Category Archives: Egoizm

Avrupa, Kriz, Amerika

Soru: Avrupa’daki birliğin gücü bize yaklaşmakta olan Amerika’daki kongrede bir sonraki seviyemize ulaşmada nasıl yardım edecek?

Yanıt : Avrupa ve Amerika’nın birbirlerine karşı kuvvetli bir etkileri var. Ama gerçek olan şu ki Amerika’daki krizin etkileri daha az hissedildi. Amerika’da bunu geçiştirmenin olasılığı var. Amerika’da sadece bir hükümet var, tek bir güç, hiçbir konuda kimse ile pazarlık yapmaya gerek yok. Yapmak istedikleri herşeyi yapabilirler, bu kadar basit. Yüz milyar dolar daha basmaya karar verdiler ve yaptılar. Matbaa çalışıyor.

Avrupa’da bu çok daha zor, çünkü tüm ülkeler arasında bir koordinasyon gerektiriyor. Bu nedenle kriz çok daha fazla hissediliyor. Avrupa birleşmiş olsaydı, o zaman krizi çok kolay ele alabileceklerdi. İlk olarak, kriz çok çabuk yatıştırılabilirdi çünkü Avrupa Birliği vatandaşları egolarının üzerlerinde birleşeceklerdi. Genel olarak, Avrupa günümüzün Babil’idir.

Buna ilave olarak, tek bir çözümü benimsemeye başlayıp, Amerikalıların yaptıklarının aynısını yapabilirlerdi. Bütün kriz sadece Avrupa bölünmüş olduğundan yayıldı. Avrupa’nın bir parçası Brüksel’den, Avrupa’nın diğer parçasına kararlarını zorla uygulatmaya çalışıyor. Ve öteki taraf bunu istemiyor, Güney Kıbrıs’ta , parlamento diğerlerinin kararlarını kabul etmeyi reddetti.

Bu ne biçim bir birlik? Ya birleşmek, ya da parçalanmak zorundalar.

Amerika’da, koşullar, karar vermiş oldukları “Bizim krizimiz yok.” bakış açısıyla daha iyi durumda. Sanki hiç birşey olmamış gibi yaşıyorlar ve bunu belirlemiş durumdalar. Ama tabi ki daha sonra herşey çökecek.

 Avrupa Kongre’sinden, Almanya, 6. Ders, 24/03/13 

Gezegeni Yağmalamaya Son Verin

Ernst Ulrich von Weizsäcker’in görüşleri (Almanya’daki Roma Klübü’nün Eş Başkanı): “Her doktor bilir ki başarılı bir tedavi için ön koşul doğru teşhistir.Ve işte, insanlar gözlerini kapatmayı tercih eder ve bu şartlar dramatik bir şekilde değişmediği sürece hiçbir şey yapamayacağımızı düşünür. Eğer insanlık bu şekilde konuşmaya devam ederse, dünya kendi sonuna yaklaşıyor demektir.

“Ne yazık ki birçok insan için kısa süreli başarılar torunlarının kaderinden daha çok önem taşır. Bu nedenle hepsi kendilerini korkutucu düşüncelerden uzaklaştırırlar.

Beş şeye ulaşmayı umuyorum:

Gelişim için olumlu imkanlar oluşturmalıyız.

Bu fosil yakıtların kullanımındaki rezaletlerin ve de balık endüstrisindeki skandalların –bazıları okyanuslarda hiç balık kalmaması gerektiğine inanıyor- bütün dünyada bilinmesi için gerekli.

Biz “Dünyayı nasıl yaşamaya uygun hale getirebiliriz?” sorusu üzerine fikir üretmeliyiz.”

Biz, yatırım fonlarının ekolojik kriterlere uygun olarak yatırım yapması için onlarla işbirliği yapmalıyız, eğer yapsaydık bu piyasalara ciddi şekilde etki edebilirdi.

Dünya çapındaki bütün hükümetlerin ve işletmelerin, gezegenin zenginliğinin yağmalanmasına bir son verilmesi için zorunlu birtakım kurallar benimsemesi gerekir.

Benim yorumum:

Gezegene olan tutumumuzda değil ama içimizde, içimizdeki egoizmimizde doğru teşhisi koymak ve buna yol açanı tedavi etmek gerçek şifa ve çözümdür. Bu insanları yeniden eğitmek anlamına gelir ve göz ardı edilemez, aksi takdirde olumlu bir sonuç elde edemeyiz ve hastalık gittikçe daha da kötü bir hale gelir, Roma Klübü’nün de bütün yıllarında olduğu gibi.

Eksikliğimiz Nedir?

Soru: Farz edelim ki adam oturuyor ve kendisini yandan izliyor: ‘‘biraz su istiyorum daha sonra başka bir şey ve daha sonra başka ne isteyeceğimi bilmiyorum.’’  Adamın arzusunun özünün haz almak olduğunu ona anlatmaya yardımcı olacak basit bir deney var mıdır?

Cevap: Kişi her defasında görür ki içinde yeni arzular ortaya çıkmaktadır. Bu arzuların nereden geldiğini bilmez; önce bir şeyler ister ve aniden başka bir şey ve daha sonra bambaşka bir şey.

Bir taraftan kişi kendini programlayabilir yani ona haz getirecek bir şeyleri hatırlamak için belli arzulara kendini odaklar. Bu durumda, kişinin içinde haz için gelişecek böylesi büyük bir arzu için tekrar özlem başlar: ‘‘Ne istiyorum? Oh, unutmuştum buzdolabında biraz dondurma olmalıydı’’ ve gider dondurmayı alır veya gideceği bir yerde ilgisini çeken biriyle karşılaşacağı ümidini hatırlayabilir veya ilgisini çekecek bir kitap veya film için arzu duymaya başlar. Yani devam eder.

Yani haz hissetmediğimiz zaman biz bunu kendi içimizde uyandırıyoruz. Tatmin olmuş durumumuzda hazzı hissetmeyiz. Tatminim, yani her şey güzel görünüyor ancak hayatımın tadı tuzu yok. Hatta her şeye sahip olsak dahi ek bir heyecanın eksikliğini çekeriz.  Hazzın ve teşvikin yeni kaynaklarını keşfetmeye çalışırım ancak hepsinin kökü aynı egodandır.

KabTV’deki 03.11.2012 Tarihli Michael Laitman’ın ProgramındanKabTV ’deki 03.11.2012 Tarihli Michael Laitman’ın ProgramındanKabTV ’deki 03.11.2012 Tarihli Michael Laitman’ın Programından

Egonu Mahsom’un Diğer Tarafında Bırak

Kişi Kabala Bilgeliğine hayatının anlamı hakkında çok kişisel bir soru ile gelir. Kendisini ve ne için yaşadığını, çevresindeki dünyada neler olduğunu anlamak ve kendi kaderini kendisi tayin etmek için ne yapması gerektiği hakkında bilmek ister. Bu çok kişisel ve derindir ve diğerleriyle birlikte onun en içsel noktasından gelen bu sorulara cevap vermek çok zordur.

Bu biri, ötekine zıt gibi görünür: Bir taraftan hayatımın sırrını keşfetmek istediğim içsel bir noktam var ve diğer taraftan bir çevre ve tüm insanlık var.

Doğa ile bağ kurmaya ihtiyacım olan düşünceyi kabul edebilirim ancak bunu yapmak için bir grup insanla bağ kurmam gerektiği ve çok güçlü bir bağ ile onlara bağlanarak, tahammül edemeyeceğim bir bağlantıda onları bana en yakın, en sevdiğim, en aziz olarak kabul etmek fikri zordur.

Bu durum için hissiyatlarımın, aklımın ve geçmiş tüm kalıplarımın üzerinde çalışmalıyım. Şüphesiz ki bu, çok uzak ve bulanık görünüyor ancak şunu anlamalıyız ki manevi dünyanın girişinin bana ifşasına şükretmeliyim –  bu dost sevgisi vasıtasıyladır, öylesine uzak, nefret dolu ve istediğim her şeye zıttır.

Benim için, arzumun üzerinde diğerleriyle bağ kurma ihtiyacı, onlara hizmet etmek ve aynı zamanda tüm ödülün kendime değil onlara gidiyor olduğunu, her şeye onların sahip olacağını bilmekten daha itici ve daha hoş olmayan bir durum yoktur. Ben ve kalbim aynı zamanda onlarla olacağız! Ben de buradayım, sadece boş bir egom olacak.

Bunu anlamak çok zordur fakat kendi üzerimizde çalışarak ve yoğunlaşarak yavaş yavaş bu prensibi algılamaya başlarız. Burada bir şeyin içinde gizlenmiş içsel bir mantık vardır ve bu durum bizim dünyamıza göre saçma, nefret dolu ve uzaktır ve manevi dünyanın bize sunulduğu şekil budur. Bunun vasıtasıyla, aniden duvarın içinde beliren aralığın vasıtasıyla, bu dünyadan manevi dünyayı ayıran Mahsomun (bariyer) arasından geçebiliriz.

11.10.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Egoistik Entegrasyonun Sınırları

İnsan sosyal bir varlıktır yani o herkese bağlıdır ve herkes de ona bağlıdır; ancak bu durum aşama aşama ifşa olur.

İnsanoğlunun tüm tarihi, adamın sosyal ifşasının özüdür. İnsan ağaçtan aşağı indiği zamanda da sosyal bir ailenin veya kabilenin içinde yaşadı ve daha sonra insanın sosyal sınırları genişledi. Bir taraftan onu diğerlerinden ayıran ego onun içinde gelişti ve öyle ki bir nitelik sahibi oldu -kendi evi, kendi arazisi, kendi develeri, atları koyunları, uşakları. Diğer taraftan ise insan diğerlerine daha bağımlı hale geldi -biri demirci oldu, diğeri ayakkabıcı, bir diğeri terzi, öteki çiftçi- ve hepsi mal ve hizmet anlamında insan seviyesinde birbirine bağımlı hale geldi. Bunun yanı sıra işin gerçeği kişi hiçbir şey vermek istemez hep almak ister hale geldi.

Böylece küresel mekanizmanın tekerleği dönmeye başladı zira başka şansları yoktu. Bununla birlikte hiç biri diğerleri ile koordineli çalışmak istemiyordu. Toplum, tarih boyunca iki çizgi etrafında gelişti: Büyüyen karşılıklı bir bağımlılık ve büyüyen egoistik bir itilme. İnsanlar kendilerini şehir duvarlarıyla ve politik sınırlarla kapadılar ta ki bu değiştirilemez süreç bir ölü noktaya erişene dek. Öyle ki artık büyük bir egomuz var ve hepimiz birbirimize bağlıyız. Bugün bize ifşa olan şey, geçmişte başlamış olan ve insanoğlunu şekillendiren bu iki trendin sonuna gelmiş olduğumuzdur.

Bugün hiçbir şansımız yok: Tamamen birbirimize bağımlıyız ve kesinlikle birbirimizden nefret ediyoruz ki daha henüz bu tam anlamıyla ifşa olmamıştır ve yine de bunu keşfetmeliyiz. Bütünde bu Islah Eden Üst Işık tarafından ifşa edilir ve bizler bağ kurmaya başlarsak bunun üzerine çıkabileceğiz.

Dünya çapında bağ kurmak istiyoruz, böyle bir aksiyondan çıkarımımız ne? Bağ kurmamanın başlangıçtaki avantajlarını görmekle beraber aynı zamanda birbirimizden çok uzak olduğumuzu da kötülüğün içinde özümseyerek göreceğiz. Bunun sebebi iyi ve kötü birbirine oranla ölçülür. Böylece zaman geçtikçe birlik için iyiliğe özlem duyarak tekrar yeni bir kötülük keşfedeceğiz ki buna da ‘‘Gog ve Magog savaşı’’ – Armageddon savaşı denir.

Bütünde, bizler, şimdi genel kolektif mekanizmalarımızın farklı bir arınma seviyesinden bakarsak, onun gereğinden fazla işlediğini görürüz. Tekerlekler dönmekte ve parçalar çalışmaktadır. Buradaki soru ise bunlar sana ifşa olurken bu mekanizmanın aksiyonuyla hemfikir olup olmadığındır. Durumu bu şekilde analiz etmeliyiz; daha olgun bir seviyeden.

10.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, ‘‘Dünyada Barış’’

Kendini Egoizmle Özdeşleştirme

Egoizm, ‘’bana karşı olan yardım’’ olarak tanımlanır; çünkü eğer ben onu kendime karşı olarak düşünürsem, bu bana gerçekten yardımcı olur; fakat kendimi onunla ilişkilendirirsem, tabi ki o benim için bir düşmandır. Bütünüyle bu, nasıl kendimizi egoizmle ilişkin konumlandırdığımıza bağlıdır.

Kendimi egoizmle özdeşleştirmemem gerektiğini egoizmin sadece bana yardımcı olarak görmeyi nasıl unutmayabilirim?

Bu, sadece çevre vasıtasıyla sağlanabilir. Bir kişi asla bu durumda kendini tutamaz. Eğer ki grup onu bir mıknatıs gibi egoizmin üzerine yükseltemezse, kişi her zaman kendini ego ile tanıyacak ve onun bir parçası olacaktır. İki güç vardır: üstten-grubun kuvveti ve alttan-egoizmin kuvveti.

Eğer grup, benim “Ben”imi bu egoizmden dışarı çekebilirse ve onu dışarıda tutabilirse,  egoizmin bana karşı olduğunu hissederim. Eğer grup beni yükseltemezse,  daha sonra ben yine egoizme geri düşecek ve egoizmi kendim dışında görmeyi bile hatırlayamayacağım.

Bu yüzden, yalnızca grup, karşılıklı garanti tarafından onun düşüncesi yoluyla bununla ilgilenebilir.

Kharkov Kongresi, ‘’Yükselmeyi Birleştirmek’’ 17/8/12, Çalıştay 2

Japonya’ya Ne olacak?

Bir Görüş (Takeshi Fujumaki, milyarder yatırımcı George Soros’ın eski danışmanı)

Dün yapılan bir röportajda Tokyo’da bulunan bir yatırım danışmanlığı şirketinin başkanı olan Takeshi Fujumaki, “Japonya, önümüzdeki beş yıl içerisinde muhtemelen Avrupa’dan önce yükümlülüklerini yerine getiremeyecek” dedi. Fujumaki, Japonların, ABD,  Avustralya ve Kanada Doları, İsviçre Frangı ve Sterlin cinsi döviz ürünlerini saklamaları gerektiğini belirtti.

Fujumaki’ye göre Japon hükümeti yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde Yen, Dolar karşısında 450-500 Yen civarı zayıflayabilir ve 10 yıllık gösterge tahvillerinin getirileri üzerinde yüzde seksenden fazla dalgalanma olabilir.

“Uluslar arası Para Fonu (İMF)’un gösterdiğine göre 1984’te yüzde 67.3 olan Japon halkının borçları 2014 yılında dünyanın en büyük borçlu toplumu olacak şekilde yüzde 245,6’ya fırlayacak…

“Japonya krizinden kaçış yok” diyen Fujumaki, Japonya için kalan tek seçeneğin bir başka yükümlülükten kaçınma veya hiper-enflasyona sebep olacak para basmak olduğunu ekledi.

Görüşüm: Bunun nedeninin yöneticilerin hiper egoizmi olduğunu anlarsak, düşmanlıktan kardeşliğe doğru bir dünya toplumuna dönüşmeye başlarsak ve gerçekçi bir yaklaşımla aşırı tüketim ekonomisinin altyapısını makul bir tüketim ekonomisine aktarmayı başlatırsak her ülke ve tüm dünya için krizden bir çıkış yolu mevcut. Aksi takdirde kriz bizi tüm altyapısıyla bir imhanın eşiğine getirecektir.

Stresin Yeni Bir Türü: İşten Bıkkınlık

Görüş: Central Lancashire Üniversitesi’nde uzman psikoloji okutmanı Dr. Sandi Mann şöyle diyor:  “Yapılan son araştırmalara göre iş ortamından bıkkınlık artıyor ve bu durum, üst düzey yöneticilerden tutun da en en alt seviyedeki çalışanlara kadar herkesi etkiliyor.”

“….bıkkınlık, işyerinde öfkeden sonra en fazla ifade edilen duygu…” diyor Dr. Mann.

Daha da ötesi, Dr. Mann, pratik bir bakış açısıyla, eski nesiller arasında çok daha az görülen bir şekilde, yaşamlarımızdaki tüm isteklerimizi gerçekleştirmeyi istediğimizden dolayı çok azımızın bıkkınlığa katlanmak konusunda istekli olduğumuza inanıyor.

Montclair Devlet Üniversitesi ve Güney Florida Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen “iş yerindeki davranış ve bıkkınlık arasındaki negatif korelasyon”a ait çalışmaya göre, sıkılmış çalışanların organizasyonlarına zarar verebileceklerine dair altı tür tanımlandı: Başkalarını rahatsız etmek, Verimlilikte sapma (görevinde kasten başarısız olmak), sabote etme, çekilme, hırsızlık ve uygunsuz şaka yapmalar. En fazla görüleni ise çekilme olarak karşımıza çıkmaktadır.

Cambride Judge Business School Üniversitesi’nden Mark de Rond’a göre ise profesyonellerin canlarını sıkan bir sıkıntı türü daha var: O da yeteri kadar yapacakları işin olmamasından ziyade yapmaya değecek işlerinin olmadığını hissetmeleri..

Benim görüşüm: Daha da fazla büyüyen egoizmin derecesi ve bunun bir çıkmaza girmesi sonucu, bu egoizm global olarak entegre hale ulaştığında, tüm negatif etkiler ve duygular daha fazla baş gösterecektir ve egoizmin kendisini düzeltmesi dışında hiçbir psikolojik çaba işe yaramayacaktır.

Karanlığa Doğru İleri

Soru : Mısır’ın içinden çıkabilmek için egomuzun on musibeti atlatması gerekir, bu ne anlamına gelir?

Cevap: Mısır ile ilgili on musibet, kişinin kendinde hissettiği, egosundan kurtulmak istediği için egosunun ona bu konuda yardım ettiği haldir. Eğer darbeleri hissetmeseydim, aynı egoda kalmaya devam etmek isterdim. Fakat bu egomun içindeyken darbeleri hissediyorsam, bu darbeler benim egomdan kaçmama yardım eder.

Her darbe bir öncekinden daha fazla kuvvetli niteliğe sahiptir. Diyelim ki kumarda herşeyimi kaybettim (aslında konu bunun hakkında değil), bir sonraki darbe benim çok sevdiğim bir insanın kaybı olabilir vs. Aslında dünyadaki hiçbir şey  para ile gerçekleşmez ve birinin akrabasının kaybı ile veya herhangi birşeyin kaybı ile değişmez fakat içsel hissimiz sanki herşeyimizi kaybetmişiz gibi olur.

Şamati kitabındaki bir makalede der ki: Bir insan maneviyata girdiği zaman, bütün dünyayı, ailesini bıraktığını ve herşeyden koptuğunu hisseder. Bu kopuş gereklidir. Bu on musibet, bize sistematik bir şekilde egomuzun belli bölümlerinin üzerinde yükselebilmemiz, egomuzun dışına ulaşmamızı yani egomuzdan kaçmamıza yardım eder.

Son seviye üzerinde bizler tamamen bir karanlık içerisinde oluruz ve bir çaba daha sarf ederiz. Karanlık ileride ne olacağını bilmediğimize dair bizim için bir sembol niteliğindedir. Fakat bizler ihsan etmeye doğru yöneldiğimiz için, karanlık bizim yardımcımızdır.

Eğer Işık’a doğru ileriye hareket ederseniz, egonuz bu durumdan çok memnundur. Fakat eğer siz karanlıkta ileriye doğru ilerlerseniz egonuzun sizi rahatsız etmeyeceğine emin olabilirsiniz; egonuzun size bir zararı dokunmaz ve sonradan herşeyi kendisi için almaz.

Soru: Yani bu bir çeşit oyun gibi midir?

Cevap: Bu “oyun” on musibetten önce Mısır’da idi yani ne kadar uğraştıysak da herşey egomuz amaçlı idi. Bu nedenle, Pithom ve Ramses şehirlerini inşa ederken “İsrail’in çocukları çalışırken işten feryat ettiler.”

İşte burada bahsedilen şudur; bizler karanlığa doğru yönelmişiz ve söylemeye alıştığımız gibi Işık’a doğru değil. Daha da fazlası; yani bütün bu darbeler ve ilerleyiş bizim büyüyen bağımızı temel alıyor, bir yandan egomuz ifşa ediliyor, büyük içsel nefret, bir yandan ise apaçık farkındalık yani sadece karşılıklı bağın grubu ileriye götürmesi. Bu ne anlama gelir?

Büyük bir nefretin olduğunu gördüğünüz zaman herkes ile bağ kurmak istersiniz. Sadece başkalarını düşünüp kendiniz ile ilgili endişe duymazsınız. Tüm düşmanlarınız dahi birbirleri ile meşguldür, birbirleri ile ilgilenir. Diğerlerini düşünebilmeye hazır olabilmemiz büyük nefretimiz yerine ifşa olur. Bu insanlar için iyilik düşünmeniz bile imkansız iken onların hakkında iyi şeyler düşünmeniz ve bunun en önemli şey olduğunu anlamanız ve kendinizi düşünmemeniz halidir. Ciddi ve cazip bir şekilde egodan kopuş, sıyrılma işte burada gerçekleşir!

KabTv’nin  “Bütünsel Toplumun İnşası’ndan, 1.4.2012”

Geçiş Dönemine Dair İşaretler

Soru: Siz bir bireyi doğanın bedeninin içindeki bir kanser hücresine benzettiniz. Bu ne kadar zaman önce gerçekleşti ?

Cevap: Bencilliğimiz yavaş yavaş aşama kaydederek gelişiminde bazı kademelere doğru ilerledi. Milattan önce 5.yüzyılda başlayarak Milattan sonra 5. yüzyıla kadar insanlık kendi  emelini zenginlik edinme yönünde  geliştirdi. 15. Yüzyıldan 20. yüzyıl sonuna doğru ise gelişim bilgi edinme emeli yönünde gerçekleşti. Bunlar hakim olan eğilimlerdi.

20. yüzyılın başında Vernadsky adındaki bir akademisyen, gelişimimizi biten ve yok olmaya ilerleyen küre  veya doğa ile dengede olan şeklinde tanımlamıştır. Daha sonra bu fikir birçok farklı bilim adamı tarafından da benimsenmiştir. Bu araştırma iyi bilinen Roma Kulübü tarafından devam ettirilmiş ve daha sonra başka dallar ortaya çıkmıştır.

Esas itibarıyla bencillik gelişimini 1960’larda gençler arasında yeni kültürün doğuşu ile  tamamlamıştı: Yaşamdan kopuş, “Beatles nesli”, hippiler vs. gibi. Bu içsel bir sorgulamanın başlangıcı idi, boşluk hissi içindeydiler ve devamlı ileriye doğru gayret etmek hissi içinde değillerdi ayrıca da bu çabayı harcamanın önemli olduğunu da düşünmüyorlardı.

Bizler isteklerimizin devamlı bizi yönlendirmesi sonucu gelişiyoruz. Sonuçta, kişi bir arzudur. Servet, şöhret ve bilgi isteklerimiz bitince ne yapacağımızı bilemiyoruz ve bizler bu isteklerimiz karşılanınca da tam tatmin olamadığımızı görüyoruz.

İşte bu genel depresyonun açığa çıkışıdır. Toplumlarımızda gördüklerimiz ise şunlar: İntihar oranının artışı, ailelerin dağılması, aileden kopmuş ve davranış bozukluğu yaşayan çocuklar vs.. Bu çabucak gerçekleşmesi gereken bir geçiş dönemidir. Bizler ciddi bir hız kazanan gelişimin tam ortasındayız.

22.3.2012 tarihli Litvanya Šiauliai Üniversitesi dersinden

Bu Makale Dr. Laitman’ın blogunda 4 Nisan 2012, 10:47’de yayınlanmıştır.