Category Archives: Yaradan

Yaradan’ın Ve Yaratılanın Niteliklerinin Bağlantısı Neye Yöneliktir?

Soru: On Sefirot Çalışması’nda, Baal HaSulam, daralan boşluğun bir noktasında dört dünyanın oluştuğunu yazar. “Olam” (dünya), “Alama” (gizlenme) kelimesinden gelir. Dört gizlenme, dört filtre oluşturuldu. Bu filtrelere neden ihtiyaç duyuldu?

Cevap: Gerçek şu ki, kimse bir şeyi bilerek yaratmamıştır. Ancak Yaradan’ın doldurulacak yeri ile yaratılanın doldurulacak niteliği arasında bir karşıtlık olduğu için, birbirleriyle etkileşim halinde karşılıklı, birbirine bağlı dört aşamalı etki oluştururlar.

Bu nedenle, ışığın kendisinden, sıfır aşaması yani ışığın arzuda yayıldığı ilk aşama gelir. Arzu onu hissetmeye başlar ve kısıtlandığı ölçüde değişir. Ve bu esnada hala tüm ışığı kendi içine alır. Bu duruma sonsuzluk dünyası denir.

On Sefirot Çalışması’nda, ışığın yayılmasının dört aşaması hakkındaki bilgi Kabala bilminde temel olduğundan, bu çok ayrıntılı bir şekilde analiz edilir.

Başka bir deyişle, bunlar iki niteliği birleştirmek için seçeneklerdir: Yaradan’ın ve yaratılanın nitelikleri yani ihsan etme ve alma nitelikleri. Bu bağın kombinasyonları, daha sonra kendi içimizde keşfetmeye başladığımız ve onlara göre değiştirdiğimiz dört çeşit gizlenme sağlar.

“Manevi Süreç Nedir?” (Quora)


Manevi gelişim süreci, başkaları ve doğa pahasına kendi çıkarımıza yönelik egoist arzularımızı dinlemeye karşı çıkmak ve yalnızca “Yaradan” veya “Doğa” olarak adlandırılan sevgi, ihsan etme ve bağın üst gücü ile bağlı olacak yeni bir kıvılcım geliştirmek anlamına gelir.

İçimizdeki bu manevi kıvılcımı yani manevi arzumuzu geliştirmeye yönelik çabalarımıza göre, kelimenin tam anlamıyla “insan” olarak anılacağız. “İnsan” kelimesi İbranice’de  (“Adam”), en yüce olan Yaradan’a (“Domeh le Elyon”) benzer olmak (“Domeh”) anlamına gelir.

Yaradan ihsan etme, verme gücüdür. Bizim yaratılmış olduğumuz alma arzularının tam tersidir. Yaradan, ihsan etmek için içimizde bulunan küçük bir kıvılcımda var olur. Yaradan’ı bulmak çok zordur. En büyük egoistler, Yaradan’ı daha küçük egoistlerden daha hızlı ve daha doğru bir şekilde bulabilirler. Daha küçük egoları olan, başkalarına yardım etme ve onlarla birlikte olma eğilimi olan insanlar, vermenin manevi niteliğini zaten belirli bir dereceye kadar deneyimliyormuş gibi hissederler ama tam olarak yaşayamazlar.

Manevi olarak gelişirken, içimizdeki manevi kıvılcımla -sevginin gücü, ihsan etme ve başkalarıyla olumlu bağ kurmanın gücü- giderek daha fazla özdeşleşmeyi arzularken, kendimizi sürekli olarak egoizmimize, gururumuza ve bencilliğimize düşerken bulduğumuz umutsuzluk koşullarından geçeriz. Bu tür koşullardan geçmek ve bunları en iyi şekilde kullanmak, etrafımızı oluşturan çevreye bağlıdır. Bireysel olarak, bu tür koşulları aşamayız.

Bize belirli bir his verilir ve çevremizde bu hisse zıttı olan, bir yandan diğer yana değişen ağırlıklara benzer bir şey varsa, o zaman bu şekilde karşı kuvveti kullanabiliriz.

Kendimizi, manevi gelişimimizde bizi destekleyen insanlarla çevrelersek, o zaman birbirimize yardım eder, tartışır ve birbirimizi anlarız. Bu sayede o anda düşüşte olan kişiye değil, diğer herkese odaklanıyor olabiliriz.

Yaradan’a Yaklaşma Fırsatı

Soru: Yaradan, insanı kendisine yaklaştırdığında, neden toplum içinde küçük düşürme ve alçaltma ile ona yol göstermek zorunda? Neden tüm büyük rehberler toplum tarafından reddedildi?

Cevap: Egoizmden kurtulmalarına yardımcı olabilmek için. Başka nasıl olabilirdi ki? İnsan kendi başına Yaradan’ın peşinden gidemez. Bu yüzden Yaradan, insanı alçaltma yoluyla yönlendirir ve bu şekilde onu kendisine yaklaştırır.

Yaradan’a yakınlaşmanın tek yolu, kişinin “Ben”ini küçültmesidir. Ve bunun bedelini, Yaradan’ın bende yarattığı ve beni her gün öldüren egoizmden başlayarak, egoizmimin toplumda yarattığı sorunlara kadar sahip olduğum her şeyle ödemeye hazırım.

Ama ben yine de, Yaradan’a yaklaşmak için bunun bedelini ödemeye hazırım. Yapılacak hiçbir şey yok. Böylece maneviyatta yükselmenin ne anlama geldiğini öğrenmeye başlarız.

Soru: Herkes bunu yaşamak zorunda mı?

Yanıt: Az çok herkes. Günümüzde bu çok kolay olabiliyor çünkü zaten gruplar ve uygulanan bir metodoloji var. Kabalistlerin sadece psikolojik olarak değil, fiziksel olarak da gerçekten çok acı çektikleri zamanlar oldu. Ama bugün artık çok daha kolay.

Dahası, bugün çok sayıda insan bunu zaten anlıyor ve birleşme ile meşgul. Anlamayanlarda bununla ilgilenmezler ancak yine de kurtuluşun, birlik içinde olduğunu içten içe hissederler.

Bütün Koşullar Manevidir

Soru: Tüm koşulları, örneğin uyuşukluk, sağlıksızlık veya ilgisizlik gibi durumları manevi saymak doğru mudur? Yoksa gerçek manevi koşullar sadece grubun çalışmasında ortaya çıkanlar mıdır?

Cevap: Kesinlikle tüm koşullar manevidir, soru onları etkileyip etkileyemeyeceğimdir.

Soru: Bu senaryodaki hangi koşullar etkilenebilir?

Cevap: Açıklaması kolay değil. Her şey katılımcıların her birine bağlıdır. Bu çok karmaşıktır.

Soru: Ama kişinin yaşadığı tüm süreci, bir manevi güçler oyunu olarak ele almaya değer mi?

Cevap: Doğal olarak. Sadece bu.

Soru: Kişinin bu sürece katılımı nedir? Sonuçta, ya pasif ya da aktiftir. Ya da insan, ne zaman kendi çabasını gösterebildiğini ve sırf bir bahane olarak “O’ndan başkası yok” dediğini anlayamaz.

Cevap: Çalışmamız ve analizimiz, her olayla nasıl ilişki kuracağımızı belirlemek, onu analiz etmek, parçalara bölmek ve daha sonra onu bu parçalardan belirli bloklara sentezlemektir.

Bu, Yaradan’ı anlamak için tüm doğayı, kendisini, etkileşimi ve tepkiyi parçalara bölen insanın manevi çalışmasıdır. Yapmamız gereken budur çünkü burada Yaradan’ı ifşa etmek, O’nu alt dünyamızdan tam olarak anlamak ve en üst dünyaya erişmek için varız.

Dünyayı İyiliğe Yönlendirmek

Üst olan, bizden sadece bir tepki bekler. Işık parçaları yukarıdan aşağıya (her birimize) gelir ve doğru tepki vermemizi ister. Üstteki, alttakine ne olduğunu, alttakinin hangi koşulda olduğunu çok iyi bilir çünkü bu koşulu insan için, O oluşturur.

Elbette üstteki alttakinin neye hazır olduğunu bilir. O, özgür seçim için tüm dışsal ve içsel koşulları kendisi için düzenler ve en alttakiler için anlaşılmaz ve bilinmeyen tek bir şeyi en alta bırakır: Tifferet’in (Klipat Noga), ortadaki üçte birini. Bu durumda alttaki orta çizgiyi kendisi oluşturmalıdır.

Alttaki, üsttekinin etkisine karşılık olarak orta çizgiyi doğru bir şekilde oluşturursa, bu onun ödüllendirildiği anlamına gelir. O zaman, gerçekten kendini ve tüm dünyayı (o anda yukarının kendisi için oluşturduğu tüm çevreyi) iyiliğe yönlendirir.

Bu nedenle, bir eksiklik (Hisaron) hissettiğinde, aşağı olandan istenen tek şey, kendisini ve tüm dünyayı iyiliğe yönlendirmek için yukarıya dönmesi ve eksik olan unsuru O’ndan almasıdır.

Ne de olsa, alttaki bilgiden, hissiyattan ve bu durumda da karar verme yeteneğinden yoksundur. Bütün bunları yukarıdan almalıdır.

Üstteki, ona bir Klipat Noga bırakır, böylece alttaki O’na dönüp eksik olanı almak ister. Eğer alttaki, Klipat Noga için bu dolguyu almaya hazırsa, o zaman onu alır ve bu, onun mevcut derecede edindiği ek ihsan etme gücüdür ve bu nedenle bir sonraki dereceye yükselir.

Zohar Kitabı, Bizler İçin İfşa Oldu

Zohar Kitabı, sadece günümüzde ifşa olabildi çünkü gelişimimizde cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri geçtik ve insan seviyesine ulaştık (İnsan – Adem, “Edomeh” kelimesinden gelir, Yaradan’a benzer anlamındadır).

Bu nedenle bugün hayatımızda kriz, çaresizlik, umutsuzluk ve hayal kırıklığı hissediyoruz.

İşte bu nedenle Zohar Kitabı, ıslahımızı gerçekleştirebilmemiz yani hepimizin bir bütün olarak birbirine bağlı olduğu, sonsuzluğun Malhut’unda olduğu gibi; aramızdaki aynı bağlantı sistemine ulaşabilmemiz için ifşa edilmiştir.

Islahın ilk aşaması “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” denir. Bu, Hafetz Hesed (kendisi için hiçbir şey istemeyen) seviyesidir, korkudan (endişeden) dönüş seviyesidir.

Islahın ikinci aşaması daha yüksektir, komşunu kendin gibi sevme seviyesidir, sevgiye ya da ihsan etme uğruna almaya dönüş seviyesidir.

Bu iki ıslahı da yapmak zorundayız ve bunların her ikisi de insanlar arasındaki ilişkilerde uygulanır.

Ne de olsa Yaradan,  ıslah olmuş ilişkilerimiz vasıtasıyla ifşa olur yani komşumuza olan sevgimiz ve ihsanımız ölçüsünde ya da “Başkasının sevgisinden Yaradan sevgisine” sözüyle ima edildiği gibi.

Bir grup Kabalist tarafından yani insan seviyesine ulaşmak isteyenler arasında uygulanması dışında, tek bir ıslah gerçekleştirilemez.

Onlar birbirleriyle olan ilişkilerinde, sonsuzluğun Malhut sistemini inşa ederler ve onun içinde sonsuzluğun ışığını yani Yaradan’ı hissetmeyi arzularlar.

Zohar Kitabı bunun için bize güç, arzu ve içsel edinimler vermelidir.

Bu nedenle, Zohar’ı okurken, kişi,  hepimizin bir olduğu ve kalpteki noktalarımızın yani maneviyat arzularımızın birleştiği ve bu ortak arzular vasıtasıyla içinde Yaradan’ı hissedeceğimiz manevi kabımızı, Şehina’yı ya da sonsuzluğun Malhut’unu inşa ettiğimiz niyetini korumaya çalışmalıdır.

Zohar’ın yazarları, Rabbi Şimon grubu gibi, birlikte hissetmeli ve aramızdaki bu bağ sistemi içinde Kitap’ın ne hakkında konuştuğunu hayal etmeye çalışmalıyız.

Ne de olsa Zohar, sadece aramızdaki bağdan bahsediyor, onu sözde bu dünyaya ait her türlü form ve imgeyle anlatsa da, aslında ruhumuzun güçleri hakkında konuşuyor.

Manevi Dünyayı Kazanın

Soru: Manevi yolu takip etme seçeneğiniz var mı, yok mu?

Cevap: Seçenek yoktur. Bu kaderdir, o kadar.

Soru: Bir insanın yükü yüklenme koşulunda mı yoksa zaten çıkışta mı olduğu nasıl ayırt edilir? Bu sistemde yazılı mıdır?

Cevap: Her iki durumda da, kişiyi gerçekten her şeye hazır ve ilerliyormuş gibi kabul etmeliyiz; olan oluyordur. Egoizmin birçokları için nasıl çalıştığını görüyoruz. Bizim toplumumuzda egoizmi uygulamanın ne kadar zor olduğunu anlıyorlar, burada egoizm için bir tatmin yok ve ayrılıyorlar.

Soru:  Yani insanın başka seçeneği yok mu, nasıl olsa gidecek mi?

Cevap: Grubun önünde başını ne kadar eğdiğine bağlıdır. Sadece bu. Kişi bunu yapmalıdır.

En önemli şey devam etmektir: “Hiçbir yere gitmiyorum, burada kalıyorum, sadece burada var oluyorum.” İşte bu kadar! Belirleyici olması gereken budur: ayrılmak dışında ne istersen yap. Benimle ne istersen yap, sadece beni kapı dışarı atma.

Yorum: Ama birçok insan için, kalıp acı çekmektense ayrılmanın daha kolay olduğunu söylediniz.

Cevabım: Bu onların bileceği şey! Manevi dünyayı kazanmak istiyorsanız, o zaman onun için çalışmalısınız. Öğrenciler benimle, grupla, çalışmayla ve dağıtımla düzgün bir şekilde temasa geçtiklerinde, bu çalışma nispeten daha kolay ilerler.

İki Tür Işık

Hohma’nın ışığı, yaratılan varlığın benliği ve canlılığı olarak kabul edilir. Hasadim’in ışığı yalnızca ıslahlar için, yaratılan varlığın tamamlanması için ışık olarak kabul edilir (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, Cilt 1, Kısım 1, Bölüm 1).

Soru: İnsan bu iki ışığı nasıl deneyimler?

Cevap: Başlangıçta, kişi Hohma ışığını hiçbir şekilde hissetmez. Bizim dünyamızda, insan bir şeyden haz almak istediğinde bu ışığın sadece mikro dozunu hisseder. Kişi Hassadim ışığını ancak ihsan etme, başkalarına haz verme arzusuna sahip olduğu ölçüde hisseder. Hemen hemen, her iki ışık da başlangıçta bizden gizlenir ve kendimizi onları hissedecek şekilde geliştirmemiz gerekir.

Genellikle kişi, insanı ıslah etme metodunun, Kabala metodunun yardımıyla onlara aşina hale gelir. Bir grup içinde çalıştığımız, dostlarımıza daha yakın olmak istediğimiz, onlara Yaradan gibi ihsan etmek istediğimiz ve ihsan etme niteliğini mümkün olduğunca uyguladığımız ölçüde, Yaradan’ın ihsan etme ışığının içimize girdiğini hissetmeye başlarız.

Atzmuto ve Işık Arasındaki Fark

On Sefirot’un Çalışılması’nda, Atzmuto ile ışık arasında bir fark olduğu yazılıdır. Atzmuto ulaşılamaz bir şeydir – yaradılışın köküdür. Ve ışık, bu kökten kaynaklanan, yayılan ve birçok farklı türde yaratılış oluşturmaya devam eden şeydir.

Baal HaSulam, ışığın tam olarak Atzmuto’dan farklı olduğunu yazar çünkü yaratılanın niteliği, alma arzusu zaten ışığın doğasında vardır. Ve Atzmuto, buna sahip değildir.

Soru: Atzmuto’nun Yaradan’ın özü olduğunu söyleyebilir miyiz? Yaradan’da kendisi için bir şey alma düşüncesi hiç yok mu?

Cevap: Yaradan, var olan her şeyin kaynağıdır. Her şey onun içindedir. Ama O’nun hakkında çok fazla konuşamayız çünkü O’nun hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.

İnsanın Yaradan İle Diyaloğu

Dua, MAN‘ı (dişi sular) yükseltmek denilen, Yaradan’a bir yakarıştır yani kişinin kendisinden Yaradan’a yükselttiği büyük bir arzusudur. Elbette o zaman Yaradan onun isteğine cevap verebilecektir. 

Dua, kişinin Yaradan’dan samimi bir talebidir, Yaradan onu bekler ve cevap verir. Dua, kişinin Yaradan ile olan bağıdır.

Duanın sadece insana özgü olduğunu düşünmeyin. Cansız, bitkisel ve hayvansal doğa kendi içinde sürekli dua halindedir. Ama onların duaları organik olarak doğanın bir parçasıdır çünkü bir taşın, bir bitkinin veya bir hayvanın ne isteyeceği önceden bilinir. Bu nedenle arzularının özel bir ifadeye ihtiyacı yoktur; otomatik olarak hareket eder.

Oysa insan, duası üzerinde çalışmakla yükümlüdür ve bu nedenle kendisine özgür irade verilmiştir. İnsan, duasını Yaradan’ın kendisine vermek istediği şeye göre düzenlediği ölçüde, başarıya ulaşır ve Yaradan’la karşılıklı bir bağ kurar: “Ben sevgilim için,  sevgilim benim için.”

Yaradan kişi için önceden bir cevap hazırlar ve böylece onu dua etmeye uyandırır. Kişi, Yaradan’a kendisine cevap verme ve yardım etme fırsatı vermek için hangi dua ile hitap edeceğini araştırmalı ve bulmalıdır. Sonra aralarında “Ben sevgilim için, sevgilim benim için” şeklinde karşılıklı bir bağ kurulur.

İstediğimiz o anda, Yaradan zaten bize yardım ediyordur ve hatta daha öncesinde, çünkü O bizi Kendisine dönmemiz için uyandırdığında, zaten bununla yardım eder, söylendiği gibi: “Sadece iste ve Ben cevap vereceğim.”