Category Archives: Dünya

“Neden Senkronize Çalışamıyoruz?” (Medium)

Nereye bakarsanız bakın, insan toplumunda büyüyen boşluklar ve artan istikrarsızlık var, Ukrayna’daki savaş, dünyanın Rusya’ya etkili bir şekilde yaptırım uygulayamaması, ilaçların dengesiz dağıtımı, servetin, temel gıdaların, eğitimin dengesiz dağılımı vb.gibi. Şimdi doğaya bakalım. Doğada her şey dengeli ve uyumlu, en ince ayrıntısına kadar senkronizedir.

En yakındaki bedenlerin kendi hareketlerini senkronize etmesine neden olan “doğal senkronizasyon” adı verilen mükemmel bir doğa olayı vardır. Örneğin metronomlar, kasıtlı olarak farklı zamanlarda başlatsanız bile vuruşlarını kendiliğinden senkronize eder.

Ancak doğal senkronizasyon sadece kalp pilleri için geçerli değil; gerçekliğin tüm seviyeleri için geçerlidir. Cornell Üniversitesi’nde ödüllü Uygulamalı Matematik Profesörü Steven Strogatz bu olguyu şöyle açıklıyor (Dk. 10:09–10:37): “Bu konuda en çekici bulduğum şeylerden biri, atomaltından kozmik olana kadar doğanın her ölçeğinde ortaya çıkmasından ötürü ne kadar evrensel olduğudur. Yerçekimi etkileşimlerinden, elektriksel etkileşimlerden, kimyasal, mekanik, yani adını siz koyun, doğanın şimdiye kadar tasarladığı her iletişim kanalını kullanır. Her nasılsa, iki şey birbirini etkileyebilir, doğa, işleri senkronize etmek için bunu kullanır.”

Öyle görünüyor ki, gerçeklikte doğal senkronizasyondan “kaçan” tek unsur insanlıktır. Sanki tüm doğa için geçerli olan kurallar bizim için geçerli değilmiş gibi.

Bir dereceye kadar, bu doğrudur. Canlı yaşam düzeyine ait olmanın yanı sıra, bizler de hissedebilen varlıklarız ve eylemlerimiz kasıtlı kararlarla belirlenir. Eylemlerimizi senkronize etmek için, bunun olmasını istememiz gerekir.

Aksi takdirde, karar vermeyi doğaya bırakırsak, doğası gereği benmerkezci olan insan doğası, geri kalan gerçekliğin sistem merkezli doğasını geçersiz kılacaktır ve bizler son derece uyumsuz ve sonuç olarak birbirimize ciddi olarak düşman kalacağız.

Son birkaç yılda birbirimize yabancılaşma seviyemiz, başka bir dünya savaşı olasılığını gerçekçi bir senaryo haline getiren bir seviyeye yükseldi. Bundan kaçınmanın tek yolu, bilinçli ve isteyerek aramızdaki eşzamanlılığı benimsemektir. Doğanın kendiliğinden yaptığını, biz bilinçli ve gönüllü olarak yapmalıyız.

Bunun için iyi bir sebep var. Belirli bir yolu izlemeyi seçtiğimizde, bunu lehte ve aleyhteki tüm seçenekleri inceleyip değerlendirdikten sonra yaparız. Sadece içgüdülerimizi takip ettiğimiz için belirli bir şekilde davransaydık, insan değil hayvan olurduk. Bizimle hayvanlar arasındaki fark, sonunda karar verene kadar düşünmemiz, tartışmamız ve sorgulamamızdır. Sonuç olarak, gördüğümüz resim, doğadaki herhangi bir varlıktan daha eksiksiz ve daha derindir.

Yine de, duyarlı olmak için ödediğimiz bedel genellikle çok yüksektir. İnsanların bilge ve nazik olduğu barışçıl bir dünyada yaşamak istiyorsak, bunu gerçekleştirmeliyiz. Sürtüşme ve anlaşmazlık yerine senkronize olmayı ve uyumu seçmeliyiz. Bunu yapmak için, tüm insanlıkta senkronize olmanın önemini bilinçli olarak yükseltmeliyiz.

Uyum ve senkronizasyon bizi aynı, hatta benzer yapmaz. Aksine, onlar bizi uyumlu ve tamamlayıcı yapacaklar. Becerilerimizi ve yeteneklerimizi daha iyiye katkıda bulunmaktan haz almamızı sağlayacaklar ve birlikte, üyeleri güvenli, sağlıklı ve her şeyden önce mutlu olan güçlü ve sağlam bir toplum inşa edeceğiz.

Dünya İçin Dua

Dünyadaki durum her geçen gün daha patlamaya hazır hale geliyor. Tüm dünya, Ukrayna’daki olayların hızlı gelişimini titizlikle takip ediyor. Ancak Kabalistler siyaset ve coğrafi sınırlarla ilgilenmezler.

Kabalistler tek bir şey isterler: mümkün olan her yerde sevgiyi eklemek ya da en azından nefreti azaltmak ve insanlar arasındaki çatışmayı azaltmaktır ve biz bunu yapmak için yardım etmeliyiz.

Bu nedenle, ana araç duadır. Duanın yardımıyla insanlar arasında daha büyük bir bağ kurmayı başarırsak, bu insanlığın yararına olacak ve Yaradan’ı memnun edecektir. Yaradan, Kendisinin karşısında, kırılmış yaratılanlar yaratmak zorundaydı ki, insanlık nefret ve reddetmenin ötesinde bağ kurmayı istesin. O zaman birliğin ne anlama geldiğini anlayacak, hissedecek ve keşfedeceğiz.

Ana şey, bağ kurmanın gücünü ortaya çıkarmaktır. Biri olmadan diğeri olamaz. Bu nedenle Yaradan herkesten daha fazla acı çekiyor ama başka seçeneği yok, doğayı bu formda yaratması gerekiyordu. Bizim görevimiz, duamız, arzumuz ve talebimizle, O’nu her şeyi ıslah etmeye zorlamaya çalışmaktır. O, bizim ıslah talebimizi bekliyor ve O her şeyi hemen yapacak. Bizim arzumuzdan başka bir şeye ihtiyacı yok.

Yaratılışta, başlangıçta eksik olan tek şey, Yaradan’ın iyi gücüne eşdeğer olma arzumuzdur. Yaradan, yaratılmışların arzusuna ihtiyaç duyar, bu yüzden bütün yaratılanları eksiklik içinde yaratmıştır. Ve bizim bu eksikliği ifşa etmemiz gerekiyor.

Bu nedenle, bizler barış, bütünlük, mükemmellik, sevgi ve bağ istemedikçe bu gerçekleşmeyecektir. Tam anlamıyla her seviyede bağ kurmayı istememiz gerekiyor. Bununla, tüm doğa, tüm dünyalar, hepimizin bağlı olduğu tamamen ıslah edilmiş duruma geri dönecek ve hepimiz, sonsuz ve mükemmel olan bağın gücünü ifşa edeceğiz.

Mesih, bir insan değil arzumuza göre ortaya çıkan ve kaybolan bir güç, bir ruhtur. Birbirimize yaklaşmak istediğimizde gelir, istemediğimizde gider. Mesih, bizi egoizmimizden ihsan etmeye, sevgiye ve bağlantıya çeken (Moşeh) bir güçtür.

Dolayısıyla bizi kötüden iyiye, ayrılıktan bağa, nefretten sevgiye çekecek bu güce ihtiyacımız olduğunu anlıyorsak, Mesih’e sesleniyoruz. Hadi bunu hep beraber yapalım.

Temel sorun, doğamızda var olan kayıtsızlıktır. Bazen belirli bir olay veya yaralı bir hayvan, kalbimize ülkeler arasındaki bir savaştan daha çok dokunur. Bu arada bizler, ıslah olmamış egoist nitelikler içinde var oluruz.

Bu yüzden kalbimize yakın olan şeyleri önemsiyoruz. Kendi evinizdeki küçük bir arıza, dünyadaki olaylardan, süpernova yıldız patlamalarından veya Dünya’nın diğer tarafındaki bir kasırgadan daha fazla endişelendiriyor. Egoizmimiz gerçeği bize böyle gösteriyor.

Ancak, tüm gücümüzle, birlikte Yaradan’dan onlu gruplar içinde kendimizden çıkmanın ne anlama geldiğini ve aramızda işleyen gücü hissetmemize izin vermesini istersek, o zaman aramızda bulunan üst gücü ifşa etmeye başlayacağız. O zaman bu dünya, bireysel egoizmimiz için değil, Yaradan için daha önemli olan şeyleri fark etmeye başlayacağız.

Hayatta Yön Eksikliği

Soru: Vladimir Zhikarencev’in Özgürlüğe Giden Yol adlı kitabında, tüm hastalıkların şu soru üzerine yansımaların sonucu olduğunu yazıyor: “Bütün bunlar ne için?” ve bu tür düşünceleri kendinizden uzaklaştırmalısınız. Onları uzaklaştırmak gerçekten gerekli mi?

Cevap: Sorun şu ki, insanlık sürekli bu düşüncelerden kurtulmaya çalışıyor ama çok kötü yollarla ve bununla giderek daha çok batıyor. Ne de olsa, esasen bu düşünceler bize onların üzerine çıkmamız için gelir ve bizim için daha büyük bir gelişme elde edeceğimiz bir kaldıraç olabilir.

Günümüzde, dünyada pek çok kişi şöyle diyor: “Neden sanayi ve teknolojik gelişmeye ihtiyacımız var ki? Bakın ne hale geldik, çevreyi çöpe çevirip öldürüyoruz ve kendimizi yok ediyoruz. Bu ne için?”

Ama doğayı ve insanı durduramayız. Sadece her şeyi doğru kullanmayı bilmek zorundayız.

Bu nedenle, içimizde yeni boşluklar, bazı yeni arzular ortaya çıkarsa ve onları nasıl karşılayacağımızı bilmiyorsak, burada olanlar bize yetmez; daha fazlasını isteriz ama ne olduğunu ve ne zaman olacağını kendimiz de bilmeyiz, “daha fazlası” bizim için parlamaz ve önümüzü görmeyiz, o zaman depresyona gireriz, bir tür problemlerin içine gireriz.

Orada yaşam yönergelerinin eksikliği vardır.

Doğa ile Diyalog

Soru: Geçen yıl çok farklı şekillerde doğal afetler oldu. Yıl, İspanya’da vahşi bir soğuk havayla başladı. Bunu beklemiyorlardı ve buna hazır değillerdi. Depremler oldu; Endonezya’da sel oldu. Hint Himalayaları’nda bir buzul çöktü ve 170 kişiyi toprağa gömdü. Pekin’de kum fırtınası, Avustralya’da sel oldu. Batı Avrupa’da şiddetli yağmurlar arabaları sürükledi ve şehirleri su bastı. Kaliforniya, Türkiye ve Yunanistan’da yangınlar çıktı. Haiti’de meydana gelen depremde 2200 kişi hayatını kaybetti. Palma’nın Kanarya Adası’nda üç ay boyunca bir yanardağ patladı. Bu 500 yıldır gerçekleşmemişti. Düzinelerce kasırga Amerika Birleşik Devletleri’ni süpürdü. Bir tayfun Filipinler’i vurdu ve ardından yıkıma neden oldu.

Bu olanların kısa bir listesi. Doğanın bize söylediklerini insan diline çevirebilir misiniz?

Cevap: Doğa bize şöyle diyor: “Bu doğrudan size hizmet ediyor!” Gerçekten, doğaya nasıl davranırsanız – mümkün olan her şeyde, her düzeyde, her durumda ve olasılıkta dengesini bozarsanız – doğanın tepkisi böyle olur.

Düşünün ki hasta bir bedene, bütün bir Dünya’ya, bütün bir gezegene sahipsiniz. Peki, ne yapacaksınız?

Soru: Peki ne yapıyoruz?

Cevap: Müdahale etmeyin, göreceli huzurunu bozmayın. O, homeostazidedir – çok iyi, bırakın öyle kalsın, ona dokunmayın!

Soru: Ama öyle ya da böyle bir şey üretmemiz, mineral çıkarmamız gerekmiyor mu?

Cevap: Bu hangi dozlarda olduğuna bağlı. Doktorun dediği gibi: “Ölçüsünde.”  Burada da aynı: toprağı kazıyorsun, onu karıştırmaya, bir şeyler çıkarmaya, hafriyata, dışarı çıkarmaya, emmeye başlıyorsunuz. Her şeyin bir noktada yenilenmesi gerektiğini anlamalısınız.

Yavaş yavaş yaşlanıyor ve ölüyoruz. Aynı şey muhtemelen Dünya ile oluyor.

Soru: Bu diyaloğa nasıl gireriz? Onunla homeostaziye sahip olmak için doğaya nasıl davranırız?

Cevap: Bunun canlı bir organizma, gerçek bir canlı organizma olduğunu anlamalıyız. Ve eğer onu etkilersek, her şeyi çok özenli ve dikkatli bir şekilde yapmalıyız.

Ve bunu telafi etmek ve eğer tek bir organizma ise, neresinde faaliyet gösterdiğinizin bir önemi olmadığını anlamak gerekir. Avustralya’da bir yerde bir şey yaparsanız, bu Kanada’da veya Güney Amerika’da bir yerde yankılanacaktır. Burada her şeyden ve herkesten gerçekten sorumluyuz.

Bu topraklardan başka hiçbir şeyimiz yok! Hiçbir yere uçamaz ve hiçbir şey yapamayız. Ve bugün burada ne istersek onu yapıyoruz! Ve yarın için bir tepki yok, hesap yok, düşünce yok!

Yorum: Şu anki düşüncemiz bundan kazanç elde etmek – daha çok, daha çok ve daha çok para kazanmak.

Cevabım: Ama sonrasında 20 kat daha fazla kaybederiz. Bütün bunları telafi etmeliyiz.

Yorum: Kişinin bir düşüncesi var: “Benden sonrası, tufan.”

Cevabım: Bütün sorun egoizmimizde. Bu açık.

Soru: Mümkünse bir tarif daha verebilir misiniz? Bir kişinin Dünya denen bu organizmayla yaptığı iş nedir?

Cevap: Dünya çok bilge bir organizmadır. Hala bizim için bilinmeyen yasaları, geleceğimiz olan büyük bilgelik katmanlarını gizler. İşte bu yüzden ona çok dikkatli ve saygılı davranmalıyız.

Soru: Yani, bu düşünce bir insanın içine girer ve içinde yaşarsa, o zaman tamamen farklı bir tutuma ve genel olarak her şeye sahip olacağını mı söylüyorsunuz?

Cevap: Evet, yani kürekle kazarsanız neden, ne için, nasıl olduğunu ve nasıl telafi edeceğinizi açıklamanız gerekir. Sanki Dünya’dan maddesini, enerjisini ve örneğin içine ektiğiniz şeye yatırım yapmak zorunda kalacağı gücünü ödünç alıyormuşsunuz gibi.

Soru: Yani bu kadar küçük bir müdahaleyi yapmadan önce bile büyük bir hesap mı yapmam gerekiyor?

Cevap: Evet. Bu bir tavırdır ama bizi kurtaracaktır. Aksi takdirde, Dünya, söylendiği gibi, “sizi dışarı püskürtecek”.

Yorum: Evet, bizi dışarı püskürtecek. Görünüşe göre ipuçları şimdiden çok netleşti ve kapımızı çalıyor.

Cevabım: Evet. Bir başlangıç var.

Yorum: Anlayacağımızı umalım.

Cevabım: Hayır, burada umut olmayacak. Kişi egoizmini ıslah edene kadar doğaya ve üzerinde yaşadığı gezegene kaçınılmaz olarak zarar verecek. Ve bu kötü olacak.

“Çocuklar Neden Savaşların ve Çatışmaların Dışında Bırakılmıyor?” (Quora)

Suriye’de bir mülteci kampında yaşayan 10 yaşındaki Shahid’e bu yıl kendisi için ne dilediği sorulduğunda, “Çadır, bir çadıra sahip olmak” yanıtını verdi. Arap sosyal medyasındaki bu yayın, bir çocuğun hayallerinin bu kadar düşebileceğini izleyen birçok kişiyi derinden sarstı.

Yayın, “Böyle bir dünyaya nasıl geldik?” ve “Neden çocukları savaşlarımızın ve çatışmalarımızın dışında bırakamıyoruz?” gibi soruları gündeme getirdi.

Bu sorunun cevabı basitçe şudur: Ne BM, ne UNESCO ne de başka herhangi bir uluslararası kuruluş veya hükümet, hiçbir büyük oyuncu çocukları bu tür durumların dışında bırakmak istemiyor. Fonlar, insanları dünyanın dört bir yanındaki mülteci kamplarında yaşamaya zorlayan ordulara ve terör örgütlerine veriliyor. BM ve UNRRA gibi görünüşte çocukları korumak için var olan örgütler olsa da, bunların hepsi yalan. Onlar yalnızca politikacıların elindeki oyunculardır.

Suriye, Esad’ın destekçileri ve düşmanları arasında birkaç yıldır sivil huzursuzluk yaşıyor. Büyükler kavga ediyor, öldürüyor, birbirine işkence ediyor ve çocuklar bu durumdan hiçbir şey kazanmıyor. Ayrıca, çatışmalarını ne olursa olsun sürdüren yetişkinler üzerinde çocukların hiçbir etkisi yok. Bu tür çocuklar büyüdüğünde, muhtemelen onlar da çatışmaya katılacaklardır.

Shahid için ne dilerdim diye sorulsa, o zaman ona, kendisinin ve herkesin sadece bir çadırı değil, bir evi olabileceğini ve dünyanın bollukla dolu olduğunu, ancak insan egosunun önümüzde olan bolluğun tadını çıkarmamıza izin vermeden bizi birbirimize düşürdüğünü açıklardım.

Her birimizin, başkaları ve doğa pahasına haz almak istememize neden olan egoist doğamız, bizi çatışmalara götürür ve bize huzur vermez.

Çatışmadan arınmış iyi bir gelecek istiyorsak ve dünyada var olan bolluğun tadını çıkarmak istiyorsak, birbirimize karşı tutumlarımızı yeniden ayarlamamız gerekiyor: egolarımızın bizi çatışmaya sürüklemesine izin vermek yerine, birbirimize daha fazla yaklaşmaya başlamalıyız. Egoist ve bölücü dürtülerimizin üzerindeki pozitif bağımız, hepimizin mükemmel ve verimli bir yaşam sürmemizin anahtarını elinde tutmaktadır.

“Covid Denizinde Çok Daha Fazla Dalga” (Linkedin)

Ayrılığın ardından sık sık söylenen bir teselli vardır: “Denizde daha çok balık var.” Omikron dalgasına “Güle güle!” diyerek vedalaşırken, Covid denizinde çok daha fazla dalga olduğunu hatırlamalıyız. Omikron’un öncekilere kıyasla hafif bir dalga olmasına rağmen, peşinden geleceklerin bağışlayıcı, hatta benzer türden olacağına dair hiçbir garanti yoktur. Şu açık ki, sıkıntıları kendimize çekiyoruz. Mükemmel gerçekliğin dokusunda açtığımız delikler, gözyaşlarını gidermemiz ve oyukları düzeltmemiz gerektiğine ikna olana kadar her türlü felaketi üzerimize çekecektir.

Covid, bizi etkileyen diğer krizlerde olduğu gibi,anormal bir kaza değildir. Bu, çevremizdeki her şeye kötü davranışımızın doğrudan bir sonucudur. Covid dahil tüm krizler, bizi yavaşlatmayı ve doğaya ve daha zayıf insanlara ve uluslara yönelik vandalizmimizi dizginlemeyi amaçlamaktadır.

En başından beri Koronavirüs için minnettardım çünkü bizi yavaşlamaya zorladı. O olmasaydı bugün şu an olduğumuzdan çok daha kötü durumda olacağımızdan şüphem yok. Omikron dalgası şimdiye kadarkilerin en hafifiydi, ama hala dersimizi almadık; hala pervasız yaşam tarzımıza geri dönebileceğimiz anı bekliyoruz. Eğer düşünceli olmayı öğrenmezsek, doğa bize acı vasıtasıyla prangalarını geçirecektir.

Aynı zamanda, düşünceli olmayı öğrenir ve herkesin temel ihtiyaçlarının karşılandığından emin olursak ve bunu toplu harcamalarımıza bir kuruş bile eklemeden yapabilirsek, bugün başımıza gelen tüm krizlerden derhal bir rahatlama göreceğiz. Doğanın bize verdiği fırsatı değerlendirmeli, salgından kurtulmalı ve insanlığın acil ihtiyaçlarına yönelmeliyiz. Herkes için konut, eğitim, sağlık ve gıda tedarikini güvence altına almalıyız. Bunu yapar ve dünya çapında dengeli bir yaşam tarzı kurarsak, salgınlardan, savaşlardan ve diğer krizlerden acı çekmeye son veririz.

Dengeyi sağlamak için güven inşa etmeli ve hepimizin birbirimize bağımlı olduğumuzu anlamalıyız. Eğer tüm insanlığın bir uçurumun üzerinde olduğunu ve eğer birimiz düşerse hepimizin düşeceğini fark edersek, o zaman kimsenin düşmesine izin vermeyiz.

Tıpkı yeni türlerin hızla dünyaya yayılarak aşıları işe yaramaz hale getirmesi gibi, herhangi birinin sahip olduğu herhangi bir sorun da hemen tüm dünyayı etkileyecektir. Bunu hissetmeye gelir ve bu zihniyetle yaşarsak, sıkıntılardan kaçınacağımızdan ve denizin dalgalarının başımıza çarpmayacağından emin oluruz.

Gözyaşlarını gidermek, aramızdaki çatlakları onarmak demektir. Birbirimizi parçalamak yerine, hayatlarımızı düzeltmemize yardım edersek, gerçekliğin dokusu mükemmel ve düzgün olacak ve sonunda hayatlarımız huzurlu olacaktır.

“İnsanlıkta Hassas Bir Nokta” (Linkedin)

Ukrayna’daki çatışma, iki ülke arasında düzenli bir çatışma değil. Ortak insan ruhunda çok özel bir yerden kaynaklanan çok derin bir krizdir. İnsanlığın hassas bir noktasıdır ve hepimizi ne kadar güçlü bir şekilde etkilediğini görebiliriz.

Bu krizi diplomatik tedbirlerle çözmeyeceğiz. En iyi ihtimalle onu bir süreliğine sakinleştireceğiz, ancak daha sonra ancak daha şiddetli bir şekilde patlayacak. Bir taraf diğerini tamamen istila etse de çatışmayı sona erdirmeyeceğiz; burada kimse teslim olmayacak ve ateş tekrar patlayana kadar altında yanmaya devam edecek.

Krizi çözmek için yapmamız gereken tek şey var: bütünleyiciliğin önemini arttırmak, rakip milletlerin üyelerinin kalplerini, düşmanlığın üzerinde birleştirmenin gerekliliğinin önemini arttırmaktır. Açık olmak gerekirse, sadece savaşın bitmesini istemek onu sona erdirmez; aramızdaki ayrılığın sona ermesini istemeliyiz. Birbirimizin kalbini hissetmeyi istemeliyiz ve bu, diğer birçok yararın yanı sıra kükreyen silahları da susturacaktır.

Çok zor, çok tehlikeli bir durumun içindeyiz. Olayları bulanıklaştırmamalı veya örtbas etmeye çalışmamalıyız. Taktikler ve siyasi hileler krizi çözmeyecektir.

Tek çözüm, aralarında yükselen kin ve nefrete rağmen, insanların kalplerini yukarıya yaklaştırmaya çalışmaktır. Aksi takdirde çatışmanın çözümü olmayacak, sadece tırmanacak ve daha fazla ülkeyi içine çekecektir ve bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz.

 

Empati Nasıl Öğrenilir?

Soru: Kısa bir süre önce Haiti’de bir deprem oldu. 2.000’den fazla insan öldü, 40.000 ev hasar gördü ve yıkıldı. 15-20 bin kişi yaralandı.

Bu haber bir gün sonra yok oldu. Hemen yerini yangınlar, depremler ve kasırgalarla ilgili haberler aldı.

Başka birine karşı empati geliştirmek mümkün müdür?

Cevap: Bu eğitime bağlıdır. Eğitim, kendimiz için daha iyi bir gelecek istiyorsak, hepimizin daha da yakınlaşmasını sağlayacak şekilde olmalıdır. Egoist olarak. Depremlerin, volkanik patlamaların ve ölümlerin olmamasını istiyorsanız, diğerlerine daha yakın olmalısınız.

Doğa tek olduğundan ve biz insanlar onun zincirinin tepesinde olduğumuz için, eğer aramızda doğru ilişkiler kurarsak, yardım edersek, ilgilenirsek, o zaman altımızdaki tüm doğa sakinleşir.

Soru: Kabala bundan mı bahseder?

Cevap: Evet. Doğayı kesinlikle bu şekilde etkileyebiliriz.

Soru: O zaman “empati” kelimesi kulağa tuhaf gelmeyecek mi?

Cevap: Başkalarına bağımlı olduğumuzu ve başkalarının da bize bağımlı olduğunu anlamamız normal bir insanlık durumudur. Ben birbirimize karşı egoist tutumdan bahsediyorum. Bir aile gibi olduğumuzda, başka yolu yoktur. Doğa bizi sonunda birbirimize bağlı olduğumuzu anlamaya zorlar. Ve bizi ona götürecek, ama yavaş yavaş öyle darbelerle ki yeterli gelmeyecek.

İşte o zaman karşılıklı destek doğal bir kavram haline gelecektir. Gidecek hiçbir yerimiz yok. Birbirimizi sevsek de sevmesek de aile içinde de aynısını yaparız. Birbirimize bağımlı olduğumuzu anlarız.

Tıpkı biz başkalarına, onlar da bize bağımlı olduğu için ve hiçbir yere kaçamayacağımızdan dolayı ülkemiz için savaşmaya gitmemiz gibidir. Burada da aynıdır. İnsanlık, doğaya karşı değil de, doğayla birleşik bir cephe gibi hareket etmek için birleşmezse, doğa bize öğretecektir.

Soru: Sonunda bize öğretir mi?

Cevap: Öğretecek! Bu kesin. Ancak tüm dünya, depremden sonraki Haiti gibi olacak.

Yorum: Bunu kendimizin yapması daha iyidir.

Cevabım: Bence de. Çünkü doğa bize çok tatsız sürprizler hazırlıyor.

Soru: Yani, büyük Kabalist Baal HaSulam’ın dediği gibi, tüm dünyanın şu ya da bu şekilde tek bir aile olacağına hâlâ inanıyorsunuz, bundan kaçamayacak mı?

Cevap: Buna ya bir dünya nükleer savaşının sonucu olarak ya da iyi yollardan ve anlayışla gelmek zorunda kalacağız.

 

Dünyayı Farklı Bir Şekilde Görmek İster Misiniz?

Soru: Sizin için öğrencilerinize aktaracağınız en önemli şey nedir?

Cevap: Doğru dünya görüşü: dünyanın, hayatın, insanın ve bir çağın görüşü.

Bu benim için en önemli şey – bir insanı hayatının doğru görüşüne göre konumlandırmak. Bunu yapmak için, ona içinde bulunduğu dünyanın resmini ve bunun en iyi yönde nasıl değiştirilebileceğini, neyle, hangi yollarla ve bu dünya resminin ne olması gerektiğini az ya da çok açıklamam gerekiyor- çünkü bu bize bağlı.

Dünya, bizim algımızın bir türevidir. Biz dünyada yaşamıyoruz ama dünya bizim içimizde yaşıyor. Ve bu, bir insana aktarmanız gereken şeydir – dünyanızı siz yaparsınız, siz yaratırsınız, onu kendi içinizde siz boyarsınız! Bu noktaya gelmek kolay değil. Dünyayla bu şekilde ilişki kurmaya başlamak bir devrimdir, kişinin çok ciddi içsel, manevi devrimidir.

İnsanları buna getirmek, dünyanın onların hissettikleri gibi olmadığına dikkatlerini çekmek gerekiyor. Dünya, onunla nasıl ilişki kuruluyorsa onun bir türevidir, yani kendinizi başka bir dünyanın algısına göre yeniden düzenleyebilir ve yeniden ayarlayabilirsiniz. Dünyanın kendi şekli, kendi formu yoktur. Bu, programlayabileceğiniz bir resimdir. Ve böylece içinde yaşadığınız dünyayı inşa edebilirsiniz.

Soru: Ve içinde yaşadığım dünya benim için hemen değişecek mi?

Cevap: Elbette. Sizin isteklerinize, niteliklerinize ve çabalarınıza göre değişecektir. Yani dünyayı siz yaratırsınız.

Yorum: Bu günlerde, günlük Kabala derslerinizde, On Sefirot’un Çalışması ve Kabala Bilgeliğine Önsöz gibi metinleri bir süreliğine bir kenara koydunuz ve şu anda Baal HaSulam’ın “Dünyada Barış”, “Barış” ve benzeri makalelerini çalışıyoruz. Lütfen bu dönüşü açıklar mısınız?

Cevabım: Bu, gerçekten de dünyanın tamamen ona karşı tutumumuzun bir yansıması olduğunu anlamak için gerekli.

Üst ışığın dünyasında yaşıyoruz. Ve bu ışığa yaklaştığımız ve uyum sağladığımız ölçüde onu hissedeceğiz ve onu çeşitli formlarda hissedeceğiz. Ve bu formlar, bizim içsel değişimimize ve kişisel gelişimimize bağlı olarak ilerlemelidir. Bir insanı getirmem gereken şey budur.

Dünyayı farklı bir şekilde mi görmek istiyorsunuz? Haydi Yapalım!

Ancak bunun için, önce dünyayı nasıl algıladığımızı ve onu nasıl ve ne çeşit bir dünyaya değiştirebileceğimizi anlamak için bazı bilgiler ve araçlar edinmeliyiz.

Çünkü dünyanın kendisinin belirli bir niteliği ve belirli bir biçimi yoktur. Eğer buna müdahale etmezsek, o zaman hepimiz dünyayı aynı görürüz, çünkü hepimizin egoist bir arzusu vardır ve bu bizi dünyanın bu karşılıklı olan resmine ayarlar. Bu nedenle ortak bir algıya, ortak bir dile, iletişime, etkileşime vb. sahibiz.

Ama dünyanın kendi içimde çizdiğim şey olduğunu anlamaya başlarsam ve bu şekilde onu kendi dışımda görürsem, ancak o zaman dünyanın bireysel bir resmi, dünyanın düzenlenmesi üzerinde çalışabilirim. Ve burada zaten tamamen farklı bir alana gireriz. Yani neden bu kadar kötüye giden bir dünyada olduğumuzu, neden bizim tarafımızdan bu şekilde hissedildiğini ve onu farklı hissetmeye başlamak için neler yapabileceğimizi anlamaya başlarız.

Bunu yapmak için, içsel olarak yeniden düzenlenmeli ve etrafımızdaki herkes gibi, dünyanın bir resmini beş bedensel duyu organımızda hissedeceğimiz bir duruma gelmeliyiz.

Ve yavaş yavaş kendi içimizde yaratacağımız beş organda, üst dünya denilen başka bir dünyayı hissedeceğiz. Aralarındaki farkı, üst dünyanın içimizde bu dünyanın resmini nasıl çizdiğini ve bu dünyadan üst dünyaya nasıl yükselebileceğimizi hissedebileceğiz. Bunlar, kendi içimizde gerçekleştirmeye başlamamız gereken durumlardır; yavaş yavaş bize yakın hale gelmeliler.

Bu nedenle en önemli görevimiz, manevi hazırlığın belirli aşamalarından geçmek ve ardından kendimizi değiştirmeye başlamak ve buna bağlı şekilde, içsel değişimlerimizin bir sonucu olarak, içsel değişimlerimize göre çevremizdeki dünyanın resmini nasıl değiştirdiğimizi gözlemlemektir.

Gerçek şu ki bu dünya bize böyle bir durumda verilmiştir, bizim tarafımızdan yavaş yavaş değişen ilkel egoist niteliklerimizde algılanan, bize verilen belirli bir resimdir. Herkes için aynı anda az ya da çok değişirler. Bu nedenle insanlığı ve cansız, bitkisel ve hayvansal doğayı yavaş yavaş değişiyor gibi görürüz. Ancak bu gelişme, binlerce yıl boyunca çok yavaş ve tamamen bencildir.

Egoizmimizin üzerine çıkarsak, dünyanın tamamen farklı hissiyatlarına girmeye başlayacağız ve zaten farklı bir dünya, farklı bir resim, dışsal resimden bağımsız olarak kendi içimizde farklı etkileşimler göreceğiz.

Artık cansız, bitkisel ve hayvansal doğayı ve insanı değil, daha ziyade güçler dünyasını -gerçekte var olanı- göreceğiz. Ve bizim dünyamız da, aynı zamanda bizi etkileyen ve hissiyatlarımızdaki gibi bu dünyanın bize canlı ve var gibi görünen yansımalarını yaratan güçlerdir.

Ama aslında bizim için güçler dünyası ile etkileşime girmeye başlamamız önemlidir; insanları getirmem gereken şey budur. Henüz bilmiyorlar ama buna hazırlıklı olmaları gerekiyor. Hazırlık uzun yıllar sürer. Bugün bunun hakkında konuşmak zaten mümkün ve önümüzdeki kısa süre içinde, hatta belki birkaç hafta içinde kelimenin tam anlamıyla buna yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle, anlamadığımız fiziksel güçler arasındaki etkileşimleri tasvir etmek için bir kağıda bazı çizelgeler çizdiğimiz katıksız mekanik veya bir tür soyut bilimle meşgul olmak istemiyorum.

Ve bu güçleri kendi içimizde yeniden üretip gerçekleştirebildiğimizde, o zaman çalıştığımız şey, manevi eylemlerimizin uygulanması için gerekli olan teorik kısmımız olacaktır. İnsanları getirmek istediğim şey bu.

Bu nedenle derin Kabala bilimine girmek için acelem yok. Pratik olarak ona girmek için, bugün henüz içimizde olmayan bazı doğa güçlerini elimizde tutmamız gerekir; onlar henüz tezahür etmediler. Onları ifşa etmeye başlamalı ve onlarla gerçekten nasıl çalışacağımızı öğrenmeliyiz.

Gelmemiz gereken şeyin cevabı bu.

Dünyada Neler Oluyor?

Soru: Dünyanın Armagedon’a doğru gittiğini hissediyorum. Kısa zaman içinde, sadece bir iki yıl içinde, tüm gezegene yayılmış olan virüsü bize sadece bir oyuncak gibi gösterecek bir şey olacak. Dünyada neler oluyor? Kabala bu konuda ne diyor?

Cevap: Yaklaşık 50 yıldır üzerinde çalıştığım için, sadece Kabala perspektifinden konuşuyorum.

Dünya kendi ıslahına doğru ilerliyor. Belli bir gelişim programı vardır ve program istense de istenmese de az ya da çok kan dökülerek yürütülür ama yine de yürütülmektedir.

Şimdi büyük bir görevle karşı karşıyayız: Modern dünyada, sadece insanları birbirine yakınlaştırma konusunda iyi niyetimiz varsa var olabileceğimizi herkesin anlamasını sağlamak. Ne yazık ki, bu henüz gerçekleşmiyor. Bu nedenle, zıt sonuçlar görüyoruz.

Ama biliyorum ki, program bizi, ancak dünyadaki tüm insanların karşılıklı desteğiyle var olabileceğimiz anlayışına, darbeler veya havuçlarla yine de ileriye götürecek. Bu koşula gelmek zorundayız.