Bir Öğrencinin Mecburiyeti Mutlu Olmaktır

Bizler sürekli mükemmellik için çaba sarf etmeliyiz! Bir kişi mutlulukla açıklanan sağ çizgide yürüdüğünden dolayı gelişir. Bizler daima iyi koşulları resmetmeliyiz: gelişimin, yükselişin, yüksek ruhların, farkındalığın, Yaratan’ın yüceliğinin ve amacın öneminin.

Tüm işimiz budur ve egonun bizlere ayrılık getirmesine izin vermeyecek şekilde amaca hedeflenmekle ilgilenmeliyiz. Bu çok önemlidir.

Bazen sanki kendi içimize batmış ve ciddi ve acı verici bir şekilde gibi görünür. Bunlar yüce bir insanın kendi üzerindeki çalışmanın işaretleri olarak kabul edilebilir. Yine de bununla beraber bu durum kendi üzerinde çalışma değildir daha ziyade egonu takip etmektir.

Ciddi olmak demek üzgün bir yüz ifadesiyle ortalıkta dolaşmak değildir bunun yerine çok büyük bir tansiyonda olmak, amacın yüceliğinin hissiyatını sürekli tutmaktır ciddi olmak. Kendinizi arzulanan amacın görüntüsüne yükseltmelisiniz. Bu sizi, Yaratanı sevgili olarak memnun etmek için daima özlem içinde ve O’na ihsan etmek koşuluna erişmek için farkındalıkta tutmalıdır.

Denir ki: ”Başka hiçbir tanrın olmayacak”. Sabit bir amacın olarak sadece Yaratanın senin önünde olduğunu hayal edebiliyor musun? Eğer öyleyse, yaklaşımını O’na doğru geliştirmeli ve nasıl ve ne koşullarda olduğunu ve hangi durumda O’na ihsan edebileceğini anlamalısın? Bu sadece dostlarla beraber olduğun zamandır, onlarla birlikte olmayı özlemlemek. Şöyle ki, hepimizin bağlanacağı ve O’nu memnun etmek için O’nu çekmek olan ortak bir arzumuz, tek bir yönümüz var. Tüm bunlardan sonra, O’na daha başka verebileceğimiz bir şey yoktur!

Bu koşulu hayal etmek ve bu özlemle yaşamak bir kişinin amaca doğru hareketinin başladığı ilk durumdur. Buna sağ çizgi denir.

Buna zıt olarak sol çizgi ortaya çıktığı zaman bizler gerçek ihsan etmeyi edinene kadar daha yüksek sağ çizgiye çıkabilmek için bize bu koşulun verilmiş olduğunu anlarız. Bizler bu daha yüksek sağ çizgiye ancak sol çizgi büyürse ulaşabiliriz ve bunun üzerinde ilerleriz.

01.11.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Hasta Olduğunu Hissetmiyorsan Nasıl Tedavi Olabilirsin Ki?

Soru: Baal HaSulam ”Yaratan için Sevgi ve Yaratılanlar için Sevgi” makalesinde önemli olan şeyin orta çizgide başlamak ve buradan ayrılmamak olduğunu söyler. Bu ne demektir?

Cevap: Eğer gelenekleri emirler (sevaplar) olarak göz önüne alıyorsanız dünyevi hayatta da yoldan çıkabilirsiniz. Bir kişi kendi yaklaşımlarının ıslahı yerine, kendisi tarafından içsel emirlerin (sevapların) ifşası yerine belli eylemleri icra etmeye alışmıştır.

Kişi kendisini ıslah ettiği zaman, Yaratan’la ilgileniyordur ve O’nun gibi olmak ve O’nunla bağlanmaya yaklaşmak için Işığı çekmek ister. Fakat eğer ki emirler kişinin yaptığı gibi ”fiziksel eylemler” haline dönüşürse, bu kişi manevi yolu takip etmiyordur yani basitçe kendi çevresinin kabul ettiği ritüelleri yerine getirmeyi öğreniyor.

Bunun yanlış olduğunu söylemeyiz ancak bizim demek istediğimiz bu durumun ruhu ıslah etmediğidir. Dünyada var olma sebebimiz bu değildir. Bu sadece dışsal bir durumdur daha kolay gerçek içsel ıslahı yapabiliriz. Mükemmel koşul, içsel ve dışsal durumlar birbirini desteklemelidir. Maalesef, bununla beraber bu durum gerçek anlamda olmuyor.

Kişi manevi yol boyunca durmamalıdır. Kişi kendisini ıslah etmeye başlayınca, ne kadar aptal olduğunu keşfeder. Bu onun kalbini kırar ve devam edemez. Kişi kendisini ıslah edecek kahraman olmadığını ve düşünmüş olduğunun tersine bundan birşey kazanamayacağını keşfeder.

Sıradan bir hayatta benzer bir plan çalışır çünkü kişi dışsal bir şey üzerinde egoistik olarak çalışır. Burada, tam tersi, kişi kendi egoizmi üzerinde çalışmak için dışsal birşeyleri kullanmak zorundadır. Bu çalışma kişinin alışkın olduğunun tam zıttıdır. Bizler özümüzü, kökümüzü değiştirmek zorunda olduğumuz düşünceyi kullanmıyoruz. Şimdi ise ben birşeyler üzerinde çalışan değilim daha ziyade birşeyler benim üzerimde çalışıyor. Bunun yanısıra, pasif olarak beklememeliyim, tıbbi tedavi esnasındaki bir hasta gibi, sürekli talep etmeliyiz: ”Beni değiştir! Beni değiştir!”

Bunu nasıl yerine getirebiliriz? Eğer ben daha fazla hisseder ve anlarsam durum daha farklı olur. Fakat istemediğim bir şeyi nasıl talep edebilirim? Doğama zıt olan bir şeyi nasıl isteyebilirim? ”Diğerlerini sevmek, diğerleriyle bağ kurmak”, bu sanki en kötü sorunları talep ediyorum gibi. Doğal olarak dünyayı kendi menfaatim için kullanmak isterim, oysaki Yaratan’dan içimdeki programı değiştirmesi için talepte bulunmalıyım: ”Kalbimi ve aklımı değiştir, daha önce ne olduğu önemli değil, diğerleri için kaygı duymamı sağla.”

Aynı anda, herşeyden hayal kırıklığı yaşandıktan sonra özgecil hissiyatın bir patlağı bir an için kişide belki tutulabilir. Hayır, kişinin ağlaması yardımcı olmayacaktır. Sürekli bunu desteklemeli ve bu yeni, paradoksal arzuyu her zaman net bir şekilde tutmalısınız.

Bu çaba imkânsız görünüyor. Bu yüzden denir ki ”Bin kişi odaya girer ancak sadece bir kişi Işığı alır.” Bütün diğerleri de aynı zamanda bir şekilde kendilerini ıslah etmek için büyük çaba sarf ederler ancak durum faklıdır ve şimdi onların zamanı değildir.

Öyleyse problem, diğerlerini sevmek emri (sevabı) doğamıza terstir.

31.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, ”Yaratan için Sevgi ve Yaratılanlar için Sevgi”

Kırık Olan Arzu Değil Perdedir

Soru: Diyorsunuz ki arzular kırık ancak ben arzuyu bütün olarak algılıyorum. ‘Kırık’ arzu ne demektir?

Cevap: Kişinin kendi adına almak arzusu ‘kırık’ olarak adlandırılır. Ve diğerlerine ‘ihsan etmek’ için yönlenmiş arzu ise ‘düzeltilmiş’ veya bütün olarak adlandırılır. Arzu kırılmaz – Perde kırılır.

Arzu her zaman bütündür. Eğer arzum bir perdeye sahip ise Işık geldiği zaman ben bunu diğerlerine aktarabilir ve kendim için sadece ihtiyacım kadarını tutabilirim, bu durumda Işık benim vasıtamla benden diğerlerine akar. Benim içimde asla oyalanmaz; Işık sonsuzluk dünyasından diğer başka herkese hiçbir istisna olmaksızın sürekli akar. O zaman mutlak doyumu hissederim ve yaşamın gücü daima bu durumda içime akar.

Ancak eğer bu niteliğe yani perdeye sahip değilsem Üst Işık asla bana ulaşmaz. Işık hemen kendi kaynağına döner, İlk Kısıtlama (Sim Sum Alef veya TA) koşulunu icra eder: Işık alma arzusuna bir perde olmadan girmez. İşte bu yüzden ‘kendi içimde’ varoluşumu hissederim, Işığın içinde değil.

‘Kendi içimde olma’ durumuma bu dünya denir – yani şu an algıladığım durum. Kendi içimde algıladığım şey ‘Bu dünyadır’.

Üst dünya ise kendi dışımı hissettiğim diğerleriyle bağ kurduğum zamandır. O zaman bütün bedenin yaşamını algılarım ve Yaratan’ın tüm Işığı benim vasıtamla diğer başka herkese akar.

İşte bu yüzden bir perdeye sahip olduğum zaman, diğer herkesle bağ kurduğum ve Işığı aktardığım zaman buna ‘düzeltilmiş’ denir. Ve perdeye sahip olmadığım duruma da ‘kırık’ denir. Kırık olan arzu değil perdedir hatta bununla beraber sürekli ‘kırık arzular’ terimini kullansak bile.

23.10.2011 Tarihli Pazar Sanal Dersinden

Üst Işığın Musluğunu Açın

Zohar Kitabının hangi bölümünü veya maddesini çalıştığımız önemli değildir. Rabaş şöyle yapardı: gözlerini kapatır kitabın herhangi bir bölümünü açar ve sayfanın ortasından okumaya başlardı. Üç beş satır okurdu ve bu onun için yeterliydi. Ve daha sonra düşünmeye devam ederdi.

Zohar Kitabı iyi ve doğru durum hakkında kendisine açıklanan kaynağa kişiyi bağlar. Bundan sonra, bu kaynağın kendisinin ne olduğunu bilmezsin. Sen sadece bunu yapmayı bilirsin, seni güce getirecek bazı muslukları açarsın ve bu güç seni etkilemelidir. Bu sanki bir musluğu açtığında suyun sana akması gibidir.

Zohar Kitabı ile ilişkilenmemiz gereken koşul budur. ”Su” eğer biz ”musluğun altında durursak” bize akar. ”Musluğun altında durmak” demek hep beraber olmak, olabildiğince birliği özlemlemek demektir zira tek birleşik kabdan akan üst suların doğası budur. Dolayısıyla, birlik olabildiğimiz, birleşmeyi arzuladığımız ve tek kalp tek adam olmak için gayret sarf ettiğimiz ölçüde Tora’nın Işığı bize gelir ve bizler bu ölçüde Tora’yı, Işığı almaya layık oluruz.

31.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. bölümünden, Zohar

Birleşmek Işığı, Ayrılık Karanlığı Çeker

Direkt Işığın dört safhasıyla başlamaya dönmekle, Bina iki parçaya bölünür: ilk parça ihsan etmek ister ve ikinci parça ise ihsan etmek için alması gerektiği kararına varır.Ve o zaman Bina, ihsan etmek için almaya yönlenmiş olan Zeir Anpini yaratır. ZON’un ( Zeir Anpin ve Nukva ) aksiyonu Bina’dan ortaya çıkar, özellikle Bina’nın ihsanının realizasyonudur.

İşte bu yüzden yaratılanlar, Yaratan’ın aksiyonudur. Bizler ZON’a ve Yaratan iseBina’ya, Üst Olana aittir. Dünyalarda, bu, Hohma ve Keter’in kendi başındaki Arih Anpin’in Partzuf’unda belirtilir ve Bina buradan ortaya çıkar ve bedene iner. Sonuç olarak, tüm manevi dereceler aynı şekilde kesin bir sınır tarafından ayrılarak Galgalta ve Eynayim ve AHP olarak bölünür.

Kendimizi AHP’ye bağladığımız zaman, Arih Anpin’in bizimle çalışmaya başlamasına ve bize Hohma (Bilgelik) Işığını, manevi hayatın Işığını, bunun yanısıra aramızda bağ kurmak için olan arzumuza yanıt olarak gelen Hassadim Işığını vermesine layık oluruz

Bizlerin sadece bağ kurmak için talep etmeye ihtiyacı vardır. Problem ise, bizler birçok arzuların içerisinde kaybolduk. Ancak tüm bu gereksiz arzulardan ihtiyacımız olan tek şey bizi sonsuz amaca getirecek olan önemli ve gerçek sonsuz talebi seçmektir, içimizde geçici olarak uyanan etkileri ve hemen anında unuttuğumuz bizleri farklı yönlere fırlatan arzuları değil.

Tek talep bağ kurmak arzusudur. Tüm bunlardan sonra, başlangıçta bizler mükemmel koşulumuzda birlik halindeydik ancak sonra kırıldık ve kendimizi ayrık bulduk. Bu kırık durumdan sonsuzluğu edinmek için daha başka ne talep edebiliriz ki? Sadece birleşme!

Bağımsız olarak bağ kuramayız, ancak sadece arzularımızı düzeltecek ve geliştirecek olan AB-SAG Işığının yardımıyla bağ kurabiliriz. Fakat bizler bu eyleme kendimiz başlamalıyız, diğer bir ifade ile bağ kurmaya çalış ve kendi gücümüzle ne yapabileceğimizi ve Işık için hangi parçayı atladığımızı ortaya çıkar.

Dünyada birleşmek dışında hiç bir amaç yoktur. İşte bu yüzden şimdi ifşa olan kriz sadece birliğin yardımıyla aşılır. Bu kriz aramızda ortaya çıkan sınırın, kırıklığın sonucudur.

Ve diğer tüm aksiyonlar bizleri tek ihtiyacımız olan birleşmek gerçeğinin realizasyonuna dolaylı yoldan getirecektir. Ancak bilgeliğin dağıtımı, realizasyona, gerçeği daha hızlı ifşa ihtiyacına ve daha az acı ile geçmeye yönelik olan yolu kısaltmakta bizlere yardımcı olacaktır.

23.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. bölümünden, TES

Anahtar Doğru Yolu Bulmaktır

Esas problem kişinin, uzun yıllar Kabala çalışmasında halen tüm Işığın insanlar arasındaki bağda realize edildiğini anlayamamasıdır. Bu konsept bizi öylesine çok iter ki her an bunu unuturuz. Bunun dışında zaten herşeyi yapmaya hazırız.!

Yoldaki ilk engel budur. Ve burada, herşey  kişiyi sürekli doğru yolda tutacak çevreyi inşa etmesine bağlıdır. Bizler manevi dünyayı grubun içinde bu bağlantının derinliğinde ifşa ederiz, özellikle de dostlarla olan içsel bağda, dışsal bağda değil. Tüm bunlardan sonra manevi dünya aramızdaki bağlantıdadır.

Bizler bu bağlantıyı sürekli adım adım geliştirir ve aramızda gizli bir şekilde barınan , Yaratan denen, ihsan etmenin genel gücünü elde etmek için Islah Eden Işığı çekeriz. O’nu ifşa etmek istiyoruz öyleki aramızdaki bağlantıyı O düzeltsin.

Ve daha sonra Üst Işığın kendisinin içinde var olan ortak ihsan etmek ve birleşme, arzumuzun içinde ifşa olacaktır yani Kab ve Işık eşitlenecek. Buna yaratılan varlığın Yaratanla bütünleşmesi denir.

Çalışmamızın vurgusu gruba, aramızdaki bağa uymaktır, bu şekilde tüm arzularımız ve düşüncelerimiz, hayvani bedenimizin idamesini sağlamak için en hayati olanlar hariç, diğerlerinin iyiliğine doğru yönelecektir. Ve o zaman bizler,  ihsan etmenin gücünün ifşasını  veya Yaratanın yaratılanlarına ifşasını, bize getirecek olan safhalar vasıtasıyla daha hızlı bir şekilde ilerleyeceğiz.

Burada önemli olan kişinin kendisini amaca yönlendirmesidir, açık ve net bir şekilde çalışmayı tam olarak tanımlamasıdır ki bu da sadece yaratılanlar arasındaki bağdadır. Ve bu durum uzun bir zaman alır çünkü diğer tüm olası yolları, yaklaşımları yani kişinin manevi çalışmasına karşı olan egoizmini ve hayal kırıklıklarını filtrelemek kişinin çok zamanını alır.

Fakat kişi nihayetinde bu kararı aldıktan sonra yani Işık onu bu koşula, yaratılanlar arasındaki bağa yönelttiğinde kişi doğru yolu alır.

24.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaşın Yazıları

Koşulsuz Sevmek

Soru: Herkes sevginin prensibini dostunu kendin gibi sev olarak tanır ve saygı duyar. Ancak bizim neslimizde insanları nefret ve ayrılık yerine sevgiye nasıl dönderebiliriz?

Cevap: Bunu yapmak için bizler egoistik niteliğimizden aşama aşama özgecil niteliğine geçeriz. Herkes olduğu gibi sevilmek ister. Diğer bir ifade ile sevgi tüm hesaplamaların üzerindedir. Birisi bana güzel görünür ve bir diğeri ise çirkin. Birisi gözlerimde bana iyi görünür ve bir diğeri ise kötü olarak. Yine de eğer birilerini seversem, onları kendi çocuklarım gibi severim, ne oldukları önemsiz.

Bu durum bizlerin kendi çocuklarımızı doğal olarak sevmemiz gibidir oysa ki burada kendi doğamızın üzerinde yükselmek için sevgiye ihtiyacımız vardır. Şöyle yazılır, ” Herkes bir diğerini kendi kusurlarına göre suçlar. Eğer bir başkasında bir kusur görüyorsan, bu demektir ki bu kusur senin içindedir.

Ancak bizler başlangıçta koşulsuz sevgiyi edinemeyiz çünkü doğamız tarafından birbirimizden nefret ediyoruz. Ben daima diğerlerinde kusur ararım zira bu kendimi daha iyi ve onlardan daha yüksek hissetmemi sağlar, bu durumun kendisi hemen bana haz verir. Kendi – çıkarım için düşündüğüm zaman, diğerlerinde onları en azından bir şekilde benim altımda görmek için onlarda kusurlar bulmak zorundayım. Eğer bir kişi benden daha yüksekte görünürse ve bunu haklı çıkaramazsam o zaman ben depresyona girerim.

Öyleyse sevgiyi nasıl edinebiliriz? İlk önce, ”sevmek” demek, dostunun arzularıyla doldurulmuş olmak ve her an onların arzularını yerine getirmeye hazır olmak demektir. Ben hemen şimdi dostumu kullanmaya ve ondan yararlanmaya hazırım, fakat bana denildi ki, ”dostunun arzusunu yerine getirmek için kendini kullan”. Ancak bu durum benim doğama zıt. Ben bu duvara asla tırmanamam.

İşte bu yüzden Kabalist Hillel iddia edileni daha kolaylaştırmak adına ”Sana yapılmasını istemediğini sende başkasına yapma” dedi. Nötr ol, dostun için olan nefreti ve sevgiyi bırak. Bu durumu açıklığa kavuşturarak, yolun ilk yarısının üstesinden geleceksin.

Böylece sen egondan, önceki arzularından kopacaksın. Bozuk – niyetlenmiş planlarını ve niyetlerini bırakacaksın. Şimdiden sonra artık dostuna bilerek veya bilmeyerek zarar vermek istemeyeceksin. Onu kullanmak istemeyeceksin zira bu ona zarar verir. Ve halen yine de bununla beraber dostundan kar sağlayabileceğini düşündüğün zaman kaybedenin senin kendin olduğunu anlamaya başlarsın. Onun için iyi olan senin için de iyidir ve onun için kötü olan da senin için de kötüdür. Göreceksin ki her ikinizde şimdi dünyada ifşa olan küresel bir ağda birarada bağlanmış durumdasınız. İşte bu yüzden bir diğerine en azından zarar vermemek konusunda başka bir seçimin yoktur.

İlk safha budur: kendi Malhutunu kapadın ve bunu Bina’ya yükselttin, en küçük konuma, Katnuta, Hafetz Hesed konumuna. Ve daha sonra sevgi yolunda devam etmelisin.

Tüm bu safhalar senin ”Lolişmadan Lişmaya” ilerleyişin koşulunda gerçekleşir, egoizminin içerisinde senin bununla beraber özgecil amacı özlemlersen olur. ”Dostuma iyi davranmak benim için değerlidir” sebebin bu. ”Bunun yanısıra zaten hepimiz birbirimize bağlıyız ve başka seçim yok…” Ve sonunda, bu yolu tuttuğun sürece, aklını ve kalbini düzeltecek olan ıslah eden Işığı uyandırırsın.

Ve o zaman anlarsın ki ”diğerlerini sevmeliyim, kendimi iyi hissetmek için değil, hepimizin bir sistemde olduğu için değil, global ve entegral bir koşulda olduğumuz için de değil.” Herhangi bir sebepten ötürü değil. Basitçe ihsan etmenin niteliği tarafından büyülenirsin. Seni neyin bu kadar iyi yapacağını bilmezsin fakat ihsan etmenin dışında başka hiçbir şeyi istemediği hissedersin. Kendini doyurmazsın ve haz beklentisinde olmazsın. Ve sen huşu, yücelik, saygı koşulunun dışında, en saf ihsan etme tanımının dışında ihsan edersin. Şimdi herşey senindir.

27.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, ”Yaratan için Sevgi ve Yaratılanlar için Sevgi”

İnsan Daima Ortadadır

Soru: Günün sonunda herşeyin Yaratan’dan geldiğini unutmamak için ne yapmalıyım?

Cevap: İlk önce, böylesi bir anlayışın edinimi için çaba gereklidir: senin kendi çabalarınla ve gruptan aldığın yardımla, bunu da uygun alıntılar okuyarak ve sürekli kendine bunu hatırlatarak olur.

Ve daha sonra Islah Eden Işığın ortaya çıkmasıyla gerçek değişim gelir. O zaman kişi kalıcı bir konuma girer ve herşeyin Yukarıdan idare edildiğini fark eder: Başta Yaratan ve sonda Yaratan, insan ortada ve sadece başı sona bağlar.

23.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden Rabaş’ın Yazıları

Işık Nasıl Çekilir

Soru: Bir kişi ceza ve ödül içinde Üst Yönetimle nasıl dengeye gelebilir?

Cevap: Kişi tek başına hiçbir şey yapamaz. Kişi, Işık tarafından etkilenmek için sadece onu en iyi şekilde verebilir. Üst Işık gizlilik içerisindedir. Işığın etkisini içimizde uyandırmak için onu en iyi şekilde dinlemeliyiz yani kendi aramızda mümkün olduğunca bağ kurmalıyız.

Kalpte, ruhta, akılda, düşüncelerde ve içsel niyetlerde daha güçlü bir şekilde tek bir bütün olduğumuzda Üst Işığı uyandırır, içimizde ifşa olmasını zorlar ve bize dikkat etmesini sağlarız. Bunun dışında bizler hiçbir şey yapamayız. Bizi ıslaha hazırlayan tek eylemimiz budur ve gerçek ıslah Işık tarafından yapılır.

23.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

İşleyen Aklın İfşası

Bizler haz alma arzumuzun ve bu arzuyu mümkün olan herşeyle doldurmak için büyümemizin çabası sonucunda bir nesilden diğerine geliştik. Bu doyum sadece arzumuzu yükseltir zira 100 birim aldığım yerde aniden bu defa 200 birim isterim ve bir kez 200 birim almışsam bu defada 400 birim isterim. Doyum egoistik bir arzuya geldiğinde, sadece onu kabartır ve yeni bir doyumu araştırmak için iter.

Doyumun 10 kilogramı arzunun 10 kilogramına girer ve içerisinde ek bir arzu yaratır ki bu da bununla beraber 10 kilogramlık ek doyumunu doldurabilsin diğer bir ifade ile şimdiden 20 kilogramlık arzu istiyor ve bu böyle devam eder. Haliyle, doyum sadece arzuyu artırır çünkü doyum hazzı nötrleştirir ve bu sebepten dolayı bir önceki arzunun iki katı olan yeni bir arzu üretir.

Ve şimdi doğanın programına göre, egoistik arzumuzun doyumunu yerine getiremediğimizi ifşa etmeye başlıyoruz. Ve diğer taraftan da, bu aynı arzunun bizleri birbirimizle bağladığını keşfediyoruz. Yani, artık hiç kimsenin kendisini diğerlerinden ayıran kendi bireysel arzusu olmayacak bunun yerine diğerleriyle birleşmiş bir arzu olacak. Ve bu durum da problemi iki katına çıkarıyor.

Bu gelişimin özel bir amacı vardır: Yaratan’ın aklını edinmek. Eğer ben sadece kendi egoizmimin içerisinde gelişirsem, (yani şimdiye kadar tüm tarih boyunca olduğu gibi) işleyen her hangi bir aklı edinmem; arkamda duran birşeylerin Yaratan olduğunu düşünmem.

Ancak egoistik arzumuz kendisini birbiriyle bağlı tek bir sisteme olanak sağlayan bir durumda ortaya çıkarmaya başlar, kendimi bu sistemle ilişkili olarak görmeye başlarım. Muhtemelen, nelerin olduğunu henüz anlamıyorum ancak dünyada neler olduğu ile ilişkili olarak kişisel aklım, bireysel aklımla neyi anlayabileceğim ve içselleştirebileceğim arasında kıyaslama yaptı ve bir ayrım olduğunu gördü. Tüm bunlardan sonra, dünya herşeyin birbiriyle bağlı olduğu muhteşem bir sistemi temsil ediyor: bilimin tüm parçaları, tüm süreçler ve tüm fenomen.

Benim kişisel ve izole aklımla, bu sistemi algılayabilmem, bunu doldurabilmem ve kendi çıkarım için kullanabilmem mümkün değildir. İşte insanlar bu yüzden bugün kendilerini bu kadar çaresiz hissediyorlar. Ve tüm bunların hepsi bizlerin işleyen aklı anlaması içindir ki artık bugün mükemmel, ortak sistemin içerisinde kendisini bize ifşa etmeye başlıyor ki tüm parçalar herbiri diğer birine bağlı ve birleşik.

Eğer herşey birbirine bağlı ise, bu demektir ki bizler ilerleyemeyeceğiz, kendi konumumuzu kontrol edemeyeceğiz ve bunu yükseltemeyeceğiz. Bizler artık bu koşulda hareket edemiyoruz ve işte insanlığa şimdi ifşa olan budur. Bu durum kasıtlı olarak bu şekilde düzenlendi ki bu çaresizlik vasıtasıyla bu sistemi içinden yöneten işleyen aklın edinimine doğru ilerleyelim.

21.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, ”İşleyen Akıl”