Category Archives: Tora

Manevi Yolda Yaradan Ve Tora

Soru: Kişi manevi yolda “Yaradan” ve “Tora” kavramlarını nasıl tasavvur edebilir?

Cevap: Tora, bizi ıslah eden ve ardından bizi dolduran ışığın tamamıdır.

Baal HaSulam, “Zohar Kitabı’na Giriş”te şöyle yazar: O Partzuf’taki 613 organın her biri, kendine özgü bir şekilde, bağımsız bir Partzuf olarak, tam olarak parlar. O zaman, her bir Mitzva’yı gerçek niyetine göre yerine getirme olanağı onun önünde açılır, çünkü Partzuf Neşama’daki her organ, o organla ilişkili her bir Mitzva’nın yollarını aydınlatır.

Bu ışıkların muazzam gücü sayesinde, kişi alma arzusunun konuşan kısmını arındırır ve onu ihsan etme arzusuna dönüştürür.

O, arzularımızın 613 parçadan oluştuğunu, tamamen egoist ve kırık olduğunu açıklıyor. Bu kırık arzular, talebimizle ve birbirimizle bağ kurma çabalarımızla düzeltilir çünkü onlar, iplikler gibi bizi birbirimize, her birimizi diğer herkesle bağlar.

Bunlar, “Tora’nın 613 ışığı” olarak adlandırılan, 613 ışığın yardımıyla ıslah edilir. Ve bu 613 arzuyu ıslah ettiğimde, onlar başka bir kişinin aynı 613 arzusuyla bağ kurarlar. Anlaşılan o ki hepimizin, her bir kişinin 613 arzusu, ipliğiyle, diğerleriyle bağlıyız ve ortak bir karşılıklı ihsan etme ağı ortaya çıkıyor.

Benim 613 arzum, her bir kişideki ve herkesteki 613 arzuyu fak eder ve anlar ve herkese ihsan etmek için herkesle birleşir. Ve sonra tüm ışık, herkesi doldurmak istediğim tüm doyum içimden geçer!

Hepimizi doldurmak için ifşa olan ortak ışığa Yaradan (Bo-Reh) denir yani O’nun, Kendini senin içinde nasıl kıyafetlendirdiğini “gel ve gör”.

Dolayısıyla, 613 ıslah olmamış arzuya sahibimdir ve bunları ıslah etmek için 613 ıslah eden ışığa ihtiyacım vardır; bunlara Tora yani “kaynağa dönen ışık” denir. Ve sonra Yaradan, benim bu ıslah edilmiş arzularım içinde kıyafetlenir ve aramızdaki bağda Kendisini ifşa eder.

Görünen o ki İsrail (ıslah olmamış arzular), Tora (bu arzuları ıslah eden ışık) ve tüm bu sistem içinde kıyafetlenen Yaradan, tek bir bütün halinde birleşir.

Ruhlar Sistemi


Bir zamanlar, maneviyatı edinmek isteyen insanlar, egoist arzularını kırmak ve yeni, ihsan eden bir doğaya kavuşmak için, bedenlerini kısıtlamalara ve acılara maruz bırakmak zorundaydılar. Mişnah’ın ataları ve bilgeleri döneminde de durum böyleydi.

Ancak daha sonra Talmud dönemi geldi ve o dönemin bilgeleri, Kabalistleri, manevi çalışmalarıyla doğamızı almaktan ihsan etmeye dönüştürme koşulunu değiştirdiler.

Her dönem, ortak ruhlar sistemine kendi ıslah olmuş kısmını kattı. Sonuç olarak, sistem kısmen ıslah edilmiş hale geldi ve içindeki diğer tüm ruhlar, yani henüz ıslah olmamış olanlar, ıslah olmuş kısımdan yardım alabilirler. Artık bedenimize eziyet edip onu sınırlamamıza gerek yok, muazzam egoizmimizle de bunu başaramayız.

Ancak Talmud bilgeleri yolumuzu kolaylaştırmıştır, aksi takdirde bedeni zorlu bir yaşamla işkence ederek kırılması gereken egoist arzunun o kısmını, artık ıslah eden ışıkla ıslah edebiliriz.

Atalarımız ve Mişnah bilgeleri kendilerini iki eylemle ıslah ettiler: bedenin acı çekmesi ve Tora’nın ışığını çekmek. Ancak Talmud bilgeleri sistemi öyle ıslah ettiler ki, böylece bizler bedensel acı yerine, onu aynı Tora’nın ışığıyla ıslah edebiliriz.

Bizim zamanımız için bu çok önemlidir, zira bugün kim modern medeniyetin tüm kazanımlarından vazgeçebilir ki? Talmud Kabalistleri kendilerini ıslah ettiler, ortak sisteme dahil oldular ve sistemin ıslah edilmiş kısmı daha büyük hale geldi.

Her ne kadar doğuştan ıslah olmamış ve kötü olsam da, kendimi onu ayakta tutan birçok ıslah olmuş parçadan oluşan bir sistemin içinde bulurum ve eğer ıslah olmak istersem, yardım isteyebileceğim ve onlarla birleşebileceğim bir yere sahibimdir!

Artık bu sadece bana bağlıdır!

İhsan Etmek, Zorlama Değildir

Dolayısıyla, ulusun tüm üyeleri hemfikir olur olmaz Tora onlara anında verildi, çünkü artık onu yerine getirebilirlerdi. Ancak tam bir ulus haline gelmeden önce ve özellikle de bu topraklarda benzersiz olan atalarının zamanında, Tora’yı arzu edilen biçimiyle yerine getirme niteliğine sahip değillerdi, çünkü az sayıda kişiyle, insan ile insan arasındaki Mitzvot’a, “Dostunu kendin gibi sev” derecesine varacak kadar başlamak bile imkânsızdır… Bu nedenle Tora onlara verilmemişti. (Baal HaSulam, “Matan Torah [Tora’nın Verilmesi]”).

Ataların Tora’sı ile Mısır sürgünü dönemindeki Tora arasında bir ayrım yapılmalıdır. Mısır’da egoizm Firavun seviyesine kadar büyüdü ve kaynağa geri dönen ışıkla ıslah edilmesi gerekiyordu. Ancak ataların zamanında ifşa olan arzular çok saftı ve bu ışığa ihtiyaç duymuyordu.

Daha sonra bile, Talmud bilgelerinin dönemine kadar geçen neredeyse bin yıl boyunca, insan kişisel zevklerden arınmak ve Tora’ya emek vererek arzularını alçaltmak zorundaydı. Yalnızca Talmud bilgelerinin yaptığı ıslahlar sayesinde, kaynağa geri dönen ışığı (ıslah eden ışığı) getiren ortak bir çalışma yapmamız yeterlidir.

Her halükarda, atalarımızın ıslah biçimi bizimkinden farklıydı. Gelişimimizin mevcut aşamasında, “komşunu kendin gibi sev” ilkesini edinmeliyiz ve bu, Tora’nın yani Kabalistik metodun nasıl uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koyar. Zohar Kitabı’na Önsöz’ün sonunda Baal HaSulam, bunun öncelikle İsrail halkı içinde, ardından tüm dünyada gerçekleştirilmesi gerektiğini açıklar.

Kabalistik metodun uygulanması, birbirini destekleyen ve birbirinin garantörü olan çok sayıda insan arasında mümkündür. Herkes diğerleriyle ilgilenmekle yükümlüdür ve o zaman kişi kendisi için endişelenmez. Zira en temel ihtiyaçlarını bile başkaları onunla ilgilendiği için karşılar. Sonuç olarak kişi, egoist arzularından tamamen kopar ve ona bir kısıtlama uygular.

Bu kısıtlama, zorlayıcı metotlara veya kendi kendini zorlamaya dayanmaz. Bu, kendimi lezzetli bir pasta dilimi yemekten alıkoymak anlamına gelmez. Bu bir kısıtlama değil, bir diyet olurdu. Burada sözünü ettiğimiz şey, ışığın eylemidir: ışık, gözümde ihsan etmeyi almanın üstüne çıkarır ve o zaman ben egoistçe hiçbir şeyi alamam. İçimde alma arzusu kalır, fakat onun üzerinde ihsan etme arzusu hüküm sürer.

Erdemlilerin Eylemleri

Soru: Tora’yı, Yaradan’dan kopmamak, O’na bağlı olmak niyetiyle çalışmamız ne anlama gelmektedir?

Cevap: Bizler her şeyi yapabiliriz, ancak hepimizin içinde var olduğu evrende bir güç vardır. Bu güçten, içimizde değişiklikler almak istiyorsak, o zaman üst ışığın üzerimizde etkisini yaratabilecek böyle bir eylem hayal ederiz ve sonra değişiriz. Niyetlerimiz değişir, eylemlerimizden beklediğimiz şey değişir. Erdemlilerin eylemlerinin getirdiği değişiklikler bunlardır.

İhsan etme niyeti, kendiniz için hiçbir şey istememeniz, yalnızca Yaradan rızası için hareket etmek istemeniz anlamına gelir. Hiçbirimizin böyle bir niyeti olmadığı açıktır. Ancak TES’te (On Sefirot’un Çalışılması) söylendiği gibi, bu ışığı ve bizi ıslah edecek bu gücü çekebiliriz. O zaman, böyle bir fırsat olarak gördüğümüz şeyde, Yaradan rızası için hareket etme niyetine sahip olacağız.

İyi İşlerin Işığı

Bu böyledir çünkü her varlık için, kendi bedeni dışındaki her şeyin gerçek dışı ve boş olarak görülmesi doğal bir yasadır.

Ve kişinin bir başkasını sevmek için yaptığı her hareket, yansıyan ışıkla ve sonunda ona geri dönecek ve kendi yararına ona hizmet edecek bir ödülle gerçekleştirilir. Dolayısıyla, böyle bir eylem “başkalarını sevme” olarak kabul edilemez çünkü sonu düşünülerek değerlendirilmiştir. Bu, ancak sonunda ödenen bir kira gibidir.

Ancak, kiralama eylemi, başkasını sevme olarak kabul edilmez.

Ancak, Yansıyan Işık kıvılcımı olmadan ya da karşılığında herhangi bir ödül umudu olmadan, sadece başkalarını sevme sonucu yapılan her hangi bir hareket, doğası gereği tamamen imkânsızdır. (Baal HaSulam, Matan Tora [Tora’nın Verilişi]).

Bu, bir kişinin başkalarına yönelik sözde ‘iyi işler’ yapmaya çalışmaması gerektiği anlamına gelir. Eğer bunu, kaynağa geri dönen ışığı çekmeden yaparsak, bu hâlâ aynı egoizmdir ve bizi ıslaha hiç yaklaştırmaz.

Her şeyden önce, ışığı çekmeye özen göstermeliyiz ve ancak o zaman, tam olarak onun yardımı ve gücüyle harekete geçmeliyiz. Eğer ışık olmadan hareket edersem, o zaman egoizmim tarafından yönlendirilirim ve sadece kendimi daha da karıştırırım ve ıslaha götüren doğru yoldan saparım.

Soru: Eğer bir şeyi bir başkasının yararına yapmak istersem, onun içinde ışık olup olmaması ne fark eder?

Cevap: Eğer sadece kendi içinizden hareket ediyorsanız, bu egoizminizin bir sonucudur. Böyle bir eylem dışarıdan çok iyi ve nazik görünse bile (herkese yardım ediyor ve hediyeler dağıtıyor olabilirsiniz), yine de çaba göstermeli ve enerji harcamalısınız. Bu, karşılığını almanız gerektiği anlamına gelir; aksi takdirde hiçbir şey yapamazsınız.

Enerjinin korunumu yasasına göre, harcadığınızı telafi etmeniz gerekir. Bu enerji ikmaline, başkalarına iyilik yaptığınız için aldığınız ödül denir.

Örneğin, şekerler dağıttınız ve karşılığında onlardan onur aldınız. Onur, sizin için şekerlerden daha değerlidir, bu yüzden iyi işler yaparsınız ve çalışmaya değer güzel bir bonus alırsınız. Kişinin haz alma arzusu içinde yapılan hesaplama budur.

Ama Tora’nın, ışığın gücü aracılığıyla iyi bir iş yaparsanız, o zaman kendinizi hiç düşünmezsiniz, sadece bunun dünyanın ıslahına ne kadar katkıda bulunduğunu düşünürsünüz, çünkü bu Yaradan’ın arzusudur. Bu nedenle, dünyayı ıslah etmek için her şeyi yaparsınız.

O zaman, eylemlerinizin faydasını yani onların Yaradan’a getirdikleri hazzı görmenize izin verilebilir. Bundan herhangi bir egoisttik haz almamanız, bunun yerine bu bilginin üzerine bir perde yerleştirmeniz ve ihsan etme uğruna niyet etmeniz koşuluyla bunu görmenize izin verilecektir.

Tora’nın Gizli Gücü

Soru: Yaradan ile yaratılış arasındaki bağı kuran ve bizim için kitaplar yazan büyük Kabalistlerin, “Tora” adı verilen bir metod yarattıklarını söyleyebilir miyiz?

Cevap: Bu büyük Kabalistler bizim için kitaplar yazdılar. Ama gerçekte bunlar kitap değil, Yaradan ile aralarındaki bağın bir ifşasıdır. Bize kâğıtlara yazılmış harfler ve kelimeler aracılığıyla, bu bağı kavramamız için bir fırsat verdiler ve bu şekilde biz de bu bağa katılabiliriz.

Sonuçta, kitap ve içinde yazan kelimeler nedir? Ben ne olduğunu bilmiyorum. Bu, bir bebeğin bir şeye dokunması gibidir. Kabalistler öyle bir düzen kurdular ki, bir kitaba temas ettiğimde ve onun aracılığıyla onlara bağlanmak istediğimde, onların birbirleriyle bağ kurarak yarattıkları bu gücü zaten kullanmaya başlıyorum.

Bunu yaparak Tora’yı yarattıkları doğrudur. Sonuçta, gerçekte Tora, tam da bu Kabalistler ve bizim için bu fırsatı hazırlayan özel ruhlar aracılığıyla, yani aralarındaki bağ sayesinde egoizmi ıslah etmek için verilmiştir. Eğer onlar harekete geçmemiş olsalardı, ıslahı başaramazdık, birbirimizle bağ kuramazdık, kaynağa dönen ışığı uyandıramazdık.

Sonuçta, basit bir fiziksel yasa işler: Eğer ihsan etme niteliğine sahipseniz, ışık üzerinize parlar; ihsan etme niteliğine sahip değilseniz, içinizde ışık yoktur.

Bu nedenle, Kabala bilgeliğini kitaplarda ifşa etmeden, onu çalışmadan, kişinin kaynağa geri dönen ışığı uyandıramayacağını anlamak gerekir. Kişi, güzel dünyasını inşa etmek isterken diğer insanlarla bağ kurabilir, ancak ışığın gücünü, ıslahın gücünü alamayacaktır. Kabalistlerin tavsiyelerine göre gerçek kitapları kullanan bir sisteme, bir grubu, anlayışı ve bir bağa bağlı olmalıdır. Aksi takdirde, ıslahı başarmak imkânsızdır.

İnsan Olmak İçin Burada Toplandık

Bizler, burada, Baal HaSulam’ın metodunu ve yolunu izlemeyi arzulayanlarla beraber, insan derecesine yükselip, bir hayvan gibi kalmamak için bir grup oluşturmak üzere toplandık. (Rabaş, Makale No. 1, Bölüm 1, 1984 – Toplumun Amacı – 1)

Bu makaleden çıkarmamız gereken temel ilkeler şunlardır:

  1. Toplanmak ne demektir?
  2. Baal HaSulam’ın metodu nedir?
  3. İnsan derecesi nedir?
  4. İnsan, haz almak için mi yoksa Yaradan karşısında huşu için mi yaratıldı?
  5. Tüm bunlara ulaşmanın koşulu, Yaradan’la niteliklerin benzerliğidir.
  6. Alma arzusu kendi başına kötü değildir; bu, yaratılışın özüdür. “Kötü eğilim” (Yetzer Ra) denen şey, birleşmek istemeyişimiz, ruhun parçalarına (bireysel ruhlarımıza) ayrılışını ıslah etmeyi reddetmemizdir.
  7. Egoist arzuyu yok etmeyiz, yalnızca onun niyetini, kendim içinden, başkaları içine ıslah ederiz.
  8. Alma arzusunda, her zaman Yaradan’ın zıttıyız, fakat ihsan etme niyetinde O’na bağlanırız.
  9. Yaradan’la yapışma, O’nun niteliklerine benzemekle mümkündür. İhsan etme niyeti, grup içindeki çalışma ile elde edilir. Bu, hem ulaşılabilir hem de doğrulanabilir bir görevdir. İnşa ettiğimiz ortak ihsan etme arzusu, Yaradan’ın doldurduğu ortak ruhtur.
  10. İçinden geçtiğimiz her koşul, iki zıtlıktan oluşur ve ilerledikçe bu ikisi arasındaki uçurum büyür. Şunları ifşa ederim:
    • Değersizliğimin giderek artması
    • Amacın yüceliğinin giderek artması

Bunları tek bir noktada birleştirmeliyim ki, ruhlar arasındaki parçalanmayı öyle derinden hissedeyim ki, bu da üst ışığı beni ıslah etmesi için zorlasın. O zaman, ihsan etme, benimle başkaları arasında hüküm sürecektir.

Buna Tora’nınıslah ışığının – verilmesi denir.

Ve bundan sonra, Tora’nın vereni, başkalarına karşı ıslah olmuş tutumumuzun içinde, ortak manevi kap (Kli) içinde ifşa olur.

Tora Nedir?

Soru: Tora nedir?

Cevap: Tora, bizi ıslah eden, birbirimize bağlayan ve çeşitli tezahürleriyle bize gelen bir güçtür. Bu güç, bize kötülüğün farkına varmayı, onun ıslah edilmesini, iyilikle bağ kurmayı sağlar ve bize birliğin örneklerini gösterir; yani, bizim tüm ıslah sistemimiz Tora olarak adlandırılır.

Atzilut dünyasının ZA – Zer Anpin’ine Tora denir çünkü ben bu surete, bu sisteme benzemek için, Atzilut dünyasının Malhut’unda bulunan tüm ruhları, aralarındaki bağı, Atzilut dünyasının ZA’inin yapısına benzeyecek şekilde bir araya getirmeye çalışırım.

Bu durumda, Atzilut dünyasının Malhut’una dahil olan tüm ruhlar birleşir ve Atzilut dünyasının ZA ile, Yaradan ile yapışmaya (Zivug) girer. Aramızdaki bağı ve yapışmayı bu şekilde ifşa ederiz.

Her şey Atzilut dünyasının ZON’unda (ZA ve Nukva) olur, başlar ve biter. Atzilut dünyasının Malhut’u, ZA seviyesine ulaşana kadar yedi safhadan geçer, ona tam olarak benzerlik gösterir. Islahın sonunda, iki büyük ışık gibi olurlar.

Bu nedenle, Tora veya Yaradan olarak adlandırılan, Atzilut dünyasının ZA’ni, yapısı, gücü ve etkisiyle bize bir örnek teşkil eder.

Ve her şeyden önce, karanlıkta birbirimizle birleşmeye çalışmalı ve O’nun yardımına olan ihtiyacı ifşa etmeliyiz.

Birleşmek için gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen bunu yapamayacağımızı keşfettiğimizde, o zaman küçük çocuklar gibi ağlamaya ve O’ndan bir örnek, bir ıslah talep etmeye başlarız.

O zaman üstteki bize bir örnek gösterecek ve bize birleşme gücü verecektir. Ancak istek ve talebimiz sadece birbirimizle birleşme çabalarımızdan gelmelidir. Aksi takdirde, bir cevaba layık olmayacağız. Aksi takdirde, Malhut ile Atzilut dünyasının ZA arasında bir bağ içinde değiliz, Malhut’ta değiliz. Malhut sadece bağı hisseder.

Ve hepimiz aşağıda, BYA (Beriya, Yetzira, Asya) dünyalarındayız. Malhut’ta ise sadece Yaradan’ı ifşa etmek ve ihsan etme niteliğini edinmek için birbirimizle birleşme arzularımız bulunur.

Çifte Koruma

Bir Mitzva, uygulandığında korur ve kurtarır. Tora ise, uygulandığında da uygulanmadığında da korur ve kurtarır (Baal HaSulam, Şamati 6, “Çalışmada, Tora’dan Destek Nedir?”).

Bizler, hiçbir değişikliğin olmadığı üst ışık içinde var oluruz; daha ziyade tüm değişiklikler, sadece içimizde gerçekleşir. Kişinin ilerlemesi, tamamen çeşitli yollarla kendini üst ışığa ne kadar uyandırabildiğine bağlıdır.

Yani, çevre sayesinde ilerleme mümkündür. Kişi, bir dostunun hissettiklerini hissetmeye başlayabilirse, sürekli iyilik deneyimleyebilir. Yazıldığı gibi: “Komşunu kendin gibi sev, Tora’da büyük bir kuraldır”, zira bu sayede kişi Tora’ya yani üst ışığa ulaşır. O zaman kendisinin belirli eylemleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği önemli değildir, bu ışık onun üzerine parlayacak ve onu destekleyecektir.

Işık ile ilgili olarak kişinin iki manevi koşulu vardır: 1) Tora ve 2) Mitzva (emir).

Tora, kişinin ışığı aldığı tüm ruh sistemi ile genel olarak şu anda ulaştığı durumu ifade eder.

Mitzva, kişinin kendi durumunu inceleyerek ve ışığın kişinin arzularını egoistikten altruistik hale dönüştürmesini isteyerek kişisel durumunun ıslah edilmesi üzerinde çalışmayı ifade eder.

Bu iki durumun birleşiminden, kişi bir Mitzva yapıp yapmadığına ve Tora ile ilgilenip ilgilenmediğine bakılmaksızın dört olası fırsat ortaya çıkar.

Kişi şu anda bir Mitzva yapmıyor olabilir, yani kişisel ışığını alamıyor olabilir: kişi ilham almıyor, yükselmiyor ve ıslaha ve Yaradan’a doğru ilerlemeye çalışmıyor. Ancak Tora olarak adlandırılan genel aydınlanma hala onun üzerine parlamaktadır ve böyle bir durumda, o anda onun üzerine parlamayan Mitzva’tan elbette daha önemlidir.

Ya da tam tersi de geçerli olabilir: şu anda Mitzva’yı yerine getiriyor, bireysel Işığıyla çalışıyor. O zaman, Tora’nın ışığına sahip olup olmadığı daha az önemlidir, çünkü Mitzva o kadar güçlü parlar ki onu tamamen doldurur.

Başka bir deyişle, bir kişinin iki desteği vardır: Tora veya Mitzva. Ancak ikisine de sahip değilse, bu iki aydınlatmanın hiçbiri ona parlamıyorsa, maneviyattan tamamen kopar.

Mitzva’ya (kişisel bağlılık) sahip değilken, Tora olarak adlandırılan biraz ışık alıyorsa, kendini kötü olarak görür. Ancak ıslahı edinmek için kendi arzusu ortaya çıktığında, Mitzva’yı yerine getirdiğinde, Yaradan’ı, olumsuz durumlar için bile haklı çıkarmaya başlar ve onları ıslah eder. O zaman, o kişi erdemli olarak adlandırılır.

Bundan, Kabala bilgeliğinin temel ilkesini anlamamız gerekir: her şey yalnızca kişiye, yaratılan varlığa göre değerlendirilir, çünkü ışığın kendisi mutlak bir dinlenme içinde kalır. Ortak sisteme entegre olduğumuz için, başkalarıyla pasif bağımız aracılığıyla ondan ortak bir aydınlanma alırız. Bu ortak aydınlanma, Tora olarak adlandırılır.

Buna ek olarak, sistemle aktif bağımız ve içsel durumlar ve ıslahların değiş tokuşu yoluyla gelen kişisel ışık vardır. Buna Mitzva denir.

Kişinin sürekli olarak katılmaya çalıştığı bu iki süreç sayesinde, kişi manevi olarak ilerler ve bu yüzden bunlar, Tora’nın (ışığın) çalışmada verdiği yardım, destek olarak adlandırılır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 64

Tora’yı Tarihi Bir Hikâye Olarak Okumak Neden Yasaktır? Neden Tora’daki En Sert Yasak “Kendiniz İçin, Bir Put Veya Benzetme Yapmayın” Yasağıdır?

Eğer maneviyat yerine maddeselliği hayal edersek, o zaman maneviyatı edinemeyiz. Bu, Yaradan’a ya da dünyaya zarar vermez ama Tora’yı bir roman gibi okuyan, hayvani bir seviyede kalırız. Bu yasağın nedeni budur. Bu yüzden Tora’yı Yaradan’ın isimleri olarak görme zorunluluğu vardır, zira sadece bu yaklaşım bizi amaca götürür.

Musa, Tora’yı bir hikâye şeklinde yazmıştır çünkü ifade etmek istediği anlamı aktarabilecek başka bir dili yoktu. Diğer tüm yazı biçimleri (Haggadah, Midraş, Halacha ve Kabala dili) Musa’nın ifade etmeye çalıştığı tüm nüansları ve detayları ifade etmeyi çok daha zor, neredeyse imkânsız hale getirir. Bu nedenle, öykülerin ve mecazların dilini kullanmıştır.