Category Archives: Yaradan

Acı ve Nefret Sevgiye Dahildir

Soru: İgor soruyor: “Görününen o ki Yecüc ve Mecüc’ün savaşı olan Armagedon uzun süredir devam ediyor, ancak nedense biz bunu görmedik veya hissetmedik. Bu doğru mu? Yoksa her şey sakinleşecek, geçecek ve unutulacak mı?”

Cevap: Her şey geçecek, bir şey hariç, o da geleceğimiz son koşul. Ve bu, konsantre, toplanmış ve hepsi bir araya alınmış önceki tüm koşulları içerecektir. Ve bu son koşul için temeli olacaktır.

Yani son koşul, biri “Kli” ve ikincisi “Ohr” olarak adlandırılan iki durumdan oluşacaktır; kap ve ışık. Böylece kap, her birimizin ve hepimizin birlikte tarih boyunca geçtiği tüm koşullardan oluşacaktır.

Bu, korkunç miktarda ıstırabın, şüphenin ve yanlış anlamanın, hepsinin bir arada olmasıdır.

Soru: Yani yaşadığımız her şey, tüm savaşlar ve tüm acılar bu kaba mı geliyor?

Cevap: Her şeyi içeren bir duruma. Ve sonra bu durum, bir ve aynı olan üst ışık veya Yaradan tarafından düzeltilir. Ve bu durum üst ışığa eşit hale gelir. Yani tüm insanlığın her an yaşadığı milyonlarca acı, milyonların içinde gerçekleşen ve idrak edilen her şey, tüm bunlar ışığa dönüşür. Ve böylece Yaradan’a ulaşılır.

Soru: Yani pişman olmamız gereken bir şey yok muydu?

Cevap: Hiç olmadı!

Soru: Ve en korkunç ıstıraplar?

Cevap: Hiç olmadı. Unutulmuş bir şey değil ve şimdi hissetmiyoruz.

Soru: Peki bunlar bir zamanlar yaptığımız hatalar değil mi?

Cevap: Bunların hiçbiri olmadı. Bugünkü mutlak durumu hissetmemiz için sadece bir hazırlık olarak var oldu.

Soru: Ne demek hiç olmadı? Oldu: İkinci Dünya Savaşı, Holokost, Birinci Dünya Savaşı, İç Savaş, dökülen kan, hepsi olmuştu! Ya da oldu mı? Yoksa o zaman bizler zor bir açıklamaya mı varıyoruz?

Cevap: Açıklamanın imkansızlığında, belki. Ama yine de bunun gerçekleşmediğini söylemeliyim. Başka bir gerçeklik algısı seviyesine, böyle bir şeyin hiç olmadığı bir gerçeklik duygusuna yükseliriz.

Soru: Sonra ne oldu?

Cevap: Bizim için yalnızca var olan tek durumu, mutlak evrensel sevgiyle dolu olma durumunu hissetmeye hazırlık vardı. Ve sırayla, aynı anda hem yokluk, olumsuzluk hem de olumluya yönelik bir özlem olarak hissedilir. Ve sevginin ve nefretin yokluğu, diğer her şey, tüm bunlar sevgiye dahildir çünkü karşıtı olmadan, bir şeyi hissetmek imkansızdır.

Soru: Yani bu büyük sevgi üzerimde parlıyor ve ben bunu nefret olarak mı hissediyorum? Henüz ona edinmedi ve bu yüzden mi nefret olarak hissediyorum?

Cevap: Hayır. Onu edinirsiniz, ancak edindiğinizde karşıt niteliği de anlarsınızı. Aksi takdirde onu hissedemezsiniz. Biri olmadan diğerini hissetmiyoruz.

Soru: Yani her zaman birlikte mi var olurlar?

Cevap: Bizler, yaratılanlarız, yaratıldık.  Yaradan, O, tek bir koşul hisseder, deyim yerindeyse sadece sevgiyi. Ve bizler, bir şeyi ancak onun tam zıddından hissedebiliriz.

Ortak Ruhun Parçalanmasının Sonucu

Soru: Bir insan erkek olarak doğduğu, ancak kendini kadın gibi hissettiği ve cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirdiği zaman, bu transgender unsuru nereden geliyor? Ya da tam tersi?

Cevap: Bu, hepimizin ortak bir ruhun parçalanmasının sonucu olduğumuz gerçeğinden geliyor.

Yaradan tek bir ruh, tek bir manevi yapı yarattı, bu yapı özellikle birçok parçaya bölündü ki onlar aracılığıyla Yaradan’ı tanıyalım ve O’nun statüsüne, derecesine ulaşalım ve O’nunla bütünleşelim.

Bu sadece güç, nitelik ve karakterler açısından değil, aynı zamanda cinsiyet açısından da farklı parçalara bölündü. Aynı anda, ruhun bir kısmı ıslah yönteminde ustalaşmak ve bir üst kuvveti çekmekle meşgul olur, diğeri ise arzuyu geliştirmek ve aynı üst kuvvetin yardımıyla erkek kısmını gelişmeye uyandırmakla meşgul olur.

Tek bir ruhun kırık parçaları olduğumuz için ıslah, uyum ve parçalanıp düştükten sonra üst dünyaya dönüş sürecinde sürekli birbirimizle karışırız. Erkekler ve kadınlar, birlikte hem erkek hem de kız çocuğu doğururlar.

Manevi dünyada da bu böyledir. Hem erkek hem de dişi ruhları doğururuz ve üçüncü güç olan Yaradan, esasen son amaca göre her birinin kaderini belirler. Genel olarak, bu basit bir sistem değildir.

İnsanlığın on binlerce yıllık varlığı boyunca, sürekli fizyolojik bir hayvansal karışımı olmuştur, özellikle bir yandan egoizmin yükseldiği ve diğer yandan neslimizdeki ulusların arasında korkunç, şaşırtıcı bir karışıma ulaştığı bizim bu zamanımızda.

Üstelik bu karışım fiziksel olmaktan çok içseldir – kültürde, zihniyette ve birbirine olan bağımlılıkta. Sonuç olarak, cinsellik de dahil olmak üzere, kendilerini kökleriyle doğru bir şekilde ilişkilendiremedikleri zaman, ruhlarda böyle bir karışma olur.

Ve burada kişinin hem manevi hem de fiziksel olarak yönelimiyle kafası karışır. Manevi çalışmalarda bile, bazen kendini erkek olarak gerçekleştirmesi gereken bir erkeğin aslında ruhun ıslahında daha kadınsı bir versiyonuna yöneldiğini gözlemleriz. Diğer taraftan, manevi gerçekleşmelerinde erkeklerin yerinde olmak isteyen birçok kadın vardır.

Bence bu gelişmemiz için gerekli bir derecedir. Bu, karşılıklı etki, yakınlaşma ve yukarıdan karıştırma yoluyla cinsiyetleri daha iyi analiz etmeye, özümsemeye ve ayırmaya başladığımız zaman, çok ciddi bir plani ihtiva eder.

Bu, erkeklerin hem manevi hem de fiziksel dünyada kadınları daha iyi, kadınların da erkekleri daha iyi anlamasına yol açacaktır. Ama bugün böyle bir anlayış yok. Bunun için bir kadının iç dünyasına gerçekten girebilmek ve onu anlayabilmek için ciddi bir Kabalist olmanız gerekir ve bunun tersi de geçerlidir.

Kabalistik eğitimin amaçlarından biri, insanlara birbirleriyle doğru etkileşime gelme fırsatı vermektir. Aksi takdirde dünyamız birbirini görmeyen insanların dünyası olur. Sadece ara sıra bir yerde buluşurlar, ilişkiye girerler ve kaçarlar. Ve biriyle birlikte yaşıyor olsanız bile, bu tür bir birlikte yaşam, ortak bir şey değildir.

Başka bir deyişle, bu tür hoş olmayan, doğal olmayan bencil gelişim biçimlerinde bile karşılıklı olarak karışmamız gereklidir, çünkü ancak bu şekilde, tüm olası formlardan oluşan özel bir tür bencilliğe gelebiliriz ve o zaman herkes diğerini daha fazla ve daha iyi anlayabilir.

Yaradan’ın Eylemlerini Yargılamak

Soru: Bu, Yaradan’ı yargılama kavramı nedir? Kişi Yaradan’ı nasıl yargılayabilir ki?

Cevap: Yaşamımızı, kendimizi, O’nun yarattığı her şeyi, bize yaptıklarını ve bizi nasıl yönettiğini yargılayarak, Yaradan’ı her zaman yargılarız.

Yaradan’ı objektif bir şekilde yargılamak için, doğanızın üzerine çıkmak ve hem kendinizden hem de Yaradan’dan bağımsız olmak için önce bağımsızlık seviyesine ulaşmalısınız.

Bu nedenle, kişi egoist niyetlerinden özgürleşene kadar, Yaradan’ın kendisi ve diğerleri ile ilgili eylemlerini objektif bir şekilde yargılayamaz.

Tüm Dünya Sürgünden Çıkacak

Sürgün halinde olduğumuz zaten apaçık ortadadır; buna Pesah (Geçmek) denir çünkü manevi dünyaya girmek ve Yaradan’ı hissetmediğimiz yani sürgün olan durumdan çıkmak için bunun içinden geçmemiz (Pasah) gerekir. Önceleri sürgünde olduğumuzu ve maneviyattan, ihsan etmekten ve sevgiden yoksun olduğumuzu hiç hissetmiyorduk. Biz sadece hayattaki olağan maddesel faydalardan daha fazlasını istedik.

Ancak sürgüne girdiğimizde, bağa ulaşma ihtiyacı ve ihsan etme niteliği içimizde gelişir. Egoizmimizi tanımaya başlarız; bizi Mısır’dan çıkmaktan alıkoyan nitelikleri ortaya çıkarmaya çalışırız ve manevi niteliklere: İsrail topraklarına, ihsan etme niyetine gelmek için onlardan kurtuluruz.

Bu, kişinin egoist arzusunu keşfettiği ve Yaradan’a, ihsan etme ve sevginin gücüne daha yakın olmak için bu dünyadan yükselmesine izin vermediği için onun kötü olduğuna karar verdiği zamandır. Bu hayatta Yaradan duygusundan yoksun olduğunun farkına varmaya başlar.

Bu koşullar, kişide idrakine bağlı olarak yavaş yavaş ortaya çıkar. Bazen kendisini almayla, sonra ihsan etmeyle ilişkilendirir; bazen başkalarıyla bir olmak ister, sonra onlardan uzaklaşır. İlişkilerimize önem vermek için tüm bunları yaşamamız ve hissetmemiz gerekir: kendimizi ne kadar birbirimize yakın yani Mısır’dan çıkmaya hazır olduğumuzu veya ne kadar ayrılmış yani sürgünde ve kurtuluştan uzak olduğumuzu hissederiz.

Ya da belki de henüz sürgüne bile girmedik çünkü ayrılığımız nedeniyle acı çektiğimizi hissetmiyoruz.

İnsanlığın şu anda içinden geçtiği durumları görüyoruz: savaşlar, nefret, destekleme ve birleşme ile reddetme arasındaki yüzleşme. Nefret ve sevgi arasında bu şekilde yaşıyoruz ve nereye gitmek istediğimizi seçmeliyiz. Kişinin kendisini her gün Mısır’dan çıkarken görmesi yani bencillikten çıkış konusundaki tutumunu, Mısır’da olup olmadığını veya kurtuluşa yakın olup olmadığını kontrol etmesi gerektiği söylenir.

Bağ kurmadan ya da en azından bunun içsel bağımıza bağlı olduğunu ve hepimizin yaşamak için tek bir amacımız olduğunu anlamadan, Mısır’dan çıkmak imkansızdır. Eğer biz küresel Kabalistik grubumuzda bağa ulaşmayı başarırsak, o zaman bu tüm insanlığa yayılacaktır.

Birbirimizden ne kadar uzak olduğumuzu hissetmemiz şart, fakat bizi birleştiren tek Yarada’ın önünde durmak için kendimizi tek bir ortak arzuda, tek bir niyette ve özlemde hissetmek, daha da yakınlaşmak istiyoruz. Yaradan ile bağ kurmak istiyorsak, önce birbirimizle bağ kurmalıyız. Bu tek, bir olan kökümüze ne kadar bağlanabileceğimiz bizim ne kadar bağ kurabileceğimize bağlıdır.

Bu çalışmayı bitirmeden sürgünden çıkamayacağız. Hepimizin bir an önce birbirimizle ve Yaradan ile bağ kurmamız gerekiyor. Bu konuda herkes birbirine yardım etmelidir çünkü hepimiz birbirimize bağlıyız. İçsel yakınlaşmamız ölçüsünde, kurtuluşa yaklaşırız. “Kefaret (Geula)” ve “sürgün (Galut)” kelimeleri arasındaki tek fark, yalnızca Yaradan’ın (dünyadaki ilk) adını simgeleyen ek bir “Alef” harfindedir.

Sürgüne sadece bir koşul eklersek, aramızdaki tüm boşlukları ve kopmuş bağları aydınlatacak ve dolduracak olan Yaradan’ın bağımızdaki varlığını, o zaman O’nu ortaya çıkaracak ve üst dünyaya – maneviyata, ulaşacağız. Buna sürgünden çıkış, Yaradan’ı hissedememekten O’nun ifşasına, ayrılığımızdan bağa çıkış denilecek.

Aramızdaki bağ Kli‘dir ve onda ifşa edilen tamamlanma Yaradan, ışıktır.

Anlaşmazlığın Gerçek Nedeni

Anlaşmazlıkların olması gerekir. Sonuçta o zaman, tam olarak çatışmanın olduğu yerde, dünyamızdaki gibi düşmanı öldürmeye, kırmaya, onları yok etmeye değil ama birbirini tamamlamaya çalışırken farklılıkların üzerine çıkmak için çaba gösterme fırsatına sahip oluruz.

Tamamlama koşulu,  her zaman karşılıklı ihsan etmede, Yaradan’ın niteliğinin itilaf halindeki taraflar arasındaki yani yaratılanlar arasındaki çekiminde açığa çıkar. “Barış” anlamına gelen doğru tamamlamayı elde etmenin tek yolu budur.

Bu nedenle Yaradan, herkes arasında açığa çıkacağı gerçeğinden dolayı, aramızda barışı tesis etmek için, onları orta çizgide karşılıklı tamamlama formunda ıslah etmemize fırsat vermek için tüm savaşları ve sorunları uyandırır. Ve bu dünyadaki tüm savaşların sonu olacaktır.

O zamana dek savaşlar ve çatışmalar bitmeyecek ve “Yukarıda barışı yaratmak ve bize barışı getirmek” için orta çizgiye nasıl ulaşacağımızı giderek daha da iyi öğrenmemiz gerekecek.

Genellikle sorun şudur ki, her iki taraf da egoizmi içinde iken, Yaradan’ın ifşasının eksikliğinden oluşan anlaşmazlığın gerçek nedenini belirleyemez. Ve eğer tüm çatışmaların bize üst gücü ifşa etmek için daha fazla arzu, fırsat ve yetenek vermek için tasarlandığını bilirsek, o zaman zaten doğru yönde hareket edeceğiz. Ve sonra giderek daha fazla yeni çatışmalar ortaya çıkacak, ancak bunlar bizi Yaradan’ın ifşasına daha doğru ve daha kesin olarak yönlendireceklerdir.

Yemekten Önce Ve Sonra Şükran Duasının Anlamı

Yemekten önce ve sonra şükran duasının anlamı, üst güçle sürekli, çok yönlü, mutlak bir bağ içinde olduğumuzu unutmamamız ve bu nedenle onunla bu şekilde ilişki kurmamız gerektiğidir.

Hayatın tüm durumlarında, her an, hatta en küçük adımda bile, içsel veya dışsal hareketlerimizin her birinde, O’nunla etkileşimde olduğumuzu hissetmemiz gerekir.

Soru: Yemek yemek gibi hayvansal eylemlerin bile kutsanması gerekiyor mu?

Cevap: Ama bu eylemi hayvansaldan insana çevirebiliriz. Eğer bedenimi canlandırmak için bunu Yaradan’dan aldığımı hissedersem ve Yaradan’a yükselme, Yaradan’a ulaşma yönünde hareket etmeye başlarsam, o zaman bu sadece hayvansal bir kalori tüketimi değildir.

Birincil kaynaklarda yazılıdır ki, Yaradan’ın gizlenmesi ve ifşası benim söylediklerime tanıklık eder: Ya Yaradan’a şükrederim ya da O’na lanet ederim. Görünüşe göre Yaradan bir insana ifşa edilirse, kişi gayri ihtiyari O’na şükreder. Ve eğer gizlenirse, istemsiz olarak O’na lanet eder.

Gerçek şu ki, Yaradan gizlenmiş olabilir ve kişi O’nun ifşasının kendisini yıkacağından ve yaptığı iyiliklerde kendisine zarar vereceğinden korktuğu için O’nun ifşasını bile istemez. Bu nedenle, Yaradan’ın gizlenmesi veya ifşa edilmesi, Yaradan ifşa edilirse, o zaman doğru olacağım ve eğer gizlenirse günahkâr olacağım anlamında, o kadar açık değildir. Bu kısmen doğrudur, ancak yalnızca kısmen.

Bir insanın, Yaradan’a gizlenme hallerinden de şükredebildiği böyle bir duruma gelmesi mümkündür.

 

Yaradan ve Yaratılanlar Arasında Savaş

Bir anlaşmazlığı nasıl uzlaştıracağımız veya tartışmalı tüm sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda endişelenmemize gerek yok. Bir küpü yuvarlak bir deliğe başarısız bir şekilde yerleştirmeye çalışan ve birinin diğerine asla sığmayacağını fark etmeyen bir çocuk gibi olmayın.

Anlaşmazlıklar, bizim bu dünyada yapmaya çalıştığımız gibi onu ortadan kaldırmamız için verilmez.  Bu imkansızdır ve bu nedenle savaşlara giriyoruz.  Sonuçta, bir başkasına haklı olduğunuzu kanıtlamak ve uzlaşmaya varmak imkansızdır. Anlaşmazlıklar bize yukarıdan verilir ve bu nedenle, bu daha yüksek çelişkiyi, burada, dünyamızda, herhangi bir formda kendi seviyemizde çözmekten aciziz.

Bizlerin, sadece bu çatışmaların bize durumumuzu ve onlara yaklaşımımızın ne kadar yanlış olduğunu gösterdiğini bilmemiz gerekiyor.

Dünya, Yaradan ve yaratılanlar arasında sonuca varır yani, anlaşmazlıklar aracılığıyla Yaradan’ın adı, iyilik yapan iyi, ifşa olur. Öyle anlaşılıyor ki bizler birbirimizle değil, Yaradan ile savaştayız. Ve herkes egoist niyetini büyük alma arzusunu indirgediğinde ve dünyada tek bir arzu – ihsan etme arzusu hüküm sürdüğünde, barış da hüküm sürer. Ve o zaman tüm iyilik ve haz bu dünyada ifşa olur.

Yaradan’ı Algılamaya Hazırlanın

Yaradan her şeydir. O’ndan başkası yoktur. Adı, unvanı, imajı, formu yoktur. Zaman ya da mekanla sınırlı değildir, kesinlikle hiçbir şeyle sınırlı değildir. O, tüm sınırlamaların ve dünyaların üstündedir. O sadece var olan her şeydir.

Fakat Yaradan her şeyi sonsuz ölçülerde, sonsuz sayıda ses ve formla doldursa da, O’nu algılamaya hazırlanmalıyız. Bizimle bağ kurmak adına, yavaş yavaş büyümemiz, duyu organlarımızı genişletmemiz ve O’nu tüm gücüyle hissedip anlayabilmemiz için bizi geliştirmek istiyor.

Bunu yapmak için de algı organlarımızı sonsuz bir şekilde geliştirmemiz gerekir ki bu da bizi sınırlayan, dar bir çerçeveye sokan ve her şeyi sadece kendi menfaatimiz veya zararımız açısından değerlendirmeye zorlayan egoizmden çıkmak anlamına gelir. Ve böyle bir yaklaşımla, Yaradan’a yaklaşmak imkansızdır çünkü O böyle bir hesaplamanın üstündedir.

Ancak bu sınırlamalardan çıktığında, Yaradan’ın yardımıyla kendini düzeltebilen ve Yaradan’ın onun için ne yaptığını anlayıp hissedebilen, kasıtlı bir şekilde bir egoist olarak yaratılmış olan, sadece insandır.

Bu olmadan, üst güç kavramına ulaşmak imkansızdır çünkü biz onun faaliyet gösterdiği boyutta değiliz: alma arzusunun ötesinde, egoizmin ötesinde, algımızın ötesinde.

Gerçekliği beş duyuyla algılıyoruz ve bu yüzden böyle bir dünya görüyoruz. Ancak Yaradan hiçbir şeyle sınırlı değildir, dünyayı ve evreni hissettiğimiz bu maddi organlar tarafından Yaradan hissedilemez çünkü tüm bunlar sınırlı bir şekilde algılanır.

Yaradan ihsan etme gücüdür. O vermek, bahşetmek, sevmek ve doldurmak istiyor. O’nun arzusu bize böyle ifşa edilir. Ama bizim dışımızda Yaradan hakkında tek bir söz söyleyemeyiz. Düşünceleri ve arzuları olup olmadığını bilmiyoruz. Büyük olasılıkla yok, çünkü O tüm bunların üzerindedir. Mükemmel olan duygulara tabi olamaz — kötü ya da iyi – çünkü O, hiçbir şeyle sınırlı değildir.

Bu nedenle O, kötü veya iyi duygulara sahip olamaz. Tüm duygularımız ya bir şeylerin eksikliğinden ya da doldurulmasından kaynaklanır. Ancak tüm bunlar Yaradan’a özgü değildir. Yaradan mutlak iyiliktir ve sadece herkesi iyilikle doldurmak ister.

Geleceğin Adaleti

Soru: “Son Nesil” makalesinde, Baal HaSulam gelecekte adalet konusuna değinmiş. Sizin bu konudaki fikrinizle ilgileniyorum. Bilmek istiyorum: Gelecek nesilde adalet olacak mı?

Cevap: Gelecekte insan bu yargıyı kendisi üzerinde nasıl uygulayacağını bilerek ve anlayarak, kendini yargılayacaktır. Her şey yalnızca ortak, kolektif iyilik uğruna var olacaktır. Ve sözde mahkemeler herkesin kendisini aşmasına ve birbirleriyle ve Yaradan ile bağ kurmasına yardımcı olacaktır.

Onlar, her bir kişinin hangi seviyede olduğunu, henüz neyi ıslah etmediği ve başkalarıyla hangi bağların kendisini ıslah etmesine yol açabileceğini görmesine izin verecekler.

Soru: Son nesilde yaşayan bir insanın motivasyonu Yaradan’a yakınlık hissetmek, ihsan etme niteliğine sahip olmak ve niteliklerde O’na benzemekse, o halde, onu besleyen şey, Yaradan’la birleşmek değil, toplumdan aldığı saygı olabilir mi?

Cevap: Temelde aynı şeydir.

Soru: Görünüşe göre toplumdan saygı görmek için mi çalışıyorum?

Cevap: Hayır, bu kesinlikle egoist bir ödüldür. Burada kastedilen şey oldukça farklıdır.

Toplum için çalışıyorum ve bunun için her şeyi yapmaya hazırım. Ama egoizmime çalışacak enerjiyi vermek için bu toplumdan yakıt almam gerekiyor. Bu nedenle, ondan bir ödül almak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ve ödül, ondan enerji almaktır, böylece bencilliğimin ötesinde her şeyi topluma verebilirim.

Soru: Bundan, mahkemelerin kişiyi yargılamaması, eğitmesi gerektiği sonucu mu çıkıyor?

Cevap: Elbette. Manevi ilerlemesine katılmalı ve kişide doğru niyeti yaratmalıdırlar.

Soru: Bunun gelecekte olacağını düşünüyor musunuz?

Cevap: Bu, bugün bile olabilir. Umalım ki öyle olsun.

Barışı Sağlamak İçin Özel Bir Kod

Hepimiz aynı kökten, eşsiz ve birleşik bir üst güçten geliyoruz. Bu dünyanın tüm sakinleri arasında her zaman alevlenen anlaşmazlıklar bile – bugün bize olanlar, bizden önce olanlar ve bizden sonra olacaklar – üst güçten geliyor, çünkü onun ondan başkası yoktur.

Yaradan bu anlaşmazlığı aramızdaki tüm farklılıkları, tüm formlarda ortaya çıkarmamız için yarattı: iyi ve kötü, acı ve tatlı, gerçek ve yalan, ışık ve karanlık. Sadece farklılıkları hissedebilir ve dikkate alabiliriz ve tüm suçları sevgiyle örtmek için, onların temelindeki bağlantıları ve çelişkileri belirleriz.

Zıt taraflar arasında ortaya çıkan anlaşmazlık olmadan bu mümkün değildir. Zıtlığımız ne kadar açığa çıkarsa, niteliklerimiz arasındaki farklar o kadar büyük olur, yaratılışı anlama, kendimizi hissetme ve nihayet hepimizin zıddı olan Yaradan’ı hissetme fırsatımız o kadar artar.

Aramızdaki tüm bu çatışmalar ve anlaşmazlıklar tesadüfen oluşmaz, Yaradan tarafından O’nu hissedebilmemiz ve tanıyabilmemiz için özel olarak yaratılmıştır. Bu nedenle, anlaşmazlık, varlığımız için gereklidir. Anlaşmazlıklar, farklılıklar ve çelişki duyguları yoksa var olduğumuzu hissetmeyiz.

Canlı ve ölü arasında yaşam duygusunu veren bütün fark, sadece anlaşmazlıklar yoluyla var olur. Yaradan tüm yaradılışı O’nun zıddı olarak yaratmıştır ve bu karşıtlık hissi alma arzusunu ihsan etmeye yönlendirerek bize var olma ve onu lehimize çevirme fırsatı verir. Bu iki zıt formun birleşimi, bizim yaratılışı, kendimizi ve Yaradan’ı anlamamızı sağlar.

Dolayısıyla başka seçenek yok, her defasında, her derecede ve her durumda karanlıktan aydınlığa çıkmak, çelişkiler ortaya koymak zorundayız. Tam da çelişkili yanları birleştirerek yaratılışın özüne ulaşırız ve Yaradan’ın bizi neden bu niteliklerle yarattığını anlarız.

Bu yüzden anlaşmazlık şimdi bir savaş şeklinde alevleniyor. Bu savaş özeldir, sadece basit bir dünyevi kavga değil, öncekilere kıyasla çok daha içseldir. Bu, Yaradan’ın yarattığı doğa formlarını hissedip elde edebilmemiz ve sonunda O’na ulaşabilmemiz için, Yaradan’ın insanlığa aşılamak istediği ideoloji için yeni bir tür savaştır. Bir ustanın elindeki kil gibiyiz ve yeni bir zihin ve duygularla ortaya çıkıyoruz.

“Barış” (Şalom), “mükemmellik” (Shlemut) kelimesinden gelir. Dünya, Yaradan’ın adıdır, görünüşe göre birbirlerine bir milimetre bile yaklaşması imkansız bütün tartışan taraflar arasındaki bağdır.

Daha sonra birdenbire barış yapmanın özel bir şifresi, bir yöntemi olduğunu görürüz. Çatışan tarafları doğrudan birbirine yaklaştırmak imkansızdır, ancak üst güç aracılığıyla her şey birdenbire ortak varoluş için toplanır. Bu başka türlü olamaz! Üst güç, bu anlaşmazlığın dışında kendini hiçbir şekilde aramızda gösteremezdi.

Anlaşmazlıktan barışa (mükemmelliğe) gelmek gerekir. Biri olmadan diğeri imkansızdır ve bu nedenle her şey yüzleşmeyle, anlaşmazlıkların tanınmasıyla başlar.