Doğru Gelişim

Eğer doğru bir şekilde gelişiyorsak ve birleşmek istediğimizi ama bunu kendi başımıza yapamadığımızı hissediyorsak, o zaman üçüncü bir faktör devreye girer: Yaradan.

Sadece ben ve grup değil; O da grubun içinde bulunmalıdır. O benim için amaç olmalıdır. O eylemin gerçekleştiricisi olmalıdır ve bu doğru gelişimin bir işaretidir.

Grupla birleşmeyi arzulayarak, böylece O’nun içinde yaşaması gereken bir Kli yaratıyorum.

Kendimi buna teslim etmeye hazırım, ancak şu anda eksik olan şey bunun Yaradan’ın rızası için olması gerekliliğinin anlaşılmasıdır, böylece Yaradan bu bağın içinde yaşayacaktır.

Bu anlayışın eksikliği O’nun gizlenmiş olduğu gerçeğinden kaynaklanıyor.

Ama yakında, ıstıraptan, gerekliliği anlamaktan, O’nun burada olması gerektiği ifşa olacaktır. Bu üç faktör: ben, grup ve Yaradan bir olarak birleştiğinde, bu gerçekleşecektir.

Tora’nın İçsel Kısmına Dönüş

Günümüzde dünyanın ıslahı İsrail ulusuyla, özellikle de Tora ile meşgul olan ve onun dışsal kısmının çalışmasını içsel kısmıyla değiştirenlerle başlar. 

Birinci ve İkinci Tapınak’ın yıkılmasından önce, insanlar Tora’nın sadece içsel kısmıyla ilgileniyorlardı, yani her insan ruhunun “inceliği” sayesinde manevi dünya hakkında bilgi sahibiydi. Ve Yaradan ile diğerlerinden daha derin ve yüksek bir bağ içinde olan peygamberler, ulusun manevi liderleri olarak hizmet ettiler.

Ancak yıkım gerçekleştiğinde ve peygamberler insanların arasından kaybolduğunda, bilgeler dönemi başladı. İnsanlar içsel eylemler yerine dışsal eylemlerle meşgul olmaya başladılar ve bu durum günümüze kadar devam etti.

 

Zohar Kitabına Giriş’in son kısmında Baal HaSulam, artık Tora’nın dışsal kısmından içsel kısmına dönmek ve bizi bir zamanlar kaybettiğimiz karşılıklı garantiye (Arvut) ulaştırabilecek eylemlerde bulunmak gerekliliğini yazar. Bu, birinci ve ikinci tapınakların yıkılması olarak bahsedilen şeydir.

Eğer, ışığı bizi karşılıklı garantiye götüren Tora’nın içsel kısmına dönersek, kendimizi ıslah eder ve Tora’yı, üst ışığı almaya layık oluruz.

O zaman, bu bizimle gerçekleşeceği için, tüm uluslar bize katılacaktır, zira sürgünlerden sonra öyle bir ruh karışımı oldu ki, bugün küçük “ince” kısım dışsal olanı içsel olanla değiştirir ve karşılıklı garantiye ulaşmayı ve Tora’yı almayı hak ederse, daha sonra tüm dünya katılabilecek ve bu “ince” kısım aracılığıyla karşılıklı garanti koşuluna göre ıslah eden ışığı alabilecektir. Ve o zaman üst ışık, Yaradan, tüm ruhların içinde ikamet edecektir.

Buradan, prensibin değişmeden kaldığını görüyoruz: üst kuvvet, form eşitliğine göre “ince” kısım üzerinde etki eder ve “ince” kısım “kaba” kısımla karışır ve ardından karşılıklı ihsan meydana gelir.

Bunlar basittir. Genel olarak, tüm Tora’da, tüm Kabala’da, tüm realitede çok basit bir yasa vardır. Ve tam da bu basitliğinden dolayı onu algılamak bizim için çok zordur. 

Basitliğiyle bizden çok uzaktır, çünkü ihsan ederken basittir, alırken değil.

Karşılıklı Garanti Olmadan Manevi Edinim Olmaz

Soru: Kişi Yaradan ile bağa ulaştığında artık ortada dost kalmıyor, sadece kendisi ve Yaradan oluyor. Bu durum karşılıklı garanti konusundaki çalışmayla nasıl örtüşüyor?

Cevap: Sıradan, basit, iyi ya da kötü olmayan, bilinmeyen bir şeye karşı arzu geliştirmiş bir egoist, nasıl olur da başkalarıyla bağ kurma, tek bir kap haline gelme, egosunu ıslah etme ihtiyacı hissedebilir?

Kişi bir gruba getirilmiştir. Bu ona bağlı değildir; onun penceresinden tesadüfi görünse bile bu yukarıdan düzenlenmiştir.

Gruba yerleştirilmesi sayesinde yavaş yavaş duymaya başlar. Bazen bu birkaç yıl sürer.

Yıllardır bizimle birlikte olmalarına rağmen hala gerçekten anlamayan pek çok insan var.

Her şey saran ışığa bağlıdır – grubun, her bir üyenin ıslahını ne kadar önemsediği, kişiyi ne kadar etkilediği. Eğer grup, her birinin sadece kendini düşündüğü egoist bireylerden oluşuyorsa ve grup içinde asgari düzeyde bile olsa karşılıklı garanti gerekliliği henüz ateşlenmemişse ki bu koşul olmadan Mahsom’u (bariyer) geçmek mümkün değildir, o zaman her bir kişi, Yaradan’a yönelik kendi özel arzusunda takılıp kalacaktır.

“İhsan ediyorum, çalışıyorum, dağıtım yapıyorum, çeviri yapıyorum, benden istenen her şeyi yapıyorum, peki hakkım olan nerede?!” Ve sormakta da haklı. “Bana sadece ne yapacağımı söyle, ben de yapayım!” Ancak grup tek bir Kli’de birleşmenin gerekliliğini ortaya çıkarmamıştır. Ve bu olmadan, manevi edinim olmaz.

Yüz kişi bir arada oturuyor olabilir ama karşılıklı garanti içinde sadece on beş kişi olabilir. Ancak birkaç kişi içtenlikle bunun olmasını isterse, az sayıda olsalar bile, göreceli bir ifşa elde edeceklerdir.

Öte yandan, meselenin artık sadece bizimle değil, tüm dünyayla ilgili olduğunu ve bir bütün halinde dünyaya uygun olarak nasıl ilerleyeceğimiz konusunda artık farklı koşulların geçerli olduğunu anlamalıyız.

Başka bir deyişle, bu bir dağıtım ve buna ne kadar yatırım yaptığımız meselesi haline geliyor.

Bedensel Ve Manevi Arvut Arasındaki Fark

Soru: Arvut (karşılıklı garanti), henüz ne gördüğümüz ne de hissettiğimiz bir yasa. Bunu gerçekleştirmek için çabalamamızı sağlayacak yakıtı ne sağlayacak?

Cevap: Esasen iddianız şu: “Yaradan, birbirimize bağlı olduğumuzda ifşa olur. Aramızdaki en küçük bağ bile O’nu ifşa edecektir. Ama şu anda, henüz birbirimize bağlı olmadığımız için, O’nun ifşa olacağını veya ne iyilik getireceğini bilmiyoruz. Bu yüzden beni bağ kurmaya iten hiçbir şey yok.”

Başka bir deyişle, bağa karşı tutumunuz egoist. Almaya dayalı: “Bana bunun iyi olduğunu göster, sonra diğerleriyle bağ kuracağım.” Tıpkı savaş zamanlarında olduğu gibi: “Kimseye ‘Askeri arabana al!’ demeye gerek yok.” Herkes naziktir; herkes yardımcı olur. Neden? “Tabii ki onu arabaya alırım! Böylece düşmanların olduğu yere gidip beni koruyabilir!”

Buna “nezaket” mi diyorsunuz?”. Maneviyatı da aynı şekilde mi ifşa etmek istiyorsunuz?

Maneviyata doğru ilerlemek, egonuzdan uzaklaşmaktan ayrılamaz. İşte tam da bu yüzden maneviyat gizlidir. Bu yüzden manevi hazların sizden gizlenmesine şikâyet etmeyin. Eğer onlar ifşa olsaydı, egonuz onların peşinden koşar ve daha da büyük bir egoist olurdunuz. Buna Arvut denmezdi. Bu tür bir Arvut’u, bir bankada veya sosyal sigorta ile yapabilirsiniz.

Neden Tora’ya İhtiyaç Duyarız?

Sürekli olarak tek bir temel ilke, Arvut (karşılıklı garanti) ilkesi üzerinde çalışmalıyız. Atalarımız da bunun üzerinde çalıştılar, ancak Aviut (bayağılık) seviyeleri gereği özel bir yöntem olan Tora’ya gerek yoktu.

Onların yöntemi basitti. Onlar bunun böyle olduğunu anladılar ve ruhlarının saflığıyla, tıpkı doğada yaşayan bir Bedevi’nin, doğayı tamamen hissettiği ve binlerce kilometre ötedeki şeyleri duyumsadığı gibi üst olanı hissettiler. Bu sadece yaratılışla olan doğal bir bağdı. Ancak egoizm büyüdüğünde, bir yöntem ve araçlar gerekli hale gelir.

Bu yöntem nedir? Tora aslında ne hakkındadır? Atalarımızın sahip olduğu aynı bağa, ancak farklı bir alma arzusu düzeyinde, nasıl ulaşacağımızı öğretir. Bu arzu büyüdükçe daha fazla eyleme, ayrıca bireysel çabaya ve tüm grubun kolektif çalışmasına ihtiyaç duyulur.

Ataların kendi aralarında Arvut üzerinde çalışmasına gerek yoktu. Onlar için bu, bir annenin çocuğuna olan sevgisi gibi doğal olarak geldi. Bu gereklilik, Yaradan’ın ifşasıyla açıkça ortadaydı; var olmanın başka bir yolu yoktu.

Ancak alma arzusu bir kez ortaya çıktığında, her şey değişir. Aviut (bayağılık) artar ve herkes birbirinden uzaklaşır. Bu ayrılığın üstesinden gelmek için çeşitli yöntemler, araçlar, çabalar ve öğrenme gereklidir.

Zohar Kitabı Neden Gizlendi?

Soru: Tora’nın bir tefsiri olan Zohar Kitabı neden yazıldı? Musa’nın yazdığı Tora yeterli değil miydi?

Cevap: Hayır, Zohar Kitabı, İkinci Tapınağın yıkılmasından sonra, Zohar Kitabı’nın yazarlarının bulundukları seviyeden yazılmıştır, öyle ki en yüce seviyeyi edinebilmişlerdir. Zohar Kitabı’nda böyle yazar.

Bu, karanlığın çöktüğü son nesildir.

Zohar Kitabı, mevcut koşulumuzda, onun yardımıyla son ıslaha yükselmeye başlamamız için yazılmıştır.

Soru: Tam olarak aynı zamanda, bugüne kadar çalışılan Mişna da yazıldı ve gizlenmedi. Birkaç yüzyıl sonra Talmud’un yazımı tamamlandı ve herkes onu da çalışıyor. Ama Zohar Kitabı gizliydi. Aralarındaki fark nedir?

Cevap: Gerçek şu ki, Zohar Kitabı özel bir dille yazılmıştır. Üst dünyanın sistemini, ona nasıl yaklaşabileceğimizi ve ne yapmamız gerektiğini anlatır.

Kabala bilimi gibi, İkinci Tapınağın yıkılışından günümüze gelene kadar 2000 yıl boyunca ifşa edilmemesi gerekiyordu.

Bu “2000 yıllık” koşula “maneviyattan sürgün” denir. Tapınağın yıkılmasıyla bir reddediş ve dünyamız seviyesine, yani en yüksek seviyeyi edinmeye başlamamız gereken en karanlık koşula bir iniş söz konusudur.

Bunun için Zohar Kitabı olan bir rehberliğe ihtiyacımız vardır. Bütün Kabalistler onunla büyüdüler.

Soru: Bugün herhangi biri, Zohar Kitabı’nı, Talmud’u ya da Mişna’yı okumaya başlasa, tek kelimesini bile anlayamayacaktır. Neden diğerleri gizlenmedi de Zohar Kitabı gizlendi?

Cevap: Zohar Kitabı, Kabala’nın dilinde yazılmıştır. Bu yüzden gizlenmiştir.

Ek olarak, manevi bir yükseliş koşulunda yazılmıştır. Yazarları, onları bir araya getiren, birleştiren ve üst dünyayı nasıl edinebileceklerini açıklayan büyük Kabalist Rabbi Şimon’un on öğrencisiydi. Aralarındaki bağda ifşa olan her şeyi yazdılar. Bu, Zohar Kitabı oldu.

Mişna ve Talmud üst derecelerden bahseder, ancak daha üstü kapalı, alegorik bir şekilde. Bu nedenle onları inceleyenler bizim dünyamız hakkında konuştuklarını düşünürler. Bu ilki.

İkincisi, Mişna ve Talmud’un yazarları, Zohar Kitabı’nın yazarlarıyla aynı seviyede değillerdi. Arada büyük bir fark vardır.

Baal HaSulam’ın belirttiği gibi, Zohar Kitabı’nı yazanlar, Üçüncü Tapınak seviyesinde yani en yüksek edinim seviyesindeydiler.

Her Birimiz Ve Hepimiz İçin Arvut

Soru: Arvut makalesinde denir ki: Topluluktan her bir kişiye Tora’yı kabul edip etmediği sorulmuştur, sonrasında tek bir kişinin bile Tora’yı kabul etmemesi durumunda, kimsenin Arvut’u (karşılıklı garanti) yerine getiremeyeceği yazılmıştır.

Cevap: Mesele şu ki, son ıslahta (Gimar Tikkun) bile kendilerinden isteneni hissetmeyecek belli bir insan tabakası kalacaktır. Şöyle diyecekler: “Tamam, hazırım. Gerekirse seninle gelirim.”

İçlerinde herhangi bir farkındalık veya zorunluluk hissi ortaya çıkmaz, çünkü doğaları gereği bunu yapamazlar. Bu sadece onların seviyesidir.

Yine de onlar da mükemmelliği ve sonsuzluğu hissedecekler. Sadece genel Arvut‘a katılım seviyeleri, “Tamam, imzalayacağım. Ne imzaladığım önemli değil.” tarzında olacaktır. Cansız seviyeye bu denli yakın olan böyle insanlar vardır.

Başka bir deyişle: ıslah, nicelik ve nitelik olarak kademeli gelişir. Eğer şimdi Aviut Şoreş’li (Kök bayağılık) Kelim (kaplar)’in ıslahından bahsediyorsak, o zaman haydi bu seviyeye kimin ait olduğunu düşünelim. Dünyada kaç insan var? Ardından Aviut Alef (Birinci bayağılık) gelir. Aviut Alef, diyelim ki yarım milyar insanı kapsayabilir. Aviut Bet (İkinci bayağılık) ise iki milyar insanı… Ve bu böyle devam eder.

Kendinle Baş Başa, Bölüm 2

Soru: Kişi kendini izole ettiğinde ve düşünceleriyle baş başa kaldığında ona ne olur?

Cevap: Bu, kişinin kendisine ve yalnızlık arayışındaki amacına bağlıdır. Eğer kişi özel bir manevi hedef için çabalıyorsa, o zaman kendisini Manhattan’ın ortasında mı yoksa gerçek bir çölde mi izole ettiği çok az fark eder.

Soru: Eğer kişi düşüncelerini temizlemek ve iç sesini dinlemek niyetiyle çöle giderse, gerçekte kim olduğunu anlama şansı var mıdır?

Cevap: Eğer bir grup insan, içsel, ortak bir manevi hedefe ulaşmak için dünyanın geri kalanından uzakta çöle giderse, o zaman böyle bir yalnızlık kesinlikle mantıklıdır. Kuşkusuz çöl bunun için bir ormandan daha uygun bir yerdir, çünkü sessiz ve boştur.

Çöl, insanda hiçbir yanılsama bırakmaz; oradaki yaşamdan hiç iyi bir şey çıkmayacağı apaçık ortadadır, tıpkı sıradan insan hayatından da hiç iyi bir şey çıkmaması gibi. Bu yüzden çölde doğa ile uyum içinde hissederiz.

Çölü seviyorum çünkü orada yer ve gök dışında başka bir şeyiniz yoktur, özellikle de geceleri. Bu kişiye özel bir ruh hali, izlenim ve his verir, özellikle de birçok insan orada bir aradayken, hayatın anlamını ararken. Sonra çöl ve gökler onlarla konuşmaya başlar ve şunu gösterir: “Var olan tek şey bu ve siz burada, bu bomboş boşlukta tek başınasınız. Öyleyse yaşamın gizli kaynağını arayın!”

Soru: Özel bir amaç için çöle giden bir grup Kabalistten bahsediyorsunuz. Fakat eğer sıradan bir insan kendini çölde tecrit ederse, kendi içsel özünü keşfetme şansı var mıdır?

Cevap: Kendi başlarına, bu imkânsızdır. Tora’nın bile İbrahim, İshak, Yakup ve Musa’dan bahsederken tüm gruplara atıfta bulunduğuna inanıyorum. Çünkü tek bir kişi manevi olamaz; kişi, maneviyatla ilgili olarak ayrı bir unsur olduğunda değil, ideal olarak ondan az olmamak üzere yalnızca diğerleriyle bağlı olduğunda var olur.

Soru: “Bir grup içinde yalnızlık” bir çelişki değil midir? Ya yalnızlık ya da grup; ikisinden biri değil mi?

Cevap: Yalnızlık sadece bir grup içinde mümkündür! Çünkü bireyin yalnızlığı sadece hayvansal bir eylemdir, bedenin fiziksel olarak izole edilmesidir. Ancak bir grup içindeki yalnızlık, manevi yalnızlıktır. 

Birbirimizle bağ içinde olarak, hayatın anlamından ve onu sürdüren güçten ne kadar yoksun olduğumuzu ifşa etmeye başlarız.

Yaradan’ın Planını Anlayın

Adem’den Nuh’a ve Nuh’tan sonraki nesillerde, hem İsrail halkı hem de dünya ulusları arasında, Aviut (arzunun bayalığı) hala çok küçüktü.

İbrahim, babası Terah’ın puta tapan biri olmasına ve Avoda Zara (yabancı iş) ile uğraşmasına, yani dünyada Yaradan’ın yanı sıra her biri bağımsız hareket eden birçok güç olduğuna inanmasına rağmen, Yaradan’a duyulan özlemin onda ifşa olması bakımından kendi nesli içinde eşsizdir.

Kişi tüm bu güçlerin kendisini iyi ya da kötü yönettiğini “görürse”, her birine yönelir. Onların arkasında, hepsini birleştiren, düşünceye sahip olan, insanlık için bir programı ve hedefi olan ve tüm bu güçleri yalnızca habercileri olarak kullanan, kendi programları, özgür iradeleri ve kişiyle özel bir ilişkileri olmayan haberciler, başka bir gücün durduğunu düşünmez. Her şeyin tek bir güç tarafından yönetildiğine inanmaz.

İbrahim ile babası arasındaki niteliksel fark özünde budur. Kişinin tek bir güç olduğuna inanması ve onu araması gerektiği yaklaşımı, doğayı birçok güçten oluşan bir koleksiyon olarak gören eski görüşün yerini alır. Bu, “bedenin”, yani alma arzusunun özel bir arınmasını gerektiren niteliksel bir çaba ve ayrım anlamına gelir.

İbrahim bunu takipçilerine öğretti; tüm güçlerin ardında tek bir düşünce, tek bir arzu olduğunu öğretti. Tek tek güçlerin hiçbiri iyilik ya da kötülük içermez; hepsinin ardında hem kötüler hem de erdemliler için iyi ve iyiliksever olan ve kişiyi hedefe götüren tek bir düşünce vardır.

İyi ve kötü, bizim tarafımızdan farklı algılansa da, tek bir amaca hizmet eder. Yaradan’ın planını anlamalı ve kabul etmeli, onunla rasyonel ve doğru bir şekilde ilişki kurmalı ve kendimizi buna göre geliştirmeliyiz.

Yaradan gelişimimize kendi bağımsız arzumuzla katılmamızı talep eder. Bu, gerçekten bağımsız olabilmemizin tek yoludur; kendimizi gelişim yolunda güçlendirerek, yani O’nun programını kabul ederek ve gerçekleştirerek.

Esasen, İbrahim’in neslinde, İbrahim’in kendisi dışında hiç kimse bu fikri kavramamıştı. İnsanlar henüz ruhlarında gerçekliğin doğru resmini ifşa edecek hazır bir temele sahip değillerdi. Ancak İbrahim buna arınma, yani ruhtaki özel bir nitelik sayesinde ulaşmıştır.

Bir Kabalist Ne İster?

Bu dünyada görülebilecek her şeyi görmek ve başarılabilecek her şeyi başarmak istiyorum. Manevi dünyada bu bir sorun değildir. Ama bu dünyada maneviyatı somutlaştırmak, işte asıl görev budur.

Ne kadar yaşayacağım beni ilgilendirmiyor. Dünyanın, Kabala bilgeliğini varoluşunun devamı için bir metot olarak, Dünya’daki geçici yaşamdan başka bir boyuta: manevi olana yükselmek için bir metot olarak kabul ettiğini görmek istiyorum.

İnsanlar bunu hissetmeye başladıklarında, bu teoriyi ve yaşam biçimini kabul ettiklerinde, bir sonraki aşamaya yükselmeleri gerektiğini, şu anda algıladığımız ve deneyimlediğimiz tüm bu dünyanın, sadece onun üzerine yükselmek için var olan bir tür yapı olduğunu gördüklerinde, Baal HaSulam ve öğretmenim, büyük oğlu Rabaş’ın onlar için hazırladıklarını kabul ettiklerinde, o zaman bu gerçekten ışığa giden doğru yol olacaktır.

Ancak o zamana kadar, insanlığın ne gibi acılara katlanmak zorunda kalacağını kim bilebilir? Öyle ya da böyle bu sonuca ulaşacaktır, ancak bunun en az acıyla gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini kimse bilemez.

Bu nedenle tüm kararlarda hazır bulunmak ve insanlığın Kabala’yı nihai gelişimi için bir yöntem olarak kabul etme yolunda ilk adımlarını atmasına yardımcı olmak istiyorum.