Category Archives: Yaradan

Onluların Gelişimini Ölçmek Mümkün Mü?

Soru: Onludaki gelişimi ölçmenin herhangi bir yolu var mı? Örneğin, onda şu ve şu ilişki eğitimin birinci derecesidir. Diğer ilişkilerin tezahürü çalışmanın ikinci derecesidir vs. Onluda çalışmanın ilk on yılını birinci sınıfta, ikinci on yılını ikinci sınıfta geçirdiğimi biliyor muyum?

Cevap: Bunu kendiniz hissetmelisiniz. Size hiçbir şey söyleyemem çünkü kelimelerle ifade edilemez. Yani, sadece hissetmeye değil, görmeye ve olası koşullarınızı karşılaştırmaya başladığınızda, o zaman duygularınız hakkında daha spesifik konuşabilirsiniz.

Ve bu yüzden konuşacak bir şey yok, tıpkı mırıldanan bir bebek gibi ve hepsi bu. Bu yüzden yakında gevezelik etmeye başlayacağınızı umalım.

Soru: Güvenebileceğiniz herhangi bir duyusal parametre var mı? Diyelim ki derse kalkamıyorum, bu ikinci sınıfta olduğum anlamına geliyor; dostlarımla konuşamıyorum, bu benim için bir artı, üçüncü sınıf.

Cevap: Böyle bir şey yok. Her koşulda, her koşulun içinde negatif ve pozitif kuvvetler kendini gösterir ve bu şekilde onları kendinize uyarlarsınız ve kendi deneyimlerinizden öğrenirsiniz. Ve size hangi dersleri alacağınızı önceden söylemek zaten yardımcı olmayacaktır. Örneğin, tırmanmamız gereken 125 basamağın hepsini sayabilirim ama bunlar size hiçbir şey anlatmayacaktır.

AB, SAG, Ibur, Yenika, Mochin, yükselişler ve düşüşler – tüm bunları çalışıyorsunuz ama hala yeterli duyumlara sahip değilsiniz ve bu nedenle nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Uygun duyumlar geldiğinde, hemen onlara çalıştıklarınızdan isimler vermeye başlayacaksınız.

Neden Yaradan Bize Hayat Okyanusunda Yüzmeyi Öğretmedi?

Soru: Bir balık Tanrı’ya, “Tanrım, okyanusu küçültebilir misin?” diye sorar. “Neden?” der Tanrı şaşırır. “Çünkü nasıl yüzüleceğini bilmiyorum.” Tanrı şöyle yanıtlar: “Yüzmeyi öğren, okyanus sana daha küçük görünecektir.”

Bu dünyada yaşıyoruz ve sık sık hayattan şikâyet ediyoruz. Aslında bu yaşam okyanusunda nasıl yüzeceğimizi bilmiyoruz. Yüzmeyi nasıl öğrenebiliriz?

Cevap: Bunun için herhangi bir doğal yeteneğimiz yok. Bizler egoizm içinde yaratıldık. Birbirimizi eleştirebiliriz ama birbirimiz hakkında nadiren iyi düşünürüz. Her insanın diğerlerinin dostu, yoldaşı ve kardeşi olduğu bir koşula ulaşmak özünde bir hayaldir.

Soru: O zaman Yaradan neden bu “akvaryumu” doldurdu ve bize nasıl yüzeceğimizi öğretmeden, balık gibi içine yerleştirdi?

Cevap: Bize kendi başımıza öğrenme fırsatı verdi.

Soru: Bu bana ne kazandırıyor?

Cevap: Bize kendi hayatlarımızın yaratıcısı olma şansı veriyor.

Soru: Yani ben aslında “yüzgeçleri” ve “solungaçları” olan, bu su için donatılmış bir insanım ama yüzmeyi bilmiyor muyum?

Cevap: Evet.

Soru: Bu “yüzgeçleri ve solungaçları” geliştirmem gerekiyor mu?

Cevap: Evet.

Soru: Bunu nasıl ve ne zaman anlayabiliriz?

Cevap: Başka seçeneğimiz kalmadığında anlarız. Ya sıraya girip uçuruma doğru yürüyeceğiz ya da yüzmeyi öğreneceğiz.

Soru: Yani bu çıkmaz sokağa getirilmemiz mi gerekiyor?

Cevap: Evet.

Soru: Bu hayat okyanusunu nasıl doğru algılamalıyız?

Cevap: Önümüzde açık duruyor. Her şey birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuza bağlı. Bu hala bir sorun. Her zaman başkaları iyi şeyler yaparsa, bunun bir şekilde bizim için daha kötü olacağını düşünürüz.

Bir insan bunun böyle olmadığına nasıl ikna edilebilir? Tam tersine, kendimiz üzerinde çalışalım ki herkes kendini iyi hissetsin, siz herkese karşı iyi hissedin ve herkes de size karşı iyi hissetsin. Ancak insanlar bu fikre direniyor.

Soru: Yani burada bile balık, Tanrı’dan, “Okyanusu küçült” diye talepte bulunuyor. “Bana yetenek ver; bana yüzmeyi öğret” demiyor. Yani biz de “Bize bu okyanusta yüzmeyi öğret” demiyoruz. Bunu Yaradan’dan talep etmiyoruz, yoksa ediyor muyuz?

Cevap: Hayır.

Soru: Okyanusun farklı olmasını mı istiyoruz?

Cevap: Evet.

Soru: Bu da bizim doğamızda var mı?

Cevap: Tabii ki içimizde var! Kendimizi değiştiremeyiz. Egoizmimiz gerçekten de doğanın tam tersidir.

Soru: Yüzmeyi öğrenmek manevi olarak ne anlama geliyor?

Cevap: Manevi olarak “yüzmeyi öğrenmek”, Yaradan’ın sevgi denizini etrafınızda hissetmek ve onun içinde nasıl kalacağınızı bilmek demektir.

Soru: Bu sevginin içinde mi?

Cevap: Evet ve nihayet kollarımızı ve bacaklarımızı biraz hareket ettirmeyi öğrendiğimizde, nasıl yüzüleceğini bildiğimizi anlamaya başlayacağız.

Ancak sadece Yaradan’a döndüğümüzde gerçekten “yüzmeyi” öğrenebiliriz. Çünkü deniz, okyanus, dalgalar, gökyüzü, yeryüzü, her şey O’dur. O’nun içinde olmayı öğrenmemiz gerekir. Ve O’nun içinde olmak, ihsan etme, sevgi ve herkesle bağ kurma niteliklerinde var olmak demektir. “Yüzmeyi” öğrenmenin anlamı budur.

Manevi Gelişim İçin Bir Pusula

Soru: Onlunun doğru algılanışı nedir?

Cevap: Onlunun doğru algılanışı, Yaradan’ın içinde ikamet ettiği tek ve birleşik bir bütün halinde birleştiklerini hayal etmeye başladığım zamandır. Yani, ihsan etme ve sevgi niteliği onları birbirine bağlar ve içlerinde ifşa olur. Bu yapı ruhun Yaradan’la olan bağıdır.

Eğer bunu bu şekilde hayal eder ve buna dahil olmayı arzularsam, bu benim için bir pusula gibi, gelişimimde doğru bir yön gibi olur.

Onlu, Ruhunuz Olur

Soru: Öğrencilerinizin birçoğunun şimdiden birinci dereceleri hissetmeye başladığını ya da hissetmeye yaklaştığını söylediniz. Derslerimizin ve toplantılarımızın her birinde kilidi açılabilecek ve ulaşılabilecek belirli bir potansiyel var mı? Yoksa her şey genel olarak açık ve kişinin hazırlığına mı bağlı?

Cevap: Her şey açıktır ve her şey kişinin hazırlığına ve onlusuna dahil olmasına bağlıdır.

Onlu küçük ve zayıf olsa bile, Rabbi Yossi Ben Kisma’nın öğrencilerinde olduğu gibi, kişi ona dahil olursa, o zaman bu onlu, onun için Yaradan’ı ifşa ettiği ruhu olur.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 194

Soru: Neden kişi Yaradan ile sadece zor koşullarda, depresyondayken bir bağ hisseder?

Cevap: Çünkü iyi koşullarda bunu hissetmezler. Onlar çok meşguldürler.

Soru: Günahları nasıl sileriz? Hangi eylemlerle?

Cevap: Günahları sadece tövbe ederek sileriz.

Soru: Yaradan’ın bir insanı maneviyat için güçten yoksun bırakmasının temel nedeni nedir?

Cevap: Böyle bir sebep yoktur. Yaradan bir kişiyi sarsmak için geçici olarak güçten mahrum bırakabilir ve Yaradan’la neden bir bağları olmadığını düşünmeye sevk edebilir. Bu bağ olmadan asla ıslah olmazlar.

Soru: Yaradan’ın öfkesinden bahsettiğimizde, bizim niteliklerimiz ile Yaradan’ın nitelikleri arasındaki uyumsuzluktan bahsediyoruz. Yani, bu egomuzun bir tezahürüdür. Neden sürekli olarak Yaradan’ı insanlaştırıyoruz, O’nun kızgın olduğunu, nefret ettiğini vb. söylüyoruz?

Cevap: Yaradan’ın nitelikleri ve O’nun koşulu ile – ki biz buna yönelmeliyiz – aramızdaki uyumsuzluğu bizim için daha anlaşılır kılmak için.

Soru: Yaradan neden Kendisine dair birikmiş tüm anıları ortadan kaldırır?

Cevap: Böylece yeni bir seviyede çalışmaya başlarsınız.

İçinizdeki Kendi “Benliğinizi” Bulun

Soru: Onluda ıslah edilebilecek arzularla çalışıyoruz. Aynı zamanda, her dost kendi saf arzusuna odaklanmalı ve ondan onlunun bağını mı istemeli?

Cevap: Evet, ama onlardan çok uzaklaşmamak için başkalarının ne istediğini de hissetmelidirler.

Soru: Bu arzularla çalışmak ve onlara dahil olmak ne anlama geliyor? Her gün çalıştaylarda buluşuyor ve kaynaklar okuyoruz. Dostumun en yüksek arzusunu bulup ona bağlanmalı mıyım?

Cevap: Hayır, sadece içinizdeki kendi “benliğinizi” -kendi arzularınızı- bulmalı, onlarla Yaradan’a bağlanmalı ve bu şekilde O’na yaklaşmalısınız. O zaman her şey sizin için yoluna girecektir.

Soru: Eğer dualarım aracılığıyla içimde kendi iyiliğim için güçlü maddesel arzular ortaya çıkarsa, bu onların yerine getirileceği anlamına gelmez, değil mi? Başka bir deyişle, Yaradan ne gerekiyorsa onu yapacaktır.

Cevap: Hayır, Yaradan sadece son çare olarak ihtiyaç duyduğu şeyi yapacaktır. O, hangi arzularınızın iyi ve nazik, hangilerinin aptalca ve zararlı olduğunu kendinizin fark etmenizi ister.

Tat Ve Koku Olmadan

Soru: Yaradan neden bazılarına tat ve koku verirken diğerlerine vermiyor? Bu neye bağlıdır?

Cevap: Bunu açıklamak mümkün değil çünkü her birimizin manevi kökünü bilmiyoruz. Hiç kimse kendini başkalarıyla kıyaslamaz. Herkes sadece birlikte olmayı diler. Bu nedenle, bize emredildiği gibi, mecbur olduğumuz gibi hareket etmeliyiz ve gelecekte bu bize ifşa olacaktır.

Soru: Tat veya koku yoksa kişi grup içinde nasıl çalışmalıdır?

Cevap: Tadı ve kokusu olmayan arkadaşlarınıza gözleriniz kapalı olarak bağlılık gösterin; onlarla birlik olmaya çalışın.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 193

Soru: Yaradan’la birliğin sadece O’na bağlanmak değil, kişinin kendisini tamamen iptal ettiği, ışık için bir kanal haline geldiği ve birlik duygusunun kendisine bile bağlı kalmadan başkalarında tezahür etmesine izin verdiği bir koşul olduğunu doğru mu anlıyorum?

Cevap: Evet, doğru söylüyorsunuz. Çok iyi bir tanımlama yaptınız!

Soru: Bizi hareket ettiren Yaradan’ın gücünü fark ettiğimizde sevinç duymalı mıyız?

Cevap: Kesinlikle, tüm eylemlerimizin, düşüncelerimizin ve niyetlerimizin Yaradan’a memnuniyet getirdiği bir koşula ulaşmalıyız.

Soru: Yaradan için kim daha değerlidir: hayatı boyunca erdemli olmuş bir kişi mi yoksa erdemli olmuş bir kötü mü?

Cevap Erdemli hale gelmiş bir kötü.

Soru: Hangisi önce gelir: Yaradan’a ihsan etmek istediğim için dostlarıma ihsan etme arzum mu yoksa dostlarımdan beni Yaradan’a doğru daha fazla çabalamaya iten enerjiyi almak mı?

Cevap: Yaradan önce gelir. Düşüncelerimizde ve eylemlerimizde O her zaman ilktir. Prensip olarak her şeyi O’nun rızası için yaparız.

Soru: Karşılıklı sorumluluk koşulunu kabul ettik. Ancak çoğu insan kendini başkalarını sevmeye adamıyor ve böylece tüm ulusun acı çekmesine neden oluyor. Biz, Bnei Baruch, tüm ulusun yardımı olmadan Lişma‘nın arzusuna ulaşabilir miyiz?

Cevap: Evet, sadece bir onlu birleşmiş olsa bile.

Soru: Bir dostumu sevmek ve onu erdemli olarak görmek istiyorum ama yapamıyorum çünkü bende ıslah edilmemiş olan aynı niteliği onda da görüyorum. İçimdeki bu nitelik benimle Yaradan arasında bir duvar görevi görüyor. Kendimi sevmediğim halde dostlarımı nasıl sevebilirim? Bunun üzerine nasıl çıkabilirim?

Cevap: Yaradan’dan içinizdeki bu niteliği ıslah etmesini isteyin, o zaman artık bunu dostunuzda algılamayacaksınız.

Dizlerinizin Üzerinden Nasıl Kalkarsınız?

Soru: Bir ağaca doğru esen, onu eğen ve neredeyse kıracak olan güçlü bir rüzgârla ilgili bir kıssa vardır. Ağaç rüzgâra demiş ki: “Beni kıracaksın.” Rüzgâr cevap vermiş: “Hayır, seni daha güçlü yapacağım, köklerin güçlenecek ve fırtınadan sonra daha da güçlü olacaksın.”

Hayatın şu anda böyle olduğunu, tam da köklerimizi güçlendirmek için kırıldığımızı nasıl anlayabiliriz?

Cevap: Bunun farkına varılmalıdır. Eğer Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söylüyorsak, o zaman O’nun tüm eylemlerini sadece iyilik getiren iyi eylemler olarak anlamaktan başka seçeneğimiz yoktur.

Soru: Yani, bunlar köklerimizi mi güçlendiriyor?

Cevap: Evet, tarihimiz boyunca öyle çalkantılar, öyle değişimler yaşadık ki, önümüzde sevgiyle kabul etmemiz gereken özel, iyi günlerin olduğuna inanmalıyız.

Soru: Gerçekten de başımıza gelen her şeyin köklerimizi güçlendirdiğini düşünüyor musunuz?

Cevap: Kuşkusuz!

Soru: Halkımız ve genel olarak diğer uluslar arasında?

Cevap: Evet, şüphesiz.

Soru: Ama kişi kendini hâlâ kırılmış hissediyorsa, dizlerinin üzerinde. Dizlerinin üzerinden nasıl kalkabilir?

Cevap: Kişi düşünmelidir. Kim olduğumu, ne olduğumu, ne için olduğumu, beni kimin kontrol ettiğini ve ne için yaratıldığımı düşünmeliyim. Kişi tüm bunların kendisini gerçek ıslah için hazırladığını görecektir. Doğasının üzerine yükseldiğinde, Yaradan onu orada bekler.

Soru: Az önce bir ağacın köklerini güçlendirmesi hakkında konuşuyorduk. Rüzgâr ve fırtına ağacın köklerini güçlendirir. Bir insanın tüm acılarla güçlenen “insan köklerine” ne diyorsunuz?

Cevap: Ben bir insanın köklerine, onun gibi düşünen insanlarla olan bağı diyorum. Başka neye sahip olabilir ki? Sadece buna. Bu kökler doğru bir şekilde birbirine bağlanırsa, o zaman gerçekten güçlü bir ağacımız olur.

Soru: Başka bir deyişle, bu birleşik durumdan çıkan bizlerin, tüm acılardan, rüzgârlardan ve fırtınalardan geçtikten sonra ona geri dönmemiz gerektiğini söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet. Bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Soru: Plan bu mu?

Cevap: Evet, çünkü aksi takdirde özümüzü ya da Yaradan’ı bulamaz ve kendimizi O’na yönlendiremezdik.

Soru: Her şeyi özetleyecek olursak, köklerimizin aramızdaki bağ olduğunu ve amacın kendimizi Yaradan’a yönlendirmek olduğunu söylüyorsunuz. Kökleri güçlendirmek için ne gibi pratik tavsiyeleriniz var?

Cevap: Bunu söylemek zor. Kişi hayatının özü hakkında düşünmelidir: Ne için verildiği, nesinin heyecan verici ve özel olduğu ve kime kurtuluş ve ıslah getirebileceği. Kişi tüm bunların farkında olmalıdır.

Soru: Bizim eğitimimiz bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: Kaslarımızı bu şekilde mi çalıştırıyoruz, nereden geliyorum, ne için yaşıyorum gibi düşüncelerle mi?

Cevap: Evet, her zaman.

Soru: Bu kesinlikle herkese verdiğiniz bir tavsiye mi?

Cevap: Herhangi bir kişiye. Bunun hakkında sürekli düşünün.

Yaradan’ın Hissettiği Kolektif Arzu

Soru: Yaradan’ın hissettiği bu onlunun arzusu nedir?

Cevap: Eğer onludaki tüm dostlar manevi amaç için çabalıyorlarsa, Yaradan’ın hissettiği şey budur. MAN’larını O’na yükseltirler ve Yaradan onları reddedemez. Onların arzularına göre hareket ederek, onlara Lişma niteliğini bahşeder.

Yaradan onlu üzerinde öyle bir şekilde çalışır ki, onlu gerçekte kim olduğunu, Lişma’ya ne kadar yakın ya da uzak olduğunu hisseder. Buna göre, hayata karşı, Yaradan’a karşı, yaratılışın amacına karşı, Yaradan’a yöneltilen talebe karşı tutumlarını değiştirirler ve O da onlara başka Kelim (başka arzular) verir.