Category Archives: Birlik

Kişi  Kendi Doğasında  Özgür mü  Yoksa  Köle midir?

thumbs_laitman_548_03-jpgSoru:  Ben kendimi esaret içinde hissetmiyorum; ben özgür bir adammışım gibi geliyor. Peki Pesah  bayramında, kendimi her sene uygun olacak şekilde, Mısır köleliğinden çıkacak şekilde sunmama ilişkin talimat nasıldır?

Cevap: Bize sanki özgürmüşüz gibi geliyor çünkü bizler birbirimize bağlı olduğumuzu hissetmiyoruz. Bizler yaşamımızı öyle şekilde düzenliyoruz ki, herhangi birisi ile alakalı olmak istemiyor, kimsenin bizi rahatsız etmesini istemiyoruz. Bu bizim doğamızdır.

Bağımsızlık uğruna bizler yeni bilgisayarlar ve cep telefonları keşfediyoruz. Her evde o kadar çok ev aleti var ki, bunlar ile en asgari şekilde diğerlerinden yardıma ihtiyacımız olur. Bu bizim bencil doğamız için kolaylık olup, onun taleplerini sürdürmeye devam ederiz: Ben kimseye dokunmam ve kimsenin bana dokunmasını da denemem.

Fakat temelde hepimiz birbirine bağlı ve bağımlıyızdır. Tüm durağan, bitkisel ve hayvansal doğalar da her şeyin diğer şeyler ile bağlı olduğu tek bir integral sistemi meydana getirir. Yani Kabala Bilgeliği, bizim birbirimize bağlı olduğumuzu ve bu bağımlılığı da gelecekte keşfedeceğimize dair bizi uyarır.

Bizler şayet birliği edinmezsek o zaman bu bizim için çok kötü olacaktır. Bu arada bizler bunun  gereklilik derecesini hissetmeyiz. Çünkü Kabala Bilgeliği önceki nesillerin birliğinde ifşa olmamıştı. Binlerce senedir saklıydı. Bizlerin buna ihtiyacı yoktu ve birbirimize bağlı olduğumuzu keşfetmeye hazır değildik.

Nitekim günümüzde bütün dünya bu karşılıklı bağımlılığı hissediyor. Bu olumsuz bağın derecesinin keşfedildiği oranda bunun etkisi de yahudilere yansıyacaktır. Onlar bu metodu öne sürerek tüm farklılıkların üzerinde birleşmenin mümkün olduğunu benimseyeceklerdir.

Günümüzde dünyada bu metoda çok büyük bir talep vardır. Bu nedenle şayet bizler bu metodu diğer insanlara yaymaz isek, güçlü bir baskıyı hissedeceğiz. Antisemitizm daha fazla büyümeye devam edecek ve dünya ulusları günden güne yahudilerden daha fazla hak iddia edecek ve kendi yaşadıkları sorunlar yüzünden bizleri suçlayacaklardır.

Onlar tam anlamıyla bizlere karşı olan nefretin nedenini bilmeyeceklerdir. Bu baskı değişik yöntemlerle ifade edilebilir. A.B.D’nin İsrail ile olan ilişkisinde günden güne gerileyen, bu bozulan tutumu aynı şekilde görebiliriz.

Soru: Günümüzde dünyaya baktığınızda bizim seviyemizi kölelik olarak tanımlar mısınız?

Cevap: Tabii ki, bizler kendi doğamızın kölesiyiz. Ben her zaman kendi içsel doğamın emirlerini devam ettiriyorum ve onları herhangi bir aydınlatma, eleştiri veya zıtlık olmadan yerine getiriyorum. Buna karşı olmaya basitçe pek hazır değilim.

Bencil arzum başarılı olmam ve diğerlerini katmadan fayda sağlamam konusunda başarılı olmamı talep eder. Yani eğer ben diğerleri ile bütünsel bir bağ içinde isem, onları nasıl dahil etmem? Ben tüm hareketlerim içerisinde kısıtlı hale gelirim.

Soru: Yani sorun benim iyi veya kötü yapmamda değil ama bir şeyi yaparken diğerlerinin pahasına bunu yapmak mı?

Cevap: Bu şekilde ben başarılı olamam. Bugün bütün bir ulus bile diğerlerinden izole olmuş şekilde başarılı olamaz. Hepsi birbiri ile bağın gerekliliğini keşfediyor. Fakat bunu doğru şekilde yapamıyorlar. Hiç kimse aralarında nasıl iyi bağlar inşa edileceğini bilmiyor: Amerika, Rusya, Çin, Avrupa, Yahudiler ve Araplar.

Bütünüyle iyi bir bağ vasıtası ile yapılmamışsa, kimse bu konuda öncelikle başarılı olamaz. En başarılı olacak olanlar, karşılıklı bağları bütünüyle dikkate alan ve buna göre hareket edenler olacaktır. İşte bu durum kölelikten çıkıp, özgürlüğe geçişi sembolize eder. Herkesin, her birimizin bunu öğrenmesi gerekir.

İsrail Radyo Programından, kanal 103FM, 15.3.2015

Pesah  Her  Zaman Sizinle Olan Bir Bayramdır 

thumbs_laitman_549_02“Pesah” seviyesine gelebilmek için bizler egoizm ile birlikte çalışmamızın mümkün olmadığı bir gelişim seviyesine erişmeliyiz; bunun üzerine yükselmemiz gerekir.

Egoizmin infilakı ilk defa Babil’de oldu. Nüfusun fazla  olmadığı zamanda ortaya çıkan bu patlamaya karşı, Babil rahiplerinden İbrahim egoizmin üzerine yükseliş sistemini keşfetti.

Binlerce kişi bu metodu kabul ederek onunla birlikte Kenan Ülkesi’ne yani günümüzdeki İsrail topraklarına gittiler. İbrahim kendisi ile birlikte gelenlere birbirini sevmenin ne anlama geldiğini öğretti. Egonun üzerine yükselmeyi ve devamlı şekilde kişinin egosunun üzerine basmayı-Pesah‘ı. (Pasah kelimesinden gelir ve geçmek anlamındadır)

Egomuz devamlı büyür ve bizler bunun üzerinde büyürüz. “Sevgi tüm günahları kapatır” kuralı ile. Hatalar devam eder fakat büyüdükçe -geniş bir nefrete doğru yükseldikçe- aramızda daha büyük bir sevgi belirir.

Bizler nefretimizi saklamayız ve bundan dolayı utanç duymayız. Çünkü bunun insanın doğasında olduğunu anlarız. Bizim bir sonraki görevimiz ise, nefreti sevgi ile kaplayacak bu fırsatı bize verecek doğadaki olumlu kuvveti tanımlayabilmemiz ve belirleyebilmemizdir.

Nitekim bundan sonra bizler sabit bir şekilde manevi yükseliş seviyesinde oluruz. Fakat nefret, üzerini kapladığımız sevginin boyutunu belirleyecektir.

Böyle sabit şekilde büyümeye devam eder hale gelebiliriz. Bu demektir ki, kademeden kademeye her bir değişim, Pesah  yani sizinle her zaman birlikte olan bayram haline gelir.

KabTV’den  “Pesah (hamursuz) sohbetlerinden, 18.3.2015

Pesah Geleceğin Hatırlatıcısıdır

thumbs_laitman_552_03Pesah yalnızca geçmişi değil, aynı zamanda bize geleceği de hatırlatır.

Çok eski zamandan beri Pesah akşamı, yahudi ailelerini bayram masasının etrafında birleştirmiştir. Ziyafet  en ince ayrıntıları ile açıklanmasına rağmen formaliteye yabancıdır. Acele edilmeden yapılan bu kutlama mısır köleliğinden çıkışı yeniden canlandırır.

Fakat bizler eğer Mısır’dan çıkmış isek, o zaman niçin yeniden şu şekilde tekrarlıyoruz : ”Bu sene bizler köleleriz, seneye özgür mü olacağız?”

Kaynaklarımız bilinen olaylar, inişler ve çıkışların arkasında bir bilgi kesitinin daha olduğunu, bunun da tarih ile pek fazla alakalı değil, insan ilişkileri hakkında olduğunu belirtir. Bunun yanı sıra bu birlik ve yahudilerin eriştiği çok gerekli bir karşılıklı anlayıştır. Bu anlayış yalnızca yahudilerin anlaması gereken değil, aynı zamanda günümüzde özellikle tüm insanlığın erişmesi gereken bir idraktır.

Hepimiz Birbirimize Bağlıyız

thumbs_laitman_553Soru: Yaşadığımız tüm problemlerin bir nedeni var mı?

Cevap : Eğer eşimizle, çocuklarımızla, komşularımızla, işde, hatta kendi içimizde çatışmalarımız varsa bu, Firavun denilen egonun bizi yönettiği anlamına gelmektedir.

Soru:  Ama, Tora’nın anlatmış olduğu Mısır’daki esaret, sadece çok eski zamanlarda yaşanmış ve çok uzun süre önce de tamamlanmıştı.

Cevap: Firavun bizleri her zaman yönetir, hatta şimdi bile. Tora’da anlatılan olaylar belli bir zamana ait tarihsel hikayeler değillerdir. Bizler hâlâ aynı egonun, bizlere normal bir hayat yaşamamıza engel olan egoistik doğamızın boyunduruğu altındayız.

Günümüzde özel bir dünyada ve özel bir zamanda yaşıyoruz. Hepimiz, tek bir ağa bağlı entegre bir dünyada, entegre bir ekonomide ve birbirine bağımlı bir şekilde yaşıyoruz. Eğer uluslararası toplumlar belli bir ülkeye karşı  bazı yaptırımları uygulamaya alırsa, o ülke ile bağlantılarını keserlerse, örnek olarak İran gibi, herkes diğer herkese bağlı olduğundan dolayı o ülke batar.

Bu bizlere, herkesin birbirine bağlı olduğu, ne tarz entegre bir dünya içinde yaşamakta olduğumuzu gösterir. Eğer bu birbirine bağımlı dünyada iyi ilişkileri korumazsak, kendimize zarar vermiş oluruz.

Bu yüzden, tüm uluslar, tüm ülkeler, bir ülke içindeki siyasi partiler arasındaki ilişkileri onarmayı başaramazsak, en basitinden kendi kendimizi yok etmiş olacağız. Doğanın genel kanununa ters bir şekilde hareket edersek hiçbir şey bize yardımcı olamaz.

Soru: Ama hepimizin birbirimizle iyi geçinmediği gerçeği var ve bizler hâlâ yaşamaya da devam ediyoruz.

Cevap: Bu yüzleşmenin bir sınırı vardır. Ne kadar daha fazla büyüyebilir ve devam edebilir. Bu yüzleşmelerin nedeni bizleri sadece kendimiz hakkında düşünmemize zorlayan kendi doğamızdır. Ancak kişi kendi iyiliğinin ve refahının diğer herkese bağımlı olduğunu anlamaz. Aptal egomuz böyle ilkel bir şekilde işler. İnsanlar, diğerleri ile iyi ilişkiler kurarak, aramızda bağ kurarsak bundan sadece faydalanacağımızı anlayamazlar.

Soru: Görünen o ki, tam tersine eski zamanlardaki ilkel toplumlarda, insanlar daha fazla bağlantılıydılar ve bizler geliştikçe birbirimizden daha da uzağa düşüyoruz.

Cevap: Eski toplulukları ilkel olarak değerlendirmeyiniz. Onlar birbirlerine bağımlı olduklarının farkına varmışlardı ve birbirlerine bağlıydılar da ve bu bağlar olmadan da hayatta kalamazlardı.

Modern toplumun problemi şu ki, teknolojik gelişmeler neticesinde bizler oldukça yüksek bir seviyeye ulaştık ve görünen o ki, birbirimizden bağımsız bir şekilde yaşayabiliyoruz ve herkes de kendini cep telefonu ve bilgisayarı ile evine kilitleyerek hiçkimseyi görmek dahi istemiyor. Buradaki ana nokta kişi kendisine dokunulmasını istemiyor.

Aramızdaki bu bağlantının eksikliği ya da negatif bağlantılar, egomuz yani Firavun olarak adlandırılır. Diğer hiçkimseyi gözönüne almak istemeyiz ve birbirine bağımlı karşılıklı bir ağ içerisinde olduğumuzu anlamayız ve bu özellikle İsrail halkı için geçerlidir. Bizler, birbirimize her zaman bu ölçeğe göre değer vermeliyiz: diğerlerine karşı olmamızın ya da onları destekliyor olmamızın derecesine göre.

Tüm Torasadece, Tora’nın çok büyük bir kuralı olan “Dostunu kendin gibi sev” ile ilgilidir. Bu kural herşeyi içinde barındırır ve doğru birliğe ulaşmak dışında da başka birşey yoktur.

İsrail Radyo Program’ından  103FM, 15/03/15

Dünyadaki En İyi Yer

thumbs_laitman_744Soru: Daha önce bilgisayar ekranın arkasında otururken manevi çalışma gerçekleştirmek mümkündür demiştiniz. Peki, neden o zaman şimdi, kongreye gelmeyen kişi kaybeder diyorsunuz?

Cevap: Bana, “Bu dünya üzerinde maneviyatın diğer yerlerden daha fazla hissedildiği özel, kutsal, eşsiz yerler var mıdır?” şeklinde bir soru sorulmuştu, ben de bu tarz yerlerin olmadığı şeklinde bir yanıt vermiştim. Dünyada yer alan her şey, tek eşsiz bir gücün kontrolü altında bulunur, o da Üst Işık’tır ki O da mutlak bir hareketsizlik içindedir ve tüm uzayı eşit bir şekilde doldurur.

Aynı zamanda, kişi gelişmek istiyorsa, güzel bir yer bulmalıdır demiştim. Bu ne anlama gelmektedir? Üst gücün daha yüksek bir derecede ifşa olduğu yerler de vardır ve daha az bir derecede ifşa olduğu yerler de vardır.

Bu kuvvetin kendisi her yerde mevcuttur, ancak eğer bir yerde, aralarındaki bağ ile ilgilenmekte olan bir grup insan varsa, o zaman kendilerinden ve  aralarındaki karşılıklı bağlantıdan bu kuvveti algılayabilecek bir dedektör yapabilirler. Bunu algılayabilirler ve bu da içlerinde yaşar ve bunu aralarındaki karşılıklı etkileşimden arttırabilirler.

Bu, bir apartmanda bu tarz bir grubun yan dairelerinde oturarak onların iyi etkilerinin altında olabileceğim anlamına gelmemelidir. Ancak, eğer bu grubun içine girersem ve onlarla birlik olmayı denersem, o zaman ben de bu dostların aralarında biriktirmiş olduklarının etkisi altında olurum ve sonrasında dünyada güzel bir yer bulmuş olurum.

Coğrafik yerlerde, kayalar, ağaçlar ya da diğer objelerde kutsal birşey yoktur. Kutsallık, karşılıklı özelliklerinde, Üst Güç’e benzemeye çalışmak üzere biraraya gelmiş olan insanlar arasında bulunur. Bu tarz insanlar arasında çok daha çabuk ve kesin olarak gelişebilirsiniz. Bu en kutsal yerdir.

Bu nedenle, kongrelerimize gelmeyen kişiler büyük şeyler kaçırmış olurlar. Kongre günleri boyunca burada var olan iyinin içindeki kutsamaya dahil olamazlar. Yazıktır ki, buna benzer başka bir yer de bulamayacaklardır. Yaşamda, kişi için bu tarz fırsatları içeren çok az yerler vardır ve bu yüzden de bunun avantajını yaşamak gereklidir.

Bulgaristan’daki Uluslararası Yaz Kampı’ndan, Ders #4

Üst Güçle Deney Yapmak

thumbs_laitman_224Bencil olduğumuzun farkındayız.  Bu nedenle de, eğer bu yaşamımızda bir şeye varmak istiyorsak, Islah Eden Işığı kendimize çekmek zorundayız.

Kendi kendimize becerebildiğimiz tek şey gelişimimizin en son noktasına erişmek oldu. Artık bu yolun sonuna varmış bulunuyoruz. Bu noktadan sonra, ancak yukarıya doğru hareket edebiliriz. Artık duvara vurduk. Tek yapabileceğimiz yukarı kata çıkmak. Bu da ancak, bize yukarıya yükselmek için gerekli gücü verecek olan Islah Eden Işığın yardımıyla mümkündür.

Islah Eden Işığı harekete geçirmek için birleşmek zorundayız. Haydi, oturup birbirimizle bir anlaşma imzalayalım. Birbirimize her gün, hatta günde birkaç defa bu anlaşmamızı hatırlatalım. Göreceğiz ki bu işe yarayacaktır.

Üst ışığın ne kadar etkili olduğunu görelim, onu nasıl harekete geçireceğimizi öğrenelim. Onu öğrenmenin, onunla konuşmanın en iyi yolunu ne olduğunu gözden geçirelim. Bu bizlerin bilim adamı gibi Üst Gücü araştırıp keşfedeceğimiz gerçek bir laboratuvardır. Sonuçlar çıkarır, her bir deneyin kaydını tutarız.

Bunu deneyin, nasıl en iyi ilerlendiği ve nasıl davranmamak gerektiğini göreceksiniz. Bu en baştan açıklık kazanacak. Sorun bunun için isteğimizin olmaması. Yaradan amaçlı olarak kafamızı karıştırır ve böylece başka seçimimiz kalmaz. Sonunda birbirimizle bağ kurmaya razı oluruz; aksi durumda, bu deneyimimizden hiçbir sonuç alamayız. Bu bizim psikolojik bariyerimizdir ve bunu aşmak çok zor gelir.

12/12/2014 tarihli Günlük Kabala Dersi Birinci Bölümden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Dünya Antibiyotik Krizi

Haberlerden (The Raw Story): ‘Bilim adamları, insanoğlunun antibiyotiğin olmadığı bir geleceğe doğru gittiğini ve günümüzde yaşam beklentisinin giderek düştüğü hatta insanların kolayca tedavi edebilecek hastalıklardan bile öldüğü bir dünyaya doğru gerçek bir riskle ile karşı karşıya geldiğimizi söylüyorlar.

İlaç direncinin artışını araştıran uzmanların söylediğine göre, sağlık kazanım yıllarının mutasyona uğramış mikroplar tarafından aşağıya çekilerek, (antibiyotik öncesi çağa dönmüş) hastalıkların daha zor ve pahalı tedavisi edilmesi yanında ölüm riskinin artmasına sebep olacaktır.

Sorunun temelinde, doktorların yanlış ya da gereksiz antibiyotik reçetesi yazmaları ve bunun yanında Asya ve Afrika da dâhil olmak üzere dünyanın bazı bölgelerinde reçetesiz, kolaylıkla ulaşılabilen ilaçların artış göstermesidir.

Uzmanlar, viral enfeksiyonlara karşı verilen antibiyotiklerin yüzde 70 kadarının tamamen etkisiz olduğunu söylemektedirler.

Antibiyotikler olmadan fırsatçı bakterilerle mücadelenin, özellikle özel bir risk teşkil eden majör cerrahi, organ nakli veya kanser ve lösemi tedavisi gerektiren hastaların tedavisini imkânsız hale getirebileceğini açıklamaktadırlar.

Timothy Walsh, Cardiff Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Profesörünün söylediğine göre dünyanın bazı bölgelerinde, şimdiden bazı antibiyotikler tükenmiştir.

İlaçlara direnç bakterinin genetik kodunda değişiklikler yoluyla ortaya çıkmaktadır-antibiyotiklerin normal olarak bağlanmak istediği yüzeyindeki hedefi değiştirerek ya da yok etmesine izin vermeyerek veya antibiyotiği bakteri zarı dışına atma sureti ile bakteriyi aşılmaz hale getirmektedir.

Yanlış antibiyotiklerin çok kısa süreyle alınması, çok düşük bir doz halinde ya da alımının erken durdurulması, genetik değişikliğe uğramış mikropları öldürmekte başarısızlık ile sonuçlanmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ilaç direncinin ‘antibiyotik öncesi çağa dönmüş’ ile tehdit edildiğini söylemektedir.

Birçok bulaşıcı hastalıklar tedavi ya da kontrol edilemeyen bir risk haline geliyor, bu durum antimikrobiyal direnç ile ilgili bir broşürlerde belirtiliyor.

Antibiyotiklerin, Alexander Fleming tarafında 1928’de penisilinin keşfedilmesinden beri milyonlarca hatta yüzlerce insanın hayatını kurtardığını bilinmektedir.

Ama Fleming’in yaklaşan ilaç direncine karşı uyarılarına bile aldırış edilmedi ve şimdi bilim adamları insanların günümüzde tedavileri mümkün olan menenjit ve septisemi gibi enfeksiyonlardan dahi ölmeye başlayacağını söylemektedirler.

Courvalin söylediğine göre “Eğer bu şekilde devam edersek, insanoğlunun büyük çoğunluğu, bakteriyel patojenlere karşı kullanılan antibiyotiklere çok dirençli olacaktır.’

Benim Yorumum: Düşüşümüzü durduran tek bir çözüm var: Karşılıklı bağlantı ve entegrasyon aracılığıyla doğaya benzemek amacıyla çabalama. Her şeyden önce, birbirimizden farklılığımız bütünselliği artıran çok yönlü bir krize neden olmaktadır. Diğer başka bir çözüm aramaya başlarsak bunun benzeri olma yerine, daha büyük sorunları tetikleriz.

Bir Gemideki Tayfalar Gibiyiz

Türkiyenin batısında yer alan kömür ocağında meydana gelen patlaması sonrası yaşanan afetden dolayı Türk halkının acısını paylaşıyor yaşadıkları ızdırabı hissediyoruz. Yakınlarını kaybeden tüm ailelere taziyelerimizi iletiyoruz.

Bizler eminiz ki bu eski halk bu zor durumun üstesinden gelecektir. Ve bu sadece karşılıklı destek ve bir diğerini sevmekle olacaktır. Tüm insanlık olarak bir gemideki tayfalar gibiyiz ve bu yüzden tek bir insanı bile yargılayamayız bilakis herkesi kucaklayıp onlara birliğin erdemliliğini öğretmeliyiz ki bu erdemlilik tüm insanlığı ıslaha getirsin.

Afet sonrası meydana gelen protestolar halkın içinde oluşan derin ayrılıkları gösteriyor. İçten hissedilen bu arzu aslında daha içsel bir fenomeni işaret ediyor. Bu arzu kişilerin topluma daha bağlı olma isteğini gösteriyor. Ve bu arzu sesini duyurmak, kendisiyle kaygılanılmasını ve korunması istiyor. Yani tek bir aile gibi karşılıklı sorumluluğu hissetmeliyiz.

Karşılıklı sorumluluk bizleri birbirimize bağlamalıdır ve bu bağda diğerlerinide hesaba katmalıyız. Sanki tüm yaratılanlar benim ailem gibi olmalıdır. Buna inanmak gerçekten çok zor ama bu duruma gelmek zorundayız. İçsel gelişmemizde bunu hissetmeliyiz. Tüm insanlar öyle bir his içinde olmalıdır ki tüm dünyayı kendi içinde hissetmelidir. Tüm dünya tek bir aile gibi davranırsak herkes bu ahengin bir parçası olur. Ya Doğa bizi bu duruma darbelerle götürür ya da bu koşulu anlayarak bu duruma kendimize değiştirerek getirebiliriz.

Neden Hastayım?

Soru: Neden ailede olsun ya da başka ortamlarda olsun her zaman sağlık problemleri başgösteriyor?

Cevap: Neden hasta olduğumuzu bilmeyiz çünkü yaratılışın tüm sistemini göremeyiz. Bir kişi bir yerlerde birşey yapar ve bu başka yerdeki başka bir kişi bunu “baştaki bir rahatsızlık” olarak alır çünkü bizler tek bir bütün sistemiz. Bu yüzden, biri hasta olduğunda nasıl hareket etmeniz gerektiğini söyleyemem.

Bizler sadece aramızdaki birlik sayesinde gelişmeliyiz. Sadece bu, tek başına! Baal HaSulam’ın yazmış olduğu gibi, “Dostların Sevgisi”, tüm problemlerimizi karşılamaya hazırdır.

20 Şubat 2014’de yayımlandı.

Yüzler Yerine Kalplerle Bir Olmak

“Sanal alemde iletişime geçmek aslında tam anlamıyla bir iletişim değildir. Bu dünyamızın nasıl dengeyi tuttuğu anlamına gelebilir. Fakat bana göre, burada gerçekleşen bir birlikteliği samimi bir birliktelik olarak tarif edemem.

Öğrenmek, evet, eğitim merkezindeki ve sanal ortamda geriye kalan tüm integral kursları bitirmek için kabul edilebilir. Fakat gerçek anlamda bağ kurmak? İşte bütün bunların yanında tek ihtiyacınız olan şey, dostlarla bir araya gelmektir. Tabii gelecek ne gösterir bilemeyiz, ancak bana kalırsa bu kaçınılmaz ve bundan başka hiçbir çözüm gözükmeyebilir.

Tam olarak söylemek gerekirse, bizler birbirimizin fiziksel dünyada yüzlerini görmek yerine  kalplerine girmeye çalışmalıyız.

Krasnoyarsk Kongresi, 16/06/2013, Ders 6.

Toplam 14 sayfa, 4. sayfa gösteriliyor.« İlk...23456...10...Son »