Category Archives: Birlik

Hayat Dolu Suyun Kaynağı

thumbs_Laitman_729_02Soru: İnsanlara, aralarında bağ kurmanın tek çözüm olduğunu nasıl mantıklı bir şekilde açıklayabiliriz?

Cevap: Açıkça, aralarındaki birlik insanlara güç verir. Ordular, politik partiler ve çeşitli organizasyonlar bu ilkeye göre kurulurlar. Birkaç kişi birlik kurar ve güç kazanır, özellikle de günümüzde.

Hatta kölelik zamanında bile, köleler arasındaki birliklerden hep korkulmuştur. Eğer yüz kişiden fazla kişi birleşirse, derhal orada neler oluyor, ne yapıyorlar, ne planlıyorlar diye kontrol edilir. Bu halkın güvenliği için gereklidir.

Ancak aramızdaki bağ ile eğer bu doğru bağ ise, bir güç kaynağının, bir aklın, yeni bir duygunun varlığını hissetmeye başlarız. Bunu hissetmek için kendimiz çaba harcamalıyız, ama bunu ihmal etmekteyiz. Eğer grubun merkezinden bir uyanış, yüksek bir ruh hali, bir sıcaklık, sevgi, bir sezgisel ve zihin açıklık durumu edinmiyorsam, o zaman grubun merkezine bağlı değilim demektir.

Her birkaç saat ara ile nasıl bir şeyler yemeye ihtiyacım varsa, aynı şekilde gruba gelmek ve gruptan beslenmek için iştah ve açlık duyma ihtiyacı duymalıyım. Fiziksel olarak gruba gelmek zorunda değilim, ama grubun merkezini hissetmeliyim ve bu merkezden kendimi doyurmaya özlem duymalıyım.

Eğer halen bağ kurmanın kazancının ne olduğunu görmüyorsanız, bu hâlâ bu bağ üzerinde çalışmanız gerektiğine işaret eder. En yüce kabalist bile eğer inzivaya çekilirse, kendisinden çıkamaz. Kendisinden büyük ya da küçük, hiç değilse birkaç öğrenci ile bağlantıda kalmak zorundadır, böylece bu bağın içinde daha üst seviyedeki duygu ve akla erişecektir.

Her defasında böyle gelişir, aksi durumda ona hayat yoktur. Bir yerde duracak ve ölecektir, çünkü hayat her daim kendini yenilemek zorundadır.

Bu nedenle, insanlara gelip, onlara bağ kurmak için yardımcı olduğumuz zaman, bundan içebilmeleri için hayat dolu suyun kaynağını, aralarındaki bağlantının merkezini, nasıl keşfedeceklerini öğretmeliyiz. Bu sayede hayatın özünü edinebilirler. Birden bunun eksikliğini hissetmeye başlarlar, tıpkı küçük bir çocuğun birden annesini araması, koşup annesine gitmesi, ona sarılması ve sonra tekrar dönüp oyun oynamaya geri koşması gibi. Böyle insanlara hayatın kaynağını göstermeliyiz.

Çalıştay ve diğer etkinlikler sırasında aranızdaki bağda yeni bir içsel heyecan, keskin bir mutluluk duygusu, mevcut durumda ve bir sonraki durumda yeni açıklıklara erişmeye imkan veren derin bir anlayışın birden bire ortaya çıktığını hissetmelisiniz.

Dostlarla bağlantıda böyle özel bir hissiyat uyanmıyorsa bu bağa gelemediğinize işaret eder. Bunu kendi içimizde bulup keşfetmeli ve başkalarına öğretmeliyiz, çünkü mutluluğun, canlılığın, yaşama gücünün kaynağı bundadır ve bizim için açıklığa kavuşturmanın da kaynağıdır, çünkü bizim için yalnız duygular yeterli olmaz, biz aynı zamanda bu durumları açıklığa kavuşturmak, bu durumlara bilinçli katılmak, kendimiz “şafağı uyandırmak” isteriz.

Bu nedenle, grubun merkezinde keşfettiğiniz bu pınar manevi gelişmenin gücünün kaynağıdır. Ve insanlık için de bu güven duymanın, hoş bir duygunun aile, çocuklar, eğitim vb. konulara daha doğru bir tavır gözetmenin kaynağı, yani hayatlarının kaynağı demektir.

Bu çok özel bir noktadır. Gücün kaynağını, hayatın kaynağını, aklın ve kendi enerjimin kaynağını bulmak zorundayım ve birden bire yol açıklık kazanır ve kendi durumum doğru yöne doğru dengeye gelir. Güç ve sağlamlık elde ederim. Tüm bunlar grubun merkezinden edinilir.

Günlük Derse Hazırlık, 21.03.15

Evde Sevgi ve Barış İçin Lisans

thumbs_laitman_256SORU: Birlik hakkında çok güzel konuşuyorsunuz ama kendi evinde birlik olmayan biri ne yapmalıdır? Ben solcu siyasi görüşten yanayım oysa kocam aşırı sağcı görüşü benimser. Siyaset hakkındaki konuşmalarımız bizi her zaman kavgaya sürükler. Ne yapmalıyım?

YANIT: Senin ve İsrail’deki tüm insanların, bu durumu düzeltmek için fırsat yakaladığınızı düşünüyorum. Söylediğim gibi, “Sevgi, tüm günahları örter…” (Atasözleri 10:12) Aramızda barışı sağlamak nasıl mümkün olabilir? Barış, genelde yaptığımız gibi, birinin diğerini yenilgiye uğratması ve bastırması veya karşıdakini  haksız olduğuna ikna etmesi demek değildir.

Barış; ilişkilerde bana niteliksel ve fikirsel olarak, kalben ve ruhen tamamen karşı olan biriyle tam bir “karşılıklılığa erişmemiz”dir.  Bu, aramızda sevgi köprüsü inşa ederek elde edilir. Ve sonra fiziksel düzeyde bize çelişkiler ve zıtlıklar kalır. Mücadele, baskı ve birbirimizle çatışmaların üzerinde,  özellikle bu duruma “karşı ağırlık” olarak sevgiyi inşa ederiz.

Bunu nasıl yapacağımızı öğrenmemiz gerekir. Temel konu, iki düzeye sahip olmaktan korkmamaktır. Birbirimizle çatıştığımız ve zıtlaştığımız düşük düzey ve birbirimize bağlandığımız yüksek düzey… Bu durum;  “Sevgi tüm günahları örter” diye adlandırılır. Özellikle tüm çelişkilerin ve kusurların üzerindeyken aramızda ne kadar büyük zıtlıkların olduğu önemli değildir. Bunlardan daha güçlü bir sevgi bağı inşa edebiliriz.

Bu nedenle, bütünlükten, birlikten ve hatta sevgiden  bahsediyorsak, aslında bu iki düzey hakkında konuşuyoruz demektir.  Aksi halde bütünlük, birlik ve sevgi mümkün değildir. Sadece aramızdaki tüm bozukluklar, sürtüşmeler ve farklılıklar üzerinde bir bağlantı kurmak mümkündür.

Yani, kimseye başka birine değişiklik yapmasını  söyleyemez. Her iki taraftan da dini ya da laik hiçbir tür baskı olamaz. Her birey, olduğu gibi kalmalıdır. Biri değişiklik istiyorsa, kendisi değişmelidir. Sadece birbirimizle öğrenmeye ve  birbirimize, tüm zıtlıklarımıza rağmen, bizi saran bir şemsiye gibi sevgiyi inşa etmeyi  öğretmeye ihtiyacımız vardır.

Ve tam bu durumda, sevgimiz; birbirimize karşı muhalefetimizin içsel öfke alevlerine rağmen geçici değil, kalıcı, büyük ve gelişen bir sevgi olabilir.

Birlik İçin Kabalistik Meditasyon

thumbs_laitman_552_03Soru: Kabalada bir çeşit meditasyon, içsel derin düşünce veya içsel yoğunlaşma var mı? Bunun doğu meditasyonundan nasıl bir farkı var?

Cevap: Bu tamamen farklı bir eylemdir. Kabalistik “meditasyon” niyetlerin oluşturulmasıdır. Fark şudur, niyetlerin oluşturulması ile içsel çabamızı başkaları ile bağ kurmaya, aralarında birlik kurmaya özlem duyan insanlarla gerçekten birlik olmaya yoğunlaştırırız. Bu birliğin içinde birliğin gücünü ve sevgiyi ortaya çıkarmak isteriz.

Başka bir deyişle, Kabalada kişi çevresinden izole olmaz, aksine onunla olabildiğince büyük bir içsel bağlantı kurma peşindedir.

Doğunun yöntemlerinde, kişi başka hiç kimseye gerek duymaksızın tek başına meditasyon yapar. Bu kişiler meditasyon için bir araya gelseler bile aralarında gerçek bir bağ yoktur. Kabala yöntemi, grup içinde kendimizi tek bir insan gibi hissetme imkânını aramayı önerir.

Ancak kendimizi tek bir insan gibi hissettiğimiz bir birlik durumuna erişmemiz koşulunda herkes kendi ben algısını “biz”in içinde kaybettiği zaman, “biz” “bir” haline geldiği zaman, bu bir olma gücünün yardımı ile manevi kademeleri ifşa ederiz.

Bunu yapabilmek için herkes kendini diğerleri önünde sıfırlayarak, kendi bencilliğini grup içinde iptal etmek zorundadır. Kendi “ben”ini iptal eder ve kendisi yerine dostlarını kabul eder.

Böylece kendisinden çıkar, onlara dahil olur, daha önce ayrı, bireysel olarak var olduğu varsayılan “ben”i tamamen yok olur ve kişi kendisini diğerlerinden ayırmayan yeni bir gerçekliğin içinde hissetmeye başlar.

Bu duygu bizim dünyamızda yoktur ve ancak doğanın özel üst güçleri kullanarak erişilebilir. Ve bu güç bu ıslah yönteminin ana motorudur.

KabTV, “Yeni Hayat” 25/01/2015

Bağımsızlık Günü: Nasıl Bağımsız Olunur

thumbs_laitman_546_03Dünyamızda bağımsızlığın pek çok biçimi var – ekonomik, politik, toplumsal vb. – ancak bunlar sahte bağımsızlıktır.  Kişi tüm yaşamı boyunca bağımsızlık arayışındadır, ama her anlamda sınırlandırılmış durumdadır, işte bu nedenle bağımsız olmaya farklı bir bakışla yaklaşmak gerekir.

İsrail ulusu ancak İsrail devleti içinde bağımsız olabilir, çünkü coğrafi olarak bu bizim ülkemizdir. Eğer İlahi Takdir izni ile ülkemiz içinde bağ kurar birleşirsek, o zaman gerçekten de şimdi ve burada bağımsız oluruz, hayali olarak değil gerçekten de bağımsız oluruz.

Bu ülkede, tüm dünya için gerçek bağımsızlığa örnek oluşturmak zorundayız, çünkü her şeyi belirleyen bu nitelikten daha incelikli başka bir şey yoktur. Doğanın tümü, tüm seviyeleriyle budur ve bunun peşinden koşar! Hatta kişinin bencil doğası bile her biçimiyle bağımsız olmaya özlem duyar, aksi takdirde kendisini kusurlu ve eksik hisseder.

Bu nedenle, egomuzun hatırı için kendimizi bağımsız hissetmenin bir yolunu bulmak zorundayız. Ancak ortaya çıkan şudur ki, buna ancak en bencil durumu en özverili durum ile dengeleyerek, böylece bu iki durumu bağlantıya sokarak erişilebilir.

İsrail ülkesinde yaşamalıyız, bu devleti geliştirmeli, onun için savaşmalıyız ve böylece bağımsızlığımız korumalıyız diye okudum öğrendim. Yabancı hâkimiyetten kurtulmanın başka yolu yoktur diye düşündüm. Ancak, daha çok ilerleyince, bunun bağımsız olmanın yolu olmadığı sonucuna vardım. Bağımsızlık küçük ve yerel bir kavramlar olan Siyonizm, politika ve tüm benzeri kavramların üzerine yükselerek edinilir. Amacımız ve misyonumuz evrenseldir. Zamanın ötesindedir ve kişisel olarak bizimle değil ama tüm dünya ile ilgilidir. Bunu gerçekleştirmemiz gereklidir. Böylece tüm dünya yukarı güçle bir olarak var oluşun bir sonraki seviyesine, insan seviyesine geçerek gerçekten de bağımsız olacaktır.

Her şey bize bağlıdır. Tüm engellerin ötesinde, bunların üstüne yükselerek bağımsızlığımızı keşfetmeliyiz. Böylece tüm dünya beklemekte olduğu şeyi elde edecektir. Bağımsızlık bizi çeken ve yönlendiren belirleyen güçtür. Hem bencillik hem de özgecilik için ihtiyaç duyduğumuz budur ve bu ancak Yaradan’ın içinde edinilir.

KabTV’den “Bağımsızlık Günü İçin Yapılan Konuşma” 4/2/15

Pesah Sederi: Dünya Ruhunun Doğum Emri

thumbs_laitman_540Matsa “Bina ekmeği”nin yendiği seviyeyi sembolize eder. Bu da Bina, ihsan etme seviyesinden gelir. Hala Malhut seviyesinde olmamıza ve yükselebilmekten yoksun olmamıza rağmen, mümkün olduğu kadar fazla şekilde ihsan etme hareketlerini uygulamayı ve birbirimiz ile bağ kurmayı denemeliyiz.

Bizler başarılı olamayacağımızı kesin olarak bilsek de, bu fark etmez. Bizler yine de bu hareketleri devam ettirmeliyiz çünkü o hareketler üst ışığı bize doğru çeker ve ardından bizim ”kurtuluş” dediğimiz ışık hareketini uygular.

İnsanın bu dünyadan çıkışı yani bencilce alma niteliğinden, egosundan, pragmatik bilgiden çıkışı muntazam şekilde değil, seviyelerin sırasına göre olur. Bu bütünüyle karanlıkta ve acele olan doğum sürecine benzer. Doğum esnasında ceninin baş aşağıya dönmesi, bir dünyadan diğer dünyaya geçmesi gerekir: annesinin içinden, kendi içsel seviyesine, dışsal dünyaya.

Bizim ruhumuz da kesinlikle aynı şekilde doğmuştur. İşte bu yüzdendir ki, başka hiç bir bayramın, bayram ziyafeti esnasında bu kadar kesin hareketler sırası yoktur. Genelde bizler yemeği ve şarabı kutsarız. Fakat Pesah yemeğinin (ibranicede seder) katiyetle uygulanması gereken bir sırası vardır. Çünkü insanın egosundan, dünyamızdan çıkışı budur. Nitekim manevi dünyanın algılanışını edinmek, daha yüksek bir boyut yani manevi doğum olarak nitelendirilen şey, bahsedilen genel kurallara göre gerçekleşmez.

Arzular çoğunlukla seviyelerin sırasına göre büyür: küçük seviyenin iki safhası (Katnut, Alef ve Bet), büyük seviyenin iki safhası (Gadlut, Alef ve Bet), birbirini takip eden içsel ve dışsal seviyeler ve yine yeniden: içsel ve dışsal. Yani başka bir deyişle, arzular ve Işık kademe kademe büyür.

Fakat doğum esnasında her şey sanki “yanlışmış” gibi, başka türlü şekilde meydana geliyormuş gibi gözükür. İşte bu sebepten dolayı Pesah yemeğine ”Seder” (sıra) adı verilir; bu özel bir sıra olup, ardışık büyüme kuralına göre değil, seviyelere göre tekabül eder.

“Mısır’dan çıkış” esnasında bizim şimdi deneyimlediğimiz seviye, bizim doğumumuzdur. Daha sonra doğmuş olan ruh büyümeye devam eder fakat gerçek bir “devrim” bu seviyede gerçekleşir. İşte bu yüzden Pesah yemeğinin bütünüyle sırası: “Kiduş” (kutsamak), “Urhats” (ellerin yıkanması), “Karpas” (yeşilliklerin tuzlu suya batırılması), “Yahats” (Matsa‘nın bölünmesi), “Magid” (Mısır’dan çıkışın hikayesi) ve devamı genel sıraya ilişkin şekilde, Işıklar ve arzuların karşılıklı ilişkilendirilmesi ile gerçekleşmez. Onlar büyümeye devam etmelilerdir.

Bu sebeple Mısır’da olunsa bile, bencilce arzularla, birbirimize karşı bencilce tavırlar içinde olsak ve kendimizi düşünsek bile (sonuçta  Firavun sizi yönetiyorsa), Firavun’un tüm gücüne rağmen, bunun üzerine yükselmek için elimizden gelen her hareketi yapmayı denemeli ve aramızdaki yeni bağı bulmamız gerekir. Mısır’ın dışında var olan bir bağı bulmamız gerekir. Bu gelecekteki kurtarılmaya doğru ayarı yapmak demektir.

18.4.2011 tarihli sabah dersinin 1.bölümünden, ”Bu Yehuda için”

Kişi  Kendi Doğasında  Özgür mü  Yoksa  Köle midir?

thumbs_laitman_548_03-jpgSoru:  Ben kendimi esaret içinde hissetmiyorum; ben özgür bir adammışım gibi geliyor. Peki Pesah  bayramında, kendimi her sene uygun olacak şekilde, Mısır köleliğinden çıkacak şekilde sunmama ilişkin talimat nasıldır?

Cevap: Bize sanki özgürmüşüz gibi geliyor çünkü bizler birbirimize bağlı olduğumuzu hissetmiyoruz. Bizler yaşamımızı öyle şekilde düzenliyoruz ki, herhangi birisi ile alakalı olmak istemiyor, kimsenin bizi rahatsız etmesini istemiyoruz. Bu bizim doğamızdır.

Bağımsızlık uğruna bizler yeni bilgisayarlar ve cep telefonları keşfediyoruz. Her evde o kadar çok ev aleti var ki, bunlar ile en asgari şekilde diğerlerinden yardıma ihtiyacımız olur. Bu bizim bencil doğamız için kolaylık olup, onun taleplerini sürdürmeye devam ederiz: Ben kimseye dokunmam ve kimsenin bana dokunmasını da denemem.

Fakat temelde hepimiz birbirine bağlı ve bağımlıyızdır. Tüm durağan, bitkisel ve hayvansal doğalar da her şeyin diğer şeyler ile bağlı olduğu tek bir integral sistemi meydana getirir. Yani Kabala Bilgeliği, bizim birbirimize bağlı olduğumuzu ve bu bağımlılığı da gelecekte keşfedeceğimize dair bizi uyarır.

Bizler şayet birliği edinmezsek o zaman bu bizim için çok kötü olacaktır. Bu arada bizler bunun  gereklilik derecesini hissetmeyiz. Çünkü Kabala Bilgeliği önceki nesillerin birliğinde ifşa olmamıştı. Binlerce senedir saklıydı. Bizlerin buna ihtiyacı yoktu ve birbirimize bağlı olduğumuzu keşfetmeye hazır değildik.

Nitekim günümüzde bütün dünya bu karşılıklı bağımlılığı hissediyor. Bu olumsuz bağın derecesinin keşfedildiği oranda bunun etkisi de yahudilere yansıyacaktır. Onlar bu metodu öne sürerek tüm farklılıkların üzerinde birleşmenin mümkün olduğunu benimseyeceklerdir.

Günümüzde dünyada bu metoda çok büyük bir talep vardır. Bu nedenle şayet bizler bu metodu diğer insanlara yaymaz isek, güçlü bir baskıyı hissedeceğiz. Antisemitizm daha fazla büyümeye devam edecek ve dünya ulusları günden güne yahudilerden daha fazla hak iddia edecek ve kendi yaşadıkları sorunlar yüzünden bizleri suçlayacaklardır.

Onlar tam anlamıyla bizlere karşı olan nefretin nedenini bilmeyeceklerdir. Bu baskı değişik yöntemlerle ifade edilebilir. A.B.D’nin İsrail ile olan ilişkisinde günden güne gerileyen, bu bozulan tutumu aynı şekilde görebiliriz.

Soru: Günümüzde dünyaya baktığınızda bizim seviyemizi kölelik olarak tanımlar mısınız?

Cevap: Tabii ki, bizler kendi doğamızın kölesiyiz. Ben her zaman kendi içsel doğamın emirlerini devam ettiriyorum ve onları herhangi bir aydınlatma, eleştiri veya zıtlık olmadan yerine getiriyorum. Buna karşı olmaya basitçe pek hazır değilim.

Bencil arzum başarılı olmam ve diğerlerini katmadan fayda sağlamam konusunda başarılı olmamı talep eder. Yani eğer ben diğerleri ile bütünsel bir bağ içinde isem, onları nasıl dahil etmem? Ben tüm hareketlerim içerisinde kısıtlı hale gelirim.

Soru: Yani sorun benim iyi veya kötü yapmamda değil ama bir şeyi yaparken diğerlerinin pahasına bunu yapmak mı?

Cevap: Bu şekilde ben başarılı olamam. Bugün bütün bir ulus bile diğerlerinden izole olmuş şekilde başarılı olamaz. Hepsi birbiri ile bağın gerekliliğini keşfediyor. Fakat bunu doğru şekilde yapamıyorlar. Hiç kimse aralarında nasıl iyi bağlar inşa edileceğini bilmiyor: Amerika, Rusya, Çin, Avrupa, Yahudiler ve Araplar.

Bütünüyle iyi bir bağ vasıtası ile yapılmamışsa, kimse bu konuda öncelikle başarılı olamaz. En başarılı olacak olanlar, karşılıklı bağları bütünüyle dikkate alan ve buna göre hareket edenler olacaktır. İşte bu durum kölelikten çıkıp, özgürlüğe geçişi sembolize eder. Herkesin, her birimizin bunu öğrenmesi gerekir.

İsrail Radyo Programından, kanal 103FM, 15.3.2015

Pesah  Her  Zaman Sizinle Olan Bir Bayramdır 

thumbs_laitman_549_02“Pesah” seviyesine gelebilmek için bizler egoizm ile birlikte çalışmamızın mümkün olmadığı bir gelişim seviyesine erişmeliyiz; bunun üzerine yükselmemiz gerekir.

Egoizmin infilakı ilk defa Babil’de oldu. Nüfusun fazla  olmadığı zamanda ortaya çıkan bu patlamaya karşı, Babil rahiplerinden İbrahim egoizmin üzerine yükseliş sistemini keşfetti.

Binlerce kişi bu metodu kabul ederek onunla birlikte Kenan Ülkesi’ne yani günümüzdeki İsrail topraklarına gittiler. İbrahim kendisi ile birlikte gelenlere birbirini sevmenin ne anlama geldiğini öğretti. Egonun üzerine yükselmeyi ve devamlı şekilde kişinin egosunun üzerine basmayı-Pesah‘ı. (Pasah kelimesinden gelir ve geçmek anlamındadır)

Egomuz devamlı büyür ve bizler bunun üzerinde büyürüz. “Sevgi tüm günahları kapatır” kuralı ile. Hatalar devam eder fakat büyüdükçe -geniş bir nefrete doğru yükseldikçe- aramızda daha büyük bir sevgi belirir.

Bizler nefretimizi saklamayız ve bundan dolayı utanç duymayız. Çünkü bunun insanın doğasında olduğunu anlarız. Bizim bir sonraki görevimiz ise, nefreti sevgi ile kaplayacak bu fırsatı bize verecek doğadaki olumlu kuvveti tanımlayabilmemiz ve belirleyebilmemizdir.

Nitekim bundan sonra bizler sabit bir şekilde manevi yükseliş seviyesinde oluruz. Fakat nefret, üzerini kapladığımız sevginin boyutunu belirleyecektir.

Böyle sabit şekilde büyümeye devam eder hale gelebiliriz. Bu demektir ki, kademeden kademeye her bir değişim, Pesah  yani sizinle her zaman birlikte olan bayram haline gelir.

KabTV’den  “Pesah (hamursuz) sohbetlerinden, 18.3.2015

Pesah Geleceğin Hatırlatıcısıdır

thumbs_laitman_552_03Pesah yalnızca geçmişi değil, aynı zamanda bize geleceği de hatırlatır.

Çok eski zamandan beri Pesah akşamı, yahudi ailelerini bayram masasının etrafında birleştirmiştir. Ziyafet  en ince ayrıntıları ile açıklanmasına rağmen formaliteye yabancıdır. Acele edilmeden yapılan bu kutlama mısır köleliğinden çıkışı yeniden canlandırır.

Fakat bizler eğer Mısır’dan çıkmış isek, o zaman niçin yeniden şu şekilde tekrarlıyoruz : ”Bu sene bizler köleleriz, seneye özgür mü olacağız?”

Kaynaklarımız bilinen olaylar, inişler ve çıkışların arkasında bir bilgi kesitinin daha olduğunu, bunun da tarih ile pek fazla alakalı değil, insan ilişkileri hakkında olduğunu belirtir. Bunun yanı sıra bu birlik ve yahudilerin eriştiği çok gerekli bir karşılıklı anlayıştır. Bu anlayış yalnızca yahudilerin anlaması gereken değil, aynı zamanda günümüzde özellikle tüm insanlığın erişmesi gereken bir idraktır.

Hepimiz Birbirimize Bağlıyız

thumbs_laitman_553Soru: Yaşadığımız tüm problemlerin bir nedeni var mı?

Cevap : Eğer eşimizle, çocuklarımızla, komşularımızla, işde, hatta kendi içimizde çatışmalarımız varsa bu, Firavun denilen egonun bizi yönettiği anlamına gelmektedir.

Soru:  Ama, Tora’nın anlatmış olduğu Mısır’daki esaret, sadece çok eski zamanlarda yaşanmış ve çok uzun süre önce de tamamlanmıştı.

Cevap: Firavun bizleri her zaman yönetir, hatta şimdi bile. Tora’da anlatılan olaylar belli bir zamana ait tarihsel hikayeler değillerdir. Bizler hâlâ aynı egonun, bizlere normal bir hayat yaşamamıza engel olan egoistik doğamızın boyunduruğu altındayız.

Günümüzde özel bir dünyada ve özel bir zamanda yaşıyoruz. Hepimiz, tek bir ağa bağlı entegre bir dünyada, entegre bir ekonomide ve birbirine bağımlı bir şekilde yaşıyoruz. Eğer uluslararası toplumlar belli bir ülkeye karşı  bazı yaptırımları uygulamaya alırsa, o ülke ile bağlantılarını keserlerse, örnek olarak İran gibi, herkes diğer herkese bağlı olduğundan dolayı o ülke batar.

Bu bizlere, herkesin birbirine bağlı olduğu, ne tarz entegre bir dünya içinde yaşamakta olduğumuzu gösterir. Eğer bu birbirine bağımlı dünyada iyi ilişkileri korumazsak, kendimize zarar vermiş oluruz.

Bu yüzden, tüm uluslar, tüm ülkeler, bir ülke içindeki siyasi partiler arasındaki ilişkileri onarmayı başaramazsak, en basitinden kendi kendimizi yok etmiş olacağız. Doğanın genel kanununa ters bir şekilde hareket edersek hiçbir şey bize yardımcı olamaz.

Soru: Ama hepimizin birbirimizle iyi geçinmediği gerçeği var ve bizler hâlâ yaşamaya da devam ediyoruz.

Cevap: Bu yüzleşmenin bir sınırı vardır. Ne kadar daha fazla büyüyebilir ve devam edebilir. Bu yüzleşmelerin nedeni bizleri sadece kendimiz hakkında düşünmemize zorlayan kendi doğamızdır. Ancak kişi kendi iyiliğinin ve refahının diğer herkese bağımlı olduğunu anlamaz. Aptal egomuz böyle ilkel bir şekilde işler. İnsanlar, diğerleri ile iyi ilişkiler kurarak, aramızda bağ kurarsak bundan sadece faydalanacağımızı anlayamazlar.

Soru: Görünen o ki, tam tersine eski zamanlardaki ilkel toplumlarda, insanlar daha fazla bağlantılıydılar ve bizler geliştikçe birbirimizden daha da uzağa düşüyoruz.

Cevap: Eski toplulukları ilkel olarak değerlendirmeyiniz. Onlar birbirlerine bağımlı olduklarının farkına varmışlardı ve birbirlerine bağlıydılar da ve bu bağlar olmadan da hayatta kalamazlardı.

Modern toplumun problemi şu ki, teknolojik gelişmeler neticesinde bizler oldukça yüksek bir seviyeye ulaştık ve görünen o ki, birbirimizden bağımsız bir şekilde yaşayabiliyoruz ve herkes de kendini cep telefonu ve bilgisayarı ile evine kilitleyerek hiçkimseyi görmek dahi istemiyor. Buradaki ana nokta kişi kendisine dokunulmasını istemiyor.

Aramızdaki bu bağlantının eksikliği ya da negatif bağlantılar, egomuz yani Firavun olarak adlandırılır. Diğer hiçkimseyi gözönüne almak istemeyiz ve birbirine bağımlı karşılıklı bir ağ içerisinde olduğumuzu anlamayız ve bu özellikle İsrail halkı için geçerlidir. Bizler, birbirimize her zaman bu ölçeğe göre değer vermeliyiz: diğerlerine karşı olmamızın ya da onları destekliyor olmamızın derecesine göre.

Tüm Torasadece, Tora’nın çok büyük bir kuralı olan “Dostunu kendin gibi sev” ile ilgilidir. Bu kural herşeyi içinde barındırır ve doğru birliğe ulaşmak dışında da başka birşey yoktur.

İsrail Radyo Program’ından  103FM, 15/03/15

Dünyadaki En İyi Yer

thumbs_laitman_744Soru: Daha önce bilgisayar ekranın arkasında otururken manevi çalışma gerçekleştirmek mümkündür demiştiniz. Peki, neden o zaman şimdi, kongreye gelmeyen kişi kaybeder diyorsunuz?

Cevap: Bana, “Bu dünya üzerinde maneviyatın diğer yerlerden daha fazla hissedildiği özel, kutsal, eşsiz yerler var mıdır?” şeklinde bir soru sorulmuştu, ben de bu tarz yerlerin olmadığı şeklinde bir yanıt vermiştim. Dünyada yer alan her şey, tek eşsiz bir gücün kontrolü altında bulunur, o da Üst Işık’tır ki O da mutlak bir hareketsizlik içindedir ve tüm uzayı eşit bir şekilde doldurur.

Aynı zamanda, kişi gelişmek istiyorsa, güzel bir yer bulmalıdır demiştim. Bu ne anlama gelmektedir? Üst gücün daha yüksek bir derecede ifşa olduğu yerler de vardır ve daha az bir derecede ifşa olduğu yerler de vardır.

Bu kuvvetin kendisi her yerde mevcuttur, ancak eğer bir yerde, aralarındaki bağ ile ilgilenmekte olan bir grup insan varsa, o zaman kendilerinden ve  aralarındaki karşılıklı bağlantıdan bu kuvveti algılayabilecek bir dedektör yapabilirler. Bunu algılayabilirler ve bu da içlerinde yaşar ve bunu aralarındaki karşılıklı etkileşimden arttırabilirler.

Bu, bir apartmanda bu tarz bir grubun yan dairelerinde oturarak onların iyi etkilerinin altında olabileceğim anlamına gelmemelidir. Ancak, eğer bu grubun içine girersem ve onlarla birlik olmayı denersem, o zaman ben de bu dostların aralarında biriktirmiş olduklarının etkisi altında olurum ve sonrasında dünyada güzel bir yer bulmuş olurum.

Coğrafik yerlerde, kayalar, ağaçlar ya da diğer objelerde kutsal birşey yoktur. Kutsallık, karşılıklı özelliklerinde, Üst Güç’e benzemeye çalışmak üzere biraraya gelmiş olan insanlar arasında bulunur. Bu tarz insanlar arasında çok daha çabuk ve kesin olarak gelişebilirsiniz. Bu en kutsal yerdir.

Bu nedenle, kongrelerimize gelmeyen kişiler büyük şeyler kaçırmış olurlar. Kongre günleri boyunca burada var olan iyinin içindeki kutsamaya dahil olamazlar. Yazıktır ki, buna benzer başka bir yer de bulamayacaklardır. Yaşamda, kişi için bu tarz fırsatları içeren çok az yerler vardır ve bu yüzden de bunun avantajını yaşamak gereklidir.

Bulgaristan’daki Uluslararası Yaz Kampı’ndan, Ders #4