Category Archives: Sevgi

Mutlak Sevgiye!

Soru: Başkalarına zarar vermeseydik hastalanmayacağımız doğru mu?

Cevap: Tabii ki! Hiçbir hastalık, hiçbir şey olmayacaktı. Her şeyin kökü budur.

Soru: Aynı zamanda, doğamız gereği bir başkasına iyilik yapmanın da imkânsız olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: İmkânsız.

Soru: O zaman lütfen bizi bu çıkmazdan kurtarın. Ne yapmalıyız?

Cevap: Peki, biraz hayal kuralım.

Farz edelim ki öyle bir virüs icat ettik ki, hepimizi bir şekilde “ısırdı” ve biz de birbirimizi en yakın akrabalarımız gibi hissetmeye başladık. Tıpkı kendilerini bir bütünün parçası gibi hisseden erkek ve kız kardeşler gibi.

Yorum: Yani, biz kendimiz bir şey yapamayız ama böyle bir virüs gelirse…

Cevabım: Belki de en azından bunu birazcık istemeyi başarabiliriz. Asıl görevimiz bu.

Bunun için öncelikle bugün kim olduğumuzu anlamalı ve var olan kötülüğü inkâr etmemeli, onunla uzlaşmamalıyız. Tamamen zıt bir niteliğin olabileceğini anlamaya çalışmalıyız. Çünkü doğada tüm nitelikler çiftler halinde, birbirine zıt olarak bulunur.

Eğer bunu gerçekten arzularsak, bu tersine dönüş başımıza gelebilir.

Soru: Ama bu olmak zorunda mı?

Cevap: Bence evet. Çünkü doğa her zaman iki zıt nitelikte kendini gösterir. Dolayısıyla şu anki durumumuzdan sonra kırılma noktasına ulaştığımızda dedikleri gibi bir tersine dönüş, bir nevi faz değişimi olacağını düşünüyorum.

Yorum: Ve her şeyin sevgiyle yaratıldığını ve sevgiye yol açması gerektiğini anlamaya başlayacağız.

Cevabım: Bu, bizim ötemizde yani bizim dışımızda gerçekleşecek. Bize öyle bir şekilde etki edecek ki, değişeceğiz, tamamen zıddımıza dönüşeceğiz: mutlak sevgiye.

“Seni Seviyorum” Romantik Değil

Soru: Sessiz, kasvetli hayatlar yaşayan erkekler hakkında birçok hikâye vardır. Aileleri olmasına rağmen, kasvetli ve uzak davranırlar. Kimseye nazik bir söz söylemezler, ancak ölüm döşeğinde eşlerine dönüp sonunda “Seni seviyorum” derler. Bununla ilgili ne söyleyebilirsiniz?

Cevap: Bir insan, ölümünden önce, gerçeklik dünyasından bir şeyler hissetmeye başlar.

Soru: Yani, sanki bir şey onun için aydınlanır mı?

Cevap: Sadece geleceğinin aydınlığı değil, aynı zamanda geçmişin egoizminden de kurtulur. Ölüm nedir? Her şeyden önce, egoizmimizin ölümüdür. Bundan sonra bir şey kazanıp kazanmayacağı ise başka bir sorudur.

Soru: Yani bu, sadece kendini düşünmek ile tamamen farklı başka bir alana adım atmak arasındaki bir sınır gibi mi? Ve burada küçük bir gerçeklik mi var?

Cevap: Küçük bir gerçeklik, ama onu kavramaya başladığımız yer burası ve yeni bir dünya açılır.

Soru: Peki bu “seni seviyorum” gerçeği mi?

Cevap: Evet, her şey orada başlar. Şimdiye kadar sevmediğinizi ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini fark etmenizle.

Soru: Yani o anda kendim için yaşadığımı, sadece kendimi sevdiğimi mi hissederim?

Cevap: Kesinlikle!

Soru: Peki bu son itiraf, ağlama, dua ne anlama geliyor?

Cevap: Kişi, egoizm içinde geçirdiği tüm hayatının gerçekten yanlış olduğunu fark eder. Ancak bunun tam tersini söyleyenler de vardır: “İçki iç, sigara iç, eğlen, hayattan alabileceğin her şeyi al.” Ben ciddiyim. Şunu duydum: “Hiçbir şeyi dikkate alma! Arzularını tatmin et.”

Yorum: Romantik bir “Seni seviyorum”dan birdenbire buna geçmek oldukça ilginç bir dönüşüm…

Cevabım: Bu romantik bir “seni seviyorum” değil. Bu kişinin gerçekten hissettiği şey. Romantik “sevmek-sevmemek” duygusu değil.

Soru: Bu gerçekten parıldayan gerçeklik mi?

Cevap: Evet.

Yorum: Ve az önce söylediğiniz, tam tersi olan…

Cevabım: Bu da gerçek, ama diğer tarafı.

Soru: “Seni seviyorum” un arkasında ne var?

Cevap: Kimin söylediğine bağlı.

Soru: Ama genel olarak, gerçekten, “Seni seviyorum” ifadesinin arkasında ne var?

Cevap: “Seni seviyorum” demek, kendime ait bir benliğim yokmuş gibi hissetmek ve varlığımın sadece seni doldurmak ve senin mutluluğunda sevinmek için olduğunu hissetmek istiyorum demektir.

Yaradan Hakkında Şok Edici Bir Söz

Yaradan’ın Kendisi yoktur.

Yorum: Bu açıklama herkesi şok ediyor.

Cevabım: Ama bu doğrudur! Kişi buna nasıl tepki verirse versin, bu onun bileceği iştir. Konuyu açıklığa kavuşturmalıyım. Yaradan’ın Kendisi yoktur. Var olan şey, sevgi ve ihsan etme niteliğini ifşa etmek için karşılıklı çabayla ortaya çıkan, başkalarıyla yakınlık duygusudur.

Soru: Yani bu duyguya Yaradan’ın ifşası mı diyorsunuz?

Cevap: Evet, Yaradan sevgidir. Ve bunun erkek, kadın, çocuklar arasındaki ilişkiyle hiçbir ilgisi yoktur, kim veya ne olduğu önemli değildir. Bu, sadece, benim dışımda algıladığım her şeyle bir ilişkidir.

Soru: Peki benim dışımda sadece sevgi olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: İçimde sevgi yok. Ama dışımda sevgi var mı?

Cevap: İçimde egoist, önceden belirlenmiş, üzerine çıkıp gerçek sevgiyi hissetmem gereken bir şey var.

İyi İşlerin Işığı

Bu böyledir çünkü her varlık için, kendi bedeni dışındaki her şeyin gerçek dışı ve boş olarak görülmesi doğal bir yasadır.

Ve kişinin bir başkasını sevmek için yaptığı her hareket, yansıyan ışıkla ve sonunda ona geri dönecek ve kendi yararına ona hizmet edecek bir ödülle gerçekleştirilir. Dolayısıyla, böyle bir eylem “başkalarını sevme” olarak kabul edilemez çünkü sonu düşünülerek değerlendirilmiştir. Bu, ancak sonunda ödenen bir kira gibidir.

Ancak, kiralama eylemi, başkasını sevme olarak kabul edilmez.

Ancak, Yansıyan Işık kıvılcımı olmadan ya da karşılığında herhangi bir ödül umudu olmadan, sadece başkalarını sevme sonucu yapılan her hangi bir hareket, doğası gereği tamamen imkânsızdır. (Baal HaSulam, Matan Tora [Tora’nın Verilişi]).

Bu, bir kişinin başkalarına yönelik sözde ‘iyi işler’ yapmaya çalışmaması gerektiği anlamına gelir. Eğer bunu, kaynağa geri dönen ışığı çekmeden yaparsak, bu hâlâ aynı egoizmdir ve bizi ıslaha hiç yaklaştırmaz.

Her şeyden önce, ışığı çekmeye özen göstermeliyiz ve ancak o zaman, tam olarak onun yardımı ve gücüyle harekete geçmeliyiz. Eğer ışık olmadan hareket edersem, o zaman egoizmim tarafından yönlendirilirim ve sadece kendimi daha da karıştırırım ve ıslaha götüren doğru yoldan saparım.

Soru: Eğer bir şeyi bir başkasının yararına yapmak istersem, onun içinde ışık olup olmaması ne fark eder?

Cevap: Eğer sadece kendi içinizden hareket ediyorsanız, bu egoizminizin bir sonucudur. Böyle bir eylem dışarıdan çok iyi ve nazik görünse bile (herkese yardım ediyor ve hediyeler dağıtıyor olabilirsiniz), yine de çaba göstermeli ve enerji harcamalısınız. Bu, karşılığını almanız gerektiği anlamına gelir; aksi takdirde hiçbir şey yapamazsınız.

Enerjinin korunumu yasasına göre, harcadığınızı telafi etmeniz gerekir. Bu enerji ikmaline, başkalarına iyilik yaptığınız için aldığınız ödül denir.

Örneğin, şekerler dağıttınız ve karşılığında onlardan onur aldınız. Onur, sizin için şekerlerden daha değerlidir, bu yüzden iyi işler yaparsınız ve çalışmaya değer güzel bir bonus alırsınız. Kişinin haz alma arzusu içinde yapılan hesaplama budur.

Ama Tora’nın, ışığın gücü aracılığıyla iyi bir iş yaparsanız, o zaman kendinizi hiç düşünmezsiniz, sadece bunun dünyanın ıslahına ne kadar katkıda bulunduğunu düşünürsünüz, çünkü bu Yaradan’ın arzusudur. Bu nedenle, dünyayı ıslah etmek için her şeyi yaparsınız.

O zaman, eylemlerinizin faydasını yani onların Yaradan’a getirdikleri hazzı görmenize izin verilebilir. Bundan herhangi bir egoisttik haz almamanız, bunun yerine bu bilginin üzerine bir perde yerleştirmeniz ve ihsan etme uğruna niyet etmeniz koşuluyla bunu görmenize izin verilecektir.

Aşırıya Kaçmayın

Soru: Çocuğunuzu yeni spor ayakkabılar, tabletler veya oyuncaklarla satın almaya çalışmayın. Peki, bir çocuğu nasıl “satın alırsınız”?

Cevap: Ona arkadaşı olduğunuzu, onunla sözüm ona aynı seviyede olduğunuzu göstererek. Ve bunun için kendinizi ne kadar çok yeniden yaratmanız gerektiğini, ne kadar değişmeniz gerektiğini bir düşünün.

Soru: Evet, değişmesi gereken benim. Peki “arkadaş” kelimesiyle ne demek istiyorsunuz?

Cevap: Onu anlıyorsunuz, ona yardım etmeye, destek olmaya hazırsınız. Önemli olan onu anlamaktır.

Soru: Gelişim kursları, kulüpler, ders dışı etkinliklerle aşırıya kaçmayın. Çocuğun çocukluğunu doğal bir şekilde yaşamasına izin verin.

Ne demek doğal bir çocukluk yaşamak?

Cevap: Genel olarak evet. Çocuk ne istiyorsa onu yapmalıdır.

Soru: Bu kadar mı?

Cevap: En nihayetinde, o zaten arzularını ve düşüncelerini arkadaşlarından alıyor. Yani aslında bunlar onun arzuları ve düşünceleri değil. Ama yine de onu cesaretlendirin.

Yorum: Ama siz etrafınızın bestecilerle, müzikle çevrili olduğunu söylemiştiniz. Ve yavaş yavaş…

Cevabım: Bu bana herhangi özel bir şey vermedi.

Soru: Ama bu size müzik kulağı kazandırdı. Kesinlikle müzik kulağınız var. Hala çocuklara seçme özgürlüğü verilmesini düşünüyor musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Sözünüzü tutun. Bir kez söyleyin ikincide yapın. Çocuğu kandırmamak için ona hiçbir şey vaat etmemek daha mı iyi olurdu?

Cevap: Hayır, ama çocuk yetiştirme konusunda bir şeyler yapmak istiyorsanız, hem söz vermeli hem de sözünüzü tutmalısınız.

Soru: Hatalar yapmasına izin verin. Finli akademisyenler şöyle diyor: “Ne harika bir hata!” Yani, bir hata için şöyle bile diyebilirim: “Aferin. Hata yaptın.” Böyle bir yaklaşım kullanılabilir mi?

Cevap: “Aferin” ile değil. Ama hatayı bulup düzelttirerek. Burada bir hatan var. Ama Bu bir suçlama değil, onu kınamıyorsunuz.

Soru: “Çocuğunuzu aşırı sevmekten korkmayın.” – insanlar böyle der. “Aşırı sevmek” ne demektir?

Cevap: Aşırı sevgi göstermemek, özellikle de bunun engel teşkil edebileceği durumlarda.

Soru: Sevgi engel teşkil edebilir mi?

Cevap: Elbette. Her şey ölçülü ve dengede olmalıdır.

Dostluk Ve Sevgi Oyunu

Yorum: Kolektif sistemin, kendimizi kandırsak bile dostluk ve sevgiyle oynar gibi her eylemimizi anladığını söylüyorsunuz. Bizi etkilemeye başlıyor ve bizi gerçekten yeniden yapılandırıyor.

Cevabım: Evet, tıpkı çocuklara davrandığımız gibi. Oynarlar, dağıtırlar, zıplarlar, koşarlar, anlaşılmaz bir dilde konuşurlar ve ne yaptıklarını bilmezler ama biz onlarla yaratılışın yetiştirilmesi gereken çok önemli bir unsuruymuş gibi iletişim kurarız. Bu şekilde gelişirler. Aynı şey bizde de olur.

Yorum: Ama biz bunu yapay olarak istiyoruz ve birbirimizi seviyormuş gibi davranıyoruz.

Cevabım: Sadece rol yaptığımızı anlıyoruz, bunu kendimizden saklamıyoruz ve diğer metotlarda olduğu gibi rol yapmıyoruz. Bu aşamada böyle olduğumuzu biliyoruz ve sürekli olarak içimizdeki egoizmin daha fazla katmanını ifşa ediyoruz.

Bununla birlikte, doğanın bütünsel olduğunu, bir tür devasa tek bir organizma olduğunu ve farkındalığımızda bu organizmanın en yüksek bütünsel unsuru olduğumuz noktaya gelmemiz gerektiğini anlıyoruz.

Dolayısıyla, bir yandan henüz bu nitelikte olmadığımızı bilerek, yine de kendimizi bilinçli olarak bu niteliğe doğru ilerletmeye çalışırız. Ve ileriye doğru olan bu bilinçli hareket bizi değiştirir.

Tüm Dünya İçin Sevgi Duygusuyla

Soru: Etrafımdaki her şey değişmeden kalırken kendimi aniden zengin hissettiğimin farkına varmak bir sınav gibi geliyor. Yaradan beni ne için test ediyor? Neden bunu yaşıyorum?

Cevap: Yaradan, sizi ve hepimizi dünyanın yönetimine ilişkin algımızın dünyanın yararına olup olmayacağı konusunda sınıyor. Bu en önemli şeydir.

Neye karşı dikkatli olmalıyız? Dünyaya ve Yaradan tarafından yaratılan her şeye karşı yanlış bir tutum. Bu dünyayı sevgi, özen ve Yaradan’ın yarattığı her şeyin sürekli gelişimi duygusuyla algılamayı arzuluyoruz. Bu nedenle, dünyaya ilişkin ifşaatımızın tüm yaratılışa yönelik bir özen ve sevgi duygusuyla ortaya çıkmasını sağlamak için çok dikkatli olmalıyız.

Yaradan’ı Tüm Yaratılışa İfşa Edin

Soru: Yaradan’ın tüm yaratılışa kendiniz aracılığınızla ifşa edilmesi gerektiğini söylediniz. “Kendiniz aracılığıyla” ne anlama geliyor? Bu nasıl uygulanabilir?

Cevap: Sevgi aracılığıyla diğer yaratılanlarla bağ kurarsınız ve Yaradan’da ifşa ettiğiniz şeyi, kendiniz aracılığıyla tüm yaratılışa aktarmak istersiniz.

Bu, sizin aracılığınızla tüm yaratılışla arasında bir bağ yaratır. Bu şekilde tüm yaratılışı ıslah eder, Yaradan’a yardım eder ve O’nun ortağı olursunuz.

Sevgiye Yükseliş

Soru: Hâlihazırda birlikte yaşayan ve birbirlerini seven, ancak bir gün aniden bitebileceğinden sürekli korkan gençlere ne söylersiniz?

Cevap: Buna İbranice’de Ira denir; bu sadece korku değil, kaygıdır, iyi ilişkileri korumaya yönelik özel bir kaygı türüdür.

Soru: Bu aralarında gerçek sevgiye yaklaştıkları anlamına mı gelir?

Cevap: Evet, sanki bir dağa tırmanıyor gibidirler. Egoizm sürekli büyür, daha sofistike ve dolayısıyla daha keskin hale gelir. Ama tam da birlikte çalışarak yükselirler ve birbirlerine daha da yakınlaşırlar.

Soru: Zirvede onları ne bekliyor?

Cevap: Zirvede, aralarında daha yüksek bir bağ yaratacak olan manevi yakınlık başlar, bu bağ gerçekten egoizmin üzerinde bir bağdır. Birbirlerini kelimeler olmadan, sadece düşünceler aracılığıyla anlayacakları şekilde bağlanmaya başlayacaklar; birbirleriyle iç içe geçecekler.

Soru: Bu bağın en yüksek hali midir?

Cevap: Evet, tıpkı bir çukurdaki yılanların birbirleriyle iç içe geçmesi gibi, onlar da birbirleriyle iç içe geçecekler ama egoistçe değil, birbirlerine karşı nazik bir tutum içinde.

Yorum: Bu oldukça önemli bir dönüm noktası. Birdenbire yılanlarla karşılaştırdınız ve bu biraz tedirgin edici oldu.

Yanıtım: Neden? Çok alakalı ve doğrudan.

Soru: Bu yılanlar içimizde var mı?

Cevap: Tam da büyük ve kurnaz egoizmimiz sayesinde, eğer onu doğru kullanmaya, yakınlaşmaya, birbirimizi sarmaya başlarsak, o zaman bu şekilde Yaradan’a daha da yakınlaşacağız.

Sevgisiz Tek Bir Kelime Bile Yok

Yarın, Uluslararası Kabala Kongresi başlıyor. Her saniye dünyanın dört bir yanından yeni dostlar geliyor ve yarın onlara İsrail’in dört bir yanından gelen dostlar da katılacak. Sadece İsrail’deki kongrenin fiziksel merkezinde iki bin beş yüzden fazla kişi katılacak.

Burada nasıl bir rehberlik verilebilir? Basitçe her birinin kalbinde başkalarını hissetmeyi arzu etmesini dilemek. Bu en doğru ve en güzel niyettir.

Birbirinize mümkün olduğunca yakın olmaya çalışın ve sevgiyi netleştirmeyi amaçlamayan tek bir kelime bile söylemeyin.