Category Archives: Yaradan

Dua Kalbin Derinlerinden Gelmelidir

Esas olan duadır çünkü dua Yaradan’a olan isteğimizi ve tavrımızı ifade eder. Dua, tamamen O’na bağımlı olduğumuzu, kendi başımıza kesinlikle yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığını ve her şeyin yalnızca nasıl isteyebileceğimize bağlı olduğunu halihazırda anladığımızı gösterir. Bu nedenle asıl gücümüz duanın gücüdür.

Ancak biz tam tersine, genellikle tam olarak gücümüz olmadığı için ağlıyoruz. Aslında, tam da gücümüz kalmadığında gerçek çalışmaya yani duaya hazır oluyoruz. Yani kendimi güçsüz hissettiğimde aslında sevinmeliyim; çünkü Yaradan’a dönelebilecek, yakarabilecek, sorabilecek, dua edebilecek noktaya geldim.

İnsanın hiçbir şeyi tek başına başaramayacağını anlaması çok çaba gerektirir.  Ancak bunun sonrasında kişi Yaradan’a döner ve O’ndan, dua yükseltmek için güç ve yardım diler. O zaman Yaradan bu isteği yerine getirir ve O’na bağlanmamıza izin verir.

Yaradan, kişinin O’na bağlanma arzusunu hisseder, tıpkı kişi henüz hissetmese de Yaradan’ın zaten kişiye yapışmış olması gibi.

Dua kalbin derinliklerinden gelmeli ve her seferinde daha da derinleşmelidir. Dua ile O’na dönmek, anne karnındaki bir cenin gibi;  sanki Yaradan’ın içindeymişim gibi ellerimle ayaklarımla Yaradan’a tutunmak demektir. O’ndan alıp besleniyorum ve O’nda çözülmek ve sonsuzca erimek istiyorum. Yani üst olanın önünde kendimi bu şekilde iptal etmek istiyorum.

Yaradan’a dönmek ancak dostlar aracılığıyla mümkündür. Yani dostlarıma tutunmak ve onların önünde kendimi iptal etmek istiyorum ki bu şekilde üst olana dahil olabileyim.

 

Yaradan’dan Bir Armağan

Yaradan’dan Lişma’yı alması için kişinin çalışması için duyduğu ihtiyaç, sadece bir eksiklik ve Kli (kap) formundadır. Ancak, kişi bu doyumu asla kendi başına edinemez, bu daha ziyade Yaradan’dan bir armağandır. (Baal HaSulam, Şamati, Makale No 5, “Lişma Yukarıdan Bir Uyanıştır ve Neden Aşağıdan Bir Uyanışa İhtiyacımız Vardır?”).

Soru: Doyuma ulaşmadaki başarısızlığıma neden Yaradan’ın bir hediyesi deniyor?

Cevap: Çünkü bunu O’ndan aldınız ve Yaradan için çalışma arzusundan başka hiçbir şeye ihtiyacınız yoktur. Eğer buna sahipseniz yaratılışın sonuna kadar ilerleyebilirsiniz.

Bu nedenle Yaradan’dan aldığınız şey paha biçilemezdir. Bu armağandır.

 

Hastalık, Yaradan’dan Ayrılığın Sonucudur

Bütün hastalıklar, Yaradan’dan uzaklaşmanın ve her şifa ise O’na yaklaşmanın sonucudur. Bu nedenle, Yaradan bizi ayıran yeni bir uzaklık gösterirse, bu yalnızca bize O’na yaklaşmak için çalışabileceğimiz yeni bir yer göstermek içindir.

Tüm koşullar, Yaradan’dan uzaklaşmak olarak görülmelidir çünkü O bize, önce kendi aramızda, sonra da Yaradan ile aramızda iyileştirilmesi ve ıslah edilmesi gereken yeni bir boşluk verir. Islah olmak yani sağlıklı bir duruma gelmek için, Yaradan’dan bizi yakınlaştırmasını isteyerek onu iyileştiririz.

Yaradan, O’na yaklaşmamız için bilinçli olarak bizi uzaklaştırır. Böylece her seferinde biraz daha uzaklaşırız ve sonra biraz daha da yaklaşırız, ta ki tam ve nihai bağa ulaşana kadar.

Doktor, dönüp bizi iyileştirmesini, kalplerimizi yabancı düşüncelerden, egoist arzulardan ve birbirimizden ayrı olmaktan iyileştirmesini istediğimiz Yaradan’dır. Hastalığın kaynağı burasıdır. Tek bir kalpte tamamen birleşene kadar Yaradan’dan aramızdaki tüm boşluğu iyileştirmesini istiyoruz.

Eğer kişi, Yaradan’la arasındaki uzaklığı kabul ederse, o zaman Yaradan’ın kendisi ile Yaradan arasındaki mesafeyi daha da artırmaktan başka seçeneği kalmaz, böylece kişi sonunda nerede olduğunu hisseder.

Sonuçta, eğer kişi hastaysa ancak henüz hasta olduğunu hissetmiyorsa, tedavi edilemez. Bu nedenle Yaradan çeşitli eylemler gerçekleştirir, böylece aramızdaki uzaklığı hissederiz ve bu ayrılığı iyileştirmek yani yaklaşmak, aşmak isteriz.

 

Ruhu 620 Kat Genişletin

Ruh, insanın içsel arzusudur. Ve eğer birbirimize yardım etmeyi istersek, o zaman birbirimizle bağ kurarız, daha yakınlaşırız, birbirimizin arzularıyla dolup taşarız ve tek bir kişi haline geliriz.

Yaradan, bize ne kadar bağ eksikliğimiz olduğunu hissetme, bağ kurma ve böylece başlangıçta var olandan 620 kat daha büyük bağ kurma fırsatını vermek için, yarattığı arzuyu parçalara ayırdı.

Biz ıslahlarımız ile birlikte, onun tüm gücünü, tüm yüksekliğini Adam HaRişon’un sistemine ekleriz. Bu ortak ruh çok küçük doğmuştu; iç hacmi yoktu. Ama Yaradan, yarattığı ruhu kırıp, onun içsel gücünü parçaladığı ve parçalarını birbirinden uzaklaştırdığı için, bu bize büyüme fırsatı verir.

Her birimiz kırık ruhun bir parçasıyız. Eğer tekrar tek bir ruhta birleşirsek, o zaman bu bağa, üzerine çıktığımız ayrılık kuvvetini de ekleriz. Bu yüzden bu ruhun gücünün 620 kat arttığı söylenir. Böylece bir araya gelip tek bir sistem kurarsak, Yaradan’ın yüksekliğine ulaşırız.

Bağ yoluyla daha yüksek manevi seviyelere ulaşırız. Sonunda, herkesin Yaradan’dan aldığı ihsan etme arzularını birleştiririz ve sonra üst güç içimizde kıyafetlenir ve kendisini yaratılışın başlangıcında olduğundan kat kat daha fazla ifşa eder.

Yaradan’ı her zamankinden daha gerçek ve içsel bir formda ediniriz. Islahımız sayesinde, üst dünyaların tüm parçaları giderek daha fazla birbirine bağlanır ve tek bir bütün halinde birleşir, bu da bizim onları tam anlamıyla edinmemizi sağlar.

Yaratılışın amacı, tüm üst dünyaları aralarında hiçbir fark kalmayacak şekilde birleştirmektir ve hepsi tek bir dünyaya, Keter dünyasına dönüşür.

 

Dostlar Değilse Kim Yardım Edecek?

Tek bir ana soru vardır: İnsan bir düşüşten kendisini nasıl kurtulabilir? Gerçekte, bizi en zor koşullarda kurtaran güvenilir çare, bir dostun yardımıdır. Benimle aynı derecede, aynı seviyede ve aynı doğadaki bir dost.

Ve eğer ben kendimi kurtaramıyor ve düşüş koşulundan yükselemiyorsam, o zaman bunu bir dostun yardımıyla yapabilirim. Bir dostum benimle bağ kurduğunda bana güç, enerji ve uyanış katabilir ve böylece beni kurtarabilir.

Bu nedenle, eğer ilerlemek ve manevi basamaklarda giderek daha yükseğe tırmanmak istiyorsak, o zaman tek yolumuz dostları bulmaya çalışmaktır, böylece onlarla birlikte birbirimize yardım ederek maneviyata yükselebiliriz.

Dostlar dışında yardım beklenecek kimse yoktur. Önemli olan birbirimizi desteklemek ve dostların yardım edeceğini ummaktır. Aslında bütün sistem öyle bir şekilde inşa edilmiştir ki, birlik olmak ve birlikte ilerlemek zorundayız. Bu nedenle birbirimize yardım etmekten başka seçeneğimiz yok. Hepimiz birleşeceğiz ve bağ ne kadar büyük olursa, yükseliş de o kadar büyük olur, yaratılış hedefine doğru o kadar yükseliriz.

Sonuç olarak, manevi merdiveni tırmanmak ancak birlik olup birbirimize yardım ettiğimiz ölçüde mümkündür.

Bir dostuma yardım ederek, aslında kendime yardım ettiğimi anlamak gerekiyor. Bir dostuma güç vererek, onun manevi derecelerinde yükseltmesine yardımcı olmayı isteyerek, ben kendimi yükseltirim. “Her biri dostuna yardım etti” desteğiyle, daha da yükselebiliriz.

Nihai hedefe ulaşıldığında, herkes herkesle bağ kurar ve herkes bir dostuna, bir dostu da ona dahil olur ve hepimiz ilk insan Adam HaRişon’a benzer bir sisteme dönüşürüz. Ama bu sistemin, bu Adem’in gücü, daha önce olduğundan 620 kat daha büyük hale gelir.

Yaradan bu sistemi yaratıp sonrasında bizi kırdığı için, bize egomuzun üstünde bağ kurma fırsatını verdi. Ve ayrılığımızın, egoizmimizin üstesinden geldiğimiz zaman, kendimizi, yaratılışın başlangıcında olduğundan 620 kat daha yüksek bir insan varoluşunun zirvesine yükseltiriz.

Bu nedenle, onlu ile başlayıp daha sonra daha da genişleyerek, birbirimizle ne kadar bağ kurar ve bağlanırsak, son ıslaha çok daha yaklaşırız ve sonunda bunu başaracağız.

 

“Bütünlük Ne Demektir?” (Quora)


Bizler sevginin, ihsan etmenin ve bağın üst gücünün yaşamlarımıza girdiğini hissettiğimiz zaman, bütünlüğü anlayabilir ve takdir edebiliriz çünkü yalnızca bu güç, gerçekten bütündür.

Bu üst güce, Kabala bilgeliğinde hem “Yaradan” ve hem de “Doğa” denir; yani Yaradan ve Doğa, niyetimizde üst güç ile aynı yörüngeye ulaşarak bütünlüğü deneyimlememiz için bizi değiştirme yeteneğine sahip olan sevgi ve ihsan etme gücü ile eşanlamlı olarak ele alınır.

Bu nedenle Kabala çalışmanın amacı, başlangıçta üst gücün hissini edinmektir. Bundan önce bütünlüğün ne olduğunu anlayamayız ve üst güç, kendisini bize özellikle en eksik niteliklerimizle göstermeyi seçer.

“Sevginin Ve İhsan Etmenin Üst Gücü Olan Yaradan’a Dönmek” (Quora)


Yaşamlarımızdaki en önemli ve ihtiyaç duyulan eylem – sevginin ve ihsan etmenin üst gücü olan – Yaradan’a dönmek ve O’nun bizi yarattığı bu durumdan – kötü eğilimden, başkalarının zararına kendi çıkarımız için egoist alma arzusundan – kendimizi ıslah etmemize yardım etmesi ve bizi ihsan etme arzusuna yönlendirmesi için O’ndan yardım istemektir.

Bizler, bu şekilde ıslah olmuş olacağız yani egoist arzumuzun yerine ihsan etme arzusunu edineceğiz ve manevi gerçekliği hissetmeye başlayacağız.

Şu anda egoist arzularımızda yozlaşmış bir maddesel gerçekliği, kısa ömürlü, geçici hazların ve eksik algıların gerçekliğini hissediyoruz. Manevi gerçekliği keşfederek, varlığımızın üzerinde sonu olmayan bir dünyayı, sonsuz ve mükemmel bir yaşamı da hissedebileceğiz.

Böyle bir ifşayı harekete geçirecek olan tetikleyici, bizim kendi talebimizdir; Yaradan’dan bizi manevi gerçekliğe yükseltmesini istememizdir. O, bizden böyle bir talep umar ve bekler. Bu nedenle hayatımız boyunca duadan daha önemli ve özel bir eylem yoktur yani ben-merkezli arzularımızdan kurtulmamıza ve birbirimizle bağ kurmamıza yardımcı olması için Yaradan’a dönmek. Dahası, birbirimizle bağ kurduğumuz ölçüde, Yaradan’ın sevgi ve ihsan etme niteliğinin bağımızı aydınlatmasıyla birlikte, aynı şekilde Yaradan’la da bağ kurarız. Bu aslında hayatımızda çok büyük bir öneme sahiptir.

Oyuncak Ödülden Gerçek Ödüle

Ödül beklemeden, ihsan etmek için yapılan doğru çalışma, yalnızca dostları ve onlar aracılığıyla Yaradan’ı düşünmek, onlara manevi çalışmalarında yardım etmeyi istemek anlamına gelir.

Bu niyeti her zaman korumak gerekir yani daha da çok bağlanmak ve bu yükü Yaradan rızası için hep birlikte kaldırmaya çalışmak gerekir. O zaman, yükün giderek ağırlaştığı gerçeğine rağmen, bunu her seferinde nasıl daha da iyi yaptığımızı göreceğiz.

Dostlar kalbimde çünkü Yaradan’ı üzerimizde yükseltmek ve yüceltmek olan ana ortak amacımız uğruna, onlardan güç almak ve sahip olduğum tüm gücü onlara aktarmak için onlarla bağ kurmak istiyorum.

Burada gerçek bir manevi ödül dilemek için, bir seçim yapmamız gerekiyor. Sonuçta, doğamız gereği, gerçek bir araba yerine oyuncak bir araba hayal eden çocuklar gibi, egoist bir tatmin arzusuna kapılırız.

Sonra akıllanırız ve oyuncak ödülü göz ardı etmeye başlıyoruz, ancak henüz gerçek ödüle de ulaşmayız. Sonuçta, bunu yapmak için dostlarınızla bağ kurmanız ve onlarla birlikte bu “gerçek arabayı” zihninizde ve kalbinizde inşa etmeye çalışmanız gerekir. Manevi çalışma böyle başlar.

 

Yaradan Her Zaman Kişinin Yanındadır

Kişi, Yaradan’ın kendisine her an farklı etkiler ve olaylar aracılığıyla hitap ettiğini görmeye çalışmalıdır. Aslında, Yaradan her zaman kişinin yanındadır ve onun üzerinde çalışır.

Bu yüzdendir ki eğer insan aramayı bırakmazsa ve hissettiği her şeyin Yaradan’dan geldiğini her zaman hatırlar ve O’nunla bağ kurmayı arzularsa, asla doğru yoldan sapmaz ve daima Yaradan’a yönelir.

Herhangi bir zamanda, herhangi bir olayın arkasında, Yaradan’ın kişiye hitabı gizlidir ve burada her şey, sadece kişinin ne ölçüde sürekli olarak Yaradan’a yönelebildiğine bağlıdır.

Bazen Yaradan, kişiye rahatsızlıklar göndererek onun soğumasına neden olur ama bu onu yoldan çıkarmak için değildir; tam tersine onu uyandırmak ve ona öğretmek içindir. Ebeveynler de bir çocuğa yürümeyi bu şekilde öğretirler; çocuk çaba göstersin ve kendilerine doğru bir adım atsın diye geri çekilirler.

Ne olursa olsun, her an mutlaka bizden bir saniye bile ayrılmayan Yaradan ile muhatap oluruz ve ihtiyacımız olan tek şey O’nu terk etmemektir. Yaradan’ın bize karşı tutumunu nasıl hissedersek hissedelim, asıl önemli olan O’nunla doğrudan bağı kesmemektir. Yani Yaradan’dan aldığımız her izlenime, kalpten bir şekilde Yaradan’ın bize hitap ettiği gibi karşılık vermeye çalışmalıyız.

Kişinin hala bilgiden yoksun olması önemli değildir, kişi sadece Yaradan ile bağ içinde olmak ister ve bu nedenle Yaradan’ın kendisine hitabına karşılık vermeye sürekli hazır olmaya çalışır.

 

Benden Nefret Eden Birini Nasıl Sevebilirim?

Yorum: Sergey soruyor: “Sürekli şunu tekrarlıyorsunuz: ‘Komşunu kendin gibi sev.’ Bunun en önemli yasa olduğunu söyleyerek, sürekli bu yasaya geri dönüyorsunuz. Sorum şu, kişinin kendi gibi sevmesi gereken bu komşu kimdir? Ve size ya da evinize karşı pek çok düşmanlıklar planlamış ve gerçekleştirmiş bir komşuyu nasıl sevebilirsiniz? Aynı zamanda o en ufak bir pişmanlık hissetmiyor.”

Cevabım: Evet. Ancak yine de herkese karşı tavrımızı yeniden değerlendirmeli ve herkese karşı tavrımızın korkunç, olumsuz ve bencil olduğunu ve kesinlikle tam bir bağışlanmaya ihtiyacımız olduğunu görmeliyiz. Her birimiz için. Kendimi suçlamalı ve Yaradan’dan suçumu bağışlamasını istemeliyim.

Soru: Komşuma, o çok kötü olduğu için değil de ben çok kötü olduğum için mi böyle davrandığımı söylüyorsunuz?

Cevap: Elbette. Başka nasıl olabilir ki?

Yorum: O bana, sevdiklerime ve akrabalarıma karşı pek çok korkunç eylemlerde bulundu.

Cevabım: Sonunda, ya Yaradan’ın mükemmel olduğu ve sizin O’nun zıttı olduğunuz ya da tam tersi olduğu ortaya çıkar.

Soru: Ben mükemmelim ve Yaradan mükemmel değil mi? Ve siz Yaradan’ın mükemmel olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet ama bu durumda ben O’nun zıttı oluyorum.

Soru: Peki, tüm bunların Yaradan’ın eylemleri olduğunu söylersek, o halde Yaradan tüm bunları benim kendime o şekilde bakabilmem için mi yapıyor?

Cevap: Evet.

Soru: Tamamen her şey: trajediler, savaşlar, etrafımda olup biten her şey mi?

Cevap: Kesinlikle. Hiçbir şeyin önemi yok, asıl önemli olan kişinin Yaradan’a karşı tutumunu düzeltme olasılığıdır.

Soru: İnsanın bütün yolu bu mudur?

Cevap: Evet. Bu onun tüm hayatıdır.

Soru: Peki yüzlerce yıllık tarihimiz, savaşların trajedileri, sırf bu yüzden mi?

Cevap: Kesinlikle sadece bunun için.

Soru: Eğer kişi başarırsa, bu tüm zincirin işe yaradığı anlamına mı gelir? Genel olarak, olan her şey?

Cevap: Evet, rüya gibi.

Soru: Bu bir rüyaydı. Peki, rüya olmayan nedir?

Cevap: Tüm bunları haklı çıkardığınızda ve Yaradan’ı, kendinizin, düşüncenizin ötesinde yücelttiğinizde, bu bir rüya değildir, o zaman rüyanın dışında var olmanın ne demek olduğunu göreceksiniz.

Soru: Söyler misiniz “Yaradan’ı yücelt” derken burada “Yaradan” ile neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Kader.

Soru: Benim kaderim mi? Yani kaderim beni kendisine mi yönlendirdi?

Cevap: Elbette.

Soru: Benim kaderim Yaradan mı? Ve herkes, yaşayan sekiz milyar insanın her biri böyle mi düşünmeli?

Cevap: Evet ve bu sayede ortak iyi bir arzuda birbirimizle birleşiriz.

Soru: Yani kendimiz üzerinde çalışmak için, benzer niyetlerimiz varsa, o zaman bu şekilde mi birbirimize bağlanıyoruz?

Cevap: Evet.

Yorum: Anlıyorum. Ama şu anda kendim ile ilgili olarak kötü olduğumu düşünüyorum. Başkası hakkında düşünmüyorum.

Cevabım: Önemli değil. Dünyayı yöneten küresel arzudaki kendi bölümünüzü ıslah ediyorsunuz.

Soru: O halde son soru. Yaşamın yasası olarak “komşunu kendin gibi sev” ile başlamıştık. Kendimi ıslah etmek için, kendi üzerimde çalışmaya başladığımda “Komşunu kendin gibi sev” bu çalışmanın neresinde?

Cevap: Kendiniz dışında herkesi sevin. Onun hangi biçimde var olduğunu düşünüyorsan, onu nasıl hayal ediyorsan, kendini sevdiğin gibi onu da sevmelisiniz.

Soru: O zaman komşunu kendin gibi sevmek, kişinin kendi üzerinde çalışması mı oluyor?

Cevap: Tabi ki. Ve bu neyi gerektirir? Onu kendiniz gibi sevmeyi. Bu, onu sevemediğimi fark ettiğim anda, çalışmanın başladığı yer demektir.