Daily Archives: Mart 31, 2026

Büyüme Sancıları

Soru: Neden hayatımızda belirli sınırlar vardır? Bir kişi bu sınırları aşarsa, insanlar onun deli olduğunu düşünür.

Örneğin, küçük çocukların halka açık yerlerde aniden bağırmalarına izin verilir ve bu normal kabul edilir. Ancak bir yetişkin metroda bunu yaparsa, etrafındaki insanlar onun hasta olduğunu söyler.

Cevap: Gerçek şu ki, küçük bir insan büyük arzular besler, ancak bu arzularla doğru şekilde nasıl çalışacağını, onları bir hedefe yönlendireceğini, içsel dengeyi sağlamak için belirli sınırlar içinde tutmayı öğrenmemiştir.

Ancak biz, yetişkin bir insanın doğal olarak bu içsel dengeye ve uyuma sahip olması gerektiğini düşünürüz.

Çocuk, onu geliştiren çeşitli güçlerin etkisi altında olduğu için buna sahip değildir. Bu nedenle, bazen zıplar, koşar, bağırır veya aynı şeyi tekrar tekrar yapar. Bir taraftan diğer tarafa savrulur. Bu normaldir. Buna büyüme sancıları denir.

Aynı şey Kabala’da da olur. Bir kişi Kabala’yı öğrenmeye başladığında, savrulabilir. Biz bunu tamamen normal bir şey olarak görürüz. Aniden depresyona girer, bir sonraki anda kendini iyi hisseder ve güler. Bundan sonra bilgiye, sonra hislere ve benzeri şeylere yönelir.

Bunların hepsi büyüme sancılarıdır ve beklenen şeylerdir. Bu nedenle, bunları kabul ediyor ve anlıyoruz ve birbirimize sadık olmaya çalışıyoruz, ancak bu başka bir yerde pek normal görünmeyebilir. Ancak burada bir kişi bazen alışılmadık, özgün davranışlarda bulunabilir, ancak biz onu gelişmekte olan bir çocuk olarak gördüğümüz için bunları normal kabul ediyoruz.

Bizim çerçevemizde, bir kişinin ders sırasında uyuması, dersi asması veya aniden herkese kızması, insanlara bağırması ve sonra sakinleşmesi kabul edilebilir. Bu, onun çeşitli gelişme güçleri altında var olduğu ve bu nedenle bu şekilde tepki verdiği anlamına gelir.

Aynı zamanda, dışarıda bu bir yetişkin için imkansız kabul edilir. Orada herkes dengeli, anlayışlı ve uyumlu olmak zorundadır.

Bu nedenle, insanlar yukarıdan gelen çeşitli stresli etkilerin etkisi altında var olsalar da sorun yoktur. Bunların sayısı ne kadar fazla ve sıklığı ne kadar yüksekse, kişi o kadar hızlı ilerleyebilir, çünkü yukarıdan ona gerçekleştirebileceğinden fazlası verilmez.

Ancak, onu ilerletme arzusu varsa, ama o bu fırsatı kullanmazsa, bu fırsat elinden alınır ve ona farklı bir biçimde, özellikle de acı çekme biçiminde bir fırsat verilir. O zaman kişi zaten farklı, daha yavaş ve daha zor bir yol izler.

Soru: İlerleme fırsatı ne anlama gelir?

Cevap: Özünde, bu bir grup içindeki bir farkındalıktır. Nasıl bakarsanız bakın, pratik Kabala yine de bir grup içindeki bir farkındalıktır.

Tanrı Bizden Ne İstiyor?

Bunu bir seferde açıklamak mümkün değildir. İnsana hazır bir bilgi gibi verilebilecek bir şey değildir. Bu sorunun cevabı, ancak kişinin kendi üzerinde yaptığı yoğun bir içsel çalışma sonucunda gelir. Ancak o zaman, Tanrı’nın bize yönelttiği sevgi dolu, karşılıksız ve verici tutumuyla dolarız ve bu bizim için en değerli şey hâline gelir.

Hayatta bilgece planlar yapmaya veya yüce bir amacın peşine düşmeye değip değmeyeceğini sorarsanız, sıradan bir insana bunu önermem. İnsanlar bu sorunun cevabını düşünerek veya spekülasyonlar yaparak bulamazlar. Bunun yerine hayatı basit bir şekilde yaşamaları, yani “yaşamak için yaşamaları” daha iyidir. Tam da bu basit ve mütevazı yaklaşım sayesinde, üst gücün kendileriyle olan ilişkisini daha çabuk anlamaya başlarlar. İlginçtir ki, sürekli felsefe yapan, anlam arayışında kendini parçalayan kişilerden daha hızlı bu noktaya ulaşırlar.

Peki insan, kaderin bütün dönemeçlerini kabul etmeyi nasıl öğrenir? Bu dönemeçler, özellikle günümüzde çok keskin ve beklenmedik olabiliyor.

Bunun için hayata bir oyun gibi bakmaya başlamak gerekir; ama yüzeysel bir şekilde değil, içten gelen bir heyecanla. Tıpkı satrançta olduğu gibi: rakibiniz bir hamle yapar, bir taş oynatır ve siz de kendi hamlenizi yaparsınız. Ya da bir iskambil oyununda olduğu gibi; masaya yeni bir kâğıt açılır ve şimdi düşünmeniz, duruma uyum sağlamanız ve karşılık vermeniz gerekir. Bu etkileşimin içinde olmaktan keyif duymalısınız. Hayatta yaşadığınız her olay da aslında size doğru yapılmış bir hamle gibidir.

Hayatı bu şekilde algılamaya başladığınızda, verdiğiniz her karşılık sizin için içsel bir maceraya dönüşür. Zihniniz sürekli şu sorularla meşgul olur: “Buna nasıl karşılık vermeliyim? Şu anda benden ne isteniyor?” Zamanla, bunu kelimelerle ifade edebilseniz de edemeseniz de, bu hamleler aracılığıyla üst güçle bir bağ içinde olduğunuzu hissetmeye başlarsınız. Yolculuğun yönü budur: üst gücü bu etkileşimin içinde ifşa etmek.

Varılması gereken yer, üst güçle kurulan bu bağdır… ve aslına bakarsanız bu bağın bir sonu yoktur. Bu ne anlama gelir? Bu şu anlama gelir: ulaşacağınız son bir durak, “İşte başardım, artık vardım” diyebileceğiniz bir nokta yoktur. Üst gücün ifşası, sonsuzca derinleşir. Bu nedenle yaşayın ve bu sonsuzluğun verdiği mutluluğu hissedin.

Tora’yı Öğrenme Seviyeleri

Rabaş, “Yaradan Yolunda Tora Ve Çalışma Nedir?” makalesinden

Bu nedenle, buradan, Tora’da birkaç muhakeme yapmamız gerektiği sonucu çıkar:

1) Tora’yı, kuralları bilmek, Tora’nın Mitzvot’unu nasıl uygulayacağını bilmek için öğrenen biri.

Yani, kişi neden çalışmalıdır? Maddi dünyada ne yapılması gerektiğini bilmek için. Sonra kişi emirleri öğrenir ve yerine getirir.

2) Tora’yı, Tora’nın öğrenmenin Mitzva’sını uygulamak için öğrenen biri, “Bu Tora kitabı ağzınızdan kımıldamayacak ve onu gece gündüz düşüneceksiniz.” yazıldığı gibidir (Yeşu 1). Raşi, “Onu düşün”ü “Onun içine bakmak” olarak yorumlar, Tora’daki her düşünce kalptedir “Kalbimin tefekkürü Senin önündedir” dediği gibi.

Burada, ‘Tora’yı çalışmak, kuralları bilmek ve Tora’nın emirlerini nasıl yerine getirileceği, yani sadece emirleri yerine getirmekten daha fazlası olduğundan söz edilmektedir. Özellikle kişi kalbini buna bağladığı zaman öğrenmenin kendisinde bir değer vardır. Tora’nın kalpte yaptığı ıslahlar vardır. Bunlar, bizi daha iyi yapmak için yapılan ıslahlardır; Yaradan, Tora’nın bizi desteklemesini ve onun aracılığıyla güçlenmemizi ister.

3) Kişi, Tora’nın ışığıyla ödüllendirilmek için Tora’yı öğrenir, şöyle yazıldığı gibi, “Kötü eğilimi ben yarattım;

Bu, kişinin artık Tora’nın yalnızca onun hayvani kalbini düzeltmesi ve böylece daha iyi olması ve Tora’yı öğrenme emrini yerine getirmesi için verilmediğini bildiği seviyedir; Tora’da özel bir şey vardır—ışık.

Tora’yı bir şifa olarak yarattım çünkü içindeki ışık onu ıslah eder.” Bununla, kişi inançla ve Yaradan’a bağlı olmakla ödüllendirilecektir ve sonra Yaradan’a tam bir inançla inandığı için “İsrail” (Yaradan’a doğru) olacaktır.

Yani, kişi artık kendini kötü olarak kabul eder ve Tora, onun daha iyi biri olmasını sağlayacak şekilde onu ıslah eder.

4) Kişi, bir kez inançla ödüllendirildiğinde, “Yaradan’ın adlarında olduğu gibi, Tora” ile ödüllendirilir.

Başka bir deyişle, kişi artık Hasadim ışığı içinde Hohma ışığını alır. Kendi ıslah seviyesine göre aldığı bu Hohma ışığı, Yaradan’ın isimleri olarak adlandırılır.

Zohar’da buna “Tora, İsrail ve Yaradan birdir.” denir. O zaman kişi, O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olan yaradılışın amacıyla ödüllendirilir, yaratılanlar Yaratan’ın onlara vermek istediğini aldıkları zaman.