Category Archives: Yaradan

İnsanların Kalpleri Yaradan’ın Elindedir

Yorum: Rabaş, başkalarını düzeltmenin, onları eleştirmenin ya da hatalarını belirtmenin hiçbir anlamı olmadığını çok erken fark etti.

Cevabım: Evet, çünkü bir Kabalist bunu yapmaz. Öncelikle insanların hataları nelerdir? Hiçbir hataları yok. Onların içinde ortaya çıkanlar, Yaradan’ın, doğanın etkisi altında tezahür eden şeylerdir.

Hitler ve Stalin’den başlayarak, kim olursa olsun, bir insan nasıl herhangi bir şeyle suçlanabilir ki? Bu doğadır, onları böyle yaratmıştır. Elbette suçlarını işlemeden önce onları yok etmek mümkün olsaydı, bu yapılırdı. Fakat onlarda ortaya çıkanlar, aynı Yaradan’ın etkisi altında ortaya çıkmıştır. “Bakanların ve kralların kalpleri Yaradan’ın elindedir.” derken kastedilen budur.

Peki ya sıradan insan? Onun için de durum aynıdır. Dolayısıyla, suçlanacak olan kim ve suçlanacak olan nedir? Hiç kimse ve hiçbir şey.

Kabala, herhangi bir kişiye, ancak potansiyel olarak bütünsel bir sisteme, içinde sonsuzluğu, mükemmelliği hissedeceğimiz ve başka bir dereceye, tam anlamıyla İnsan derecesine erişeceğimiz “kabımızın” duvarlarının inşasına bağlantıyı teşvik etme fırsatını elde ettiği ölçüde atıfta bulunur.

Bizler şu anda hala hayvan seviyesindeyiz. Diğerlerine göre daha gelişmiş olmasına rağmen, bu yine de bir hayvan derecesidir. Beden için yaşıyoruz.

Soru: Ama başkaları üzerinde güç sahibi olmanın hazzını, kişi kendisi üzerinde tam güç sahibi olmaya dönüştürmeye çalıştığında… sevgi, aynı zamanda psikolojik hazırlık da gerektiren uzun bir süreçtir, değil mi?

Cevap: Kabala en yüksek psikolojidir. Size neyden yapıldığınızı ve onunla nasıl çalışacağınızı gösterir.

 

Yanından Geçip Gitmeyin!!

Soru: İnsanların Kabalistleri dinlemeye başlamak için, gerçekten her şeylerini kaybetmeleri mi gerekiyor? Her şeylerini kaybettiklerinde tamamen farklı bir yaklaşıma sahip olacaklarını söylemek doğru mudur?

Cevap: Gerçek şu ki, bir yandan dünyanın iyice sarsılması gerekiyor, öte yandan dünyaya Kabala’yı anlatmalıyız. Bu olmadan onu keşfedemeyecekler. İnsanların her zaman fark etmeden yanından geçip gittikleri ve sonra aniden fark ettikleri bir vitrin olmalı.

Harry Potter’da gösterildiği gibi: birden bire duvardan, 9 ¾ platformuna girersiniz. Normal bir Londra caddesinde yürüyorsunuz ve aniden bir yan kapıdan içeri giriyorsunuz ve takvimde 20. yüzyıl olmasına rağmen aniden orada 15. yüzyıl beliriyor.

İşte tüm insanlık öteki dünyanın girişinden bu şekilde geçer. Onlara her şey açıklanmıştır ama onlar henüz bunu hissetmezler. Başlarını çevirip Kabalistik kitapların, hayatın anlamına dair açıklamaların ve medyamızın sergilendiği bu vitrine bakma ihtiyacı duymuyorlar. Sadece onları fark etmiyorlar; onlara bir göz atıyorlar ve yollarına devam ediyorlar. Sadece onları fark etmiyorlar; onlara bir göz atıyorlar ve yollarına devam ediyorlar.

Bu içsel acı çekmeyi, içsel bir arayışı gerektirir: “Kendimi nasıl kurtarabilirim? Dünya ve kişisel olarak bu durumdan çıkış nerede?” Bu soru ciddi bir şekilde ortaya çıktığında, cevap arayışı da başlayacaktır.

Dünyanın birçok ülkesinde olacak durum budur. İnsanlıkta bu bir takıntı haline gelecek: “Ne yapmalıyız? Ne için ve nasıl?” İşte o zaman insanlar kesinlikle Kabala yönüne yeniden bakacaklar.

Aniden şöyle diyecekler: “Ah! Bunu daha önce nasıl fark edemedik? Meğer internet bu bilgilerle doluymuş! Şu devasa miktardaki materyale bakın! Biz ne yapacağımızı, nereye gideceğimizi bilmiyoruz ama onlar nereye gideceklerini biliyorlar: her türlü grup, merkez, açık üniversite, radyo, televizyon; her şey orada var.”

Öyle ki, bir taraftan biz buna hazırlanıyoruz; diğer taraftan onların içsel manevi sarsıntıları onların Kabala’ya dikkat etmelerini sağlayacak.

Ama biz onların sarsılmasını beklememeliyiz. İnsanları sevmelisiniz çünkü onlar sizin birer parçanız. Şimdi onları henüz hissetmiyorsunuz ama bunun sizin ayrılmaz parçanız olduğunu hissetmeye başlayacaksınız.

Birdenbire onları kendinizden daha yakın hissedeceksiniz. İnsanlığın geri kalanının sizin için ne anlama geldiğini keşfettiğinizde, onları kendinizden daha çok sevmeye başlayacaksınız. Bu sizin en içsel, en önemli ve sizin en sevilen parçanızdır.

İhmal ettiğiniz, dokunamadığınız, düşünemediğiniz ve kesinlikle yanınızda görmek istemediğiniz, en nefret ettiğiniz, en uzak durduğunuz insanlar, birdenbire en çok arzu edilen ve en sevilen olarak ifşa olacaktır.

Hangi değişikliklerin meydana geleceğini paylaşmak imkansızdır. Onları ruhunuzun bir parçası, sadece en içerideki kısmı olarak algılayacaksınız.

 

 

Geleceğin Dünyasının Yapısı, Küresel Karşılıklı Garantidir

Birbirleri için karşılıklı garanti, tüm insanlığın yukarıdan alması gereken bir ıslahtır. Sonuç olarak, herkes Adam HaRişon formuna gelmek yani ortak akıl ve kalbe sahip tek bir insan gibi olmak zorunda kalacaktır.

Aramızda herhangi bir bölünme görmeyeceğiz ve kendimizi tek bir bedende var hissedeceğiz: hem manevi anlamda hem de tüm arzularımızı, düşüncelerimizi, niteliklerimizi ve umutlarımızı içeren bedensel anlamda.

Aramızda hiçbir ayrılık olmayacak. Kendi kendimize bizi neyin bölebileceğini araştıracağız ve böylece bu farklılıkları ortadan kaldırıp bir olacağız. O zaman Yaradan’a benzer bir insan, Adem formunu edineceğiz.

Bu asil hedefe tüm insanlar ve tüm uluslar tarafından ulaşılması gerekmektedir, çünkü geleceğimiz buna bağlıdır. Umalım ki bu mümkün olan en kısa sürede gerçekleşsin. Tüm bunlar, bizi birbirimizden ayıran hiçbir şeyin kalmaması ve şu anda keşfetmekte olduğumuz tüm farklılıkların bağın güçlerine dönüşmesi için bizi ayıran duvarları nasıl yıkabileceğimize bağlıdır. Ve o zaman karanlık ışık gibi parlayacaktır.

Ne kadar sıkı bir şekilde birleşirsek, üst ışığın,  Yaradan’ın aramızdaki tüm boşlukları nasıl doldurduğunu o kadar çok hissedeceğiz. Ve bağ kurmayı bozan tüm engeller, tam tersine birleştirici güçlerin kaynağı haline gelecektir. Bu nedenle 620 kat daha büyük birlik, edinim ve Yaradan’ın ifşasının hissini, tek bir manevi Kli olarak birlikte hissedeceğiz. Bütün bunlar karşılıklı garanti sayesindedir.

Karanlığın ışık gibi parlayacağı söylenmiştir. Yani henüz üstesinden gelemediğimiz farklılıklar, çatışma güçleri, tersine dönüşecek ve güçlü bir bağa, öyle güçlü bağlara dönüşecek ki, herkesin herkesi bir gibi desteklediği, tek bir sistemde, tek kalpte, tek bir bütün gibi hissedeceğiz.

Çatışma destekleyici bir güce dönüşecektir. Mesafenin, farklılıkların, iç direncin ve kişinin diğeri tarafından reddedilmesinin ıslahı sayesinde aramızdaki küçük, neredeyse algılanamaz ışık 620 kat kazanım elde edecektir. O zaman herkes tüm dünyanın hiçbir farklılık ve engel olmaksızın Yaradan’ın gücüyle dolu tek bir kişi olduğunu açıkça hissedecektir. Böylece bütün bir karşılıklı garantiye ulaşırız.

Son Islaha Giden Yol

Biz insanlar, küçük çocuklar gibi ıslah edilmeden yaratıldık ki, kendimizi ıslah etmek için çok çalışalım ve çabalarımızla Yaradan’a eşit bir duruma ulaşalım, O’nun gibi olalım ve O’nun bizimle ilgili düşüncesini ve planını anlayalım.

Bu, son ıslaha doğru yol almamız ve Yaradan’ın bizi neden bu kadar çok kırdığını, bunu neden kendi başımıza ıslah etmemiz gerektiğini, zamanın her anında hangi koşullarda olmamız gerektiğini ve bundan ne öğreneceğimizi anlamamız içindir. Tüm bu yolu bitirdiğimizde, bir şeyler için anlayışlı ve hazır hale geleceğiz ama ne için olduğunu bilmiyoruz.

Dünyamızda yozlaşmış olduğumuzu keşfetme fırsatının olduğu, Kabala’nın yardımıyla kendimizi ıslah etme ve son ıslah durumuna ulaşma fırsatının olduğu anlayışını ancak şimdi edindik. Bundan sonra bize ne olacak bilinmiyor.

Sonuçta, tüm yaratılışın ıslah olmuş mükemmel durumuna, Yaradan’ın karşısında tek bir bütün ve tek bir organizma haline gelindiğinde ulaşılır. Yaradan ve yaratılan eşit ortaklar haline gelirler, birbirlerine benzerler; kendi doğal nitelikleri bakımından zıttırlar ve dışsal sevgi ve ihsan etme durumları bakımından kesinlikle aynıdırlar. Bundan sonra onlara ne olacak, bilmiyoruz. Bunu anlayamayız.

Her şey tek bir bütün halinde birleştiği zaman, bu tamamen farklı bir zihindir ve farklı duygulardır. Bu, Yaradan denilen o tek gücün gerçek halidir.

Bir gün oraya varacağız. Umarım bu çabuk olur. O zaman, tek bir bütün ve tek bir organizma olarak tam bir bağa yeniden kavuştuğumuzda, bir sonraki aşama gelecektir.

 

Geleceğin Mesleği: Kalplerin Bağının Mimarı

Halen Yaradan rızası için nasıl davranacağımızı bilmediğimiz için, grubumuzun iyiliği için, dostlarımızın iyiliği için hareket etmeliyiz. Aynen sıradan bir hayatta olduğu gibi, kişi hiçbir zaman sadece kendisi için yaşamaz. En nihayetinde onun zaten ebeveynleri, çocukları ve hatta torunları vardır ve hepsinin iyiliği için yaşıyordur.

Bazen insanın her şeyden vazgeçip, ıssız bir adaya gidip sadece kendisiyle ilgilenmenin hayalini kurduğunu duyarız. Ancak bu yalnızca çaresizlikten kaynaklanmaktadır, zira insanın başkalarıyla bağ kurması gerekir.

Modern medya bizi giderek daha fazla birbirimize bağlıyor. Sonuç olarak, sadece bilgisayarımızın içinde değil, beynimizin, kalbimizin içinde, kaçmanın imkânsız olduğu bir yerde, tüm dünyayla birlikte yaşadığımızı hissedeceğiz. Bu şekilde, Yaradan bizi tek kalp, tek adam olarak birleşmeye mecbur edecektir.

Biz bu bağı şimdi reddediyoruz, ancak başka bir çözüm olmadığı için, kısmen bilinçsizce, kısmen de kendi arzumuz doğrultusunda bu mutlaka gelecektir.

Herkesin insanlar arasındaki bağ kurma alanında uzman olması gerekecek. Tıpkı bugün herkesin bilgisayarı nasıl açacağını, nasıl şifre gireceğini, e-posta ve diğer uygulamaları nasıl kullanacağını bilmesi gerektiği gibi, gelecekte de kalpler arasında bağ kurmak için, giderek daha fazla bilgiye ihtiyacımız olacak.

“Bir Anneden Öğrenilecek En İyi Şey Nedir?” (Quora)


Annem vefat ettiğinde, ki ben 70 yaşımı çoktan geçmiştim, bütün hayatım boyunca beni kollarında taşıdığını ve ancak ayrıldığı o anda benim gitmeme izin verdiğini hissettim.

Bebekken tamamen annelerimizin bakımına bağımlıyız ve annelerin bebeklerine gösterdiği doğal ilgi, diğer tüm insani arzulardan çok daha önemlidir. Bunun nedeni, annenin bebeğine bakma ve onunla bağ kurma arzusunun bizim diğer tüm arzularımızdan (yemek, cinsellik, aile, zenginlik, saygı ve kontrolden) önce gelmesidir.

Bir annenin çocuğuna gösterdiği ilginin, büyük önemini sık sık vurgularım çünkü insanlığı uyumlu ve barışçıl bir konuma getirmek için, bu şefkatli gücü kullanmamız gerekiyor. İnsan toplumunun iyi geleceği buna bağlıdır.

Kabala bilgeliğinde, Bina Sefira’sını, bir annenin çocuğuna gösterdiği ilginin bu dünyadaki örneğine bir şekilde benzeyen, bir koruma, sarma ve kalkan olarak, yalnızca vermeyi ve ihsan etmeyi arzulayan bir nitelik olarak ele alırız.

Eğer Bina‘nın bu gücünü kullanmak yani kendimizi ihsan etme gücüyle sarmak istersek, o zaman annesinin kucağındaki bir bebeğe benzer hale geliriz. Kabalistlerin “Hassadim‘in (merhamet) ışığı” dediği, doğadaki bir güç olan Bina‘nın özel gücünün korumasını kazanırız, bu da hayatımızdaki her türlü acıya neden olan olumsuz egoist güçleri uzaklaştırır.

Bir annenin bebeğine gösterdiği doğal ilgiye benzer şekilde, toplumdaki ilişkilerimizi bir şemsiye gibi kaplayan, yalnızca ihsan etmek isteyen yüce bir şefkat gücü hissi. O zaman birbirimize karşı olumsuz davranamayız çünkü zararlı egoist güçler aramızda mevcut olan ihsan etme gücü olan “anneden korkar”.

Doğanın Planını İnceleyin

Doğanın kendi gelişim planı vardır. Ama biz bugüne kadar kendi planlarımıza göre mi geliştik? Bizim yaptığımız tüm planlar çöküyor. Doğanın ne gibi planları vardır? Onları tanıyalım, onlara ulaşalım ve onlara bir göz atalım. Her zaman, en azından içinde bulunduğumuz şeyi tanımaya değer.

Bizi çevreleyen doğaya hiçbir şey yapamayız, biz onun bir parçasıyız. Bir şeyi istediğimizi sandığımız zaman bile, o da tamamen bu doğadan gelir. Ondan çıkamayız ve ben de kendimden çıkamam. Ne kadar çabalarsam çabalayayım, yine de kendi doğamın içindeyimdir.

Peki, ona göre sürekli değiştiğim bu içsel program nedir? Bunu anlamam lazım; aksi takdirde bu program beni kim bilir nelere iter. Şayet onu tanırsam, ona uygun olarak rahatça ve iyi bir şekilde gelişmem oldukça mümkündür. Ben kendimi iyi hissedeceğim ve herkes kendini iyi hissedecek. Artık insanlığın bu kadar cahil olmayı bırakmasının zamanı geldi.

Kabala bilgeliği bundan bahseder. Bu nedenle, bu şimdi ifşa oluyor ve her şeyden önce bizi, doğayı nasıl kendimize tabi kılacağımızı değil, kendimizi ona nasıl tabi kılacağımızı incelemeye çağırıyor.

Bu konuda karmaşık bir şey yoktur. Doğada yalnızca iki güç vardır; alma gücü ve ihsan etme gücü. İhsan etme gücü, bizi yaratan ve her şeyi canlandıran üst güçtür. Alma gücü ise tüm yaratılmış varlıkların gücüdür ve bir insanda hepsinden daha büyüktür. İnsanoğlu bunu kesinlikle mantıksız bir şekilde kullanır ve tüm doğayı ve etrafındaki herkesi onların aleyhine sömürür.

Bu, bize verilen her iki gücü de en iyi şekilde nasıl kullanacağımızı doğadan öğrenmemiz gerektiği anlamına gelir. Eğer bunu nasıl yaptığını görürsek, iyi olacağız. Doğaya ister Yaradan deyin, ister doğa deyin; fark etmez. Yani Kabala, doğa ile ilgili en doğal, bütünsel ve küresel bir bilgeliktir.

Yorum: Ancak bu çok zor bir şekilde anlatılıyor. Herkes bunu anlayamayacaktır.

Cevabım: Fiziğin ve diğer bilimlerin her şeyi çok daha kolay anlattığını düşünmüyorum. Aksine, Kabala basit bir bilgeliktir çünkü her şeyi herkesin anlayabileceği hislerle anlatır. Kabala’nın söyledikleriyle çalışmaya başladığınızda, bu eylemleri kendi üzerinizde deneyimlersiniz. Bunlar tamamen sizin içinizde oldukları için, size en yakın, en gerçek ve en elle tutulur hale gelirler.

 

“Tanrı Sizinle Nasıl İletişim Kurar?” (Quora)


Hayatımızın anlamı ve amacı hakkındaki düşünceler, Yaradan’ın bizi bir diyaloğa davet etme şeklidir.

Bu düşünceler, özel bir teslimatı bize bildirmek için kapımızı çalan kuryeler gibidirler.

Bizim yapmamız gereken sadece kapılarımızı açmak, paketleri kabul etmek, onları ambalajlarından çıkarmak ve içeriklerinden onları göndereni tanımak ve onlara nasıl yanıt vermemiz gerektiğini anlamaktır.

Birçoğumuz kapının sesini duyarız ama bekleriz, koltuklarımızda oturur, televizyon seyreder, telefonlarımıza bakar ve kuryelere paketleri kapının yanına bırakmalarını, onları daha sonra alacağımızı söyleriz.

Böyle bir tutum uyanışı yok eder ve kim bilir bir daha ne zaman kalbimizin kapılarının çalındığını hissedeceğiz?

Bu tür davetler aldığımızda, onları hemen hayata geçirmeliyiz. Paketleri açmak, Gönderici’nin adresini bulmak, O’nun en çok hangi özel teslimattan hoşlanacağını ve bu teslimatın karşılığını O’na nasıl gönderebileceğimizi hesaplamak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.

Engellerin Özünü Nasıl Anlayabiliriz?

Soru: Karşılaşılan tüm engellerde Yaradan’ı nasıl görebilirsiniz?

Cevap: Sizi sürekli bu koşulda tutması gereken bir grup ancak size bu konuda yardımcı olabilir.

Fakat size gelenleri nasıl deşifre edebilirsiniz? Bir engelle nasıl çalışabilirsiniz? Önce bu engeli inceliyoruz ve sonrasında kişi kendi içine doğru giriyor.

Neden çalıştaylar, söyleşiler, soru-cevaplar yapıyoruz ve makaleleri neden okuyoruz? Sonuçta, bütün bunlar bizim tüm çalışmamızı tanımlamaktadır. Elbette insan çeşitli koşullardan geçtiği zaman, bunun daha önce hayal bile etmediği bir şey olduğunu anlamaya başlar.

Ancak daha sonra, her yeni koşuldaki birincil kaynakları okuyarak, bunun ne hakkında olduğunu anlamaya başlar. Bu hep daha sonradır, bunu önceden hissetmez ve sonra onlarda yazılanların gerçekten olduğunu görür.

Bu en yüksek psikolojidir, bir sonraki seviyeye, bir sonraki boyuta kademeli, yumuşak bir geçiştir. Yoksa doğanın genellikle yaptığı şeyi mi yapmasını istersiniz? Yani bir tür ölür ve yerine başka bir tür gelir. Bu böyle de olabilir. Bugün biz bir seçimle karşı karşıyayız.

Soru: Neden her şeyi hemen değil de daha sonra anlamaya ve fark etmeye başlıyoruz?

Cevap: Eğer önceden bilseydiniz, egoistçe onun peşine düşmek isterdiniz. Bu nasıl mümkün olabilir?! Ve şimdi, yeni düşünceleriniz ve zihninizle anlıyorsunuz. Eskiden de aynı şeyi okuyordunuz ama şimdi onu yeni bir şekilde hissediyorsunuz çünkü içinizde yeni özellikler, yeni algılayıcılar, yeni duyumlar, değerlendirmeler ve içsel boyutlar doğdu. Kendinizi yeni bir seviyeden incelemeye başlıyorsunuz.

Bir Erkek ve Bir Kadın – Yaradan ve Yaratılan

Soru: Yaradan ve yaratılan ile karşılaştırıldığında, erkek ve kadın ilişkisi arasında ne gibi paralellikler kurulabilir?

Cevap: Yaradan ile yaratılan arasında var olan tüm hareketler, bağlar, yakınlaşmalar ve uzaklaşmalar, kadın ile erkek arasında gerçekleşir çünkü maneviyattaki bu durumlar, dünyamızdaki cinsiyet ayrımının kaynağıdır.

Başlangıçta ne dünya vardı, ne insanlık, ne de insanlar arasında ayrım. Bunlar tam olarak Yaradan yaratılanı yarattığı için ortaya çıktılar – Yaradan’dan alan bir şey.

Yaradan, yaratıcı ve gelişen eril bir güç olarak kabul edilir. Yaratılan, gelişmesiyle Yaradan’ın algısına ve O’nunla bir olma arzusuna ulaşan, alan, çoğalan ve genişleyen dişi bir güçtür. Bu yaratılış amacının içindedir.

Bedensel dünyada, biyolojik protein bedenlerimizde, bu dünyevi seviyede gerçekleşir. Protein seviyesindeki doğru uygulama aynı zamanda tüm yaratılışın tüm seviyelerinde, doğru duruma gelebilmesi için de gereklidir. Bu birlikteliğin ötesinde hiçbir şey yoktur.

Bu nedenle Kabala, güçlerdeki bu birliği inceler ve doğada her seviyede – insanlar arasında, doğanın parçaları arasında ve insan toplumunda – olan her şeyi ve bir kişinin her türlü politik, ekonomik, ticari, aile ve diğer sistemleri kendi doğasına göre yarattığını anlar.

Kabala, evrensel bir bilgeliktir çünkü en evrensel şeylerle çalışır: iki güç, Yaradan ve yaratılan. Bunların bir hiyerarşi aracılığıyla yavaş yavaş dört dünyaya nasıl indiklerini, dünyamızı nasıl oluşturduklarını ve onun içinde aynı farkındalığa nasıl ulaştıklarını açıklar. Her şey çok basittir.