Category Archives: Dünya

Modern Bilimin Başarısızlığı

Soru: On yıldan fazla bir süre önce, ekonominin psikoloji ile bütünleştirilmesi ve ekonomik psikoloji ile çalışılması gerektiği sonucuna vardım. Sonuçta, aralarında tüketim toplumunu gerçekten engelleyen bir boşluk var. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?

Cevap: Günümüzde psikolojiyle nasıl çalışılacağını söylemek zor çünkü insanlar çok hızlı değişiyor ve genel olarak psikoloji anladığımız, düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyin bir yansıması. Ekonomi aynı zamanda egoist arzularımıza da bağlıdır: onları doğru yorumluyor muyuz ve tüm parametreleri nasıl birleştiriyoruz.

Ben, fikrin kendi başına doğru olduğunu ve yönün de doğal olarak doğru olduğunu düşünüyorum. Ama bugün ekonomi ve psikolojinin birbirine bağlanabileceğini düşünmüyorum çünkü ikisi de bilim değil, insanın kendisine göründüğü gibi hayal ettiği şeylerdir. Bunları birbirine bağlamak için üçüncü bir şey inşa etmek imkansızdır çünkü bu bilgi alanları bugün oldukça istikrarsız bir durumdadır.

Yine de, insan doğasını değiştirmeden, kaçışın olmadığı, hiçbir şey yapılamayacağı sonucuna varıyorum. Tüm bilimlerimiz ve yönetim sistemlerimiz yavaş yavaş başarısızlıklarını ortaya çıkaracaktır. Newton’un zamanında, bunların hepsi iyi ve doğruydu. Ama biz bu aşamayı çoktan geçtik.

Bugün insanlık bambaşka bir dünyaya giriyor ve bunu bir bütün olarak hissetmek zorunda kalacağız. Sadece bu şekilde, yönetebileceğiz.

Doğanın Tüm Güçlerini Dengeleyin

Soru: Sürekli çatışma halinde olan negatif ve pozitif güçler, insan seviyesinde dünyamızda kendilerini nasıl gösterirler?

Cevap: Dünyamızda iyi güçleri neredeyse hissetmiyoruz. Yalnızca arkadaşlar, akrabalar, ebeveynler ve çocuklar arasında çok sınırlı bir şekilde hissederiz. Ya da onları bize iyi ilişkiler dayatan doğanın içgüdülerinde hissederiz çünkü aksi takdirde yaşam ve üreme olmazdı. Ve doğanın diğer seviyelerinde bu güçleri görmüyoruz çünkü onları dünyamıza getirmiyoruz.

Soru: Bu, örneğin cansız bir seviyede dengelenmiş pozitif ve negatif bir güç olduğu ve bu nedenle Dünya’nın, bu madde dokusunun var olabileceği anlamına gelir.

Fakat bu güçlerin dengede olmadığı bir dönem vardı ve aralarında sürekli bir mücadele vardı. Aynısı insanlıkta da oluyor. Ve bunun bir sonucu olarak, sürekli savaşlar iyi ve kötü güçlerin sık sık birbirleriyle savaş halinde olduğu yerlerde yapılır. Onlar dengeye geldiklerinde ne olacak?

Cevap: İyi ve kötünün güçleri ancak kişi bunların oranlarına, karşıtlıklarına müdahale ettiğinde ve doğanın tüm güçlerini dengelediğinde dengeye gelecektir. O zaman doğa, onu dolduran herkesin iyiliği için hareket edecektir.

Soru: Yaradan’a yani ihsan etme niteliğine olan arzumuzun henüz tam olarak şekillenmediğini ve bunun sonucunda savaşlar ve çatışmalar olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet.  Bu aramızdaki ilişkidir ki bu, doğanın tüm seviyelerinde ve Yaradan’a yönelik ilişkimizde olan tüm koşulları belirler.

“İnsanlığın Karşı Karşıya Olduğu Görev” (Linkedin)

İnsanlığın karşı karşıya olduğu sayısız görev var: İklim üzerindeki olumsuz etkimizi dengelemeli, herkesin temiz içme suyuna, asgari sağlık hizmetine ve temel gıdaya sahip olduğundan emin olmalıyız. Ayrıca dünyanın her yerindeki milyonlarca, hatta milyarlarca ezilen insana, sahip olanlar ve olmayanlar arasındaki artan eşitsizliğe, her şeye sahipmiş gibi görünen ama hayattan tatmin alamayan birçok insanın depresyonuna ve benzerlerine yönelmeliyiz. Tüm bu sorunlarla nasıl başa çıkabiliriz? Kısa cevap “Yapamayız!” (Kısmen), daha uzun cevap, “Yapamayız çünkü ortak köklerini aramak yerine sorunlarla ayrı ayrı ilgileniyoruz. Bununla ilgilenmiş olsaydık, hepsini hızlı bir şekilde çözerdik.”

Şimdiye kadar, olup biten her şeyin kökenindeki temel nedeni ciddi olarak araştıran birini görmedim. Sosyal, duygusal, çevresel ve politik tüm sorunlarımızın ortak hiçbir yanı olamaz mı? Yani, onlar için açıkça ortak olan tek şey insan, peki bu sorunlara neden olan insan hakkında ne var? Farklı sorunlara neden olan farklı şeyler mi var, yoksa bunlar bir tek kök kusurdan mı kaynaklanıyor?

Bilimde ve Kabala’da öğrendiğim her şeye göre, her şey birbirine bağlı. Çalıştığım bilim dalı olan sibernetik, sistemlerle nasıl başa çıkılacağını öğretir. Parçaları birbiriyle ilişkili ve birbirine bağımlı olan bir sistem olarak her şeyle ilgilidir. Kabala bilgeliği de tam olarak aynı şeyi söyler. Bu nedenle doğal sonuç, sorunun hepimizi birbirine bağlayan, içinde yaşadığımız sistemde olduğu olmalıdır.

Başka bir deyişle, sistemdeki parçalar arasındaki bağları düzeltirsek sistem daha iyi işleyecek, dengeyi ya da daha bilimsel bir dil kullanırsak homeostaziyi sağlayacak ve hayatımız sorunsuz işleyecektir. Bu nedenle, sorunlarımızın temel nedeni, her bir parçada ayrı ayrı değil, aralarındaki bağlantılardadır.

Şu anda, bu bağlar olumsuz. Bu, parçaların sistemden ayrılmaya veya sistemi ele geçirmeye çalıştığı anlamına gelir. Beynimizi örnek alırsanız, beynimizdeki nöron sanki diğerlerinden ayrılmaya ya da alternatif olarak onlara hükmetmeye çalışmış gibi olur. Böyle bir beyin işlevsel olabilir mi?

İnsanlık, yaşadığımız dünyanın beyni gibidir. Oysa biz de az önce verdiğim örnekteki beyin kadar işlevsiziz; bu yüzden gezegenimiz ve yaşamlarımız çok sıkıntılı görünüyor.

Eğer yaşadığımız dünyayı değiştirmek, toplumumuzu değiştirmek ve kendi geleceğimizi şu anda bizi bekleyen sefil gelecekten, sahip olabileceğimiz muhteşem geleceğe değiştirmek istiyorsak, bağlarımızı onarmalıyız. Ve düzeltmemiz gereken bağlarımız olduğundan, bunu ancak karşılıklı bir değişim kararıyla birlikte yapabiliriz. Negatif bağlarımızda sorununun ciddiyetini anlayan insan sayısı arttıkça, hepimiz onu değiştirmek isteyeceğiz. Ve bağlarımızı ne kadar değiştirmek istersek, başarmak o kadar kolay olacak.

Dolayısıyla iyileşme sürecinde iki aşama vardır: 1. Farkındalık, 2. İyileşme. Şu anda yeterli sayıda insan, birden çok sorunumuzun tekil nedeninin farkında değil. Bu nedenle şu anda ana görevimiz, bağlarımızı olumsuzdan olumluya dönüştürerek dünyayı ve hayatımızı değiştireceğimizi duyurmaktır. Yeterince insan bunu fark ettiğinde 2. aşama başlayacak ve bu, 1. aşamadan çok daha kolay ve hızlı olacak.

“Tüm Çalışanlar Nereye Gitti?” (Linkedin)

Gittikçe daha fazla insan aşılandıkça, birçok ülkede ekonomiler yeniden açılıyor olsa da, iş piyasasının önemli bir kısmı hala yeniden başlama mücadelesi veriyor: çalışanlar. Müşteriler orada; işletmeler açık, işverenler işe alım yapıyor, ancak çalışanlar evde kalmaktan rahat görünüyor. Bazı ülkelerde ve bazı mesleklerde durum o kadar vahim ki iş başvurusunda bulunanlar, potansiyel işverenlerle tam tersi bir şekilde mülakata giriyorlar. İşverenlerin başvuru sahiplerine sırf iş görüşmesine gelmeleri için para ödediği tuhaf durumlar bile var!

Covid-19 yeni başladığında, insanlık pandeminin diğer ucundan çıktığında, farklı bir insanlık olacağını yazmıştım. Bunun ortaya çıktığını görüyor gibiyiz. Bazıları, insanların Covid yardımı olarak çok fazla para aldığını söylüyor ama bence bu konu bundan çok daha derine iniyor: İnsanlar, sadece çalışmak istemiyor. İşlerinin bir tür kölelik olduğunun farkına vardılar ve vazgeçtiler. Olan şey budur.

Bence bunun olması herkes için daha iyi. Daha az kirlilik, insanların, hayvanların ve doğal kaynakların daha az sömürülmesi var ve milyarlarca dolar biriktirmeye devam etmek isteyen kodamanlar dışında herkes kazanıyor ama ne amaçla?

Mesleklerimiz ve hatta daha çok kariyer işleri, bizim öz saygımızı belirlerdi. Ancak birçok insan artık bunu umursamıyor. İnsanların ne düşündüğü umurlarında değil; dinlenmek ve zamanlarını huzur içinde geçirmek istiyorlar ve yaptıkları herkes için, özellikle de zavallı gezegenimiz için daha iyi.

Ne kadar boştaysak, doğayla o kadar az çelişiriz. Herhangi bir hayvanı ele alın, yiyecek, barınak aramadığı veya yavrularına bakmadığı zaman huzur içinde yattığını göreceksiniz. Şimdiye kadar hayvanlar gibi değildik. Her anı daha çok çalışarak, daha çok para kazanarak ya da paramızı harcayarak ve diğer insanları daha çok çalıştırarak geçirdik. Sonuç olarak, gezegenimizi kirlettik ve neredeyse mahvettik. İnsanlar hayvanlar gibi yaşasaydı, sadece ihtiyaç duyduklarında çalışsaydı, kendimiz için yarattığımız tüm sorunları yaratmazdık, yorulmazdık, strese girmezdik.

Tembel olmak bizim menfaatimizedir ve mümkün olduğunca sıkı çalışmamız da iş adamlarının menfaatinedir. Bu yüzden bize iş unvanımızın kim olduğumuzu tanımladığı fikrini satıyorlar. Ama insanların kim olduğumuz hakkında ne düşündüklerini gerçekten umursamadığımızda, o zaman onları süslü iş unvanlarıyla etkilemek için hiçbir nedenimiz yok. Sonunda dinlenebiliriz!

Artık daha fazla boş zamanımız olduğuna göre, zamanla yapacak daha anlamlı şeyler bulacağız. Neden burada olduğumuzu soracağız ve buradaki varlığımızın dünyadaki tüm diğer insanların varlığıyla ve etrafımızdaki dünyayla nasıl ilişkili olduğunu keşfedeceğiz. Dünyanın tek bir sistem olduğunu göreceğiz; içinde kendi yerimizi bulacağız; ve mutlu ve huzurlu olacağız. Bu nedenle bu yeni, gereksiz yere çalışmama trendinden memnunum.

“Nasıl Dünyayı Savaştan Kurtarıp Barışı Sağlayabiliriz?” (Quora)


İnsanlık barışı idealize ediyor ama pratikte bizler barışı tesis etmekten çok uzağız. Binlerce yıllık gelişim deneyimimizden, milletler ve toplumlar arasında barış aramanın ne kadar da gerçekçi olmadığını görüyoruz. Aksine, ne kadar çok barış tartışırsak, o kadar çok savaş görüyoruz.

Barış nedir? Barışı savaşın olmadığı bir durum olarak düşünmek yaygındır. Ama barış gerçekten bu mudur?

İbranice’deki barış (“Şalom“) kelimesi, tamamlama, bütünlük ve mükemmellik (“Shlemut“) kelimesinden gelir. Yani, bir tarafta bütünlüğe ve mükemmelliğe ulaşmanın yolu, doğuştan gelen kendimize yönelik arzularımıza göre nasıl bölündüğümüzü anlamının yoludur, ama insan toplulukları arasında ortak bir bütünlük ve mükemmellik hedefine ulaşmayı amaçlıyorsak, o zaman aramızdaki ayrılıklarımızın ve farklılıklarımızın ötesinde nasıl bağlar kuracağımızı keşfedeceğiz.

Bu nedenle barışa giden yol, öncelikle eğitimin iyileştirilmesini gerektirir. Önce barışın ne olduğunu ve neden savaşta olduğumuzu anlamamız gerekiyor. Kendi savaşımız, milletlerin ve orduların çeşitli zamanlarda girdiklerinden daha büyüktür, ancak doğamıza göre hepimiz sürekli bir savaş ve birbirimizle mücadele içindeyiz. Bu nedenle, doğamız gereği ne kadar egoist olduğumuzu, her birimizin diğer insanları ve doğayı kişisel kazanç için nasıl kullanmak istediğini anlamak için, doğa ve insan doğası hakkında bilgi edinmeliyiz. Ayrıca, egoist doğamızın nasıl sürekli büyüdüğünü ve insanlık geliştikçe, diğer insanlar ve doğa adına başarılı olmayı dileyerek daha acımasız hale geldiğimizi görmemiz gerekiyor. Kanıtını görmek için tarihin gelişen olaylarından başka bir yere bakmamıza gerek yok.

Bununla ilgili ne yapabiliriz? Kendimizi doğamızla akışa bırakmayı kabul edersek, sonunda hayatımızın ve gelecek nesillerimizin yaşamlarının üzerinde giderek artan bir kara bulutun gezindiğini göreceğimiz bir çıkmaza varacağız. Egoist doğamızın akışına uymak, gezegenimizin yok olmasına ve kişisel, toplumsal ve küresel ölçekte biraz daha fazla savaşa, çatışmaya ve acıya yol açacaktır.

Bu nedenle öncelikle doğamızı, yeteneklerimizin ve sınırlamalarımızın kapsamını, doğanın her an üzerimizde nasıl işlediğini ve doğadan aldığımız dürtülere en iyi nasıl yanıt verebileceğimizi öğrenmemiz gerekir.

Barışa doğru ilk adım, öz farkındalık içinde ilerlemek, kim ve ne olduğumuzu anlamak, kaderimizi etkileme yeteneğimizi ve geleceğe doğru ilerlerken kendimizi en iyi şekilde nasıl yönlendireceğimizi anlamaktır. Diğer bir deyişle, önce kendimizi dünyaya, doğaya ve içinde bulunduğumuz gerçekliğe doğru bir şekilde yerleştirmemiz gerekiyor. Nasıl harekete geçtiğimizi ve parçası olduğumuz sistemi nasıl etkileyebileceğimizi anladığımızda, bağlarımız arasındaki bütünlüğü ve mükemmelliği keşfetmeye doğru, barış yolunda adım atmaya başlayabiliriz.

Bir Kabalistin Dünya İçin Endişesi

Yorum: Dünyanın perspektifinin düzeltilmesi gerektiğini söylüyorsunuz, ama haberleri izlediğimde dünyada hiç hissetmediğim farklı şeyler olduğunu görüyorum.

Bu beni biraz endişelendiriyor çünkü her zaman haberleri dinleyen ve dünyada olup biten her şeye karşı çok duyarlı olan ve herkesi sanki kendi oğullarıymış gibi derinden önemseyen Rabaş’ı düşünüyorum. Bu, duygularımın Rabaş’ın duygularına hiç benzemediği anlamına geliyor.

Benim Yorumum: Henüz Rabaş’ın seviyesine ulaşmadığınız için bu o kadar da kötü bir şey değil. Umursamanız iyi bir şey, önemsemeye devam edin.

Rabaş, dünyanın tüm sorunlarını, onun içinde nasıl tezahür ettiklerini anladı ve tabi ki onun için çok acı vericiydi. Siz, insanlığın çocuklarınız gibi olduğunu hissetmiyorsunuz ve bu nedenle kayıtsızsınız. “Ne olmuş yani bir şey yanıyorsa, biri öldürüldüyse, bir şey olduysa? Dünya çapında her gün milyonlarca insan öldürülüyor.”

Rabaş ise bunu manevi olgu olarak hissetti, bu da tüm dünyanın onun önünde olduğu anlamına geliyordu. Aslında dünyada olup biten her şeyin kendisine nasıl ağır bir yük gibi yüklendiğini görebiliyordu.

Bize öyle geliyor ki, tamamen egoist bir bakış açısıyla bir Kabalist, bulutların üzerinde bir kuş gibi, tüm maddi sorunlardan arınmış, dünyamızı unutarak, hiçbir şeyi umursamadan yüzüyor. Hayır. Her şey onu ilgilendirir çünkü dünyanın genel ıslahını önemser.

“Bu Hayatta Bazı İnsanlar, Özellikle Çocuklar ve Masumlar Neden Bu Kadar Acı Çekiyor?” (Quora)

Dünya acılarla dolu ve masum insanlara, özellikle de çocuklara yönelik cinayet, hırsızlık veya herhangi bir acıyı haklı çıkaramayız.

Bununla birlikte, maddesel yaşamlarımızdaki ıstırabın bizi bir miktar düzeltmeye (adaletin kabulüne ve mutluluk ve iyileşme hislerine) götürebileceğini hissetmeye başladığımızda, burada katlandığımız ıstırabı haklı çıkarmaya başlarız.

Hayatta yanlış hiçbir şey yapmayan çocuklar gibi masum insanların çektiği acıyı anlayamayız. Bu tür ıstırabın amacı, yalnızca bizlerin onun anlamını ve amacını aramamızı sağlamak içindir.

Sorun şu ki, neden acı çektiğimizi ne hissediyoruz ne de anlıyoruz ve bazı acılar çok şiddetli olabilir.

Dünyayı kasıp kavuran inanılmaz miktarda ıstırap var ve tüm bunlar, sonunda bizi daha akıllı olmaya ve burada olmamızın nedenine uyanmaya başlamaya teşvik eden genel bir arzuya bağlanır.

Adaletsizlik duyguları, anlamsızlık, amaçsızlık, boşluk, ıstırap ve hayatımızda neden her türlü olumsuz olgunun gerçekleştiğini anlamamak, ıstırabın nedeni ve nihayetinde hayatımızın anlamı hakkında soruları uyandırır.

İnsanlık ne kadar acı çekerse, acı çekmemizin nedenini ve yaşamın anlamını aramaya yönelmemize neden olan soru işareti formları da o kadar artar.

Dünyanın Mükemmelliği İnsanın Mükemmelliğidir

Dünyanın mükemmelliği, insanın içsel mükemmelliğine yani insanların birbirleriyle olan bağına bağlıdır. Başlangıçta, bağ, bilinçli olarak ıslahları üzerinde çalışan onlularda gerçekleşir, ancak sonunda tüm dünya onlara katılmalıdır.

Genel ve eksiksiz bir bağdan bahsediyoruz çünkü tüm rahatsızlıkların ötesinde, bu bağın ölçüsünde genel bir ıslaha geliriz ve ancak bu koşullar altında herkes için iyi bir yaşam bekleyebiliriz.

Son ıslaha ulaşmak için, ıslah eden ışığı tüm dünyaya çekmemiz gerekiyor. Kabala’yı yaymanın bu kadar önemli olmasının nedeni budur. Ve yaymak sadece materyallerin kitle iletişim araçlarında yayınlanması değil, dünyayı yukarıdan gelen özel bir ışıkla etkilemektir; ki bu da Kli’miz aracılığıyla, onlularımız aracılığıyla insanların geri kalanında manevi ilerleme, bağ kurma, üst dünyayı edinme arzusunu uyandırmak için, getirmek istediğimiz şeydir.

Bir insanın ne hissettiği ve ne yaptığı önemli değildir, ancak sonunda, istisnasız bu dünyanın tüm sakinleri en azından bir dereceye kadar genel ıslahlara katılmak ve böylece ruhlarını ıslah etmek zorunda kalacaklar.

“Neden Dünya’yı Koruyalım?” (Linkedin)

İklim krizi tırmanırken ve aşırı hava durumu giderek artarken, uzmanlar geri dönüşü olmayan noktaya ne kadar yakın olduğumuza ciddi şekilde kafa yoruyorlar. CBS News, 26 Nisan’da bir rapor yayınladı, iklim krizinde küresel bir lider olan Profesör Timothy Lenton’a göre, “Batı Antarktika buz tabakasının bir devrilme noktasını çoktan geçmiş olabileceğini” bildirdi. CBS News ayrıca diğer uzmanlarla da konuştu ve “Mesaj oybirliğiyle verildi: Değişiklikler beklenenden daha hızlı gerçekleşiyor ve iklim sistemindeki devrilme noktalarına ulaşma şansı, sadece on yıl önce uzak ve çok uzak görünüyordu, ama şimdi çok daha olası ve daha acil görünüyor. Lenton, “Bu yüzden tehlikeye dikkat çekiyordum,” dedi. “Sadece on yıl içinde risk seviyesi belirgin bir şekilde yükseldi – ki bu da acil eylemi tetiklemeli.””

Benim görüşüme göre, soru, yıkım noktasına vurup vurmadığımız veya bu noktaya ulaşmaya yakın olup olmadığımız değil. Sormamız gerekenin, Dünya’nın buna mahkûm olup olmadığı ve bizim buna mahkûm olup olmadığımız değil, daha ziyade neden şimdi biz buradayız sorusu olduğuna inanıyorum. İçinde yaşadığımız evren yaklaşık on dört milyar yıldır burada. Dünya yaklaşık 4,5 milyar yıldır varlığını sürdürmekte ve Dünya üzerindeki yaşam, Dünya’nın oluşmasından birkaç yüz milyon yıl sonra başlamıştır. Atomlardan moleküllere, moleküllerden tek hücreli yaratıklara ve tek hücreli yaratıklardan Dünya’daki suda, karada ve gökyüzünde sayısız yaşam biçimine evrimleştik. Sonunda, son birkaç yüz bin yılda insanlık ortaya çıktı. Yavaş yavaş, gezegenin yöneticileri haline geldik, toprağını, florasını ve faunasını sömürerek, havayı, toprağı ve suyu kirletiyor ve güç ve zenginlik kazanmak için elimizden geldiğince hızlı bir şekilde Dünya’nın kaynaklarını tüketiyoruz. Bu yüzden mi buradayız, tüm bu zararı vermek için mi? Belki de cevabı bilseydik, her saniye gezegene verdiğimiz bu akıl almaz zararı vermezdik. Bu nedenle, burada olma amacımız, cevaplamamız gereken anahtar sorudur. Eğer cevabını bilirsek tüm sorunlarımızı çözer ve gezegeni kurtarırız.

Geçtiğimiz birkaç on yıl boyunca, emisyonları azaltmak, kirliliği azaltmak ve gezegeni sömürmemizi azaltmak için sayısız taktik ve girişim denedik. Hiçbiri işe yaramadı. Dahası, sadece gezegenimizi değil, gezegendeki tüm yaşamı sömürüyoruz ve birbirimizi sömürüyoruz. Bizi karakterize eden “başkalarına kötü muamele” tüm alanlarda belirgindir, bu da sorunun, örneğin yenilenebilir enerjiye geçmekten veya ormansızlaşmayı engellemekten çok daha sistematik ve köklü olduğu anlamına geliyor. Tüm sıkıntılarımıza neden olan sorun biziz veya daha doğrusu doğamızdır – insan doğası. Bu gezegendeki diğer varlıkların aksine, birbirimize, tüm canlılara ve yuva dediğimiz gezegene karşı sömürücüyüz, kaba ve tacizciyiz. Aslında o kadar kalpsiziz ki yaptıklarımızın, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini mahvedeceğini bilsek bile açgözlülüğümüzü engelleyemiyoruz. Yaşayacak bir ev yerine, onlara gezegen büyüklüğünde bir çöp yığını veriyoruz. Hangi iyi ebeveyn bunu yapar? Elbette hiç biri, ama biz iyi ebeveynler değiliz.

Yine de her şey bitmiş değil. Koronavirüs salgınının başlangıcında neredeyse tüm dünyada empoze edilen ilk kapanmada, dünyanın dört bir yanından doğanın direncinin birçok örneği, Dünya’nın düşündüğümüzden çok daha güçlü olduğunu ve uzun süreli insan sömürüsünden bile kurtulabileceğini kanıtladı. Bu nedenle, tek sorunumuz olan insan doğasını çözersek, doğanın geri kalanı hızla iyileşecek ve gezegensel denge yeniden sağlanacaktır.

İnsan doğasını değiştirmek, ilk bakışta, kişinin kendini bir bataklıktan kendi saçından tutup çıkarması gibi imkansız görünebilir. Ancak bunu nasıl yapacağımızı doğadan öğrenebiliriz. Doğada işler kendi çevrelerine göre değişir. Adaptasyon, herhangi bir türün hayatta kalmasının anahtarıdır. Eğer bizler bir dostluk, karşılıklı sorumluluk ve şefkat ortamı yaratırsak, doğamız çevresine uyum sağlayacak ve aynı şekilde olacaktır. Kendimizi değiştirmemize gerek yok, sadece yüzeysel davranışımızı değiştirmemiz gerekiyor. O zaman, tüm toplum nazik davranırsa, insanlar gerçekten nazik olacaklar. Nasıl acımasız bir ortamda yaşamak, orada yaşayan herkesi doğası gereği acımasız olmasa bile acımasız olmaya zorlarsa, bunun tersi de geçerlidir.

Bir kez sosyal çevremizi dost canlısı ve saygılı hale getirdiğimizde, kendi doğamız dost canlısı ve saygılı hale gelecektir. Dostça ve saygılı olduğumuzda, sömürücü olmayı bırakacağız. Sömürüden vazgeçtiğimizde, birbirimizi, diğer canlıları ve bir bütün olarak gezegeni kötüye kullanmayı bırakacağız. Görünen o ki kendimizi ve gezegenimizi kurtarmak için tek odak noktamızın sosyal çevremizi düşmanca olmaktan dostça olmaya, istismarcı olmaktan saygılı olmaya dönüştürmek olmalıdır. Diğer her şey hızla takip edecektir.

Dahası, içsel doğamızın kodunu dönüştürmek, bize şu anda tasavvur edemediğimiz alemleri ifşa edecektir. Sadece kendimize konsantre olduğumuz sürece, gördüğümüz tek şey kendimiziz. Ancak burada bulunmamızın amacı, kendimizin çok ötesinde büyümek, tüm gerçekliği kavramak, neden var olduğumuzu, neden yaşam ve ölüm, yaratılış ve yıkım olduğunu ve her şeyin nasıl birbirine bağlı olduğunu en derin düzeyde anlamaktır. Sadece birbirimizi düşünmeye başlarsak kendimizi düşünmeyi bırakırız ve ancak kendimizi düşünmeyi bırakırsak çevremizdeki dünyayı gerçekte olduğu gibi algılamaya başlayabiliriz. Bu yüzden hayatlarımızı, gezegenin refahını ve hatta mutluluğumuzu güvence altına almak için sormamız gereken tek soru “Neden buradayız?”

Üst Akıldan Beslenme

Soru: Kolektif bilinç olgusu maddi dünyada var mı?

Cevap: Gerçek şu ki, tüm dünya kolektif bilince sahiptir. Ancak Kabalistler ondan çıkarlar. Bu dünyada yaşayan diğerleriyle bilinç ortaklığını kaybedenler, kolektif egoist bilincin üzerine çıkmak ve başka bir tür bilince girmek istedikleri için Kabalistler’dir.

Kolektif bilinç formu, bu dünyada yaşayan herkese verilir çünkü hepsi üst akıldan beslenir. Bu doğaldır. Sonuç olarak, beynimiz nedir? -sadece üst bilince bir adaptör. Daha fazlası değil. İçinde hiçbir şey olmuyor. O, bizi üstümüzde olup bitenlere bağlayan devasa bir sistemdir.