Category Archives: Global Kriz

Yeni Bir Bilimden Mutluluk Dersleri

Richard Layard’ın görüşleri (Londora Ekonomi Bilminde Ekonomik performans merkezinin Program Direktoru olarak halen çalışmakta olan  Profesör Emeritus Lord Layard, (İngiltere labour ekonomisti)

Hayatımızın merkezinde bir çelişki vardır. Bir çok insan daha fazla kazanmak ve bunun için çabalamakta. “Şimdiye kadar batı toplumları daha zenginleştikçe, insanları daha az mutlu olmaya başlamışlardır.” Layard bu paradoksu ortaya atan bir çok insandan biridir.

Çoğunlukla bu durum, gelişmekte olan ülkelerde yeterli refahı sağlamak için her insanın en azından temel ihtiyaçlarının tam olarak sağlanmasını  gerekliliğini kanıtlayan ekonomist Richard Easterlinin adıyla “‘Easterlin Paradoksu” olarak anılmaktadır.

“Sadece diğer insanların kendi kazançlarımız ile karşılaştırmakla kalmayıp, ayrıca kazanç durumumuza göre nasıl büyümüşsek kendimizce ona göre bir model otuştururuz. Ne kadar daha fazla kazanırsak, daha fazla paraya ihtiyacımız olduğunu düşünürüz. Bu olguya  “alışma” ve “uyum” denilir. Alkol ve uyuşturuculara zamanla direnç kazanmayla karşılaştıralabilir. Layard bu durumu ” Hedonik koşubandı” olarak adlanırmakta: mutluluğu aynı seviyede sürdürmek için, koşmaya devam etmeliyiz.

Richard Layard (2005) mutluluğun merkezinin yedi faktöre bağlı olduğunu savunmaktadır. Bundan başka, bir çeşit önem sırasına göre, ABD Genel Sosyal Anketi   (en azından ABD için) gibi araştırmalar yapılarak kullanmıştır. Diğer iki faktörde önde gelen gibi görülmekte fakat anket kanıtlarının yetersizliğinden dolayı yer verilmemektedir.

Aile ilişkileri: Neredeyse bütün çalışmalarda, aile ilişkileri ve özel hayatlarımız ve onlara  yakın olanlar  mutluluğumuzu etkileyen faktörlerden daha önemli bir faktöre sahiptir.

Finansal durumumuz: Daha önce gördüğümüz gibi  bireysel parasal durumumuzun anlamlılığı – özellikle yoksulluk sınırında olduğumuzda – fakat bunun ötesinde de yakın aile ilişkilerinin kalitesi  uzun dönem mutsuzluğun kaynağı olarak ikinci sıradadır.

Toplum ve arkadaşlar: Lane gibi yazılarda daha önce gördüğümüz gibi, arkadaşlık üzerine güçlü bir vurgu oluşturmaktadır. Halbuki, oldukça açıktır ki, katıldığımız toplumların kalitesi kendimizi nasıl hissetiğimiz üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Topluluklar ve gruplar halinde güven ve ait olma duygusunun  faaliyet  gösterdiği yerlerde yaşamıyorsak, mutlu olabilme yeteneğimizin üzerine etkilerini gösterir.

Sağlık: Yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre insanların çoğunlukla mutluluğa önemli bir katkının sağlık olduğunu ön görmektedirler.

Kişisel özgürlük: Mutluluk politik, ekonomik, hukuki ve sosyal sistemlerin kalitesine bağlıdır. İnsanların istikrarlı ve huzurlu toplumlardaki konuşma özgürlüğü ve kendi çıkarlarını savunabildikleri (diğerlerine zarar vermedikleri) ve kurumların mutluluklarından sorumlu olduğuna dair bazı kanıtlar vardır.

Kişisel Değerler. Insanların mutululuğu onların ‘iç benlikleri’ ve hayat felsefelerine bağlıdır. “İnsanlar sahip olduklarını takdir edebiliyorlarsa, bu her neyse; Eğer kendi ruh hallerini eğitebilirlerse ve kendilerini başkaları ile mukayese  etmezlerse.” (kaynak: Infed)

“Modern toplum ortak menfaat çevresinde kendi üyelerinin gayretleri ile toplanan bir kavrama ümitsizce ihtiyaç gösterir. Burada doğru kavram; İstedigimiz genel mutluluğu artırmak ve  kendimizi sonsuza kadar buna adamaktır.

Benim Yorumum: Tabii ki, bu harika bir hedef. Fakat ilk olarak, mutluluğun sadece egomuzun üzerinde mümkün olduğu ve  bunu bastırarak olmayacağanı anlamamızın gerekliliğidir. Bu sebebten dolayı egomuzdan kurtulmanın bir metoduna ihtiyacımız vardır, Kabalanın metodu, ya da buna daha doğrusu, Işık, ihsan ve sevgi gücü denen bu yöntem ile uygulandığında ortaya çıkar.

Bütün Çin’i Etkileyen Temerrüt Dalgası

Haberlerden (Forbes): “Geçen hafta Şangay Çaori Güneş Enerjisi’nin borçlarının faizlerini ödeyememe fiyaskosu, zaten alarma geçmiş olan ve bütün Çin’i etkileyen temerrüt (borcun zamanında ödenememesi) dalgası hakkındaki dedikoduları kışkırttı.” …

“Olan biten şu: Çin’in ekonomisi yavaşlıyor ve aynı zamanda Başkan Li, Çin’de gerçek serbest piyasa davranışı rolünü artırmak istiyor. Şirketlerin bir kez bankalar veya hükümet tarafından iflastan kurtarıldığı yerde (ya da her ikisi tarafından – en büyük Çin bankalarına bir ölçüye kadar devlet sahiptir), artık küçük şirketlerde de piyasalara bir mesaj göndererek borçlarını temerrüde bırakabileceklerine dair bir duygu oluştu. Li’nin istediği ise insanların şunları anlaması: yatırım risk taşır, iflastan kurtarılmak otomatik değildir, piyasalar fiyaskoları ve temerrütleri kaldırabilmelidir.”

“Olumsuz görüntü şu ki, bir temerrüt diğerine, o da diğerine sebep olur, temerrüt dalgasının yatırımcı güvenini azalttığı bir noktada para tüm sektörü terk eder ve sonra yeni dalgaları kışkırtır, bu sırada şirketlerin sermaye toplama ihtimali azalır. Ancak Çin’i uzun zamandır izleyenlere göre, Çin’in buna izin vermesi mümkün değil: Sistemin bütününü etkileyen bir kriz ihtimali varsa, müdahale edilir.”

Yorumum: Tüm dünya düzeni temerüttedir ve biz bunu ne kadar erken fark edersek, o kadar kolay yeni dünya düzenine değiştirmek mümkün olacaktır: rasyonel bir ekonomi.

Yayım tarihi: March 20th, 2014 at 10:08 am

Yasak Soru

Baal HaSulam, “Zohar Kitabına Giriş,” 67. Madde: İsrail’den biri (kendini Yaradan’a adamış kişi) kendi içselliğini yani kişinin içindeki İsrail’i onurlandırıp arttırdığında, içselliğini dışsallığının üzerinde yani içindeki dünya uluslarının üzerinde tutmaktadır; kişi çabalarının çoğunu içselliğini arttırıp yüceltmek için kendi ruhu yararına adadığında ve sırf zorunluluktan içindeki dünya uluslarının yaşamının sürdürmesi için az çaba sarfetmesi bedensel ihtiyaç demektir, Avot-1’de yazıldığı gibi: “Tora’nı kalıcı yap ki, emeğin geçici olsun”, böyle yaparak, İsrail’in çocuklarının değerinin tanınması ve kabul edilmesi için, İsrail’in çocuklarını içsellik ve dışsallık içerisinde yükseklere çıkarırken, dışsallık demek olan dünya uluslarını da yükseltmektir.

Soru: İçsellik ve dışsallık var. Bu benim için açık. Ne var ki, birini diğerine tercih etmek ne demek anlamıyorum.

Cevap: Ruh ve vücut vardır. Burada “vücut” kelimenin fiziksel anlamında kullanılmamaktadır. Konuşma düzeyinde, vücut almak için istektir. İlk olarak insan nedir?

Fiziksel beden değildir. Maymunun da elleri, horozun da ayakları var. İnsanlık hareket seviyesinden fazlasıdır çünkü Yaradan’a ulaşmak için yetenekleri mevcuttur. Her ne kadar insanlar hareket seviyesine ait olsalar da, ilave bir potansiyelleri vardır: Yaratan’ı aramak için arzu.

Bizler sınırsız gelişim ufuklarına sahip “tuhaf maymunlar”ız.

Maymunlar sorar: “Ormanımızda ne arıyorsun? Bir şey mi kaybettin?”

“Kardeşlerimi arıyorum. Babamı bulmak istiyorum.”

“Baban burada, görmüyor musun?”

“Hayır. Ben yaşamın kaynağını arıyorum. Hayatımda eksik bir şey var. Neden yaşadığımı bilmek istiyorum. Dışarıda muzdan daha fazlası var mı? Arayışta olmadan kurallara uymak benim için kolay değil.”

“Ne olmadan…?”

“Henüz kendim de bilmiyorum ama yaşamda bir anlam bulmak zorundayım. Varoluşum yavan ve tatsız.”

“Şu harika muzları denesene!”

 “İşe yaramaz! Sadece ekmek parası kazanmanın ötesinde bir arzum var benim.”

Bu ilave arzuya Adam (Adem) denir. İçsel arayışımız bizi Yaratıcı gibi olmak (Domeh) hasretine yöneltir, onun özelliklerine ve doğasına.

Maymun hiç bir şey hakkında herhangi bir ipucu olmadan aramaya başlar. Şu ana kadar, arama egoistik gelişimle perdelenmiştir.

Gelişme katı bir şekilde daha fazla para kazanmaya, daha fazla başarı elde etmeye, daha fazla inşa etmeye yöneliktir. Bu süreç yüz binlerce yıldır devam ediyor: Önce tarım vardı, sonra sanayi ortaya çıktı, karmaşık sosyal etkileşimler, sayısız insan başarıları ve hala maymun tamamen mutsuz veya tatminden yoksundur.

Maymunun arzularının karmaşasında, iç dünyasında Yaratıcı’yı algılamak için bir hamle pusuda bekler. Ama bu hasret açıklanamaz, örtülü, sanki kat kat giysiler altına, diğer arzular altına saklanmıştır. Yeni keşfedilmemiş topraklar ve kıtalar maymunlara çok çok cazip görünür! Maymunlar dünyayı ve onun yasalarını keşfetmek için çabalar: “Göklerde neler var? Dünya’nın derinliklerinde neler var? Dostlarımızın aklından ve yüreklerinden geçenler nelerdir?” Maymunlar bilimler ve teknolijiler geliştirdiler, böylece maymunların anladıkları dile uygun evrimsel kilometre taşları yarattılar.

Gerçekte en derin düşüncelerinde, bilimde, felsefede ve son teknolojilerde gerçekleştirilen tüm çabaların ötesinde, maymunlar gerçekliğin kaynağına ait ifşayı arzularlar.

Zamanla maymunlar daha da yabancılaşırlar ve kendilerine insanoğlu demeye başlarlar. Gizli bir arzu kendini düpedüz açığa çıkarana kadar bu durum devam eder. Sonra maymunlar belirli doğal güçler için aramaya başlar, mistisizm ve astroloji ile uğraşırlar, ayinleri araştırılar, böylece etraflarında ve içlerinde olan “işaretleri” fark etmeye başlarlar. Sayısız teoriler oluşturup, çeşitli olaylara ve şeylere gizemli özellikler atfederler, sonuçta hala bir şey bulamamışlardır.

Oysa maymunların en derin arzusu peyderpey ortaya çıkmaktadır. Aniden binlerce oldukça gelişmiş maymunun arasından “Adam” isimli olanı ortaya çıkar. Ailesinin ona bu özel ismi vermesi rastlantı değildi. Bu yeni oluşturulmuş muazzam arzu, nihayet varolmuş herşeyi başlatmış olan üst gücü ifşa eder.

İnsan görünüşünü edinen ilk insan olduğundan, bu adama “ilk insan” (Adam Ha-Rişon) denir: Üst güç ile benzerlik. Böylece o Yaradan’ı ifşa etti.

Adem, İbrahim’den önceki yirmi nesil boyunca pek çokları tarafından takip edildi. Bazıları insan düzeyine erişmeyi başardı.

Sonuç olarak, bu tip maymunun içine üst gücü ifşa etme özlemi yerleştirilmiştir. Şimdiye kadar, kendi egoizmleri sadece bu güç yolunda onlara eşlik etmişti. Onların içsel davaları saklı kaldıkça daha iyi bir yaşam kurmak için çalışıyorlar ve çeşitli ilaçları deniyorlar.

Benzer şekilde, çocuklarımızın arzu edilen yöne adım adım varması için bizler de onları faydalı aktiviteler ile meşgul tutmak için kendileri için iyi olanı çekici ambalajlarda sunarak “kandırırız”. Aynısı maymunlar için de geçerlidir, sayısız zorluklar, hayal kırıklıkları ve tahrikler yolu ile yaşamlarının amacı sorusuna yavaş yavaş yaklaşırlar. Bu her ilerleme için böyledir.

Eski Babil’de insanlar arasında çok büyük tartışmalar vardı. Nasıl çözeceklerine dair hiç bir fikirleri yoktu. Durum o kadar vahimleşti ki, bağırmaya başladılar: “Kral’ımızı bilmek istiyoruz!” Bunlar çok gelişmiş düşünen ve ilerici maymunlardı. Üst güç ile tanışma arzusunu ilan edebilmek için yüz binlerce yıllarını harcamışlardı. İlkel putperestler hiç değillerdi, onlar Ziggurat’ı yarattılar. Göklere uzanan kuleleri ile aslında egoistçe olsa da doğanın güçleri ile ilgili manevi eylemlerle meşgullerdi.

Kısacası, maymunların üst gücü ifşa etme arsuzu işte o zaman başladı. Ancak, nasıl ulaşacaklarını bilmiyorlardı. Teknik ve sosyal ilerlerme anlamında çok bin yıllık bir ilerlemeye sahiptiler bu yüzden aynı yolda ilerlemeye karar verdiler, ta ki bu yolla Yaradan’a ulaşmalarının imkansız olduğunu anlayacakları bir krize kadar.

Anlamalıyız ki, onlar oldukça mütevazı yaşadılar, ancak yetecek kadar ekmekleri vardı, tüm çabaları üst güce ulaşmaya yönlendirilmişti.

Babil zamanında, maymunlar insan seviyesinin belli bir derecesine ulaştılar. İçlerindeki bir şey değişti. Kaynağı, üst gücü arzulamaya başladılar.

O zamandan beri, Yaradan’ı edinme yönteminde gelişme başlatıldı. Bu yöntem bize gerçeği açık eder. Gerçeğin hoş ya da sıkıntısız olup olmaması önemli değildir. Teselli aramıyorum, bilmek istiyorum.

Yaradan’a ulaşma yönteminin takibine çok daha fazla büyük bir ego edinerek devam edebiliriz.

Babil’in ilave egoizmi, küçük bir zümreye (3 milyon nüfusdan yaklaşık 5 bin kişi) bencilliklerinin üzerinde yükselip üstün gelerek Galgalta ve Eynayim’e dönüşmelerine ve İbrahim’in grubuna katılmalarına izin verdi. Çoğu egoizmleri ile başa çıkamadı ve yaşamlarının amacını unuttular, “göklerin kulesi” yani üst gücü arayış. Kendini sevme yükünün içinde yer aldılar ve dünyanın her tarafına dağıldılar ve maddeci varoluşlarını oluşturmaya devam ettiler.

Çoğaltılmış egoizm onları ikiye böldü: iç ve dış. Bu süreç şimdiye kadar devam eder: küçük bir parça, İbrahim’in evi, İsrail, gelişip kendini düzeltir, oysa büyük parça (AHP) düzelmek için istek kazanmalıdır, ama bunu kendi üzerinde yapamaz ve sadece Galgalta ve Eynayim yoluyla düzelebilir. Bu tüm dünyanın bile neden büyük bir krizden ve pek çok hayaklırıklıklarından geçmek zorunda olduğunu açıklar, böylece en sonunda Galgalta ve Eynayim ile bağlanıp destek olurlar.

Peygamber Yeshayahu (İşaya)’nun dediği gibi, “dünya ulusları” omuzlarında “İsrail oğullarını” Tapınak’a taşıyacak. Bunu yapabilecek yetenekte olmalarına rağmen kendilerini tek başlarına düzeltemezler. Galgalta ve Eynayim AHP yani “dünya ulusları” ile üst güç arasında geçiş noktasıdır

Bu nedenle, her iki parça noksansız ıslaha beraber kavuşacaktır.

Neden maymunlar içselliği dışsallığa tercih eder? Kendilerine yaşamın amacı hakkında bir soru sorarlar: “Neden hiç bir şey yapmıyorum? Ne için yaşıyorum? Neden endüstriyi, bilimleri, kültürü, eğitimi ve politik sistemleri geliştiriyorum? Neden yeni topraklar keşfediyorum? Neden evreni fethediyorum?”

Günümüzde, dünyanın en az yarısı çeşitli eşitsizlik aşamalarından geçiyor. Pek çok insan, anti-depresanlar, hafif uyuşturucular ya da alkol alıyor. Bunlar zayıflık ve çaresizlik belirtileridir. Kimsenin gelmiş geçmiş en derin soruya bir cevabı yok: “Neden buradayım?”

İnsanlar farkında değil ama, boşluk ve yıkım hissediyorlar. Eğer kendilerini daha da sersemleten televizyon ve diğer kitle medya ürünlerinden mahrum bırakılacak olsalar, eğer sabahtan akşama kendilerini zorla besleyen herşeyden özgür olsalar, ne ile baş başa kalacaklardı?

İnsanlar çok çalışmaya zorlanır, ama gereksizdir. Çok çalışarak, doğanın hatırlattığı o önemli sorudan uzaklaştırılırlar. Bugün bu soru çok tehlikeli hale gelmiştir. Bu dünya çapında bir ateş tutuşturacak bir kibrit gibi.

Kimse bu soruya kulak vermek istemiyor. İnsanlar içlerinde taşıdıkları acıdan korkuyorlar. Biri kendine bu soruyu sorduğu zaman, kişinin tüm hayatı büyük bir acı spazmına dönüşür. Bunu kim ister? İnsanlar biraz neşe bulmaya için çabalıyor, onlar tam bir umutsuzluğa batmak istemez.

İnsanlar hayatlarının anlamını sorgulayıp da hiç bir ilacın iyileştiremeyeceği acıyı ortaya çıkarmak yerine cinayet işlemeye hazırdır.

İnsanlık acıdan kaçınmak için elinde ne gelirse yapar: seyahat, sinema, TV, eğlence; alternatiflerin sonu yoktur. Ne yaparsan yap ama hiç bir çözümü olmayan ıstırabı uyandırma.

Yine de, hayatın anlamı hakkında bir soru, bu soruyu nasıl hasır altı yapabileceğini bilen politikacıları ya da diğer profesyonelleri bir kenara atıp uyandırıverir. Yaradılışın amacına karşı olduklarından onların çabaları başarılı olmaz.

Ancak insanlar iç dünyalarında pişmeye ve olgunlaşmaya ihtiyaç duyarlar. Kuşkusuz bu süreç mevcut varlığımızın hastalıkları ya da saçmalığı yerine sonsuzluk ve mükemmellik ile dolu güzel bir yaşam ve herkes için sonsuz yükseliş sağlayan hazır bir ilaca,  ıslah metodolojisine geniş erişim fırsatına bağlıdır.

Bir taraftan, ıslah metodolojisi şu andaki durumumuzun net bir açıklamasını sunar. Bu durum neden başımıza geldi ve nasıl düzeltebilirizi açıklar. Diğer taraftan, ıslah için hemen olumlu sonuçlar gösteren güçlü bir pratik teknik sağlamaktadır.

Avrupa, Kriz, Amerika

Soru: Avrupa’daki birliğin gücü bize yaklaşmakta olan Amerika’daki kongrede bir sonraki seviyemize ulaşmada nasıl yardım edecek?

Yanıt : Avrupa ve Amerika’nın birbirlerine karşı kuvvetli bir etkileri var. Ama gerçek olan şu ki Amerika’daki krizin etkileri daha az hissedildi. Amerika’da bunu geçiştirmenin olasılığı var. Amerika’da sadece bir hükümet var, tek bir güç, hiçbir konuda kimse ile pazarlık yapmaya gerek yok. Yapmak istedikleri herşeyi yapabilirler, bu kadar basit. Yüz milyar dolar daha basmaya karar verdiler ve yaptılar. Matbaa çalışıyor.

Avrupa’da bu çok daha zor, çünkü tüm ülkeler arasında bir koordinasyon gerektiriyor. Bu nedenle kriz çok daha fazla hissediliyor. Avrupa birleşmiş olsaydı, o zaman krizi çok kolay ele alabileceklerdi. İlk olarak, kriz çok çabuk yatıştırılabilirdi çünkü Avrupa Birliği vatandaşları egolarının üzerlerinde birleşeceklerdi. Genel olarak, Avrupa günümüzün Babil’idir.

Buna ilave olarak, tek bir çözümü benimsemeye başlayıp, Amerikalıların yaptıklarının aynısını yapabilirlerdi. Bütün kriz sadece Avrupa bölünmüş olduğundan yayıldı. Avrupa’nın bir parçası Brüksel’den, Avrupa’nın diğer parçasına kararlarını zorla uygulatmaya çalışıyor. Ve öteki taraf bunu istemiyor, Güney Kıbrıs’ta , parlamento diğerlerinin kararlarını kabul etmeyi reddetti.

Bu ne biçim bir birlik? Ya birleşmek, ya da parçalanmak zorundalar.

Amerika’da, koşullar, karar vermiş oldukları “Bizim krizimiz yok.” bakış açısıyla daha iyi durumda. Sanki hiç birşey olmamış gibi yaşıyorlar ve bunu belirlemiş durumdalar. Ama tabi ki daha sonra herşey çökecek.

 Avrupa Kongre’sinden, Almanya, 6. Ders, 24/03/13 

Krizler ve Çözümler

Geleneksel Kabala ilmi, Acilen Gelişmesi Gereken Dünyevi Bilinç

İlim ve Bilim’in Söyleşisi için yazılmış bir makale: “Yeni Dünyevi Bilinç” bilimsel Sempozyum, Düsseldorf, Almanya, Mart 2006.

1. Sevgili Dostlar,

Giderek çoğalan global kriz çözüme ihtiyaç duyuyor.  Dünyanın dört bir yanında, tanınmış bir çok bilim insanı ve filozof kriz üzerine çalışma ve araştırma yapıyor. Fakat krizin nedenini anlayabildiğimizi henüz söyleyemeyiz.  Üstüne üstelik çözüm için nasıl bir eylem planı yapmamız gerektiğini de bilmiyoruz.

Bugün artık krizin varlığını inkar edemeyiz, krizin doğasını anlamı idrak etmeye ilişkin teori ve önerilerin yanı sıra krizi bertaraf etmeye yönelik öneriler bulunmaktadır. Bu sunumda, insanlığın şu an ki durumunu son 30 yıldır ilgilendiğim/araştırdığım Kabala bilimi bakış açısı ile betimleyeceğim. (daha&helliip;)

Kriz ve Çözüm

Dünya Ruhsal Forumu için Arosa, İsviçre’de yazılmış bir makale, 2006.

İçerik:

  • Kriz
  • Özgecilik Hayatın İlkesi
  • Çatışmanın Ortaya Çıkışı
  • Kalıcı Zevk Ancak Özgeci Arzularda Olabilir
  • Krizin Düzeltilmesi için Bir Uzun ve Bir Kısa Yol
  • Toplumda Özgeciler ve Egoistler
  • Kriz Çözümü İçin Plan
  • Yeni Bir Medeniyet Yaratmak
  • İnsanlığın Kurtarıcı Takımı

Ek bölüm: Kısa & Uzun Vadeli Taktik Planı

  • Plan Hedefleri
  • İşbirlikçi Çalışma
  • Bilgi Merkezi
  • Bilgi ve Açıklayıcı Bölümler (önceliklerine göre)

(i) İnternet

(ii) Kitle İletişim

  • Yazılı Basımlar
  • Ses
  • Reklam
  • Benzeri Organizasyonlarla İşbirliği
  • Global Enstitülere Yaklaşmak
  • Uluslararası Özgecilik Araştırma Enstitüsünü Kurumunu Kurmak
  • Şirketlere İyiliksever Olmalarına Baskı için Öneri Vermek
  • Yukarıdakilerin Uygulanabilmesi için Pratik Örnekler
  • Aciliyet

Ocak 2006  MICHAEL LAITMAN, PHD

Kargaşa

İnsanlığın büyük karmaşası çok açık: Buhran, uyuşturucu, aile birliğinin parçalanması, ayakta tutulamayan sosyal sistemler, nükleer silahların kullanılma korkusu ve ekolojik felaketler bütün bunların işareti. Profesör Ervin Laszo’nun yeni kitabı “The Chaos Point” (Kaos Noktası), çok açık ve kapsamlı küresel krizin aydınlatıcı betimlemesini sunmaktadır. (daha&helliip;)

Kriz ile ilgili dersler

  • Gıda Krizi Hakkında – Dünya’da yaşanan ve devam edecek olan Gıda Krizi Konusu.

Video Versiyonu

MP3 Versiyonu

Tarih: 30-04-2008
 
  • Kriz Hakkında. Genel olarak yaşanan küresel kriz.

Video Versiyonu

MP3 Versiyonu

Tarih: 04-08-2011
 
  • Kriz Hakkında. Genel olarak yaşanan küresel kriz. Bölüm 2

Video Versiyonu

MP3 Versiyonu

Tarih: 04-08-2011
 
  • Kriz için çözüm aramızdaki bağ! New Jersey Kongresinden.

Video Versiyonu

MP3 Versiyonu

Tarih: 12-05-2012

Davos: Dünya Ekonomik Forumu

23 Ocak, 2013, Davos: Dünya Ekonomik Forumu

Haberlerden (Business Inquirer): “Çarşamba günü siyasetin ve iş dünyasının ileri gelenleri belli belirsiz iyileşme belirtileri gösteren küresel ekonomiye güven aşılamak amacıyla Davos’un karla kaplı tesislerinde bir araya geldiler.

“2500’e yakın lobici, gazeteciler, sanayi liderleri ve ekonomistler ile 45’e yakın dünya lideri omuz omuza vererek Dünya Ekonomik Forumu’nun İsviçre kayak tesisindeki yıllık toplantısına katıldılar.

“Organizatörler Euro bölgesindeki borç krizi gibi acil durumlara karşı direnmek için, küresel ekonominin yapısındaki iyileşmeye duyulan ihtiyacı yansıtan ‘dirençli dinamizm’ temasını seçtiler.”

Benim Yorumum: Politikacılar ve ekonomistler korumacılık yanlısı egoist gelişimdeki çıkmazın farkında olmadıkları sürece, geleceğin küresel integral gelişimde, sürdürülebilir üretim ve tüketimde, aşırı üretimi önlemede ve dünyadaki bütün insanların eşit rasyonel tüketim için ihtiyacı kabul etmesinde olduğunu kabul edemeyiz. Gelişimimizin bir sonraki evresi olan bütün insanlığın tam entegrasyonu hedefine kadar kriz dramatik görünümüyle kaçınılmaz şekilde bizi hatalarımızı kabul etmeye zorlayacak.

Gezegeni Yağmalamaya Son Verin

Ernst Ulrich von Weizsäcker’in görüşleri (Almanya’daki Roma Klübü’nün Eş Başkanı): “Her doktor bilir ki başarılı bir tedavi için ön koşul doğru teşhistir.Ve işte, insanlar gözlerini kapatmayı tercih eder ve bu şartlar dramatik bir şekilde değişmediği sürece hiçbir şey yapamayacağımızı düşünür. Eğer insanlık bu şekilde konuşmaya devam ederse, dünya kendi sonuna yaklaşıyor demektir.

“Ne yazık ki birçok insan için kısa süreli başarılar torunlarının kaderinden daha çok önem taşır. Bu nedenle hepsi kendilerini korkutucu düşüncelerden uzaklaştırırlar.

Beş şeye ulaşmayı umuyorum:

Gelişim için olumlu imkanlar oluşturmalıyız.

Bu fosil yakıtların kullanımındaki rezaletlerin ve de balık endüstrisindeki skandalların –bazıları okyanuslarda hiç balık kalmaması gerektiğine inanıyor- bütün dünyada bilinmesi için gerekli.

Biz “Dünyayı nasıl yaşamaya uygun hale getirebiliriz?” sorusu üzerine fikir üretmeliyiz.”

Biz, yatırım fonlarının ekolojik kriterlere uygun olarak yatırım yapması için onlarla işbirliği yapmalıyız, eğer yapsaydık bu piyasalara ciddi şekilde etki edebilirdi.

Dünya çapındaki bütün hükümetlerin ve işletmelerin, gezegenin zenginliğinin yağmalanmasına bir son verilmesi için zorunlu birtakım kurallar benimsemesi gerekir.

Benim yorumum:

Gezegene olan tutumumuzda değil ama içimizde, içimizdeki egoizmimizde doğru teşhisi koymak ve buna yol açanı tedavi etmek gerçek şifa ve çözümdür. Bu insanları yeniden eğitmek anlamına gelir ve göz ardı edilemez, aksi takdirde olumlu bir sonuç elde edemeyiz ve hastalık gittikçe daha da kötü bir hale gelir, Roma Klübü’nün de bütün yıllarında olduğu gibi.