Category Archives: Maneviyat

Neden Tora’da 613 Emir Varken Zohar’da Sadece 14 Emir Vardır?

Bunun nedeni Zohar’ın tamamen farklı bir derecelendirme sistemine sahip olmasıdır çünkü 14 temel emrin her biri birkaç emre daha bölünmüştür.

Bu bize üzerinde çalışmamız gereken çok sayıda talimat gibi görünebilir ama aslında oldukça basittirler. Tüm emirler doğanın yasalarına nasıl uyabileceğimiz ve doğayı, toplumu ve kendimizi nasıl olumlu yönde etkileyebileceğimiz üzerine kuruludur.

Emirler, insan yapımı icatlar değildir. Kabalistler tarafından doğanın içsel yasalarına ve güçlerine ulaşmalarından yola çıkılarak yazılmışlardır. Eğer kendimizi bu yasalara adapte etmek istiyorsak, kendimizi belli bir şekilde yönetmemiz gerekir.

Doğanın yasaları, ihsan etme yasalarıdır. Bizim niteliklerimiz ise bunun tam tersidir. Emirler cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerde yüzeye çıkan arzuları doğa yasalarıyla denge içinde nasıl yönlendirebileceğimize dair doğanın talimatlarıdır.

Manevi Temas Fiziksel Sınırların Ötesindedir

Soru: Fiziksel temas olmadan, birbirimizin manevi hissine uzaktan ulaşmak mümkün müdür?

Cevap: Bizler çok küçüğüz, çok sınırlıyız ve çok eksiğiz. Bu nedenle şimdilik fiziksel temasa hala ihtiyacımız var. Ancak eğer öğrencilerim gerçekten egoist sınırlamaların ötesine geçebilirlerse, nerede olacağımızın bir önemi kalmayacak.

O zaman, ben ölürsem, yine onlarla birlikte olacağım. Tıpkı ARİ’nin ölmeden önce öğrencilerine söylediği gibi: “Eğer üst dünyaya ulaşırsanız, size öğreteceğim. Bu nedenle çaba gösterin.”

O, tüm öğrencileri arasında yalnızca Chaim Vital’in Kabala çalışmasına devam edebileceğini yazdı. Geriye kalanlar çalışmamalıydı bile, çünkü onu anlamadılar ve bu dünyanın duyularının ötesine geçemediler. Bu nedenle ARİ’nin metodunu bize anlatan ve aktaran tek öğrencisi Chaim Vital’di.

Dolayısıyla en önemli şey, dünyamızın bu çerçevesinin dışına çıkmaktır. Bundan sonra insan diğer algılama metotlarından bahsedebilir.

 

Yaradan’ın Bir Mucizesi

Kişi bu sınırlara sahip olduğunda, düşmanlarının geçemeyeceği bir duvarı olur. Bu, yabancı düşüncelerden uzak durmaktır. Bu sebeple inanca “duvar” denilir. Yunanlılar o duvarı yıktılar ve bir mucize gerçekleşti ve Yaradan onlara yardım etti, şöyle bahsedildiği gibi, “Yaradan’ın yardımı olmasaydı, kişi onu yenemezdi.” (Rabaş Mektubu No 68)

Soru: Her zaman Yaradan’dan gelen düşünce yığını içinde olan insan, bu düşüncenin, bu arzunun O’ndan bir mucize olarak geldiğini anlayacak kadar kendisinde nasıl bir hassasiyet geliştirebilir?

Cevap: Eğer bu arzu, dostlarla bağ kurmak, insanlıkla bağ kurmak, hep birlikte Yaradan’a yakınlaşmayı hedefliyorsa, bunlar doğru düşünce ve eylemlerdir. Onları hoş karşılamalı ve kendimize yaklaştırmalıyız.

Soru: Ancak makale, Yunanlıların zaten duvarları yıktığını yani yabancı düşüncelerin içeri girdiğini söylüyor. Bu düşüş koşulunda, Yaradan’ın bir mucize gerçekleştirmiş olması ne anlama geliyor? O, başka düşünceler mi veriyor?

Cevap: Evet, bu koşulda, kişi düşüşteyken, Yaradan onu Kendisine yakınlaştırır ve Yunanlıları kovar. Ancak burada kişi grubun üyelerinden biri olduğu için, dostlarının yardımına ihtiyacı vardır.

Bizler, onu desteklemeli, kucaklamalı, yükseltmeli, kötü arzu ve niyetlerden uzaklaştırmalıyız ve böylece aramızda ona yer vermeliyiz. Sonuçta bizler onu kaldırmaya başladığımız anda, Yaradan ona yeni düşünceler verir.

Ona yaklaşarak, onunla ortak manevi çalışmaya katılarak, onu ileriye doğru iterek ve ona yardım ederek, onu Yaradan’ın merdiveninde yukarı yükseltiriz. Böylece o da bizimle aynı düşünce ve duyguları almaya başlar.

Dünyayı İyiliğe Yöneltelim

Her günün, savaşın son günü olması umuduyla bir savaş zamanında yaşıyoruz. Aramızdaki bağı güçlendirmeliyiz çünkü ancak birleşmemiz sayesinde, Yaradan’ı bize yakınlaştırabiliriz ki O’nun gücü bizi korusun ve herkese barış getirsin.

Cephedeki dostlarımız, diğer askerler ve esir düşenler için dua ediyor, herkesin bir an önce huzur, güven ve sağlıkla evlerine dönmesini umuyoruz. Yaradan’a dönmemize ve O’ndan yardım istememize yardımcı olan Kabalistik makaleleri çalışmaya devam edelim.

Yaşanan her şeyin, yalnızca Yaradan’dan geldiğine ve O’nun bizi Kendisine yakınlaştırmak için, her şeyi en uygun şekilde yaptığına inanmalıyız. Eğer bize Yaradan’ın etkisi iyi değil gibi geliyorsa, bunum sebebi farklı bir yola hazır olmadığımız içindir. Tek yolumuz var; birbirimizle bağ kurmak ve Yaradan’ın bize sağladığı koşullarla Yaradan’la iletişime geçmek.

Yaradan’dan mümkün olduğunca çabuk O’na bağlanmamıza yardım etmesini isteyelim ki hepimiz yukarıdaki hükmünün gücünü üzerimizde ve tüm dünya üzerinde hissedelim ve böylece iyi ve iyi olan “O’ndan başka hiçbir şeyin olmadığını” anlayalım. Yaradan sadece bizim iyiliğimizi dilediği için, bize bu tür eylemlerde bulunur. Ve eğer daha da birleşirsek, Yaradan’ın yakında olduğunu ve bizi ıslah yoluna yönlendirdiğini hissedeceğiz.

Yanında hiçbir şeyin olmadığı her dostun arkasında, tek üst güç olan Yaradan vardır. Bu güç bizi ve bizden nefret edenler ve düşmanlarımız da dahil olmak üzere, genel olarak tüm dünyayı kontrol eder. Bu nedenle Yaradan’ın etkisini anlamalı ve O’nun bize karşı tutumunun iyiliğe dönüşmesi için her şeyi yapmalıyız.

Dünyamız Manevi Sonuçların Dünyasıdır

Soru: Tora, üst güçle iletişimin yasalarını anlatır. Bu yasalar dünyamızda kök ve dal olarak mı kendilerini gösteriyorlar?

Cevap: Bazıları öyle, çünkü Yaradan etrafımızdaki doğanın tamamıdır, Elokim, Gematria’da Teva (doğa) ile aynıdır. Ve eğer ona doğru davranırsak, o zaman doğal olarak Yaradan denilen üst gücü doğru bir şekilde etkileyeceğiz ve bu sayede o da bizi doğru bir şekilde etkileyecektir.

Yorum: Kafa karıştırıcı olan da bu. Bir tarafta, prensip olarak Tora’yı yorumlayan ve onu deşifre eden Zohar Kitabı’nda Tora’nın dünyamız hakkında tek bir kelime bile söylemediği, sadece zaman ve mekânın dışındaki durumlar hakkında konuştuğu yazılıdır.

Cevabım: O, bu dünyamızın üstündeki güçlerle ilgili.

Soru: Evet. Öte yandan Tora’daki bazı şeylerin tezahürlerini dünyamızda da görmekteyiz. Bazı köklü gelenekler vardır. Bunu kişi nasıl anlayabilir?

Cevap: Dünyamız hakkında çok az şey söylenmiştir çünkü dünyamız bir sonuçlar dünyasıdır. Eğer üst gücü, yani Yaradan’ı, giderek daha doğru bir şekilde O’na benzeyeceğimiz gerçeğine göre etkilemeye başlarsak, o zaman doğal olarak O’nun dünyamız üzerindeki etkisi bizim için olumlu olacaktır.

Başka bir deyişle, emir, kişinin kendisi için olan niyetini, ihsan etme uğruna, Yaradan uğruna bir niyete dönüştürme eylemidir.

Böyle bir eylem, ancak kişinin Yaradan ile doğrudan temas halinde olması durumunda mümkündür. Ve bundan önce kişi, dünyamızda sanki manevi olanlara hazırlık niteliğinde olan, basit mekanik eylemler gerçekleştirir.

 

İki Seviye: Hanuka ve Purim

Soru: Yaradan neden sadece bir günlük mum yakmaya yetecek yağın, sekiz gün boyunca dayandığı Hanuka mucizesini ifşa etti?

Cevap: Yağ, ihsan etme niteliği olan Bina ışığını sembolize eder. Bu nedenle Hanuka’da manevi ıslah almayı kutlarız.

Egoist arzumuz, başkalarına ihsan etme adına özgecil bir ihsan etme arzusuna dönüştüğünde, bu Hanuka’dır.

Bir sonraki seviye, son ıslahı (Gmar Tikkun) temsil eden Purim ile sembolize edilen, artık başkalarının iyiliği için almaktır.

Bu nedenle Hanuka’da, aramızda bağ kurmayı yani ihsan etme Kelim’ini almayı isteriz ve Purim’de ise zaten Yaradan’la bağ kurarız.

Mesih Nesilinin En Başında

Dünyamız, Yaradan’ın, yaratılanlara özel bir ifşasının olacağı Mesih’in günlerine yaklaşıyor. Yaradan’ın bilgisiyle yani üst ışıkla dolmak, kaderinde var olan Mesih neslinin en başında yaşıyoruz.

Fakat “Işığın avantajı, karanlıktan gelir” denir. Dolayısıyla, dünya karanlığa gömülürken, hissettiğimiz karanlık ne kadar büyük olursa, ışığın ifşasını talep etmek için onu ifşa etme arzumuz ve çabamız da o kadar güçlü olacaktır.

Sonuçta karanlık olmadığında, ışığa karşı özel bir arzumuz da olmaz. Günümüz dünyasında ortaya çıkmaya başlayan karanlık, ışığı ifşa etme arzumuzun meydana gelişinin başlangıcıdır. Sonunda, gencinden yaşlısına tüm insanlar, ortak bir birlik içinde, bizi ayakta tutan ve onun seviyesine yükselmemiz için bizi hazırlayan üst gücü, Yaradan’ı ifşa etmeleri, O’nu tanımaları, O’nu hissetmeleri ve O’na bağlanmaları gerektiğini anlayacaklardır.

Yaradan’ın, iyilik yapan iyi anlayışıyla bize karşı olan esas gücünü edineceğiz ve onunla bütünleşmek isteyeceğiz. Ve sonra insanlar, başka bir doğaya sahip, nazik ve iyilik yapan yaratılanlara dönüşecekler ve Yaradan’ın edinimiyle dolacaklar. O zaman Yaradan’ın, yaratılanlara ihsan etme niyetini algılayabileceğiz; bağ kuracağız ve bu formda O’na kendi tarafımızdan ihsan ederek karşılık verebileceğiz.

Dünya Niteliklerimizin Bir Yansımasıdır

Soru: Etrafımda gördüğüm her şey, benim bazı niteliklerimin yansımasıdır. Dışarıdan bir şey görerek, bir takım bilgiler alarak, kendimdeki bu görüntüleri nasıl fark edebilirim?

Cevap: Dışsal görsellerle ilgilenmiyorum! Bunların hepsi yanlıştır; onlar bizim uydurma fikirlerimiz ve bizim geçici, hayali dünyamızdır. Niteliklerimiz tarafından, sanki bizim dışımızda varmış gibi tasvir edilir ama o aslında bizim içimizdedir: galaksi, evren ve tüm içsel niteliklerimiz de öyledir.

İlk manevi derecede, o kadar alçak bir konum alır ki Kabala bununla ilgilenmez bile.

Diyelim ki bir köpeğim var. Köpeğin kendi dünyasını nasıl algıladığı, benim için ne fark eder ki? Ben, dünyayı daha yüksek nitelikler aracılığıyla hissetmekle ilgileniyorum. Kabala, düşük nitelikleri, yalnızca benzetme amacıyla, kendimizdeki üst nitelikleri nasıl geliştireceğimizi açıklamak ve daha alt derecelere inmemek için kullanır.

Birlik, Dünyayı Ve Her Birimizi Kurtaracak

Modern insan, Yaradan’dan gittikçe uzaklaşıyor ve giderek daha da kötüleşiyor gibi görünüyor, ancak bunun nedeni ışığın avantajının karanlıktan ortaya çıkmasıdır. Dolayısıyla, bu mesafe, tam olarak Yaradan’a yaklaşmanın işaretlerinden biridir ve Mesih’in nesline ait olduğumuzun bir işaretidir.

Bu, bugün ya da yarın üst ışığı ifşa etmeye başlayacağımız ve manevi merdiveni tırmanacağımız anlamına gelmez. Ancak dünyamızın, doğanın üst gücünün bizimle çok sıkı bir hesaplaşma içinde olduğu bir döneme girdiği açıktır ve bizim de acele etmemiz ve ilerlememizde bu güce mümkün olan her şekilde yardımcı olmamız gerekiyor.

Dünyayı ve her birimizi ancak birliğimizin kurtaracağını insanlara anlatmalıyız; aksi halde insanlık kendi kendini yok etme aşamaya gelecektir.

Mesih’in dönemi, insanların, Kabala bilgeliği ve Zohar Kitabı tarafından bize iletilen mesajı daha iyi anlama kapasitesine sahip oldukları bir zamandır. Bu mesaj, yukarıdan bize yaklaşmak ve kendini ifşa etmek isteyen bir gücün olduğunu söyler. Bu güç, kendisini keşfedebilmemiz, ona ulaşabilmemiz ve ona benzer hale gelebilmemiz için, duygularımızı ve zihnimizi değiştirmeye çalışır.

“Yukarıdan” demek, bu gücün bizim gibi egoistçe almaya değil, tamamen ihsan etmeye yönelik olduğu anlamına gelir. Yukarıdan demek ihsan etme, aşağıdan demek ise almak anlamına gelir.

Tora kişiyi etkileyen ve onun tüm arzularını geliştiren, onları doğru bir şekilde birbirine bağlayan bir ışıktır, böylece kişi yukarıdan gelen mesajı doğrudan alabilir, onunla dolabilir ve üst güçle bağ kurabilir.

Açık Tora ile meşgul olmak, kişinin yapabileceği türden bir çalışmaya başlamak anlamına gelir; bu, hayatın anlamını ve amacını keşfetmek isteyen dostlarla bağ kurmaktır. Bu yapmak için, “her biri dostuna yardım edecek” ilkesiyle hareket eden, birbirinin sevgisini kazanmak için çabalayan, giderek genişleyen bir çevreden oluşan bir grupta bir araya geliyoruz.

Bu savaş, bize tüm varoluş hakkımızın ancak birliğimize bağlı olduğunu açıkça gösterdi. Bugün bu zaten herkes için nettir.

 

Kırılma Neden Oldu?

“Kabala Bilgeliğine Önsöz” de kırılmanın, ışığın (hazzın) hazırlıksız bir arzuya girdiği süreç olduğu söylenir.

Bu, kişi kendi iyiliği için bir şey almak istediğinde olur. Ancak bu girişimleri yaparken, başarılı olamadığını görür çünkü dünyamızın tüm içsel doğası, ihsan etme ve sevgi niteliğine, Yaradan’ın niteliğine dayalı olarak var olur ve bizler alma ve kazanç elde etme niteliğini kullanmak isteriz. Bu nedenle Yaradan ile aramızda bir uyumsuzluk meydana gelir.

Soru: Birinci kısıtlama ilkesine göre ışık, hazırlıksız bir arzuya giremez. Nasıl oldu da ışık yine de ona girebildi ve dolayısıyla kırılma meydana geldi?

Cevap: Başlangıçta böyle bir engelleme yoktu; hiçbir zaman hiçbir yerde tezahür etmedi. Bu nedenle, ışık alma arzusuna girdiğinde, onların karşıtlığı nedeniyle ışık küçük kıvılcımlara bölündü ve arzu da küçük parçacıklara bölündü.

Bu, doğada yalnızca bir kez gerçekleşti ve bir daha olması mümkün değildir. Bu nedenle bugün görevimiz, tüm parçalanmış arzuları bir araya getirmek ve onları patlamadan etrafa saçılan ışık kıvılcımlarıyla doldurmaktır.

Soru: Bu tasarlanmış bir süreç midir?

Cevap: Elbette, tesadüfi bir şey yoktur; her şey ortak bir yasaya tabidir.