Category Archives: Global Kriz

Bu Savaş Teröristlere mi yoksa Yaradan’ın Gizliliğine mi?

Soru: Eğer şu anki savaş farklı ideolojiler arasındaki bir mücadele ise, İsrail’deki farklı ideolojiler arasındaki savaş nedir?

Cevap: İlk olarak şunu anlamalıyız ki, bizler üst güç, yaradılışın düşüncesi tarafından yönetiliyoruz ve bu sayede de Islah eden Işığı bizleri kurtarması ve kazanmamız için kullanabiliriz. Ancak nasıl kazanmalıyız?

Tüm bu savaş bir düşman terörist organizasyonu yenmek için değil, tüm dünya üzerinden var olan Yaradan’ın gizliliğini yenmek içindir.

Bunu ortadan kaldırmamız gerekiyor, en azından bir dereceye kadar ve sonrasında hangi dünya içerisinde yaşamakta olduğumuzu, bizlere, tüm yaratılan canlılara neler olduğunu, Üst Gücün bizlerden ne istediğini görebileceğiz. Bu arada, bu da, İslam perspektifine karşıt bir görüş hiç değildir. Bu sadece bir açıklama gerektirmektedir, başka da bir şey değil.

Savaş, iki görüş arasındaki çatışmadır. Bu savaşın özü, her iki tarafın da kendi egosunu kullanarak kazanmak istiyor oluşudur. Fakat şunu anlamalıyız ki, günümüzde bu tarz bir savaşa yer yoktur. Bu savaşın başka bir şey olması gereklidir: bizlerden Yaradan’ın gizliliğini ortadan kaldırmamız istenmektedir. Bizlere gönderilen engeller ile sanki belli bir bölgede belli bir hâkimiyet sürmekte ya da belli bir politik ideolojide olan teröristler ile savaşmakta olduğumuzu düşünmeye zorlanmamız istenmiştir.

Aslında, gerçekte olan, tamamen farklı bir savaştır ve sadece bu yaşanan durum ile bizleri bu şiddetli ani koşullara sokanın Üst Güç olduğunun farkına varabilecek ve bu sayede O’nu ifşa edebileceğiz.

Bizler O’nu sadece, bu güçten gelen her şeyin aslında O’nu ifşa etmek için olduğu ve O’nunla form eşitliğine ulaşmamız için olduğu mesajının toplu dağıtımı ile ifşa edebiliriz. Çünkü bu form eşitliği O’nu ifşa etmek için gerekli olan araçtır.

Üst Güç ile form eşitliği, bizlerin “Dostunu kendin gibi sev” ve kişinin düşmanını, sevdiği kişiye dönüştürmesi koşulunu yerine getirmesini gerektirir. Bu da düşmanları, dosta ve dışsal düşmanları, içsel düşmanlara dönüştürmemizi gerektirir.

20 Temmuz 2014 tarihinde yayımlandı.

Avrupa’da Babil’in Yıkıcı Etkisi

Soru: Neden bağın (bağlantı) gücü bazen güçlü ve bazen güçlü değil? Örnek olarak, Amerika Birleşik devletlerinde, birçok eyaletin birleşimi çok güçlü bir ulus yarattı, oysa Avrupa’daki birlik böyle bir başarı getirmedi.

Cevap: Avrupa’da Babil’in yıkıcı gücü, çeşitli dillerin karışımı ve karışıklılığı etkin.

Soru: Yarattığımız bağlantı gücünün durumu, daha kötü yapmayacağından nasıl emin olabiliriz?

Cevap: Bu dünyanın düzeltilmesi ile ilgili Kabala bilgeliğinin ve bilgisinin serbestçe yaymanın mümkün olduğu bir süre içinde olup olmadığımıza bağlıdır. Bu zamana ulaştık mı, ulaşmadık mı? Bizim için böyle bir soru yok çünkü bu büyük bir Kabalist tarafından yazılmıştır.

Soru: Tüm dünya, bütün kendi katmanlarında, formlarının tümünde, zaten bu yöntemi kabul etmek için olgun hale geldi mi ve etkili bir şekilde idrak etti mi?

Cevap: Dünya bu krizi hissettiği ölçüde hazırdır: ya çocukların eğitiminde, aile içinde, işsizlik ve işte, sosyal ilişkilerin içinde ya da genel ekonomik krizde.

Soru: Avrupa’da kriz hissedilir hale gelmiştir ve bunu durdurmaya çalışıyorlar. Bu çabalar bir kaç yıldır herhangi bir başarı elde edilmeden zaten devam etmektedir.

Cevap: Bu işi kendi başlarına yapmaya asla hazır olmayacaklardır. Her nasılsa, bize öyle geliyor ki, beklersek insanlar hayatları için doğru bilgiyi almaları ve birdenbire bilgeleşmeleri ve arzuyu almaları ve kendi kendilerine anlamaları mümkün olacaktır. Fakat bu asla mümkün olmayacaktır. Kendi kendilerine bir şey anlamayacaklar.

Birden fazla darbe almaları, onları daha iyi ve akıllı hale getirmez, aksine onları daha inatçı ve daha fena yapacaktır. Sadece onlarla birlikte yapacağımız ortak etkinlikler yoluyla ve yöntemlerimiz ile durumu düzeltmek mümkün olacaktır.

Dünyanın Kuantum Algılanışı

Tüm ihtiyaçları ve arzuları ile bütün dünyayı, Sonsuzluk Dünyasının tüm Malhut’unu kendimize bağlamamız gereklidir. İlk önce, kendimize yakın olan tarafları çekeriz, örnek olarak, benzer görüşleri olan ve diğerleri ile bağ kurmak isteyen kişileri: “Herkes, kendi komşusuna yardım etsin.”

Ve sonrasında, bizden daha uzak olan taraflara geçiş yaparız, örnek olarak, kendi dış görünüşümüzü paylaşmayanlar ya da birbirleri ile bağ kurmak için çabalamayanlar ya da yaradılışın amacını ifşa etmek istemeyenler.

Dağıtım, genel toplumun arzularını toplamakla başlar. Küçük, ilkel ve dünyevi görünürler ancak sadece buna benzerler. Üst Partzuf ve altındaki bağlantıda, ikincisi daha küçük bir arzu taşır. Hâlbuki Üst Partzuf, altta olanın isteğine, üstün alttakine karşı hissetmiş olduğu büyük sevgiden dolayı çok önemli ve gerçek bir şey olarak bakar. Bu yüzden, üst, altta olanın ihtiyaçlarını karşılayacak büyük işi yerine getirebilecek hale gelir.

İşte bu şekilde tüm dünyayı kendime iliştirmiş olurum. Denilmiştir ki, tüm dünya bana hizmet etmek üzere yapılmıştır. İnsanlar, ne bu gerçeği anlarlar, ne de bu şekilde düşünürler. Bunun tam aksine, beni reddeder hatta benden nefret ederler. Ancak, bu benim için hiç önemli olmamalıdır. Onların arzularını kabul ederim ve bilirim ki, ben onlara, onların bana davrandıkları gibi davranamam.

Onlar yaşamış oldukları problemler ve savaşlar yüzünden ıstırap çekerken ben de oturup daha bilge olmayı bekleyemem. Bu hatalı bir yoldur ve komşularımızı sevmek ile uyumlu bir davranış değildir. Eğer bu şekilde düşünüyorsanız, bu hala kendi üzerinizde çalışmanız gerektiği anlamına gelir. Bu, ne olursa olsun, çabalarımızı neden diğerleri ile bağ kurmak için devam ettirmemiz gerektiğini açıklamaktadır.

Dik başlı, işe yaramaz, ailesinin sözünü hiç dinlemeyen ve kasıtlı olarak her şeyi yanlış yapan oğulları olan bir aile düşünün. Ne olursa olsun, o hala onların oğullarıdır ve yine ne olursa olsun aile, oğullarını korumak zorundadır. Bu, bizlerin, daha sonra başına ne geleceğini bilmediğinden, hayata küsmüş ve umudunu yitirmiş dünya üzerinde çalışmamız gereken modeldir.

Bu, kendilerini iyi, olağandışı, akıllı, zeki olarak saymayıp, kendilerini zayıf, aptal olarak hisseden ve etraflarındaki dünyada ne olup bittiğinin farkında olmayan, insanlığın gerçek doğasının ifşasıdır. Dünya, gittikçe gerilemekte, daha da alçaklara düşmekte, yiyecek, seks gibi temel birkaç ihtiyaç dışında hiçbir şey insanların ilgisini çekmemektedir.

Eski kültürümüz, uzay programımız, o yüce isteklerimiz, bilim adamlarına, bilgelere, sanatçılara, iyi eğitimli kişilere olan saygımız nereye gitti? 50 yıl kadar önce bunların hepsine sahiptik. Her şey bir anda gitti! İnsanoğlu, sanki bir hayvan topluluğuna benziyor.

İnsanlar, en küçük ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumdalar ve ıstırap çekiyorlar. İstatistiklere göre, şu anki refah seviyesi, 100 yıl öncekinden 10 kat fazla ancak aynı zamanda, depresyon, umutsuzluk ve birine ihtiyaç duyma duygusu sürekli olarak büyümekte. Nihayetinde, bunlar doğrudan maddi refah ile ilgili konular değiller.

Sorunlar bizler üzerlerinde çalışalım diye bizlere verilmektedir. Bunu çok açık bir şekilde anlamamız gerekmektedir. Bizlerin dünyayı algılaması tamamen “kuantumdur”. Hepimizin sahip olduğu görev ile arasında büyük bir çelişki vardır: özgür seçimi olan tek kişilerin biz olduğumuzu ve diğerlerinin buna sahip olmadıklarını kabul etmek. Bu kural, istisnasız olarak herkes için geçerlidir. Bu bizleri, tüm dünyanın her birimize bağlı olduğuna ve hepimizin de bu amaca hizmet etmesi gerektiğine yönlendirir.

28 Mayıs 2014 dersine hazırlık kısmından.

6 Haziran 2014’de yayımlandı

Nereye Gidiyoruz?

Soru: Dünyanın durumunu değiştirmemiz için gerçekten bir şansımız var mı? Yine de her gün her şeyin kötüye gittiğini görüyoruz.

Cevap: Hayır, dünya her geçen gün kötülüğün daha büyük bir farkındalığına doğru ilerlemektedir. İnsanlar herhangi bir istikameti olmayan bir yolda ilerlediklerini, nereye gideceklerini bilmeden, dünyanın gelişimine etki etmenin mümkün olmadığını veya hayatı garantilemek için dünyanın sürdürülebilirliğini sağlayamayacaklarını anlıyorlar.

Bütün baskıları kaybediyoruz ve dizginler elimizde değil. Dünyayı idare edebilmemizin bir yolu yok ve aslında bu iyi bir şey. İnsanlar ana babalarını kaybetmiş çocuklar gibi hissediyorlar.

Yavaş yavaş bizi kimin unuttuğunu, kimden uzaklaştırıldığımızı ve kime yaklaşmamamız gerektiğini anlamaya başlıyoruz. Bu kişiye doğa ve gerçeklik ile denge içinde üst güçlere ihtiyacı olduğunu hissettiriyor. Bu mistik bir güç değil aslında bu sistemin nasıl inşa edildiğini, yasayı, dünyanın hangi formüle göre yaratıldığını anlamak istiyoruz.

Gittiğimiz yolu bilmemiz gereklidir! Sonuçta, tamamen bir karanlığın içinde bizi nereye götürdüğünü bilmediğimiz hızlı bir trenin içindeyiz.

Soyutlama Başarısızlıktır

Nikolay Kashcheev’ün görüşleri (Promsvyazbank’da Kurumsal Bölüm Başkanı, Kıdemli Direktör, Rusya):“Dünya bugün sistemin lehinde olmayan geleneksel yasaların altında yaşamaya devam eden bir kırılma noktasında bulunmaktadır. İstikamet ve eğilim değişiyor. Artık, ilerleme sadece tüm dünyadaki insanların ortak çabaları ile elde edilebilecektir.

Bu ilerlemenin meyveleri sadece teknoloji ve bilgi akışı sayesinde bir laboratuardan diğerine, bir ülkeden diğerine aktığı için başarılı bir şeklide kullanılmaktadır. Bu eğilimler yatay küresel ekonominin oluşturulması üzerinde çalışmaya devam eder.

Bu savunma veya bilimsel laboratuarlarının sisteminin günlük yaşantımız içine etkili bir şekilde geçebilmesi için aşağıdakiler gereklidir: a) kâra dayalı bir kapitalist sistem ve b) küreselleşme, dağıtım yapılırken girişimler konsantre hale getirilebilir.

Bu işlerin finansmanı fonla-beni ve kitle kaynak yolu ile çalışır. Kapalı olmak yolu bizi başarısız kılacaktır, bu zaten bir uyarı sistemi olarak hizmet eden bir kaç modası geçmiş ekonomilerde meydana gelmiştir.”

Benim Yorumum: Önemli olan sadece birliğin gelişimimizin bir sonraki aşamasına yol gösterdiğini anlamaktır. Ve birlik kapitalist değil, özgecil olmalıdır. Ama bu anlayış yavaş yavaş gelecektir.

Mevcut Gerçekliğin Sembolü: Soru İşareti

İnsanlık ilk önce, kendini cansız, bitkisel seviyesinde ve ardından doğanın hayvansal seviyesinde kendini tanımalıdır. Dolayısı ile, ilk önce hayvan olarak var olmak zorunda ve sonrasında bu dünyada insan olarak sanayi, ticaret, teknoloji ve bilim dallarında gelişmeye başlayarak, böylece sonunda tüm bunların işe yaramadığını anlayarak ve hayatın anlamını bu şekilde deşifre edebilecektir.

Bu dünya üzerinde bir şeylerle ilgileniriz: yetişkinler, çocuklar ve hayvanlar. Yani biz bu şekilde yaşarız, fakat bu hayat ne için var? Bu hayatın ötesinde bir şey var mı? Büyümeye başlayınca bu soruları sormaya başlıyor ve çeşitli aşamalardan ve evrim çağlarından geçerek ve sonunda bu sorulara hiç bir cevap bulamıyoruz.

Sonunda sıkıntılar ve sorunlar üzerinden bize baskıda bulunan bir krize ulaşırız. Bu sadece insanlar ve toplumları etkilemez, aynı zamanda cansız seviyeyi, çevreyi, bitkileri ve hayvanları etkiler. Tüm sorunlar bunlar aracılığı ile bize ulaşır.

Hayatın anlamını sorguladığımız bir duruma ulaşırız, meraktan veya üst kaynağı keşfetme arzusu ile değil -biz nereden geldik ve niçin- ama sadece çaresizlikten ve bize hiç bir neşe getirmeyen bu boş hayatta zevk alma arzusuna ulaşma isteği ile.

İnsanlık gelişmekte ve bize baskı yapan ve soru sormaya zorlayan genel bir krize ulaşmaktadır. Bu hayat neye dairdir? Neden bu şekilde yaşıyoruz? Hepimizin bildiği gibi hayatta sorunlar ve endişeler olmadan, bu gibi soruları sormaya başlamayız. Fakat sorunlarla karşılaştığımız an, aniden sormaya başlarız.

Böylece Kabala bilgeliğinin bize söylediği gibi, hiç bir seçeneğimiz olmadığını ve hayatın anlamını bilmek için bağlantıya geçmek zorunda olduğumuzu fark ederiz. Eğer bulmacanın parçalarını bir araya getirirsek, resimde ve arkasında ne olup bittiğini, onu yöneten ve destekleyenin kim olduğunu ve bunları O’nun neden yaptığını anlayacağız.

Kabalistler bu resme nüfuz eder ve zamanın üzerine çıkar. Bize her şeyin Yaradan’ı edinmeye bağlı olduğunu söylerler. Bu hayattaki tek sorun Yaradan’a ulaşma, O’nu arayarak, O’nunla irtibata geçerek, O’nu keşfederek, O’nu anlayarak, O’nunla doğrudan diyalog içinde olabilmek için. Ben Yaradan’a dönerim, O cevap verir, bana döner ve ben de benden ne istediğini anlarım.

Eğer bu durumu elde edersek, bütün sorunlarımız çözülecektir. Neler olduğunu ve her şeyi nasıl idare edebileceğimizi anlayabileceğiz. Bu yaşam üzerindeki bir üst seviyeye nasıl yükselebileceğimizi bilmek asıl konudur. Ama bunu yapabilmek için Yaradan’ı ifşa etmek zorundayız. Yani mevcut kriz bizi bu duruma getirmek içindir.

Biz bir kriz olduğunu düşünürüz fakat “kriz” Yunancada yeniden doğuş anlamına gelir. Bu yüzden krizleri bu kadar dramatik şekilde ele almak yerine anladığımız ve nasıl bağlantı kurabileceğimizi bildiğimiz kadarı ile bize yeni başlangıçları getirmesini beklemeliyiz.

Uygarlığın Felaket Yörüngesi

​​David Dubrovsky’in görüşleri (Felsefe Bilimleri Enstitüsünün Rus Akademisi Biliş Teorisi Bölümünde baş bilim adamı, yapay zeka metodolojisi üzerinde Rus Akademisi Bilimsel kurulu eş başkanı): “Ekonomik krizin sabit bir şekilde kötüleşmesi tüketim toplumumuzun bir çıkmaza yaklaştığını ve diğer küresel sorunları göstermektedir. Birçok insan bunun hakkında konuşuyor ve yazıyor. Ama belirleyici bir takım eylemler görülememektedir. Dünya uygarlığının gelişiminin tehlikeli yörüngesini değiştirmek için genel bilinç düzeyimizi değiştirmemiz gerekmektedir.

İnsan doğası kavramı sosyal bireyin niteliklerinin istikrarlı bir kompleks olduğunu ve bütün çağlarda ve tüm halklar arasında olduğu gibi çoğaltılabileceğini ifade etmektedir ve bu da açıkça biyolojik doğamızın koşuluna bağlı olduğunu göstermektedir.

Ana konu insan doğasının olumsuz niteliklerini nasıl değiştirebileceğimizdir: dizginlenemeyen tüketicilik, kişinin diğer insanlara karşı saldırganlığı, aşırı egoist uğraşılar. Küresel sorunların kaynağı bunlara aittir.

​Kesin bir cevabımız yok, muhtemelen olası iki seçenek var:

· İnsan ruhu ve hayatı fonksiyonlarını değiştirmek için insan genomunu yeniden yapılandırarak insan biyolojik yapısını değiştirmeliyiz;

· Ya da bireyin zihnini ve kişiliğini biyolojik olmayan sibernetik bir sisteme aktarma yolunu seçmeliyiz, diğer bir deyişle evrimsel Transhümanizm yolu olan, Antropo teknoloji dönüşümleri ile.

Benim yorumum: Bilim adamları kendi çaplarında doğru düşünüyorlar. Sonuçta, bir insan kendi doğasını kendi kendine değiştiremez, bu sadece onu yaratan aynı kuvveti çekerek mümkündür. Ama bu güç genlerimizde bulunmamaktadır. Her fırsatta kendinden çok diğerlerini göz önüne alacak şekilde, insan eylemlerini yeniden programlayabiliriz. Fakat bir robot (melek) meydana getirmiş oluruz. Şimdi biz her şeyi kendisi için isteyerek hareket eden robotlarız (melekleriz).

Ama gelişim hedefimiz, ihsan ve alma güçlerinin ustaları haline gelebilecek bir duruma gelmek ve bunu toplumun yararına kullanarak, Yaratıcı gibi olabilmektir. Bu değişiklik sadece kendimize (bizde var olmayan) bizden gizlenmiş olan eksiksiz ihsan etme özelliği olan üst ışığı çekerek sağlanabilir. Bu da Kabala’nın bilgelik özü, yöntemidir.

Eski Küresel Düzenin Yavaş Ölümü

Robert W. Merry’in görüşleri (The National Interest‘de politika editörü ve Amerikan Tarihi ve Dış Politika kitabının yazarı):“2012 baharında, The National Interest, ‘Eski Düzenin Krizi: Ülkemizde ve Yurtdışında Dağılan Status Quo (olgunun savaştan önceki durumu)’ başlığı altında özel bir sayı yayınladı. Bu sayıdaki teze göre, eski çağın göreceli küresel istikrarı, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşının birbirlerinden ayrılmayarak gelen zorlu denemeleri sayesinde oluşturuldu. Okuyucularına bu kapsamlı  konuyu tanıtan, TNI editörlerinin yazdığına göre “Sadece tarihsel bir perspektif aracılığı ile zamanımızın köklü gelişmelerini anlayabilir ve belki de belli belirsiz bizi nereye götürdüğünü seçip ayırabiliriz. Bir şey çok net: bizi yeni bir dönemin içine götürüyorlar. Tek soru, eski dünya düzenin yerine ortaya ne çıkacak ve daha ne kadar parçalanma, kaos ve katliamın bu geçişe intikal edeceğidir.

“Bu konuda en rahatsız edici olan ulusal liderlerin küresel durumun ne kadar tehlikeli olabileceği hakkında tamamen ciddi bir bilinçten yoksun olduklarının görünmesi. … Pfaff [William Pfaff, International Herald Tribune’in uzun süreli jeopolitik analisti] küçük ölçekli bir rahatlama veren notunda, bugün dünyanın ideolojik diktatörlüklerin hareketi veya totalitarizmin her hangi yeni dalgası tarafından kuşatılmış olmadığını belirtiyor. Bu günün sorunlarının, yalnızca kafa karışıklığı, beceriksizlik, entelektüel ve ahlaki bozukluluk olduğunu söylemektedir ve buna ilaveten “Ancak bunlar aşırı silahlandırılmış bir dünyada yeterince kötü.”

“Tarihsel bir açıdan, dünya savaşına yol açan olaylarla uğraşan devlet bakanlarına geriye dönüp baktığımızda hiç bir şeye değmediğini belli bir küçümseme ile görüyoruz. Bu olaylar göreceli istikrarı ve bir barış yüzyılını sona erdirdi ve o büyük çağın geçip gitmesine izin veren insanlar tarihte bahtsız, dokunulmaz ve hatta aptal olarak görülürler. Aslında onlar aptal değillerdi, ulaşılmazlardı ve anlamadıkları olaylar karşısında tahlihsiz hale getirildiler.”

“Başkan Obama ve onun çevresindekiler de aptal değiller sadece zamanımızın doğasını anlamıyor görünüyorlar ve bu solan bir dönemin ortaya çıkardığı zorluklardır. William Pfaff tarafından ortaya atılan kapsamlı tarihsel soru çeşitleri ile boğuşurken yetersiz görünüyorlar.”

“Fakat mevcut sorun sadece yönetime ait değil. Liderlerimizin yeteneklerini geciktiren ve çağımızın dönüştürücü doğasını kavrayan aydınların bulunduğu bu oyunda bir Zietgiest (zamanın ruhu) var gibi görünüyor ve dolayısı ile tahribat dünyayı sürekli rahatsız ediyor…”

“Bu zaman ciddiyet zamanıdır. Eski düzenin bir krizini yaşıyoruz ve tarihsel yöneticisiz bir döneme gebe olan köklü sorunlar için yeni uyarılara, yeni anlayışlara ve yeni fikirlere ihtiyaç vardır.”

Benim görüşüm: Sorun şu, herkes kafa karışıklılığının modern durumu hakkında doğruları yazıyor çünkü hissedebiliyor ve anlıyorlar, fakat kimse karşımıza çıkan fırsatlardan bahsetmiyor çünkü hiç kimse nasıl yapılması gerektiği hakkında bilgiye, yönteme veya bir vizyona sahip değil.

Liderler anlayış eksikliklerini ve karşılarına çıkan bir durumda kendilerini yönlendirme yetersizliklerini tam olarak anladıklarında, ancak bundan sonra yeniden integral bir eğitime girmeleri mümkün olacaktır. Bu gerçeklik algılarını genişletecek ve olanların sebeplerini görebilecekler, sonrasında ise karar alma süreçlerine katılabilecekler.

Dünyanın Algısında Bir Dönüm Noktası

Soru: Doğa’daki dengesizliğin hastalığa sebep olduğunu nasıl açıklayacağız?

Cevap: Rasyonellik (Akılcılık) Antik Yunandan beri dünyada var olmuştur. Hakim bir görüşe göre, insanın doğanın üstünde olduğu ve gökten merhamet beklememek gerektiği;  daha doğrusu her şeyi kontrol altına almak bizim elimizdedir, fikridir. Bu bizi ayırıma sürüklüyor, bir materyalist felsefesinin iddasına göre kişinin doğanın parçası olmadığıdır.  Gerçekte bu fikir en büyük Egoistliktir.

Doğa bir insanın içinde bulunan durgun, bitkisel ve hayvansal seviyeleri içerir. Ve insan kendini bütün bunların dışında olduğunu düşünür; işte bu bizim problemimizdir. Şu an bu çelişki oldukça belirgindir; Ben doğanın üzerinde bulunduğumu düşünüyorum ve doğanın içinde bulunmuş olmam bana herşeyin kontrol altında olduğunu gösteriyor.

Benim dünya görüşüm arasında ki fark, doğanın üstünde olma arzum, insan faaliyetlerinin tüm alanlarını içerir ki bu da aslında ne olduğu keşfedilmiş olan, bir küresel krizi uyandırır. Çünkü düşünceme göre ben doğayı kontrol ediyorum ve aniden doğanın tamamlayıcısı olduğumu keşfetmiş olmamdır. Artık, yavaş yavaş bizi yöneten bilgisayarın bir programı dahilinde olduğumuzu buna bir şey yapamayacağımızı keşfetmiş olmamızdır. Bütün planlarımız yıkılmış ve onları aktive etmede başarılı olmanın  bir yolu yoktur. Milletimiz, çoçuklarımız ve hayatımız ile bir şeyler yapmaya çalışıyoruz fakat her şey boşuna. Neden? çünkü, doğanın üstümüzde olduğunu hissediyor, fakat bunu durumun yukarıdan olduğunu keşfetmeye başlamamızdır ve özetle bu hali beğenelim ya da beğenmeyelim bu yüzden harekete geçiriliriz. Durumumuz arasında ki uzlaşma eksikliği ve gerçekte ne oluyorsa bütün sorunlarımızın sebebi bu algı olmaktadır.

Ve bu süre içinde keşif edilen yönetimin küresel ağı, gittikçe daha fazla bağlanmış olmaktadır. Ne yaparsak yapalım bir fark yaratmıyor, buna cevaben bir patlama ve ciddi bir reaksiyon hissediyoruz. Hiç bir şey başarılı olmayacaktır, dünya parçalanıyor, aileler bölünüyor, çocuklar her yöne doğru uzaklaşıyor, her şey ellerimizden kaçıp gidiyor. Bu gibi bir çok sorun bizi bir sonuca getirmelidir, biz bu evren içinde, bu yaradılışın amacı olarak adlandırılan küresel sistem dahilinde ve bunun sadece küçük bir parçasıyız.

Bu kirizler bizi, bu programın bir parçası olduğumuzu ve bu durum programı tanıyarak ki burada özgür bir şeçime sahip olduğumuzu ve  bu kendi seçimlerimizden gerçekleştiğini keşfetmemize yardımcı olur. Ancak o zaman bize ‘insan’ denilebilir.

Ve özgür seçimimiz ile bu programı yürütmek istemezsek, o zaman kendi irademize karşı bunu yapmak zorunda kalacağız çünkü bir şey yaparken başarılı olamayacağız! Dünyada kesin olarak görülen insanlığın doğası ve programına bağlı olduğunu gösteren sorunların daha fazla ortaya çıkmasıdır. Bunun nedeni, doğanın yaratıcı olduğu, yüce bir güç ve bunun içine dahil olduğumuz ve bizim güçlerimizin ötesinde  bir programın varlığıdır. Dünya görüşünde ve buna entegre  olmuş bir krizin  ortaya çıkışıdır.

Bu yüzden umumi nüfusun dışına çıktığımızda, ailede, işde, sağlıkta ve benzeri gibi bütün sorunların tek bir nedeni ve bir çözümü olduğunu onlara açıklamamız bize bağlıdır ve bu da aramızda ki doğru kurulan bağlantı ile sağlanır.

Robotlar İnsanları İşsiz Bırakacak

Haberlerden (Business Insider): Bill Gates’in inancına göre, insanların ve hükümetlerin hazırlıklı olmadığı iş gücü piyasasına büyük değişiklikler geliyor.

“Gates, 13 Mart’ta (The American Enterprise Institute) ekonomik düşünce örgütü,  Amerika Enterprise Enstitüsü Washington D.C’de ki konuşmasında yirmi yıl içerisinde, bir çok iş kaybedilecek ve bilgisayar yazılım otomasyonları ile yer değiştirileceğini ifade etmiştir.

Şunları söylemiştir; “Bilgisayar Yazılım Sübstitüsyon’ ister sürücüler ister garsonlar ya da hemşireler için olsun gelişmekte…Teknoloji zaman içerisinde işçilere olan talepleri azaltacak ve özellikle en alt seviyedeki ustalık gerektiren iş  grupları için bu durum kaçınılmaz. Bundan 20 yıl sonra, beceri  gerektirecek iş güçlerine dayanan talepler önemli ölçüde düşmüş olacaktır. Ben bu durumu  insanları zihinsel modellerinde anladıklarını sanmıyorum.”

Şubat ayında, Ekonomist dergisi   önümüzdeki 20 yıl içerisinde robotlar tarafından devralınacak bir düzine iş üzerinde  geniş  bir profil oluşturdu.

Benim Yorumum: Tek bir çıkış yolu var, aşırı üretimi tamamen azaltmak ve geri kalanları otomasyon ile değiştirmek. Serbest hale gelenler için (işsiz kalacaklar için) yeni metotlar öğrenebilecekleri ve integral iletişimi uygulayabilecekleri açık üniversitilere göndererek, insanlığı ortak bir birlik noktasında birleştirmektir.

Ç.N: Sübstitüsyon; Bir şeyin veya bir kimsenin yerini almak üzere.