Category Archives: Realite

Gerçek Nerede? – Doğada

Düşünce (Mikail P.Barbolin,PhD, Rus Eğitim Akademisi, Yetişkin Eğitimi Enstitüsü): “Ahlak bilim ve hayatın anlamı bugünün en tartışılan konuları haline geldiler. Ancak, genellikle birbirine bağlı olarak görülmüyorlar.

“Modern sosyal yaşamda insan ahlâkının gelişimi önemli bir rol oynuyor. Bu dürüst bir yaşama işaret ediyor, fakat kişinin ahlâksal nitelikleri ve içsel ahlâkıyla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Şu açıktır ki, hayatın belirli kurallarının, sakıncalı olanın ihlâli söz konusudur, çünkü bir başkasına zarar verebilir.

“Fakat bildiğimiz gibi, iyi ve kötü kavramları görecelidir. Başkalarına, kendimize ve sadece insanlara değil, aynı zamanda doğaya ‘zarar vermemek’ için, takip edilmesi gereken sınır nedir? Bunu dengeleyen ve insan davranışını yönlendiren mekanizma nerededir? Bundan faydalanmak için ne yapmalıyız?”

Benim Yorumum: Öğretmenler, bu dünyadaki muhtemelen en tutucu insanlardır, subay, doktor, koruyucu ve anne arasında bir yerde dururlar. Uzun zamandır okullarımızın durumuyla ilgili mutsuzuz; her şeyden evvel eğer yetişkin eğitimine ihtiyaç varsa, bu demektir ki hayatları boyunca onlara “nasıl öğrenecekleri” öğretilmemiştir.

Fakat bu doğaldır, çünkü tüm plânlarımızda ve eylemlerimizde genel bir krize girdik. Bunun içinde yaşama ve hayatımızı kurma beceriksizliğimizi keşfettiğimizde, egoist arzuların gelişiminin sonunun, neticesi gibi olacaktır.

Öyleyse, hayata karşı ihsan etmeye dayanan yeni bir tavır seçtiğimizde, tüm eğitim sistemini yeniden yapılandırmak zorundayız. Bu hali hazırda bozulmuş olduğundan, sadece alışılmış değil fakat zararlı olan davranışları da, net bir zihniyetle temizlemeli ve doğayla benzer olmaya dayanan, dolayısıyla gerçek ve daimi olacak yeni bir eğitim sistemi yaratmalıyız.

Yayınlanma 14 Jan 2012

Yedi Milyar Dünya

Öylesine gizlilik altındayız ki bu gizliliği dahi hissetmiyoruz. Bütün realiteyi sadece kendi içimizde algılarız ve hissettiğimiz herşey gerçek anlamda var olmayan egoistik arzumuzun içindeki izlenimlerdir. Maneviyatta kendi hatırına almak olan haz alma arzusu gibi bir nosyon yoktur. Eğer arzu kendisine doğru yönelmeye niyetlenmişse hiç bir şey alamaz ve karanlıkta kalır. Ancak, bizim egoistik arzumuz, realitenin bir çeşidinin bize realite gibi görünen bir izlenimi, kendi içinde olduğunu hissetmemize olanak sağlayan alçak bir seviyede temellenir.

Bizler gelişmeye başlayınca ve ihsan etmek için daha büyük arzular ve niyetler kazanınca, üst sistemi hissetmeye başlarız. Bu durum olmadan önce her birimiz var gibi görünen hayali bir dünyayı sayıklama içinde hisseden bilinçsiz bir kişi gibiyiz, bir hayalde gerçekleşen birşeyler gibi, kendi kafasında değişik imajlar gören komadaki biri gibi.

Uyandığımız ve duyularımıza döndüğümüz zaman, arzumuz zaten başka bir seviyededir ve ihsan etmek niyetine sahiptir. Dolayısıyla, herşeyin arzumuzun içinde olduğunu ve dışarıda hiç birşeyin olmadığını hissettiğimizin farkına varırız. Daha önce dışımızda gibi görünende aynı zamanda alma arzumuzun içindeki bir hissiyattır.

Bizler maneviyatı alma arzumuzun içinde de ediniyoruz. Doğanın duran, bitkisel ve hayvansal seviyeleri, tüm insanlar, tüm bu büyük dünya ve bu dünyanın içinde olan herşey sadece, bana bu dünyanın değişiyor olduğunu hissettiren alma arzumun içindeki değişimlerdir. Diğer ruhları keşfederim yani yabancı arzuları öyle ki onları kendime ihsan etmek niyetiyle bağlayabilirim ve daha sonra onlar benim ne kadar ihsan etmek ölçüsünde olduğumu ölçmek için bana yardım eden parçalarım haline gelirler.

Kasıtlı olarak bu puslu, bulanık durumun içinde tutuluyorum öyle ki onları yakına getirmek için ve onları kendi ayrılmaz parçam olarak hissetmeye çalışırken onları hissedemeyeceğim durumda olayım. Bana dışsal olarak görünen tüm bu realiteyi kendime yakınlaştırmaya çalışırsam kendi ihsan etme kablarımı düzeltebilirim.

Dışsal, yabancı arzuları yakına getirebildiğim ölçüde: duran, bitkisel, hayvansal ve konuşan ve onları tek bir bütün içinde, ”beyin- kemikler- tendonlar- et- deri” yi (Mohin – Atzamot – Gidin – Basar – Orh) veya ”kök- ruh- beden- kıyafetler – saraylar” ı (Soreş – Neşema – Guf – Levuş – Heyhal) kapsayan tek bir manevi organizmanın içinde birleştirmek, benim gerçeğe yaklaşmamın ölçüsüdür. Daha doğrusu, tüm realiteyi kendi içimde hisseden ve dolayısıyla içinde Yaratanı algılayacak bir kap inşa eden benden başkası yok.

Tüm parçaları ”tek kalp tek adam” haline gelene dek bir araya getirmek zorundayım ve bana yabancı gibi görünen tüm insanlar benim ruhumun parçalarıdır. Haliyle, herbirimiz hiç kimseyi rahatsız etmeden ilerleriz. Her birimiz kendi dünyasını kendi düzlemi üzerinde, kendi parçasının içinde kendi içsel dünyası olarak bunu edinerek inşa eder. Ve Yaratan bu dünyayı doldurur yani kişi Işıkla, kendisini dolduran Yaratanla bağlanmak durumunda olur.

12.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin ilk bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Yaklaşım

Dünyada kişinin hayatında her çeşit olay yer alır ve bizler gerçekleşen her şeyin Yaratandan geldiğinin farkında olmalıyız. Bütün engeller dahil her şeyin Yaratandan geldiğini keşfedeceğiz. Bütün bu şeyler bizim neyi arzu etmemiz içindir; Yaratanın iyi olduğunu ve O’nun verdiklerinin sadece iyilik olduğunu fark etmeliyiz ve her şeyi bu şekilde algılamalıyız. Eğer aldığımız her şeye yaklaşımımız bu şekilde olursa o zaman ancak Yaratandan kuvvet talep ettiğimizde bütün engellerin üzerine çıkabilmenin yeteneğinde olduğumuzu keşfederiz ve bu sonuçta bizi, perdeyi (niyeti) ve Kaynağa geri dönen Işığı alabileceğimiz duruma getirecektir. Şüphesiz ki, bu durum ancak, karanlığın değişik durumlarında olduğumuzda, kafa karışıklığının her çeşidinden sonra bize gelecektir.

Eğer kişi bireysel olarak zor durumlarında bulunduğu zaman halen Yaratana yardım için hiç yaklaşmamışsa bu demektir ki onun niyeti yanlıştır; yani halen grubun desteğinden yoksundur ve o halde hepimiz daha iyi bir durumu yapmanın gerekli olduğuna dikkat etmeliyiz. Kendimizi kontrol etmeli ve bir engelle karşılaştığımızda nasıl hareket edeceğimizi kendi içimizde tanımlamalıyız. Böyle anlarda Yaratana yakarışta bulunuyor musun veya problemi kendi başına mı çözmeye çalışıyorsun? Herkes bu soruyu kendi başımıza diye cevaplayacaktır.

Doğru aksiyon şöyle olmalıdır; hepimiz birleşmeli ve birleşmenin üzerine, Yaratana yaklaşımda bulunuruz. Bu şekil reaksiyon ve yaklaşım içgüdüsel olmalıdır. Bu bir çocuğun bir problemle karşılaştığı zaman gibidir ve çocuk korkmaz çünkü içgüdüsel olarak annesinden yardım ister. Eğer her birimiz bu şekilde birlikte yanıt verirsek daha sonra her şey olması gereken yere yerleşecektir. Bizler problemlerimizi kendi başımıza çözmeye çalışmamalıyız. Kahramanlar kendi güçlerini kullanmaları sonucu kahraman olmadılar. Eğer halen problemlerini kendi başına çözebileceğini düşünüyorsan bu demektir ki, sen Yaratan’a olan yaklaşımında grupla yeteri şekilde pratik yapmamışsın. Bundan sonuçlar çıkarmaya çalışın.

Bugünün Temel Gerçeği

Basit tek bir gerçeği anlamalıyız, modern dünyadaki başarı aramızdaki uygun ve doğru ilişkiye bağlıdır. Bu durum bize genel kriz tarafından ifşa oldu. Kriz bize bir mesaj gönderiyor: “Yaptığın her şeyde başarı elde etmek istiyor musun? Sadece etrafına bir bak: Bu gün yapmış olduğun her şey krizin koşulundadır. Küresel ve entegral bir sisteme eşitlenmediğin sürece yaptığın hiçbir şeyde başarılı olamayacağın sana net olmalıdır.”

Bu uygunluk durumuna sorumluluk denir! İyi bir şeyler üretmek ve başarılı olmak senin küresel ağa olan doğru yaklaşımına bağlıdır ve bu yaklaşım sorumluluk olmaksızın mümkün değildir. Eğer bunu yapabilirsen, başarılı olursun. Eğer yapamazsan zaman kaybeder ve bu durumu kendin için sadece daha kötü yaparsın.

Başarıyı elde etmek zor değildir. Herkes karşılıklı sorumluluğun ne olduğunu hissedebilir ve herkes sıcak ve içten bir aileyi gözünde canlandırabilir.

Bununla beraber karşılıklı ortak sorumluluğun ne olduğu öğrenilmelidir. Herkes en sonunda Kabala’ya olan düşüncelerini değiştirmek zorunda olacaklar ve Kabala’nın daha yüksek bir bilgelik olduğunu anlayacaklar ve bu durumda kişi kendi ruhunun ıslahına bağlanacak. Kabala’dan korkmak fikrinden kurtulmalı ve bu bilgeliği olabildiğince doğal haliyle anlamalıyız. Kabala’nın içinde insan toplumunun aktif bir gücünü öğreniriz. Bu gücü bilmeliyiz yoksa var olamayacağız.

Kim bu gerçekle tartışabilir? Tüm her şeyden sonra, bu gücü ifşa etmeyene dek kendimizi tatmin edemeyeceğiz. İnsanlar Kabala’nın sanki bu dünyanın dışında daha üst diyarlardan bahseden bir bilim olduğunu düşünüyorlar. Ancak gerçekte, bize Kabala’dan daha yakın hiçbir şey yoktur.

Yeni Dünya’nın ABC’si

Bizler sıradan bir insanın ihtiyaçlarına göre, lükslerini bırakan kendisini mantıklı tüketime kısıtlayan, yeni bir dünyaya giriyoruz. Bizler, kişinin yeni bir tanesini alması için bugün kasten bu şekilde yapılmış üç – beş yıl içinde hizmet dışı kalan makineler falan üretemeyeceğiz.

Varoluşun yeni bir konumuna doğru hareket etmeliyiz. Dünya devletlerinin anlaması gereken budur. Ancak onlar kendi uluslarını nasıl sakinleştirecekler? Tüm bu faktörleri nasıl onlara izah edip eğitecekler?

İşte bu yüzden bizler eğitim kaynaklarını, herkese sunabileceğimiz açık ve mutlak net bir şekilde bir paket olarak hazırlamalıyız. Başka bir opsiyonumuz yok: yenidünyayı çalışmalıyız.

İşe gitmek zorunda olmayacaksınız. Bunun yerine okula gidiyor olacaksın, ancak öğrenmek için değil. Hayattan gerçek hazzı nasıl alacağınızı çalışacaksınız. Buna değer mi? Bir şekilde işe gitmeye devam edemeyeceksin; kimsenin sana ihtiyacı olmayacak. Büyük Buhran gelişimin bir parçasıydı, periyodik süreç içindeki bir ara düşüş, ancak şimdi tüm bunlar değişti. Bizler kaynakları tüketiyoruz. Yeni bir safhanın eşiğine gelmiş bulunmaktayız. Bunun hakkında yazılan yeteri yazı bulunmaktadır.

Dolayısıyla, işimiz insanları artık kendi neslinin sonuna geldiği konusunda bilgilendirmektir. Bundan daha başka işimiz olmayacak. Öyleyse insanlar nasıl geçimini yapacaklar? İyi, herkes için yeteri kadar sadece ihtiyacımız için çalışalım aynı zamanda yenidünyada nasıl yaşayacağımızı ve doğru bir şekilde nasıl dağıtacağımızı öğrenelim.

Herkese, insanoğlunun evrimini ve tarihini, egoizmin kendi son safhasına yükselişini, bütünleşme safhasını ve entegral sistem tarafından işleyen kanunları, entegral sistemin tüm parçalarının bağlantılarını ve karşılıklı ilişkinin ve gerçek bağlantının bunun içinde nasıl açıldığını anlatmalıyız. Bu, doğa’nın bizleri yapmaya zorladığı şey için olan tek seçeneğimizdir.

Doğa’dan sadece kendi hayatlarını sürdürebilmek için yalnızca ihtiyaçlarını alan hayvanlar gibi, tüketimin dengeli bir konumuna gelmemiz beklenmektedir. Hayvanlar bunu hesap yapmadan içgüdüsel olarak yapıyorlar, oysa bizler kendimiz kısıtlayarak, öğrenim vasıtasıyla, hassas bir şekilde doğa ile ilişkimizi inşa etmek zorundayız ve basitçe, kötü eğilimimizi evcilleştirmeliyiz, çünkü başka türlü göze alamadığımız anlıyoruz.

Bununla beraber, adam dünyayı tüketmek istiyor olduğu bu durumda ona sadece yemek ve barınakla mutlu olması istenildiği zaman, egolarımızı nasıl tatmin edeceğiz? Adam der ki, ben neyim? Mağarada bir ayı mı, kafeste bir kuş mu? Elbette değil, daha önce hiç sahip olmadığın hazdan daha büyük doyum alacaksın. Bu yapılabilir. Öyleyse nasıl bunu yapacağımızı bulalım?

Haliyle, insanlara öğretmek zorundayız, onlara öncülük etmek zorundayız. Hiç kimse bunu tek taraflı yapmak istemeyecektir; herkes hemen hazzı, tatmini araştırıyor. Bu yüzden, bizler eğitim kaynaklarının paketini ve halkın eğitiminin sistemini hazırlayacağız. Bu yavaşça başlayacaktır. Hemen şimdi, bunu dünyaya açıkça anlatamayız ancak krizlere neyin sebep olduğu hakkında materyaller hazırlamanın ve bunları dağıtmanın zamanıdır. Bu durum çözüme ışık tutacaktır. Tüm bunlardan sonra yapacak bir şey yok. Öyle veya böyle yapmanız gerekeni öğreneceksiniz.

“Egomuzun gelen bu son safhasında artık kendisini nasıl dönüştürmesi gerektiği konusunda yolu açıklayan bir makalesi.’’

Doğa’nın Darbelerini Atlatmak

Soru: Sevgili Dr. Laitman! Bizler, sizin Japonya’daki öğrencileriniz, Bize olan bu talihsizliğe neyin sebep olmuş olduğunu hakkında düşüncenizi bilmek istiyoruz: deprem ve ardı sıra gelen tusinami. Tahminlere göre, yakın gelecekte daha fazla darbe bekleniyor. Japonya’da ve genel anlamda tüm dünya’da bu tür olayları hep beraber atlatabilir miyiz?

Cevap: Doğa bizlerin kendisine benzerliğe ulaşıncaya dek evrimsel gelişim yolunda rehberlik eder. Hissettiğimiz darbeler ve ıstıraplar bizim doğaya benzerlik eksikliğimize onun tepkisidir. Tüm krizlere tek çözüm doğa ile denge haline ulaşmaktır.

Genel anlamda, bu durum, egomuzun ıslahı sonucu edinilir. Egoizmimiz tek bir bütün olarak insanlığın tümü ile bağ kurmaya olan yaklaşımımız tarafından değerlendirilir. Bunun sebebi doğa bize tam olarak bu şekilde davranır, tek bir bütün gibi. Bir olana dek, ıstırap çekeceğiz.

Zohar Kitabın da (”Zohar’a Giriş” madde 66–81) talihsizlik ilk önce en iyi olanlara olduğu söylenir: Bu durumda, Japonya. Ancak, darbeler şiddetlendiğinde daha kötü olanlarda aynı zamanda etkilenecek… Tek bir çözüm var: Diğerini sevmek ve küresel, entegral, tamamıyla doğaya benzer bir halde birleşmek. Daha sonra içimizde, Yaratan tarafından doyumu hissetmeye başlayacağız.

Doğa Bizden Ne Talep Ediyor?

Soru: Dünyamızda, birleşmenin birçok formu var. Doğa bizden ne talep ediyor?

Cevap: Doğa bizim tek kalpli tek adam, bütün, küresel, bütünleşmiş bir sistem, doğaya benzer olmamızı bekliyor.

Birbirimizi hissetmemizi istiyor, herkesin ihtiyaçlarını, düşüncelerde ve arzularda ve herkesin eksikliğini ve isteklerini yerine getirmemizi istiyor. Doğa bizden herkesi kolektif birlik içinde desteklememizi istiyor.

Burada birçok soru var, ancak nihayetinde doğanın bizden istediği bu. Doğa ona benzememizi istiyor: Tek bir olarak. Tüm bunlardan sonra, onun kendisi birleşik bir sistemdir.

Bu sistem içinde bizler herkese rahatsızlık veren ve genel mükemmellikten düşen parça olmamalıyız. Bedeni canlı halde yiyen kanserli tümör olmamalıyız. Kendimizi doğa ile dengeye getirmeliyiz öyle ki onun hızında ıslah olabilelim.

Manastıra Kapanmaya Gerek Yok

Soru: İş ve ailemizi de içeren maddesel hayatımız hakkında endişe etmememiz nasıl mümkün olabilir? Mecburi ihtiyaçlarımız, buna gruptan daha çok dikkat sarfetmemiz şeklinde bizi yönlendiriyorsa ne yapmamız gerekiyor? Tüm dikkatimizi sadece özgür seçim konusunda nasıl odaklayabiliriz?

Cevap: Kişinin evlenmesinin, çalışmasının ve tam bir vatandaş olmasının gerektiği bir dünyada yaşıyoruz. Dışsal şartları, gitmemiz gereken süreçten ayrılmış olarak, kanuni olarak algılıyoruz ,çünkü bu dünya tam olarak bu şekilde kazaran yaratılmadı.Herşey manevi dünyadan aşağıya indi ve bizleri mecburen çevreliyorlar

İnsanlığın bir bütün olarak ve kişilerin bireysel olarak geçirmekte olduğu tüm bükülmeler ve dönüşler, hangi şekilde ifade edildiklerinden önemsiz tam olarak bu şekilde yer almak zorundalar. Kazalar yoktur. Bu yüzdendir ki kişi normal bir hayat yaşamalıdır ve içinde yaşadığı toplumda ortak kabul görmüş tüm ihtiyaçların çaresine bakmalıdır.

“Ortak kabul görmüş” ne demektir? Kişi hayati gereklilik taşıyan şeyleri gözetmeli ve kendisi için normal bir mevcudiyet sağlamalıdır. Bir ailesi, evi, çocukları, emekli aylığı olmalı, tatile gitmelidir ve bu şekilde.

Sabah saatlerini uykudan ve dinlenmeden çalmış olsak da bizlere Kabala çalışmak için ayrılmıştır. Ek olarak, bir ya da bir buçuk saati uykuya gitmeden önce kişi bunu yapmaya fırsatı olduğu sürece Kabala’ya ayırmalıyız,

İşte bu dünyamızın nasıl inşa edildiğidir. Doğal olarak erkek ev işlerinde kadından daha az zaman geçirir ve bu yüzdendir ki bu zamanı Kabala çalışarak geçirmelidir. Bu aynı zamanda geçmişteki Kabalistlerin de yaptığıydı. Rabaş yollar döşeyerek ya da inşaat işleri yaparak basit bir işçi olarak çalışmıştır, buna rağmen çalışmak için herkesten 2 ya da 3 saat önce kalkardı. İşten sonra akşamüstü, herkes dinlenirken aynı zamanda oturur ve çalışırdı. Bu yüzden, tüm materyal endişelerimizi önümüzde bırakmamalıyız. Bu sadece herşeye uygun anlamı vermemiz gerektiğidir.

Bazı kişiler bu hayatı küçümseyerek, ”Artık değer verdiğim tek şey ruhumdur” düşüncesi ile küçük melekler gibi yukarılara yükselmek istiyorlar, Bu doğru olmayan bir yaklaşımdır, çünkü “ruh” , zevk için, komşunuza verme niyeti ile düzeltilmiş olan arzunuzdur.Ancak bu ana kadar ruhunuz yoktur.Bu çok açık bir şekilde anlaşılmalıdır.

Önce bozulmuş egoistik arzunun farkına var ve en azından onun bir parçasını düzeltmeye çalış. Sonrasında, ruhu edineceksiniz. Bu sadece çevrenin yardımı ile yapılabilinir, aynı zamanda normal, ortak olarak kabul görmüş tüm endişeleri olan normal bir hayatın katılımıyla.

Kabala bilimi dünyanın düzeltilmesinden bahseder, tüm insanların düzeltilmesinden, çünkü her insana ve hayatlarına ve insan toplumuna tek kelime ile herşeye, bir bütün olarak çok gerçekci bir tutumu vardır.Kabala bu dünyayı manevi dünyanın bir sonucu olarak görür. Tam olarak düzeltmeyi geçirmek zorunda olduğumuz koşulları burada buluruz.

Kendimizi diğer bazı metodlarda yapıldığı yöntemler gibi hayattan zerre kadar uzaklaştırmayız. Dünyayı terk etmek, bir manastıra, hücreye kapanmak ya da çok uzak bir dağda lotus pozisyonunda oturmak bunların hiçbiri bizim metodumuz ile uyum içinde değildir çünkü kişi normal insan hayatına bağlanmalıdır.

Bilgisayar Ekranımdaki Üç Pencere

Yolumuz aynı anda üç pencerenin ya da belgenin açık olduğu bir bilgisayar ekranı olarak hayal edilebilir. Son pencere gizli; onu görmüyorum. Bu Son Islahta ruhumun kökünde Yaratan’la bütünleşmiş ve Yaratan’a yapışmış olan ben.

Ortadaki pencere yolum, 125 derece boyunca ilerleyişim. İlk pencere şu an önümde gördüğüm ben, şimdiki koşulum.

Bu üçü ruhumun koşulları, ne algıladığı, zira “edinmediğimiz hiçbir şeye isim veremeyiz”. Kabalistler bu yoldan geçtiler, tüm bu koşulları başından sonuna kadar yaşadılar ve bize geçirdikleri süreçten bahsediyorlar.

– 22/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Realite Yada Arzuların Oluşturduğu Bir Kaos

Zohar, Bölüm “VaYechi (Yakup yaşadı)”, Madde 808: Yakup toplandığında, ay aydınlatıldı ve üst güneş ZA’in özlemi ona doğru uyandı. Bu böyledir, çünkü güneş, Yakup, uyanınca bir başka güneş, ZA, uyanıyor. ZA Nukva’ya tutunuyor ve ay – Nukva – ZA tarafından aydınlatılıyor.

Hepsi sadece maneviyatı edinen bir insandan bahsediyor. Tüm değişimler kişide meydana geliyor çünkü onun haz duyma arzusu, bağ kurmaya ve ıslaha yönelik eksikliği vasıtasıyla sürekli yenileniyor, kişiye genel, değişmeyen, manevi koşuldaki farklı formları gösteriyor. Benim dışımda her şey sabit ve benim içimde – her şey değişiyor.

Bununla birlikte Baal HaSulam “Zohar Kitabına Önsöz”’de şöyle açıklıyor; bizler dünyayı, realitenin resmini bizim için beynimizin arka kısmında bulunan bir “perde”’ye yansıtan bir “kamera”’nın yardımıyla algılıyoruz. İçimde gerçekleşen her şeyin dışarıda varmış gibi gözükmesinin sebebi bu.

Etrafımı saran realiteyi, arzularımın, düşüncelerimin ve onlar arasındaki bağlantıların içsel kaosunun bir yansıması olarak gördüğüm ortaya çıkıyor. Gerçekte bu bir kaos değil; sadece bana bu şekilde gözüküyor çünkü içsel Reşimot’umun içimde hangi sıraya göre su yüzüne çıktığını tam olarak bilmiyorum.

Ancak belirli bir sıralanışta uyandıkları zaman sabit Üst Işıkta değişimler görüyorum. Bu Reşimot aniden Işığı gizliyorlar ve onu farklı belirtilerde ifşa ediyorlar, onu farklı “renklerde” tasvir ediyor, ona farklı formlar ve görüntüler veriyorlar. Aynı zamanda bu Reşimot’un hepsi içimde uyanıyor olmalarına rağmen tüm bunlar bana dışarıda gerçekleşiyor gibi gözüküyor. Zohar içimizde cereyan eden süreçleri bu şekilde tarif ediyor.

– 10/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır.