Ayrı bir Sefira hissetmek ne demektir?

Cevap: Sefirot, niteliklerdir.

Yaradan’a yaklaştığımızda, bu nitelikleri hissetmeye başlarız ve onların yardımıyla Yaradan’a daha fazla tutunuruz.

Yaşamın Kitabında Ne Yazılıdır?

Soru: Bilge basit bir ifade dile getirdi: “Kişi hem bilgiyi hem de bilgeliği edinmelidir.” Aralarındaki farkın ne olduğu sorulduğunda ise şöyle cevapladı: “Bilgi, kitap okuyarak edinilir ve bilgelik ise kendin olduğun kitabı okuyarak edinilir.”

Ben ne tür bir kitabım?

Cevap: Yaşam, yaşamın kitabı, tecrübe.

Soru: Bu ben miyim?

Cevap: Evet.

Soru: Bu kitabı okumak ne anlama geliyor?

Cevap: Unutma, hatırla, nasıl yaşadığını anla.

Soru: Peki bu kitap benim içimde mi yazıldı?

Cevap: O senin içinde senin hayatın tarafından yazıldı. Sadece sen onunla dolu olabilirsin ve eğer onun sayfalarını karıştırırsan anlayabilirsin.

Soru: Bir yandan “okumak” deniyor. Siz az önce “yazıldı” dediniz. Bu kitabı kendi içimde yazmak ne demek?

Cevap: Yazmak, benim onu kendim yazmamdır. Her gün, her dakika, her an, benim için belirlenen birtakım problemleri ya da görevleri çözüyorum ve onları eyleme geçiriyorum. Ve burada yalnızca bütün bunların nasıl gerçekleştiğini ve hangi kararın doğru olup hangisinin olmadığını anlamam gerek.

Soru: Eğer bu okunması gereken bir kitapsa, doğru çözüm nedir?

Cevap: Ne yaptığımı, neye ihtiyacım olduğunu, neden ve nasıl sorularını detaylıca düşünmeli, bir karar vermeli ve eyleme geçmeliyim.

Soru: Kişi doğru kararı nasıl verebilir?

Cevap: Sanki her biri son ve nihai kararmış ve yeniden yapacak fırsata sahip olmayacakmışım gibi doğru kararları vermem lazım.

Yorum: Yani hataya hiç yer vermiyorsunuz. “Bu senin kararın ve hepsi bu kadar” diyor gibisiniz.

Yanıtım: Bu hataları nasıl düzelteceksin? Hata düzeltme diye bir şey yok. Ben bir karar verdim ve bitti.

Soru: Bu kitap neyle yazılmıştır?

Cevap: Yaşamın kitabı kan ve şüphe ile yazılmıştır.

Soru: Kan, acı çekmek anlamına mı gelir?

Cevap: Elbette.

Soru: Yani tüm bu kitap, söylemesi korkutucu ama kan içinde, benim çektiğim acıda, benim başıma gelenlerde ve insanlığın başına gelenlerde mi? Bu benim kitabım.

Cevap: Evet, binlerce yıldır bu şekilde yaşıyoruz.

Soru: Bu doğru yazıt mı? Bu şekilde mi yazılması gerekiyordu?

Cevap: Evet, başka bir yolu yok.

Yorum: Yani, hiçbir şeyden, olan hiçbir şeyden, en korkunçları da dahil olmak üzere, yaşanan hiçbir acıdan pişman değilim. Bütün bunların bir kitap yazmak için gerekli olduğu ortaya çıkıyor.

Yanıtım: Evet.

Soru: Kitabın son satırları neler? Bu kitap nereye götürüyor?

Cevap: Bizi, gözlerimizi daha da geniş açmaya ve dünyaya daha net bakmaya teşvik ediyor. Ve bu dünyanın ve bu dünyadaki kendimizin resmini çizenin, yalnızca biz olduğumuzu görürüz. Realitede başka hiçbir şey yoktur.

Soru: Ne hariç?

Cevap: Bütün bunları bizim belirlememiz hariç.

Soru: Bu dünyanın varlığını biz mi belirliyoruz? Olduğu şekilde?

Cevap: Evet.

Soru: Gerçekte neye benziyor?

Cevap: Dünya diye bir şey yok.

Soru: Orada ne var?

Cevap: Siz ne tanımlarsanız o var.

Soru: Peki ben var mıyım?

Cevap: Ne tanımlarsanız tanımlayın.

Soru: Yani böyle bir dünyanın varlığını ve benim içinde olduğumu ben mi belirliyorum? Hepsi bu kadar mı?

Cevap: Hepsi bu kadar!

Soru: Orada ne var?

Cevap: Onu nasıl çizdiğine dair izlenimlerin dışında hiçbir şey yok.

Soru: Anlaması kolay olmasa da, bu anlayışa geldim diyelim. Buna geldim, ne oldu yani? Ve bu kitabın beni götürdüğü yer burası mı?

Cevap: Evet.

Yorum: Diyorlar ki nihayetinde mutluluğa yönlendiriliyoruz.

Yanıtım: Ne mutluluğu?! Biri sana çok yüksek mutluluktan mı bahsediyor? Günlerin sonunda bir tür mutluluk olacağı gerçeğini mi?

Soru: Öyleyse neye yönlendiriyorlar? İnanmak istiyorum…

Cevap: İçinde kendini bulduğun dünyayı bilmeye doğru.

Soru: Ve bu acılar ve darbeler beni sırf bu dünyayı tanımak için mi yönlendiriyor?

Cevap: Evet.

Soru: Ama beni bir nedenden dolayı hırpalıyorlar. Sadece bu dünyayı bilmem için değil. Bütün bunlardan elde etmem gereken bir şey var mı?

Cevap: Bundan, mezarlıkta bir yer haricinde bir şey kazanmıyorsun. Başka bir şey değil.

Yorum: Hala sizden bir tür plan hakkında bir şeyler duymak istiyorum.

Yanıtım: Hiçbir şeye ihtiyacın yok! Seninki gibi düşünceler, kişiyi sadece her türden imkânsız hayallere, düşüncelere ve benzeri şeylere sürükler.

Soru: “Sakinleşmemiz gerekiyor.” mu diyorsunuz?

Cevap: Elbette.

Soru: Eğer mümkünse özetleyelim. Bu yaşamın kitabını okuyorum, yazıyorum, kendi yaşam kitabımı yaşıyorum ki bu noktaya geleyim…?

Cevap: Hiçbir şey isteme.

Soru: Burada durabilir miyiz?

Cevap: Evet.

Soru: Yani ben sürekli istiyorum ve işe yarıyor. Ve siz diyorsunuz ki: “Hiçbir şey istemediğim noktaya gelmeliyim.”?

Cevap: Hiçbir şey! Yani dünya bu, yaşam bu ve ben sakinleşmek için bunun içinde varım.

Soru: Bununla bana gelen her şeyi kabul ettiğimi söyleyebilir miyiz? Kitabın sonucu bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: Sadece her şeyi kabul mu ediyorum?

Cevap: Her şeyi.

Soru: Yine de eklemek istiyorum. Bütün bunlar iyi mi? İyi bir şey mi? Yoksa buna cevap vermek istemiyor musunuz?

Cevap: Olmayan bir şeyi size anlatmak istemiyorum. İnsan oldukça korkmuş halde ve bu yüzden hala bu zor hayatın sonunda iyi bir şey elde edeceğini ümit ediyor.

Soru: “Bütün iyilik, her şeyi kabul etmenizdir.” mi diyorsunuz? Bu benim hayatımın ve bu kitabın sonucu mu?

Cevap: Evet, hayatının sonucu, içinde net bir yasa olan gerçek doğayı anlamandır. Ve eğer bunu yerine getirirsen, bunu yerine getirmiş olursun; eğer getirmezsen, getirmezsin. Ve bu ölçüde kabul edersin.

Soru: Bu yasa nedir?

Cevap: Bu, “Her biri kendi üzerinde yaptığı çalışmasına göre” yasasıdır.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 78

Soru: Onurun kökü nedir?

Cevap: Bu egoizmin içindedir.

Soru: Manevi dereceleri tırmanmak için hiç arzum yok ama mümkün olduğu kadar çok çalışmaya yatırım yapıyorum ve her şeyi Yaradan’ın iradesine bırakıyorum. Bu doğru mudur?

Cevap: Hayır, bu doğru değil. Kendi başına da çaba sarf etmen gereklidir.

Soru: Kişi kongrede çok çalışmışsa, kendi gözünde büyük bir erdemli haline gelmişse ve kendini herkesin üzerinde görmüşse, onlu için büyük bir problem haline gelir. Kural olarak bu onun için kötü sonlanacağından, bu tuzaktan çıkmasına nasıl yardım edebiliriz?

Cevap: Genellikle bu durumda kişi onluyu terk eder. Ama beklemek zorundayız. Belki sadece bu konu hakkında konuşmalıyız, bu belirli dost hakkında değil ama genel olarak, sanki bu başka bir yerde gerçekleşmiş gibi.

Soru: Öğrencinin erdemlilik koşuluna ulaşma arzusu, egoist bir arzu mudur?

Cevap: Eğer bir dost bu arzuya başkalarının pahasına ulaşmak istiyorsa, o zaman bu egoistiktir ve eğer sadece kendini geliştiriyorsa, bu ego değildir.

Yaradan’la Sürekli Diyalog Halinde

Yorum: Gerçeklik algısının yani sizi çevreleyen her şeyin, sizin Yaradan ile olan diyaloğunuz olduğunu birçok kez söylediniz.

Yanıtım: Sadece benim değil, herkesin! Hepimiz O’nunla doğrudan ve sürekli bir diyalog halindeyiz çünkü Yaradan doğadır ve içimizde ya da çevremizde hissettiğimiz her şey doğadır ya da Yaradan’dır.

Bunun O’nun bize hitabı olduğunu açıkça anlarsak ve O’na uyum sağlamak istersek, o zaman doğayla farklı bir şekilde ilişki kurarız yani karşılıklı anlayış bulmaya çalışırız, Yaradan ile iki yönlü bir bağlantı.

Bu, etrafımızdaki çevreye ve kendimize zaten O’nun tezahürü olarak davrandığımız anlamına gelir. Yani, ben de O’nun düşüncesinin bir tezahürüyüm.

Soru: Bu eylemi nasıl gerçekleştirirsiniz?

Cevap: İçimde her şeyi hisseden o noktayı dinlemeye başlıyorum. Ne hissediyor? Yaradan’ı hissediyor.

Manevi Işıkla Kaydetmek

Soru: Tora’nın sözlerini kişinin kalbine kazıma eylemi nedir?

Cevap: Kalp egodur. Ve manevi ışıkla, ihsan etmenin tüm koşullarını, tüm yasalarını kalbinize yazmalısınız.

Soru: Eğer kalbimin taştan olduğunu hissediyorsam, onun üzerine ne yazabilirim?

Cevap: Dene, bir yandan onun taştan olduğunu, diğer yandan da canlı olduğunu göreceksin.

Yaradan’a dönerek, yükseğe, daha yükseğe ve daha da yükseğe yükselmeye başladığın ölçüde, egondan özgürleştiğini hissedeceksin. Bu Yaradan’la yakınlaştığını gösterir.

Tek Bir Noktaya Vurmak

Yorum: Seminerler, bağ kurma buluşmaları ve kongreler esnasında farklı koşullardan geçiyor, kendi aramızda bir birlik noktası buluyor ve sürekli ona ulaşmaya çalışıyoruz. Ancak görünen o ki, bu eylemler artık ilk zamankiyle aynı güce sahip olmayacak.

Yanıtım: Hayır, öyle değil. Bu eylemlerden daha da fazla izlenim alınmalıdır! Burada sürpriz ya da bir tür yenilik etkisini kullandığımız zamanlardaki anlık egoist bulgularla ilgilenmiyoruz.

Bizim yeniliğe ihtiyacımız yok! Tam tersine! İlerledikçe, egomuz zaman zaman yükselir ve onun artışıyla, aynı olan dışsal eylemler esnasında çok daha büyük içsel eylemler hissederiz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 77

Soru: Ne çaba sarf edersek edelim, bunun bizim erdemimizden kaynaklanmadığını, Yaradan’ın bize her şeyi; çabayı, sonucu ve tüm kaynakları verdiği için olduğunu hissetmek doğru mu?

Cevap: Ne olmuş? Biz Yaradan’a yaklaşıyoruz, O’nunla birleşiyoruz ve O da içimize yayılıyor.

Soru: Eğer Yaradan’a dua etmek O’nunla aramızda bir bağ inşa ediyorsa, eylemlerimiz Yaradan’ın cevabı mıdır?

Cevap: Hayır, böyle söyleyemeyiz. Eylemlerimiz bizim eylemlerimizdir. Yaradan’ın cevabı, eğer O’nun sana cevap verdiğini hissediyorsan olabilir. Birini diğeriyle karıştırmayın.

Soru: Yaradan’ın tüm grup, tüm Bnei Baruch olduğunu hayal etmek mümkün mü?

Cevap: Hayır. Yaradan bizim dışımızda olan üst güçtür.

Soru: Henüz Yaradan ile bir bağımız olmadığını söylüyorsunuz. Peki, duamıza bir cevap, bir tepki ya da bazı eylemler hissettiğimizde olan şey nedir? Bu Yaradan’la bir bağ değil midir?

Cevap: Bu küçüktür, ancak zaten oradadır.

Tora – Yaradan’ın Yaratılışı Kontrol Etme Metodu

Tercümenin dili kutsal dile yakındır, ancak melekler buna ihtiyaç duymazlar ve onu bilmezler, oysa ihtiyaç duydukları ve bildikleri dünya uluslarının dilidir. (Raşbi, Herkes için Zohar, “Cennet ve Dünya”)

Soru: Meleklerin İbranice bilmesi gerekmediği çünkü sadece Aramice anladıkları söylenir. Kişinin içindeki melekler kimlerdir?

Cevap: Onlar bizi yöneten kuvvetlerdir. Meleklerin İbranice anlamadığı fikri bir alegoridir.

Soru: O zaman bu bir şeylerin bizden gizlendiği anlamına mı gelir?

Cevap: Kesinlikle! Özünde Tora’nın tamamı öyledir. Gerçekte Tora, Yaradan’ın tüm yaratılışı kontrol etme yöntemidir.

Yaradan’ın evreni nasıl yönettiğini, O’nun zihninde ne canlandırdığını, planlarını yaratılışa nasıl dahil ettiğini, yaratılışın Yaradan’ın planını nasıl uygulamaya başladığını ve yaratılışın karşı tarafında olan birinin (yani bir tarafta yukarıdan Yaradan, diğer tarafta aşağıdan bir kişi) yaratılışı nasıl anlayabileceği ve ona doğru bir şekilde uyum sağlayabileceğini tarif eder.