Category Archives: Yaradan

Yaratılış Olarak Kabul Edilen Nedir?

Alma arzusu, yaratılan varlıkta ancak onun kendi isteğiyle almak için uyanışı aracılığıyla oluşur. (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, Bölüm 1, “İçsel Gözlem,” Kısım 6, Madde 24)

Soru: Yaratılış, kendi kişisel alma arzusuna sahip olan, yaratılan varlık mıdır?

Cevap:  Sadece almak için değil, hatta Yaradan’a benzer hale gelmek için. Bu nedenle, alma arzusu gelişimin dört aşamasından geçer ve son aşamada Yaradan’a benzer olmak için, özgür bir kişisel arzu geliştirir. Bundan önce, henüz bir yaratılan olarak kabul edilmez çünkü gelişimin istem dışı aşamalarından geçer.

“İsrail Topraklarını Fethetme” nin Manevi Seviyesi

İsrail halkı, Mısır’dan tüm arzularını, “kapları” ve altın ve gümüş takıları çıkardıktan sonra, o zaman tüm egoist nitelikleri içlerinde öldü.

Tora’da, Mısır’dan çıkan tüm nesil hakkında söylendiği gibi, tüm egoizmleri öldü ve sonra İsrail toprakları (Eretz İsrail) olarak adlandırılan bir sonraki seviyeye, sadece ihsan etme ve sevgiye yönelik bir arzuya ulaşma fırsatını elde ettiler. “Eretz” “arzudur (Ratzon”) ve “İsrail”, “Yaşar Kel (Doğrudan Yaradan’a)”dır.

Yaradan, doğanın ana gücü olan ihsan etme ve sevgi gücüdür. Diğer her şey O’nun, kendine özgü türleri olarak tezahür eder. Bu gücün çalıştığı program, kişiyi bağımsız kılmayı ve ihsan etme ve sevgi koşulunda olma arzusunu amaçlar.

İbrahim’in grubu, İsrail topraklarına girdikten sonra, orada başka milletler de yaşadığı için, o topraklar için savaşmaya başladı. Ek olarak, grubun içinde, insanların karakterlerinde tezahür eden her türlü engel ortaya çıktı ve bunların üstesinden gelmek zorunda kaldılar. Bu döneme İsrail topraklarının fethi (“Kibush Haaretz”) olarak adlandırılır.

Yaratılan Olmadan, Yaradan Da Olmaz

Soru: Dünyanın tüm gelişiminin, bizim egoist arzularımızda ortaya çıktığını söylüyorsunuz. Ama eğer maneviyatta zaman yoksa, burada nasıl oldu? Kısa bir zaman dilimi içinde mi?

Cevap: Maneviyatta zaman yoktur.  Gelişim iki dünyada: maneviyatta ve bizim dünyamızda, paralel olarak gerçekleşmez.

Manevi dünyada hiçbir şey yoktur, hatta manevi dünyanın kendisi bile yoktur. Algıladığınız şey vardır. Eğer algılama, egoist arzularla gerçekleşirse, o zaman bizim dünyamızı hissedersiniz ve eğer özgecil arzularla, ihsan etmek ve sevgi için gerçekleşiyorsa, o zaman üst dünyayı hissedersiniz.

Ne bizim dünyamız ne de manevi dünya vardır. Üst dünya yalnızca algılayan kişinin üst güce, üst ışığa olan benzerliğini algılaması halinde, ona göre var olur.

Yaratılan olmadan Yaradan da olmaz. Var olduğunu hissedecek biri yoksa zaman da yoktur, yaşam da yoktur.

Eğer dünya, hissiyatlarımızda kendini gösteren bir şeyse, o zaman sadece bize göre var olur. Bizim dışımızda bir formu yoktur.

Bu gücün kaynağını bilmiyoruz. Işık üzerime iniyor. Bu kaynağı ancak ışığa benzediğim ölçüde tanımlayabilirim. O zaman kaynağın da muhtemelen aynı niteliğe sahip olduğunu söyleyebilirim.

Bunu anlamak mümkün değildir. Bunun için kendinizi değiştirmeniz gerekir.

 

Kendinizden Özgürleşmek

Yorum: Bir ders sırasında kendinizle hesaplaşmamanızın harika bir şey olduğunu söylemiştiniz.

Benim Cevabım: Hesaplamalar sadece grupla ve insanlıkla ilgili olmalıdır. Kendinizle ne gibi hesaplaşmalarınız olabilir? Bu da aynı aldatma sistemine dahildir; sanki ben varım gibi ama Yaradan’dan başkası yok.

Bizler, O’nu hissetmesi gereken tek bir ortak Kli, Malhut yaratırız. Bu nedenle benim şahsiyetim yoktur. Ben sadece küresel maneviyata hizmet eden yardımcı bir unsurum.

Soru: Kişi her şeyi kendisi için faydalı olana dayanarak yapar: “Bu benim için faydalıdır ve bu değildir.” Bir Kabalist bunun tam tersini mi yapar: “Bunu kendi iyiliğim için yapmıyor olmam ne kadar harika”?

Cevap: Elbette, bir Kabalist her şeyi Yaradan’ın rızası için yaptığı için sevinir. Bu nedenle, burada kendimizi ayarlamak çok önemlidir. Eğer etrafınızdaki dostlarınız böyle düşünür ve böyle ilerlerse, bundan daha iyi ne olabilir ki?

Metodik, sakin ve yavaş yavaş kendimizi bir enstrüman gibi akort etmeye çalışmalıyız. Aylar geçebilir, hatta belki birkaç yıl ama tüm bu süre boyunca kendinizi uyumlamak için girişimlerde bulunmalısınız.

Zohar Kitabı’na Göre İlk Alıştırma

Bir kavşakta durduğunuzu hayal edin: Sola giderseniz kendi iyiliğiniz için, sağa giderseniz Yaradan’ın rızası için. İhsan etme yönünde ilerlemek için doğru niyeti nasıl seçebilirsiniz?

İhsan etmek için özlem duymalı ve her şekilde ona ulaşmaya çalışmalıyız. O zaman Yaradan bizi her zaman ıslah edecek ve bunu nasıl yapacağımızı öğretecektir. Önemli olan dostlarla birlikte hareket etmektir ve bize Yaradan’a yakınlaşma hissi verecek aramızdaki bağ biçimlerini aramaktır.

Öyle bir birlik yaratalım ki, içsel bağımız Yaradan’ın formunu, O’nun niteliğini ve karakterini bize ifşa edebilsin. Günden güne bu yönde ilerledikçe, Yaradan’ın kim olduğunu ve bizim kim olduğumuzu, bizi ayıran mesafenin ne olduğunu ve O’na biraz daha yakınlaşmak için ne yapmamız gerektiğini daha iyi anlamaya başlayacağız.

Her gün, bağ kurmayı arzuladığımız her an, bağımızın formunun birbirimize karşılıklı ihsan ederek giderek daha gerçek hale gelip gelmediğini kontrol etmeliyiz. Zohar’ın bize verdiği ilk alıştırma budur: onluda bağ kurmak ve Şehina’nın formuna yaklaşan karşılıklı ihsan etmeye ve karşılıklı bağa ulaşmak.

Bu fiziksel mesafe anlamına gelmez, daha ziyade içsel, manevi bir yakınlık hissi anlamına gelir.

Ancak bu doğru niyete kendi başımıza ulaşmamız gerekmez; önemli olan onu aramaktır. En önemli şey arayış, sorular, ona ulaşamadığımız için duyduğumuz içsel pişmanlıktır. Bundan, arzu edilen hedefe ulaşmamıza yardımcı olacak bir dua doğacaktır.

Yaradan, bizim için arzuyu düzenlemelidir ve O, aynı zamanda arzunun yerine getirilmesini, arzuya verilecek cevabı da düzenler. Bizim sadece arıyor olmamız gerekir.

 

Manevi Koşulun Kaybı

Yorum: İkinci Tapınağın yıkılmasından sonra Yahudiler manevi koşullarını koruyamadılar ve farklı ülkelere dağıldılar.

Benim Yanıtım: Bunlar artık Yahudi değil, daha önce on kabilenin ayrıldığı kayıp bir ulustu. Ülkeden ülkeye geçen iki kabile kaldı. Barınmalarına izin verilen yerlerde onlarca ya da yüzlerce yıl yerleştiler ve tekrar yola koyuldular.

Bu dikkat çekicidir. Tarihte bir ülkeden birdenbire kovulan böyle bir ulus yoktur. Bütün bir ulusun, yüzbinlerce insanın bir araya gelip başka bir ülkeye gittiği bir karşılaştırma düşünemiyorum.

Soru: Peki Yahudiler bununla nasıl bir ilişki kurdular?

Cevap: Önemli olan sahip olduklarımızı korumak ve muhafaza etmektir çünkü biz tek bir ulus olmalıyız.

Yorum: Bununla birlikte, Yahudiler bir arada olmalarına rağmen, hala maneviyattan yoksundurlar.

Benim yanıtım: Var ama eskisi gibi aynı seviyede değil. Maneviyat anlayışı – Yaradan’la bağ ve insanlarda var olan bir misyon – hepsi oradaydı, ancak bunun açık bir tezahürü yoktu.

Yazdıkları kitaplara bakın. Bir üst dünya olduğu, Yaradan’a ulaşma ve O’nun için çalışma anlayışını tamamen kaybetmediler. Bu kitapları alın ve okuyun. Ondan uzak olduklarını biliyorlardı.

Çoğunluğun Duası

Çoğunluğun duası, Yaradan’ın önünde yükselir ve Yaradan, çeşitli yollarla yükseldiği için Kendini bu dua ile taçlandırır. Bunun nedeni, birinin Hassadim’i, diğerinin Gevurot’u ve üçüncüsünün Rahamim’i istemesidir. Ve bu birkaç taraftan oluşur: sağ taraf, sol taraf ve orta.

Ancak kişinin duası tüm tarafları içermez; sadece bir yol üzerindedir. Ya Hasadim ya Gevurot ya da Rahamim’i istersiniz.

Bu nedenle, kişinin duası, çoğunluğun duası gibi kabul edilmek üzere oluşturulmaz çünkü çoğunluğun duası gibi üç çizgiyi de içermez (Herkes İçin Zohar, “VaYişlah,” Madde 45).

Ortak duaya, bir bütün olarak herkes için duaya gelmek, bir olmak için, çok zor içsel inceleme durumlarından geçmek ve şunu anlamak gerekir:

  1. Manevi amaç diğer tüm amaçlardan daha önemlidir.
  2. Buna tek başına ulaşmak mümkün değildir, ancak bireysel özlemlerden tek bir ortak özlem yaratarak, o zaman Yaradan’a benzer olacak ve üst ışık onu dolduracaktır.

Bu nedenle, yalnızca böyle bir istek, böyle bir dua duyulabilir yani üst ışığın ıslah edici eylemine neden olabilir.

Zohar Kitabı’nı okumak, birlikte olmamız gerektiğini anlamamıza neden olur çünkü kendimizden çıkmadan, ihsan etmeye, Yaradan’ın niteliklerine, üst dünyada var olmaya ulaşmak imkânsızdır.

“Yaratılanlara sevgisinden, Yaradan sevgisine” denir. Yaradan bize çevremizde birçok insan olduğu yanılsamasını verdi ve bu yanılsamayı yok etmeliyiz, tüm bunların benim içimde olduğunu anlamalı ve O’ndan tüm dünyayı benim içimde birleştirmesini istemeliyim.

O zaman çoğunluğun duası, kişinin gerçek duasına dönüşecektir.

Onlu, Yukarıdan Gelen Bir Sinyalin Yer Belirleyicisidir

Dostlar karşısında kendimi feshediyorsam, bu zaten benim Yaradan’a inandığımı gösterir. Bu nedenle dostlar karşısında kendimizi iptal ederek Yaradan’a daha da yakınlaşabiliriz. Neticede Yaradan, yaratılanlar olmadan var olmaz. Eğer bizler bağ kurarsak, bağımıza Yaradan denir. O’nu kendimiz yaratır ve O’nunla çalışırız.

Birleşmiş bir grup, daha yüksek dereceden etki yakalayan bir radyo teleskopu gibidir. Sıradan bir insan bunu hissedemez, ancak birleşmiş bir onlu bu özel, ulaşılamaz gücü yukarıdan alır. Bu güç, bu üst niteliği algılayan bir radar, bir uydu çanağı gibi davranan onlunun içinde açığa çıkar.

Böyle bir grup olmadan, Yaradan’ın ifşasına ulaşamayız. Sadece birbirimizle belirli bir şekilde bağ kurarak, ortak arzumuz olan bu radar çanağını yaratır, döndürür ve ayarlarız, böylece içinde Yaradan olarak adlandırılanı yani “Gel ve Gör”ü (Bo-Reh) yakalarız.

Yaradan’ın Kendisi bizim edinimimizin üzerindedir ve O’nu ifşa etmenin tek yolu birbirimizle bağ kurmak ve kendimizi O’na ayarlamaktır, tıpkı herhangi bir radyo alıcısının sadece gelen dalgayı alıp vericinin kendisini alamamasına benzer şekilde. Bu nedenle, bağımızdan daha önemli bir şey yoktur çünkü bu bizi Yaradan ile bağa götürür.

Arzularımı tek başıma ne kadar ayarlamaya çalışırsam çalışayım, sonunda Yaradan ile bağa ulaşamayacağımı ve dostlarla bir bağa ihtiyacım olduğunu anlıyorum. Ne de olsa, ancak onlar aracılığıyla Yaradan ile bağ kurabileceğim. Ben kendim son Sefira, Malhut’um ve dostlarım ilk dokuz Sefirot’umdur, bu adres aracılığıyla Yaradan bana ulaşır.

Dua için gerekli bir koşul, dostlarla o kadar bütünleşmiş olmaktır ki, bağımız dahilinde Yaradan’dan bir mesaj alabileceğimizi hissedelim. Bu mesajı yakaladığımda dostlarımla birlikte cevaplamak isterim. Onun aracılığıyla yükselebilir ve Yaradan ile gerçek bağa ulaşabiliriz.

“Yalanların Ve Dezenformasyonun Yayılmasını Nasıl Daha İyi Kontrol Edebileceğimizi Düşünüyorsunuz?” (Quora)


Tüm yalanların ve dezenformasyonun kaynağının, doğanın kendisinden kök aldığını yani beynimizin, kalbimizin ve ellerimizin üst gücün kontrolünde olduğunu; yalanların ve dezenformasyonun yayılmasının nedeninin, genellikle düşündüğümüz gibi belli kişi ve gruplardan kaynaklanmadığını anlayarak.

“Bizim dünyamız” denen bir sistemde yani tamamen hatalı bilgi koşulunda yaratıldık. Böyle bir sisteme sokulmamızın sebebi, eninde sonunda şu anda yaşadığımız gibi yaşamaktan yorulmak ve mümkün olan her şekilde bu sistemden çıkmaya çalışmaktır.

Bununla ilgili Kabalist Yehuda Aşlag’ın (Baal HaSulam) “Zohar Kitabına Giriş” adlı makalesinde, bizi bir turpun içindeki kurtçuğa benzettiği bir kıssa vardır:

Turpun içinde doğan bir kurtçuk […] orada yaşar ve Yaradan’ın dünyasının, içinde doğduğu turp kadar acı, karanlık ve küçük olduğunu düşünür. Ancak turpun kabuğunu kırıp dışarı çıktığında şaşkınlıkla şöyle der: “Tüm dünyayı içinde doğduğum turpun büyüklüğü kadar sanıyordum ve şimdi önümde kocaman, çok güzel ve harikulade bir dünya görüyorum!”

Soru şudur: İçinde bulunduğumuz bu acı, karanlık ve küçük dünyadan nasıl çıkabilir ve gerçek dünyayı görebiliriz?

Milyarlarca ruhtan olgunlaşan özel ruhlar vardır. Onlar, çağrıyı kurtçuk gibi algılayabilir ve turpun çıkışına doğru hareket edebilirler.  Üstelik bu küçük dünyamızdan çıkış sürecimiz de yukarıdan yönetilir, zira kurtçuk turptan çıkmak istemez, sadece sıcak ve rahat olduğu yerde kalmak ister. Daha sonra bu küçük ve karanlık dünyadan çıktığımızda, hayatımızda hiçbir şey yapmadığımızı görerek tamamen kontrol altında olduğumuzu anlıyoruz. Gelişimimiz boyunca yaptığımız her şey, bilimsel buluşlarımız, teknolojilerimiz, kültürlerimiz, savaşlarımız vb. etrafımızda belli bir çürüyen tabaka biriktirmemiz içindir.

İşte böyle bir noktada fark ediyoruz ki, sözde “turp”un içindeyken küçük zevkler peşinde koşuyor ve böyle bir doğa içinde yaşamaya ve gelişmeye devam etmek ve böylece etrafımızda çürüyen bir katman oluşturmak istediğimiz küçük egoist doğamızdan başka hiçbir şey tarafından yönlendirilmiyoruz.

Bu sistemin yaratılışının arkasındaki üst güç isterse;  o zaman bizi ondan yardım istemeye yönlendirerek içine doğduğumuz bu küçük karanlık dünyadan çıkmamız için yönlendirir. Ve eğer turpun içinden geçen bir grup “kurtçuk” gibi, grubumuzdan ortaya çıkan gerçek bir istek geliştirirsek, o zaman isteğimize bir yanıt alırız.

Dünyadaki tüm yalan ve dezenformasyonların yanı sıra, şu iki nedenden dolayı Yaradan’ın kendisi hakkında da birçok yalan ve dezenformasyon vardır:

1: Çünkü Yaradan her şeyi ve herkesi kontrol eder ve

2: Çünkü O’nun kim ya da ne olduğu ya da ne yaptığı hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.

Bu nedenle, görüldüğü üzere mide bulandırıcı bir şekilde ne istiyorsak onu yapıyoruz ve her zaman egoist doğamızın bize her durumda en haz verici olarak gösterdiği şeye doğru ilerliyoruz. Gerçeğin kendisi, etrafımızda biriken tükettiklerimiz ve salgıladıklarımız içindeki çürüme tabakasının içindedir. Bu çürüyen katman etrafımızda ne kadar çok toplanırsa, nispeten hızlı bir şekilde geçmemiz gereken durumları aşmamıza ve içinde yeni, taze ve bizim için tamamen beklenmedik bir şeyin olduğu durumu ayırt etmeye başlamamıza o kadar yardımcı olur. Böylece diğer tüm durumlardan seçim yapabilir ve bu şekilde yeni bir varoluş seviyesi oluşturabiliriz.

Geleceğimiz, küçük ve karanlık dünyamızdan çıktığımızda ortaya çıkacak olan gerçek dünyadadır ve bu çok daha geniş, parlak ve gerçek dünyaya girmek için küçük ve karanlık dünyamızdan çıkma arzusunu geliştirmemiz gerekir.

Birliğin Gücü ve Ayrılığın Güçsüzlüğü

Bizim tüm çalışmamız, ilk insan Adam HaRişon’un ruhu olarak adlandırılan manevi kabı ıslah etmekten ibarettir. Yaradan, bu ortak arzuyu yarattı ve sonrasında onu birçok parçaya ayırdı. Ve şimdi her birimizin içinde o ortak ruhun küçücük bir parçası var.

Bize insanoğlu yani “Adem oğulları” deniyor çünkü “Adam HaRişon” denen arzudan geliyoruz. Görevimiz, kopuk, uzak, ayrılmış arzularımızı çabalarımızla yeniden tek bir arzuda birleştirmektir.

Elbette burada çok çalışma yapmak gerekiyor çünkü tüm bu parçacıklar formlarındaki farklılıklardan dolayı birbirlerinden ayrılmış ve uzaklaşmışlardır. Ve tamamen farklı arzuları birbirine yapıştırmak nasıl mümkün olabilir ki? Her şeyin birbirine bağlı olduğu tek bir bütün elde edene kadar, bir arzuyu diğeriyle birleştirmenin hangi niteliklere göre mümkün olduğunu incelemekle işe başlıyoruz.

Ve bu ortak arzu ne kadar çok arzuyu içine çekerse, onu yaratan üst gücü de o kadar çok hisseder ve ifşa eder.

Bu nedenle, tüm eylemlerimiz bağ kurmaya yönelik olmalıdır. Bu, hayata, Yaradan’a, dostlara, kendine ve kişinin durumuna karşı tüm tavrını belirler. Eylemlerimin, düşüncelerimin ve arzularımın her biriyle, farklı arzuları daha fazla bir araya getirip birleştirmek ve onları karşılıklı ihsan etme için tek bir ortak arzuya dönüştürme amacıyla bağlantıyı ileriye doğru itmeye çabalıyorum.

Tüm özel arzular kırılmıştır ve bağ kurmak istemez. Yaradan bunu bize kırık bir arzu ile bütün bir arzu arasındaki farkı hissetme fırsatını vermek amacıyla yani bilerek yaptı. Biz bu sayede karanlıktan gelen ışığın avantajı olarak Yaradan’a ulaşmaya başlarız.

Yaradan ortak arzuyu milyarlarca birbirine zıt parçaya böldü ve sonra talebimiz üzerine onları bir araya getirip birbirimizi tamamlamamıza yardım eder. Tüm artıları ve eksileri bir araya getirdiğimizde, parçalanmış bir arzunun zayıflığına ve önemsizliğine kıyasla, birleşik bir arzunun ne kadar güçlü olduğunu hissederiz.

Bu potansiyel fark üzerinde (artı ile eksi arasında, bağ ile bölünme arasında), yaradılışın tüm gücünü ve derinliğini hissedeceğiz, Yaradan’ın niyetini ve çalışmasını edineceğiz ve benliğimize ulaşacağız.