Category Archives: Yaradan

Evrensel Egoizmin Tezahürü

İbrahim’in grubu, “İsrail topraklarının keşfi” döneminden geçtikten sonra, aralarında ortaya çıkan arzudan, karşılıklı ihsan etme ve sevgi için ortak bir arzu yaratmayı başardılar ve bu arzuda üst gücü yani Yaradan’ı ifşa ettiler.

Diğer bir değişle, O’nun derecesine yükselerek ideal bir duruma geldiler. Ama ona ulaşır ulaşmaz, daha da büyük bir egoizm kendini göstermeye başladı çünkü Babil’den kendileriyle bile ilgili olmayan ve ihsan etme ve sevgi niteliğiyle ilgili olan, tüm büyük egoizmi yanlarına aldılar.

Böyle, bir sonrakinin evrensel egoizm, daha da yüksek derecede, sadece bu küçük grubun değil, tüm insanlığın doğasında olan, her zaman büyümelerine ve güçlenmelerine rağmen, tüm kitlenin doğasında kendini göstermeye başladı.

Rambam’a göre 5.000 kişi Babil’i terk etti ve İsrail toprakları derecesine ulaştıklarında sayıları 3.000.000’du. Bu 2.700 yıl önceydi.

Yaratılan Varlıklar Uğruna

Soru: On Sefirot Çalışması‘nda Baal HaSulam, Yaradan’ın tekilliğinin mucizevi niteliği hakkında yazıyor. Nasıl bir tekillikten bahsediyoruz?

Cevap: Gerçek şu ki, Yaradan tüm eylemlerinde kesinlikle iyidir. O, sadece verir ve ihsan eder; O, her şeyi yalnızca yaratılışın mutlak yararı için düşünür ve yapmaya niyet eder.

Kendisi hakkında bir düşüncesi yoktur, sadece yarattığı varlıkları düşünür. Kendisi için hiçbir arzusu yoktur ve bu nedenle olumsuz eylemlerin kaynağı olamaz. Sonuçta, O’nun yaptığı her şey sadece yaratılanlar içindir.

Soru: Bu bizim de kendimizi hiç düşünmediğimiz bir duruma gelmemiz gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet, ıslahımızın bir sonucu olarak aynı duruma gelmemiz gerekecek. “Mucizevi nitelik”, kendimi düşünmek değil, başkalarını düşünmektir.

Yaratılış Nedeni

O’nun eylemlerinin mükemmelliğini, O’nun isimlerini ve unvanlarını gün ışığına çıkarmak için dünyaları yaratma ve yaratılan varlıkları ortaya çıkarma konusundaki basit arzusuna (30) yükseldiğinde, bu dünyaların yaratılışının sebebiydi (On Sefirot Çalışması, Kısım 1, Bölüm 1).

Soru: Bu, Yaradan’ın dünyaları ve varlıkları Kendi eylemlerinin mükemmelliğini göstermek için yarattığı anlamına mı gelir?

Cevap: Temel olarak, evet. Yaradan, O’nun eylemlerini edinebilecek ve bu eylemler aracılığıyla O’na ulaşabilecek varlıklara Kendi mükemmelliğini ve eylemlerinin mükemmelliğini göstermek için, dünyaları ve yaratılanları yaratmıştır. 

Yaradan’ın kendisi gizlidir, O ulaşılmazdır. Sadece O’nun eylemlerine ulaşılabilir çünkü O, kendini bunlarla ifşa eder. Yaradan’ın gerçek özü, bizim için ulaşılamaz olsa da, O’nun eylemleri aracılığıyla O’nun kim olduğunu hayal edebiliriz.

Yaradan’a Girişi Açan Anahtar

Manevi çalışmada, içine bir anahtarın sokulması gereken bu dar anahtar deliği nedir?

“Dar”’ın tanımı, Hasadim (merhamet) eksikliği anlamına gelir. Bu eksikliği gidermeyi başardıysam, bu kilidi açmaya hazırım demektir.

Önümüzdeki tüm yol bir kilittir. Her adımda, daha fazlasını ortaya çıkarmak ve böylece hedefe doğru ilerlemek için, onunla belirli bir anahtara yani ihsan etme niteliğine uymamız gerekir.

Her aşamada kendimizi daha fazla ifşa ederiz ve kendi içimizde artan bir ihsan etme niteliği tezahür ettiririz ve böylece Yaradan’a yaklaşırız. Ve bunun için kilide tam olarak uyan anahtarı bulmamız gerekiyor.

Bizden ihsan etme niteliğini gizleyen kilit gruptur ve anahtar, bu gruptaki ilişkiler, dostlar arasındaki bağ ve sevgidir. İnsan kendinden kopmalı, on dostuna bağlı kalmalıdır. Benim için onlu manevi bir Kli’dir. Bu Kli’ye girmek için kendimi doğru bir şekilde yeniden biçimlendirirsem, kilidi bir anahtarla açarım ve Yaradan’a ulaşırım.

Anahtarı bulmam, onu incelemem, kilide uydurmaya çalışmam ve anahtarı anahtar deliğine nasıl sokacağımı ve nasıl çevireceğimi öğrenmem gerekiyor. Anahtarı kilide sokacak güce sahip olduğumda kilidi açabilirim.

Sadece anahtarı kilide sokarken dostlarınızla çok güçlü bir bağ kurmanız gerektiğini hatırlayın. Eğer dostlarımla bağ kurarsam ve kendimi giderek daha fazla iptal edersem, sonunda anahtarı anahtar deliğine sokabileceğim ve onu çevirmeye hazır olacağım.

Ama kilitteki anahtarı çevirebilmek için, Yaradan’a dönüp bu kilidi açacak gücü O’ndan istemem gerekiyor. İşin üç aşaması vardır: Kendinizi kilide uygun bir anahtar olarak ayarlayın, ardından kilide girin ve son olarak kilidi açın.

İbrahim’in Grubunun Manevi Gelişimi

Bir seviyeden diğerine geçişin dört aşaması, on Sefirot’un durumuna veya Yaradan’ın dört harfli – “Yod-Hey-Vav-Hey” adına göre zorunludur. Yaradan tüm doğadır, onun dört gelişim seviyesi ve önceki durumdan sonraki duruma geçiştir. Ve böylece o, tüm adımların arasında ve her adımın içindedir.

Eğer bir geçiş durumu varsa, gelişimin en küçük aşamalarında bile mutlaka bu dördünden geçmelidir.

Bu nedenle, ileriye doğru hareket eden dört gelişim durumu vardır. Birincisi, mutlak hayvan durumundan insan seviyesine kısmi bir çıkıştır. İnsan, dayanışmaya, bağa, ihsan etme ve sevgiye yönelik bir harekettir ama yine de ilk koşulu içindedir.

Bu yüzden İbrahim, 5.000 kişiyi Babil’den çıkarıp ilk Kabalistik toplumunu örgütlediğinde, bu,  onun yönetimi altındaydı. Yani bu, herkesin farklı olmasına rağmen birbirine eşit davrandığı, herkesin sadece birbirini ve toplumu önemsediği, kendisini umursamadığı manevi bir toplumdu. Esas olarak, bu onların idealiydi.

İbrahim, bu temel üzerine, bu ideale doğru ilerlemeye hazır olanları Babil’den çıkardı.

Kendinizi Klipot’tan Nasıl Koruyabilirsiniz?

Soru: Klipot, ıslahın sonuna kadar bizimle kalacak. Kendimizi onlardan nasıl koruyabiliriz?

Cevap: Sadece dostlara yakınlaşarak, kişi sadece dostlarına tutunup onlarla bir olmak istediğinde. Başka bir yol yok çünkü Klipa uzaklaşmak, uzağa itmek, kendi içine yoğunlaşmak için, kendini diğerlerinden soyutlamak arzusudur.

Grupta, dostları ayırmak için hareket eden ortak bir Klipa vardır; bu gururdur, kıskançlıktır, vs.dir.  Ve özellikle ihsan etme niteliğinin, üst gücün, Yaradan’ın büyüklüğüne karşı hareket eden Al Menat Lekabel‘in (Amalek) Klipa‘sı vardır. Kişiye der ki: “Senin çıkarın, senin kazancın daha önemli.”

Soru: Bu, manevi çalışmanın ve arınmaların tamamından geçmenin ve Klipot‘a düşmemenin imkansız olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap: Doğal olarak düşmeli ve yükselmeliyiz, düşmeli ve yükselmeliyiz. Bu şekilde düşüşlerimizden Klipa‘nın küçük bir parçasını kendimizle birlikte yükselteceğiz, biraz bu kabuktan, biraz egoizmden, biraz kıskançlık, haset ve diğer her şeyden. Egoizmimizin bu parçalarını yükselterek onları ıslah edeceğiz.

Sevgiyi Nerde Bulursunuz?

Soru: Bir keresinde maddesel sevginin, sadece “kötü eğilimi” sakinleştirmek için hormonal güçlü bir istek olduğunu ve bizim yapımızda sevgi olmadığını söylediniz. Doğru mu anladım?

Cevap: Sevgi, bilinçli olarak onun üzerinde çalışan insanlarda ortaya çıkan, karşılıklı egoizm, reddediş ve nefretin üzerine çıkmaya dayanan karşılıklı bir çekimdir.

Bu duygu, birinin diğeri ile bütünleşmesi için ortaya çıkar: Ben onun arzularındayım, o da benim arzularımda. Egoizmin üstüne çıktığımız, onu iptal ettiğimiz ve onun yerine diğer insanların arzularını karşılamak için onlarla çalışmayı istediğimiz, komşunuzu kendiniz gibi sevmeyi istediğiniz ölçüde, tam da burada sevgi ortaya çıkar.

Fakat sevginin kendisi ne anlama gelir? O, bizden gelmez. Tam olarak kişisel egoizmimizi yok ettiğimiz ve birbirimize dâhil olduğumuz için, ışık bu karşılıklı dâhiliyete girer. Sevgi olan, Yaradan ifşa olur.

Duadan Daha Önemli Bir Şey Yoktur

Duadan daha önemli bir şey yoktur çünkü tüm kaderimiz ve tüm geleceğimiz buna bağlıdır. Dualarımızı Yaradan’a yükseltebildiğimiz ve bu O’nun içine, “Yaradan” denen bu sisteme girdiği ölçüde, taleplerimize cevap alacağız.

Bu nedenle Yaradan’ın bizim için bir şey yapmasını bekleyemeyiz; bu da ancak istek ve dualarımızı tekrar tekrar dile getirirsek mümkündür.

Kişi Yaradan’a dua ederken, kurtuluşunun gelip gelmediğine bakmamalıdır, çünkü baktığında, birçok davacı onun eylemlerine bakmak için gelir. (Herkes için Zohar – “Miketz – Ve Benjamin’i Gördüm,” Madde 209)

Dualarımızı Yaradan’a yükseltmeliyiz. Soru, bir yanıt bekleyip beklemememiz gerektiğidir. Belki de bu kadar beklememeliyiz; asıl mesele talebi yükseltmektir ve Yaradan buna nasıl cevap vereceğini ve hiç cevap verip vermeyeceğini zaten seçecektir.

Bu nedenle asıl mesele, Yaradan’a talepleri nasıl ilettiğimiz hakkında sürekli olarak düşünmektir.

Bir cevap alıp almadığımıza gelince, Yaradan’ın her zaman cevap verdiğini anlamalıyız ama belki de O’nun cevabını tam olarak anlamıyor ve hissetmiyoruz ve O’na tekrar tekrar sormaya devam etmeliyiz. Denildiği gibi: “Keşke bütün gün dua etsen!”

Esas olarak, dua sırasında Yaradan’dan herhangi bir tepki beklememeliyiz çünkü Yaradan şüphesiz gerekeni yapacaktır ve talebimiz yalnızca bizden yükselmelidir.

“Yaslı Bir Eşe Cevap” (Linkedin)

Bir öğrencim bana aşağıdaki (kısaltılmış) mektubu yazdı: Sevgili öğretmenim, bana Yaradan ile nasıl konuşulacağını öğretmenizi rica ediyorum. 12 yıldan fazla bir süredir sizinle birlikte çalışıyorum ve yaklaşık iki ay önce kocam vefat etti. 28 yıldır birlikteydik, bana her zaman destek oldu ve çalışmama yardım etti. O bir melek gibiydi. İçimde kalbim kırılıyor. Kalbimin içinde onunla konuşuyorum; ondan tavsiye istiyorum. Bu bir çeşit diyalog. Ama o gitti; sadece Yaradan var. Bir kişinin görüntüsüyle konuşmaktan, doğrudan Yaradan ile konuşmaya nasıl geçebilirim? Lütfen bana yardım edin.

Sevgili …,

Öncelikle, kocanızın kaybı için başsağlığı diliyorum. İkincisi, fiziksel olarak vefat etmiş olması bir şey ifade etmez. Aksine, onunla bağın şimdi daha da güçlü, ancak ne kadar güçlü olduğunu hissetmiyorsun. Bu nedenle, kocan ile olan bağının kesilmiş olduğunu düşünme. Aksine, onun içsel, duygusal, manevi olarak seninle birlikte olduğunu hayal et. Onunla bu şekilde ilişki kurmalısın.

Onunla konuş ve Yaradan ile konuş; tek ihtiyacın olan bu. Nasıl istersen öyle konuşabilirsin. Basitçe konuş, hem o hem de Yaradan seni anlayacaktır. Yapabileceğin en iyi şey, olabildiğince en basit terimlerle konuşmaktır.

Kocan, tıpkı diğer her şeyin onun içinde olduğu gibi, üst kuvvete, Yaradan’a dâhil edilmiştir. Ne zaman birisiyle konuşsak, farkında olmasak da aslında Yaradan ile konuşuruz.

En büyük sorunumuz, Yaradan’dan başka hiç bir şey olmadığını idrak etmektir. İyi insanlar, kötü insanlar, etrafımızdaki her şey üst gücün, Yaradan’ın görünmesidir.

Kalpten gelen samimi sözlerin, en güzel ve en doğru duadır; ihtiyacın olan tek şey bu. En etkili dualar, bilgece de olsa başkaları tarafından yazılan metinlerden değil, kalbin derinliklerinden gelen dualardır.

Bu nedenle, sevgili…, kocanla ve Yaradan ile kendi sözlerinle konuşmaya devam et. Kendin için yapabileceğin en iyi şey bu.

Her Şey Ein Sof’a (Sonsuzluk) Dahildir

Dünyaların yaratılışından önceki zamandan bahsettiği için kafa karıştırıcı görünüyor. Öyleyse, burada üst ışığın doldurması gereken hangi gerçeklik var?

Durum şudur ki, var olan ve ıslahlarının sonuna kadar tüm olayları ile yaratılması kaderinde olan tüm dünyalar ve ruhlar, tam ölçü ve ihtişamıyla Eyn Sof’tadır. (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, Bölüm 1, Kısım 1, Kısıtlama ve Çizgi) 

Bu, tüm realiteyi dolduran üst ışığın, olmuş, olan ve olacak her şey hakkında tüm bilgileri  mutlak olarak taşıması gerçeğiyle ilgilidir. Bu yavaş yavaş önümüzde açığa çıkıyor ve biz ona dünyamız diyoruz.

Yaratılışın en başında, her şey tek bir basit ışıkla yani Yaradan’ın gelecekteki yaratılanlara olan tam sevgisinin yayılmasıyla doldu.

Diğer bir deyişle, Yaradan yönünden bir yaratılış düşüncesi vardır ve her insanın son safhasına kadar kesinlikle her şey buna dâhildir.