Category Archives: Maneviyat

Bütünsel Sistem Yasası

Ulaşmamız ve kabul etmemiz gereken bu kolektif sorumluluk ile ulusun her bir üyesi kendi bedeninin ihtiyaçları hakkında endişelenmekten kurtulmuş ve “Dostunu kendin gibi sev” emrini tam anlamıyla yerine getirebilir ve sahip olduğu her şeyi ihtiyacı olan herhangi bir kişiye verebilir, çünkü artık kendi bedeninin varlığını umursamıyordur, çünkü etrafının kendisine bakmaya hazır altı yüz bin [Kabalistik bir sayı] sadık sevgili ile çevrili olduğunu kesin olarak biliyordurBaal HaSulam, “The Arvut (Karşılıklı Garanti)”.

Karşılıklı garanti koşulunda, sağlıklı bir organizmada, tamamen ortak beden için çalışan hücreler gibiyiz. Hiç kimse kendisi için çalışmaz. Bu, parçaların bütünsel olarak birbirine bağlanması yasasıdır.

Herhangi bir bütünsel, analog sistem, unsurlarının her biri yalnızca tüm sistemi düzende tutmak için çalışacak ve kapasitesi dahilinde her şeyi yapacak şekilde tasarlanmıştır. Sonuç olarak, sistem mutlak bir bağ, karşılıklı garanti ve kesinlikle istikrarlı bir durumdadır. Ne olursa olsun, her bir unsur tüm sistemi korumaya özen gösterir ve sürekli dengede kalmasını sağlar.

Bu denge dinamiktir, ancak asla kesintiye uğramaz çünkü her bir unsur diğerlerinin duygularını içerir ve yalnızca kolektif varoluşlarını önemser. Hiç kimse kendini düşünmez ve böylece tüm sistem düzgün bir şekilde işler. Biz insanlar dışında tüm doğa bu yasaya göre düzenlenmiş ve işlemektedir.

Endişelenmemiz Gereken Şeyler

Soru: Bana 1995 yılında küçük bir odaya sığabilen küçük bir grupla çalışmaya nasıl başladığınızı anlattınız. Daha sonra daha büyük bir odaya taşındınız ve daha sonra şu anki binayı satın aldınız. O zamandan bu yana uzun yıllar geçti. Bina daha da büyümeli mi?

Cevap: Bunu henüz düşünmedim.

Kabala çalışmaya devam edin ve bu konuda hiçbir sorunuz olmadığını göreceksiniz çünkü Yaradan’ın, üst gücün merhametindesiniz. O size ne verirse onu alın ve bu çerçevede ıslah edin. Başka bir şey değil.

Diyelim ki binlerce kişi yerine 50 kişi kalmış olsun, endişeleneceğimi sanmıyorum çünkü bu yukarıdan geliyor. Bu benim kararım değil, benim seçimim değil. Gelip giden insanlar var ve ben onları durdurmak için hiçbir adım atmıyorum. Siz gidiyor musunuz? İyi şanslar! Hepsi bu kadar.

Neden bu konuda endişeleniyorsunuz? Tüm dünya için ve ne zaman ıslah olacağız diye endişelenin.

Herhangi bir kusur aramayın. Aksine, dostlarınızla bağ kurmanın, onlara bir şeyler vermenin, onlardan bir şeyler almanın ve onlarla birlikte olmanın doğru yolunu arayın. Sadece birlik olma üzerinde çalışın. Birliğin dışında hiçbir şey sizi rahatsız etmemelidir.

Kişinin Yaradan’a Karşı Tutumunu İfşa Etmek

Soru: Günahın ıslah edilmesi nereden başlar? Her şeyi Yaradan’ın iradesine mi bağlamalıyız yoksa kişisel kusurlarımızı mı tanımalıyız?

Cevap: Kusurlarınızı tanımalısınız.

Soru: Bu farklı noktaları nasıl birbirine bağlayabiliriz? Bunun sorumlusu kim? Bunu bana Yaradan mı kurguladı yoksa bende bir kusur mu var? Hangisi önce geliyor?

Cevap: Kusur, en baştaki egoizminizdir.

Soru: Kusurun kökeninin egoizmim olduğunu kabul ettiğimi varsayalım. Bunu yapanın aslında Yaradan olduğunu ve kendimi suçlayıp eziyet etmek yerine O’na dönmem gerektiğini anlamamın bağlantısı nedir?

Cevap: Kendinizi suçlamayın ve kendinize eziyet etmeyin. Sadece bizimle, kitaplarla, çalışmayla ve grupla bağda kalmalı ve buradan Yaradan’a olan tutumumuzun çerçevesini ortaya çıkarmaya çalışmalısınız.

Yaradan’a Ve Yaratılışa Memnuniyet Getirin

Yaradan bunu arzu ettiği zaman, kişi ihsandan haz almaya başlar. O’nun bunu istemesini sağlamak için, kişi O’ndan talep etmelidir.

Soru: Arzumun Yaradan’ın arzusuyla örtüştüğünü nasıl anlayabilirim?

Cevap: Bunu O’nun sizinle olan ilişkisinde hissedeceksiniz.

Soru: Yaradan’ın bundaki hazzı nedir?

Cevap: Bu, kişinin ne arzuladığına bağlıdır.

Yaradan İle Netlik

Soru: Yaradan’ın aramızda açığa çıkardığı haz ve neşeyi netleştirmek için ne yapmalıyız? Bunların ihsan etmekten mi yoksa almaktan mı olduğunu nasıl belirleriz?

Cevap: Bu tür ayrımlar yapmak için henüz çok erken. Şimdilik aramızdaki tüm olası ilişkileri açığa çıkarmaya ve bunları bir düzene sokmaya odaklanmalıyız.

Ancak bundan sonra çeşitli durumlarda Yaradan’a ne ihsan ettiğimizi ve O’nun bizi nasıl farklı etkilediğini birleştirebiliriz. Bu duyguları birleştirerek, onları ihsan etme seviyesine yükseltebiliriz. Yaradan’a bu şekilde yaklaşırız.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 47

Hayvansal Korkudan Manevi Korkuya Geçiş Nasıl Gerçekleşir?

Tüm korkular bir süreç içinde birbiriyle bağlantılıdır: korku içinde korku içinde korku. Örneğin, korku polis korkusu olarak başlayabilir, daha sonra toplumsal utanç korkusuna dönüşebilir ve bu böyle devam eder. Yine de tüm korkuların kökü yukarıda, Yaradan’la birleşme yerinde yatar; burada nihai korku O’na verememektir. Korku bu kökten pek çok seviyeye iner ve bu dünyada polis, utanç ya da başarısızlık gibi dışsal şeylerden duyulan korku olarak tezahür eder.

Tıpkı bir çocuğun dışarıdaki hayali bir ayıdan korkması gibi, bu hayali korkuya kapılırız. Tehlike gerçek değildir ve korkmak için bir neden yoktur. Yine de korkmaya gerek olmadığını rasyonel olarak anlamamıza rağmen, duygusal kap hala korkuyu deneyimler. Ne kadar çok mantıksal güvence alırsak alalım, bu hissin içinde sıkışıp kalırız.

Zamanla, çalışma, çaba ve öğretmenlerle ve destekleyici bir grupla bağ yoluyla, kabımız açılmaya başlar. Yavaş yavaş, korkumuzun kökenine iner ve örneğin polis korkusunun aslında Yaradan’a bağlı olduğunu fark ederiz. Yaradan’ın bu korkuyu bizi O’na yaklaştırmak için düzenlediğini görmeye başlarız.

Bu aşamada, Yaradan’dan korkmanın ne anlama geldiğini ayırt etmeye başlarız. Yaradan’ın bizi neden dışsal şeylerden korkuttuğunu sorgular ve bunun bizi şu soruyu sormaya sevk etmek için olduğunu fark ederiz: “Hangisi daha güçlü – polis mi yoksa Yaradan mı?” Bu içsel inceleme, tüm korkuların Yaradan’dan kaynaklandığını algılayana kadar büyür.

Sonunda, iki korku, polis korkusu ve Yaradan korkusu, tek bir korku haline gelir. Artık onları iki ayrı güç olarak değil, birleşik, üst bir kaynak olarak deneyimleriz: Yaradan. Yaradan’ı korku merceğinden görmeye başlarız, O’nu terk etmenin bizi dışsal şeylerden korkmaya geri götüreceğinden korkarız.

Bu süreç sayesinde, daha da yüksek bir kökün farkına varırız. Yaradan’ın korku uyandırmaktaki amacının bizi korkutmak değil, bizi O’na bağlamak olduğunu anlarız. Dahası, bu bağ korku aşılamak için değil, bizi birleşmeye ve sevgiye yönlendirmek içindir. Sevgi yasası ihsan etmek olduğundan, Yaradan’a nasıl vereceğimize dair içsel bir arayışa gireriz. Bu noktada, tüm korkular ve rahatsızlıklar yok olur, çünkü bunlar vermenin zıttıdır.

Geçiş nerede gerçekleşir? Sıradan korkudan Yaradan korkusuna geçiş – ihsan edememe korkusu – ille de korku anlarında gerçekleşmez. Herhangi bir hoş olmayan duyumdan, hatta belli belirsiz bir rahatsızlıktan bile kaynaklanabilir. Tüm hoş olmayan hisler yukarıdan gelen ve bizi kökümüzü aramaya çağıran sinyallerdir.

Yaradan neden hoş olmayan hisler gönderir? Yaradan hoş olmayan hisleri doğrudan göndermez. Bunun yerine, yukarıdaki mükemmel safhanın ipuçlarını gönderir. Ancak bu ipuçları kişiye ulaşmadan önce dünyaların ve seviyelerin katmanlarından geçerken olumsuz olarak algılanır, çünkü kişinin kapları zıt bir şekilde şekillenmiştir.

“O’ndan başkası yoktur” üzerinde çaba ve emek sarf ederek, yavaş yavaş doğru çözüme ulaşırız ki bu da durumun bize öğretmek için Yaradan’dan nasıl kaynaklandığını görmektir. Bu anlayış kendiliğinden değil, derin içsel çalışma ve deneyimlerden çıkarılan incelemeler yoluyla gelir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 46

Her Gün Yeniden Başlamak Ne Anlama Gelir?

“Bugün” ve ‘dün’ iki farklı kaptır. Örneğin, dün akşam yemeği yedim ve tok hissettim. Bugün tekrar yemek yemek isteyeceğimi hayal etmemiştim. Ancak birkaç saat sonra arzum yenilendi ve bugün bir tatmin eksikliği hissediyorum. Bu “yeni bir gün”. Bir “gün” haz alma, ışık çekme ve onu ifşa etme fırsatını temsil eder.

Maneviyatta hiçbir gün bir önceki güne benzemez ve hiçbir gece bir sonraki geceye benzemez. Manevi arzu evrimleşirken, fiziksel arzu aynı statiklikte kalır. Maneviyatta aynı arzu asla kendini tekrarlamaz. Süreç sanki aynı sorunla tekrar tekrar karşılaşıyormuşuz gibi tekrarlayıcı görünebilir, ancak bilgeler her günün yeni olduğunu, yeni incelemeler ve arzularla dolu olduğunu açıklar.

Kesin sayısı bilinmemekle birlikte, sayısız “gün” süren incelemelerden sonra, incelemelerimizin sonuna ulaşır ve eksiksiz bir kabı ediniriz. Bu, maneviyatın ifşa olduğu ıslah edilmiş kaptır. Bu nedenle şöyle yazılmıştır: “Onlar senin gözünde her gün yeni olacaklar.” Zaman yeni farkındalıkların, yeni arzuların birbirini izlemesidir.

Bu farkındalıklar genellikle utanç, korku ya da yorgunluk, zayıflık veya sabırsızlıktan kaynaklanan başarısızlıklar gibi rahatsız edici şekillerde ortaya çıkar. Ama ağırlıklı olarak korku olarak ortaya çıkarlar, çünkü ilk Mitzva (emir) korkudur yani kişiyi hayvansal korkudan manevi korkuya, bu dünyada veya öbür dünyada acı çekme korkusuna değil, Yaradan’dan korkmaya, O’na bağlı olup olmadığımızı veya karşılığında sunacak bir şeyimiz olup olmadığını merak etmeye getirir.

İlk ıslahlar manevi korkuya ulaşma etrafında döner. Dünyevi korkular ya da onların benzerleri aracılığıyla kişi sadece Yaradan’dan korkmaya getirilir. Ancak bu korku Yaradan korkusu değil, O’na bağlı olmama korkusudur ve bunun da ötesinde, O’na karşılık vermeme ya da verememe korkusudur. Hayatın sayısız karmaşıklığı nihayetinde bunun etrafında döner.

Bu ilk aşama birkaç yıl sürebilir ve çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Kişi patronundan korkar, bir başkası komşularını üzmekten endişe eder, bir üçüncüsü affedilmez bir eylemde bulunmaktan korkar ve bir başkası da devam eden yasal bir davadan korkar. Yaradan’ın içimizde uyandırdığı, çoğu zaman akıl almaz şekillerde ortaya çıkan bu türden sonsuz sayıda korku vardır. Bazen, onlarca yıl önce hazırlanmış bir şey aniden ortaya çıkar.

Yaradan İle Bağ Kurmayı Sağlayan Haklı Çıkarma

Soru: Geçmiş sanki bir şeyi başaramamışız gibi üzerimize çöktüğünde Yaradan’ı nasıl haklı çıkarabiliriz? Yaradan’ı haklı çıkarmamız gerektiği gerçeğiyle nasıl çalışırız?

Cevap: Varoluşumuzun her anında, Yaradan’ı koşulumuzu belirleyen olarak hissetmeli ve bu koşulları haklı çıkartmalıyız.

Haklı çıkartmak, her bir koşulun bizi dostlarımız aracılığıyla Yaradan’la bağ kurmaya getirdiğini ve bir sonraki seviyeye yükselttiğini kabul etmek anlamına gelir.

Bir Kongrede Hangi Koşulda Olmalıyım?

Soru: Bir yandan dostlarımı mükemmel olarak hayal etmeli, Yaradan’ın onlarda ikamet ettiğini düşünmeli ve her şeyi onların içinde özümsemeliyim. Diğer yandan onlar için dua etmeliyiz. Eğer onların mükemmel bir koşulda olduklarını ve Yaradan’ın onları doldurduğunu hayal edersem, onlar için ne gibi bir talebim olabilir?

Cevap: Bir yandan dostlarımı mükemmel olarak hayal etmeli, onlara dahil olmalı ve onların içinde, onların mükemmelliğinde kalmalıyım. Diğer yandan onlar için dua etmeli ve istemeliyim. Bu iki koşul nasıl uzlaştırılabilir?

Aslında bu iki koşulu aynı anda uzlaştırmak mümkün değildir. Her iki koşul da gerçekleşir ve benim dönüşümlü olarak her ikisinde de var olmam gerekir.

Kongrede kendimi hangi koşulda bulduğumu da görmeliyim. Ama genel olarak bir kongre, grubu, Yaradan’ı ve yakınlaşma yolumuzu övme safhalarını daha fazla taşır.

Dağıtım Sanatı

Soru: Gizlenmenin ifşaya bir davet olduğunu söylediğinizi birden fazla kez duydum. Bu mesajı dağıtımda nasıl kullanabiliriz?

Cevap: Gizlenme harika bir koşuldur çünkü kişi kendisinden bir şeylerin gizlendiğini hissettiğinde araştırmaya başlar ve sonunda bize yönelir. Yani gizlenme yaratım aşamasını belirler.

Sokaktaki bir köpek bulacak bir şey arar. Ancak içimizdeki insan (hayvan değil) kaynağını arar. Aramanın en yüksek biçimi benim kaynağımı aramaktır: “Ben nereliyim? Neden buradayım? Amacım nedir?” Nereden geliyorum ve neye geri dönmeliyim?

Dolayısıyla, dağıtımımız karanlığı ve ışığı aramak üzerinedir ve insanlarda uyandırmamız gereken şey de budur. Bize yaklaşan bir kişi bunu bir tür sorgulamayla yapar ve biz de ilk yayınlarımız aracılığıyla onlarda ilgili soruları ateşlemeliyiz.

Ancak bu doğrudan değil, yaratılışın amacı ya da nedeni hakkında sorular uyandıran alternatif bir yaklaşımla yapılmalıdır ki bu soruları daha sonra bize getirsinler.

Materyalleri öyle bir şekilde sunmalıyız ki, bunlar her zaman kişide bir sonraki soruyu tetiklesin. Başka bir deyişle, tek bir makalede resmin tamamını çizmeye çalışmamalıyız. Bunu yaparsak kişilerin kafası karışabilir ve her şeyi tutarlı bir mozaik ya da doğru bir vizyon halinde bir araya getiremeyebilirler. Bunun yerine, onları bir soruyla baş başa bırakan kısa bir makale, not veya tweet gibi özlü bir şey yaratmalıyız.

Bu soruyu yanıtlayacağız, ancak yanıt aynı zamanda bir sonraki soruya da yol açmalıdır. Bu adım adım ilerleme, öğrencilerle bu şekilde çalışma, en makul yaklaşımdır. Ancak kolay değildir; bir sanattır.