Category Archives: Tora

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 63

Tora’ya Neden “Tanrı’nın İsimleri” Denir?

“Tanrı’nın isimleri” ışığın kabı nasıl giydirdiğini ve kabın ışığın niteliklerini nasıl deneyimlediğini ifade eder. Örneğin, “O merhametli olduğu için siz de merhametli olmalısınız” sözüyle ilgili olarak, eğer kendimizi merhametli olmak için ıslah edersek, o zaman Yaradan’ı da merhametli olarak hissederiz. Buna kutsal ismi , “Merhametli”yi edinmek veya onu ifşa etmek denir.

Tora, Yaradan’ı deneyimlememizi sağlayan içimizdeki ışıklardan oluşur. Yaradan ışığın bütünüdür ve biz bu bütünlüğü ıslah derecemize göre aşamalı olarak alırız.

Eğer Tora’nın tamamını – tüm ışıkları birlikte – alırsak, Yaradan’ın bütünlüğünü hisseder ve O’nu tam ve bütün olarak deneyimleriz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 236

Soru: Her alma arzusu, Tora’nın harflerini aldığımız ışığın geri çekilmesinden kaynaklanan bir Reşimo’dur [manevi kayıt]. Bu bir tatmin duygusu mu yoksa Yaradan’a yaklaşmaktan kaynaklanan yeni bir boşluk duygusu mu?

Cevap: Bence bu, kişinin üzerine baskı yapan ve onu Yaradan’a doğru iten bir boşluktur.

Soru: İsrail halkı, Sina Dağı’nda toplandığında tek bir niyetleri ve tek bir düşünceleri olduğu söylenir. Bu, Tora’yı almadan önce bile niyet ve düşüncede birleştiğimiz anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır, Tora’yı almadan önce niyet ve düşüncede birleşemeyiz.

Ancak bu zaten ileriye doğru atılmış bir adımdır. İnsanlar, Yaradan’ın onları nasıl ıslah ettiğini ve nasıl yavaş yavaş birbirlerine yaklaşarak tek bir beden, tek bir kalp haline geldiklerini hissetmeye başlarlar.

Islah Gücünü Alma Bayramı

Soru: Tora’nın verilmesiyle özünde ne aldık?

Cevap: Tora’nın verilişinde, tek kalpte tek adam olmayı derinden arzuladık. Ama aynı zamanda aramızda ifşa olan egoizmin dağı, nefret dağının etrafında durduk. Kendimizi ondan kurtarmak ve karşılıklı sevgiye ulaşmak istediğimiz için Tora’yı aldık.

Eğer aramızda çok fazla sürtüşme yoksa, o zaman aramızdaki ilişkileri düzelten güç olan Tora’ya ihtiyacımız yoktur. Fakat bugünkü İsrail topluluğunda olduğu gibi birbirimize karşı, karşılıklı nefret ve ayrılık keşfedersek, o zaman ıslah gücü anlamına gelen Tora’ya ihtiyacımız vardır. İşte bu yüzden binlerce yıldır gizli olan Kabala bilgeliği şimdi ifşa oluyor.

Kabala tam olarak bugün ifşa oluyor çünkü onsuz idare edemeyeceğimiz bir duruma ulaştık. Islah eden güce olan ihtiyacımızı hissetmek için, karşılıklı tüm nefretimizi ifşa etmeliyiz. Nefret açıkça ifşa olana dek, Tora’ya ihtiyaç yoktur.

Bu yüzden şöyle denir: “Kötü eğilimi ben yarattım”, yani kötü eğilimimizi ve başkalarına karşı egoist tutumumuzu ifşa ederiz ve sonra onu düzeltmek için Tora’ya ihtiyaç duyarız. Bu nedenle Tora, nefret dağı olan Sina Dağı’nda verilmiştir.

Soru: Sina Dağı’nda, İsrail halkı tek bir ulus gibi mi hissetti?

Cevap: Sina Dağı’nda kendimizi henüz tek bir ulus olarak hissetmedik, ancak buna gelmeye hazırdık. Herkese soruldu: “Birleşmeyi kabul ediyor musunuz, yoksa burası sizin mezar yeriniz mi olacak?”

Soru: Bugünün İsrail topluluğu birliğe doğru en ufak bir dürtü bile olmayacak kadar parçalanmışsa ne yapabiliriz?

Cevap: İşte tam da bu yüzden Kabala bilgeliği gizlilikten çıkıyor ve İsrail halkına görevlerinin ne olduğunu açıklıyor. Aksi takdirde bu topraklarda var olma hakkımız olmayacak. Sina Dağı’nda ilan edilen On Emir tam da şimdi yeniden son derece önemli hale geliyor.

Ne de olsa, fiziksel olarak İsrail Topraklarına geri döndük ve üzerinde bağımsız bir Yahudi devletini yeniden kurma fırsatını elde ettik. Aramızda her geçen gün daha da büyüyen bölünme ve nefret karşısında, ıslah gücüne ihtiyacımız olduğunu anlamaya başlıyoruz.

Yaradan’ın Işığını Kabul Etmeyi Seçin

Tora’mızın verildiği zaman olan Şavuot bayramı yaklaşıyor. Yaradan’ın kalpte kıyafetlendiğini, yani o zaman Tora’nın tüm İsrail’den her bir kişinin kalbinde kıyafetlendiğini kasteder (RABAŞ, Mektup No. 52).

Tora kişinin kalbinde kıyafetlendirilir yani kişi bu günlerde, Yaradan’la diğer zamanlarda deneyimlenmeyen bir bağ olduğunu hisseder. Bu günlerde, Yaradan halkına yaklaşır ve herkes bunun bir bayram olduğunu hisseder.

Eğer bayramı hissetmiyorsak, o zaman Yaradan’ın halkının içinde yaşadığını hissetmek için kalplerimizi açmalı ve bu günlerde edinilebilecekleri almalıyız. Eğer bayram çok az hissediliyorsa, bayrama hazırlığımızda, yani Tora’yı almaya hazır oluşumuzda neyin eksik olduğunu incelemeliyiz.

Tora kendini kalpte kıyafetlendirdiğinde ve kişi Tora’nın ışığını içinde hissettiğinde, Tora’yı bu içsel giysiye göre yerine getirmeye başlar. Yani, Yaradan’ın arzusu kişinin kalbine girer ve artık kalbin kendisi, kişiyi Tora’yı sevgi ve sevinçle yerine getirmeye zorlar.

Pesah’tan Şavuot’a kadar tüm günler boyunca kendimizi Tora’yı almaya hazırlarsak, o zaman bu bayramda onu kabul etmeye hazır oluruz. Başlangıçta insan kalbi egoisttir, ancak kişinin içinden geçtiği koşullarla dönüşür ve nihayetinde Yaradan’ın ondan talep ettiklerine yaklaşır. Tora’nın kişinin kalbinde kendini kıyafetlendirmesinin anlamı budur.

Kişinin Tora’yı almaya hazır olduğunun işareti, kişinin kalbini açmaya ve Yaradan’ın kalbine nasıl yerleştiğini hissetmek için kendisine gelen tüm ışığı almaya istekli olmasıdır.

İnsanlar, Sina Dağı’nın eteklerinde toplandıklarında, Yaradan’ın onlara bir koşul sunduğu söylenir: ya Tora’yı kabul edersiniz ya da burası sizin mezarınız olur. Başka bir deyişle, önlerine bir seçim konur: ya Yaradan’a bağlanırsınız ya da ayrılık içinde kalırsınız; seçim yapma zamanıdır. Ve biz birliği ve bağı seçeriz ve bu karar sayesinde bayram gelir!

Yaradan’ın İşçileri Olun

Soru: Yaradan şöyle diyor: “Beni bırakın ama Tora’nızı hatırlayın.” Ve siz de sürekli O’na dönmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. Bu çelişki içinde nasıl hareket edebiliriz?

Cevap: Bu bir çelişki değil “Beni bırakın ve Tora’yı çalışın” demek ıslah üzerinde çalışmak demektir. Eğer ıslahtan Yaradan’a dönerseniz, bu iyidir. Ama sadece daha iyi hissetmek için bir şeyler istemeye başlarsanız, o zaman sadece kötü hissedersiniz.

Yaradan her şeye tepki verir. Her şeyden önce, bu bizim var olduğumuz alandır. Tanrı O’nu bir tür varlık olarak hayal etmemizi yasaklamıştır. Bu alan, içinde var olduğumuz sınırsız, sonsuz bir hacimdir. Bir şeyi isteyip istemediğinize ya da bilinçli olarak arzu edip etmediğinize bakmaksızın her şeye tepki verir.

Her şeyden önce, hissettiğiniz her şey, bu alan tarafından sizde uyandırılır ve sizin orada olmadığınız iddia edilir. Tüm yaşamımız, hem maddesel hem de manevi, %99 Yaradan’ın bizde yarattığı etkiye tepki vermekten ibarettir, başka bir şey değil.

Bize kalan tek şey, O’ndan, Kendisini bu çalışmaya dahil etmesini istemektir. Bu yüzden buna Yaradan’ın çalışması (Avodat HaShem) denir. Ve sonra, elimizden geldiğince ona katılırız.

Tüm çalışmamız, tam olarak kişinin bilinçli bir şekilde Yaradan’ın çalışmasına katılmasından oluşur. Zaten her şeyi bilinçsizce yaparız. O’nun tarafından olmayan hiçbir şey yapılmaz. Biz sadece buna bilinçli olarak katılmak isteriz.

Bu yüzden bizlere, Yaradan’ın işçileri denir yani O’nun eylemlerinde yer almak isteriz. Aksi takdirde, O yine de harekete geçecek ve biz de her şekilde hareket edeceğiz. Bu nedenle, içimizde öyle duygular geliştirmeliyiz ki Yaradan’ın eylemlerini hissedebilelim.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 51

Tora’ın Alınması Nedir?

Tora, ruhu sonsuza dek dolduran genel ışıktır. Bu ışığa “Yaradan” denir, çünkü kap Yaradan’ı bu ışık aracılığıyla deneyimler. Kabın dışında Yaradan algılanamaz.

Tora, kolektif ruhun içinde 613 parçaya veya 600.000 parçaya bölünen bu ışıktır. Mitzvotlar her bir parçanın ıslah edilmesidir.

Son halinde, ıslahın sonunda (Gimar Tikkun), kap her bir parçasını dolduran özel ışıkla ve kolektif ıslah için belirlenen genel ışıkla mükemmel bir şekilde hizalanır. Buna “İsrail, Tora ve Yaradan birdir” denir.

Şamati , “Manevi Çalışmada Tora’nın Sağladığı Yardım” Üzerine Kısa Düşünceler

Tora’nın sağladığı yardım olarak adlandırılan ve kişiyi manevi yolda güçlendiren araçlar şunlardır: iyi bir ruh hali, ilham, yükselmiş bir ruh, günlük rutin, dostların desteği, çeşitli sorumluluklar.

Tüm bunları kendi etrafımda organize ediyorum, böylece sürekli olarak manevi yolda ilerlemeyi arzuluyorum. Ve eğer aniden bunu arzulamazsam, o zaman en azından kendimi mecbur hissediyorum, bir şey yapmadığım için utanıyorum ve grup tarafından baskı altına alınıyorum.

Etrafımda bunun gibi her türlü destek sistemi yaratıyorum, böylece beni tutuyorlar, kaçmama izin vermiyorlar ve beni zorluyorlar, böylece her dakika fayda sağlamaya ve çaba göstermeye çalışıyorum. Ve hiçbir zaman çaba gösterip karşılık alamadığım olmuyor. Sadece bazen yanıt o kadar içsel seviyelerde gelir ki, ifşa olana kadar henüz hissetmem.

Ancak sürekli ve ısrarla çaba göstermeliyiz, “Kuruş kuruş birikerek büyük bir servete dönüşür” denildiği gibi; bunu göz ardı etmemeliyiz. Sıçramalarla değil, en küçük, en ayrıntılı eylemlerle ilerleriz.

Tora’nın İçsel Kısmına Dönüş

Günümüzde dünyanın ıslahı İsrail ulusuyla, özellikle de Tora ile meşgul olan ve onun dışsal kısmının çalışmasını içsel kısmıyla değiştirenlerle başlar. 

Birinci ve İkinci Tapınak’ın yıkılmasından önce, insanlar Tora’nın sadece içsel kısmıyla ilgileniyorlardı, yani her insan ruhunun “inceliği” sayesinde manevi dünya hakkında bilgi sahibiydi. Ve Yaradan ile diğerlerinden daha derin ve yüksek bir bağ içinde olan peygamberler, ulusun manevi liderleri olarak hizmet ettiler.

Ancak yıkım gerçekleştiğinde ve peygamberler insanların arasından kaybolduğunda, bilgeler dönemi başladı. İnsanlar içsel eylemler yerine dışsal eylemlerle meşgul olmaya başladılar ve bu durum günümüze kadar devam etti.

 

Zohar Kitabına Giriş’in son kısmında Baal HaSulam, artık Tora’nın dışsal kısmından içsel kısmına dönmek ve bizi bir zamanlar kaybettiğimiz karşılıklı garantiye (Arvut) ulaştırabilecek eylemlerde bulunmak gerekliliğini yazar. Bu, birinci ve ikinci tapınakların yıkılması olarak bahsedilen şeydir.

Eğer, ışığı bizi karşılıklı garantiye götüren Tora’nın içsel kısmına dönersek, kendimizi ıslah eder ve Tora’yı, üst ışığı almaya layık oluruz.

O zaman, bu bizimle gerçekleşeceği için, tüm uluslar bize katılacaktır, zira sürgünlerden sonra öyle bir ruh karışımı oldu ki, bugün küçük “ince” kısım dışsal olanı içsel olanla değiştirir ve karşılıklı garantiye ulaşmayı ve Tora’yı almayı hak ederse, daha sonra tüm dünya katılabilecek ve bu “ince” kısım aracılığıyla karşılıklı garanti koşuluna göre ıslah eden ışığı alabilecektir. Ve o zaman üst ışık, Yaradan, tüm ruhların içinde ikamet edecektir.

Buradan, prensibin değişmeden kaldığını görüyoruz: üst kuvvet, form eşitliğine göre “ince” kısım üzerinde etki eder ve “ince” kısım “kaba” kısımla karışır ve ardından karşılıklı ihsan meydana gelir.

Bunlar basittir. Genel olarak, tüm Tora’da, tüm Kabala’da, tüm realitede çok basit bir yasa vardır. Ve tam da bu basitliğinden dolayı onu algılamak bizim için çok zordur. 

Basitliğiyle bizden çok uzaktır, çünkü ihsan ederken basittir, alırken değil.

Neden Tora’ya İhtiyaç Duyarız?

Sürekli olarak tek bir temel ilke, Arvut (karşılıklı garanti) ilkesi üzerinde çalışmalıyız. Atalarımız da bunun üzerinde çalıştılar, ancak Aviut (bayağılık) seviyeleri gereği özel bir yöntem olan Tora’ya gerek yoktu.

Onların yöntemi basitti. Onlar bunun böyle olduğunu anladılar ve ruhlarının saflığıyla, tıpkı doğada yaşayan bir Bedevi’nin, doğayı tamamen hissettiği ve binlerce kilometre ötedeki şeyleri duyumsadığı gibi üst olanı hissettiler. Bu sadece yaratılışla olan doğal bir bağdı. Ancak egoizm büyüdüğünde, bir yöntem ve araçlar gerekli hale gelir.

Bu yöntem nedir? Tora aslında ne hakkındadır? Atalarımızın sahip olduğu aynı bağa, ancak farklı bir alma arzusu düzeyinde, nasıl ulaşacağımızı öğretir. Bu arzu büyüdükçe daha fazla eyleme, ayrıca bireysel çabaya ve tüm grubun kolektif çalışmasına ihtiyaç duyulur.

Ataların kendi aralarında Arvut üzerinde çalışmasına gerek yoktu. Onlar için bu, bir annenin çocuğuna olan sevgisi gibi doğal olarak geldi. Bu gereklilik, Yaradan’ın ifşasıyla açıkça ortadaydı; var olmanın başka bir yolu yoktu.

Ancak alma arzusu bir kez ortaya çıktığında, her şey değişir. Aviut (bayağılık) artar ve herkes birbirinden uzaklaşır. Bu ayrılığın üstesinden gelmek için çeşitli yöntemler, araçlar, çabalar ve öğrenme gereklidir.

Karanlık, Yaradan’ın Ters Işığıdır

Ve Mısır diyarında bir köle olduğunu ve Tanrın Rab’bin seni oradan kudretli bir el ve uzanmış bir kolla çıkardığını hatırlayacaksın; bu nedenle, Tanrın Rab, sana Şabat gününü tutmanı emretti. (Tora, Tesniye 5:15).

Tora’nın her bölümü, bir insanın manevi dünyaların dereceleri boyunca “İsrail toprakları” adı verilen seviyeye doğru kademeli olarak yükselişini anlatır. Tora’nın yasaları her ne kadar kendilerini tekrar ediyor gibi görünse de her seferinde yeni manevi seviyelerden bahsederler ve bu nedenle tamamen farklı algılanırlar.

Tüm manevi çalışma, İsrail halkının bilinçsiz bir durumdan Yaradan’la olan ilişkisinde, yani O’nunla bağa, O’nun ifşasına yönelik arzuyla ilgili olarak gerçekte nerede olduklarının farkındalığına yükseldiklerinde ilk kez deneyimledikleri sürgünle ilgilidir.

Bu duruma Eretz İsrail, – “İsrail toprağı” denir. “Eretz” arzu (Ratzon) anlamına gelir ve “İsrail” Yashar-Kel – Yaradan’a doğru anlamına gelir. Bu, Yaradan’ı ifşa etmeyi, O’nunla canlı bir bağ kurmayı, tıpkı şu anda birbirimizi hissettiğimiz gibi O’nu doğrudan hissedebilmeyi amaçlayan arzudur.

Aslında, bu his çok daha canlı ve yoğundur. Bu tam olarak ona zıt olan duygudan; tam bir kopukluk, anlayışsızlık, cehalet ve maneviyat arzusu eksikliğinden doğar. “Mısır’ın karanlığı” veya “Mısır sürgünü” olarak bilinen bu durum, dünyamızdaki sıradan bir insan için tipik değildir, çünkü ortalama bir insan bir şeyden uzak olduğunu veya ifşa etmesi gereken bir şey olduğunu hissetmez.

Mısır, Yaradan’ın parladığı bir koşuldur, ancak O ters ışıkla parlar. Anlayış, aydınlanma, edinim, sevgi ve sıcaklık uyandırmak yerine; O, karanlık, kafa karışıklığı, reddedilme ve değersizlik duygusu meydana getirerek bizi ters tarafından etkiler.

Bu nedenle, karanlık aynı zamanda Yaradan’ın yukarıdan etkisinin bir biçimidir ve Yaradan’a zıt olduğunuzu hissetmek ve anlamak için çok fazla içsel çalışma gereklidir.

Örneğin, annem bir jinekologdu ve uzun yıllar tıp alanında bilimsel araştırmalar yaptı. Akşamları koşullarını babamla paylaşırdı ve karanlıkla, anlayış eksikliğiyle, insan bedenindeki bazı dönüşümlerin ardındaki anlamı, yöntemi, mekanizmayı bulma arzusu ile yanıp tutuşurdu. O zamanlar 12 ya da 13 yaşındaydım, ama o zaman bile, birinin böyle bir arayış tarafından nasıl tüketilebileceğini görebiliyordum.

İşte bu yüzden, karanlığı gerçekten hissetmek için kişi derinden ve ısrarla çalışmalıdır. Bu tür insanlar, üzerlerine uzaktan parlayan ancak henüz onları doldurmayan ışığın oluşturduğu içsel bir boşlukla karakterize edilir. Bu sadece, ileride ortaya çıkacağı kabı hazırlar. Ve böylece, onlar ararlar.