Category Archives: Kabala

İnsanlar Dünyayı Yönetmek İçin Yaratıldı

Soru: Sözlerinize göre, insanlar bu dünyayı yönetmek için mi yaratılmış oluyor? Sizin dediğiniz gibi bu aşağı varlıklar mı?

Cevap: Evet. Onlar yaratılışın tacı olmak, dünyayı yönetmek ve Yaradan’a dünyamıza iyilik niteliğiyle etki etmesi için yalvarmak üzere yaratıldılar, bu niteliği, insan olmanın tarafından, halkın ve tüm insanlığın tarafından, bütün güçleriyle destekleyeceklerdir. Dünyada sevgi ve ihsan etme, iyilik ve merhamet niteliklerinin ifşa olmasına izin vermeleri gerekir.

Soru: Bu yüzden bu alçaklıktan geçmeleri mi gerekiyor?

Cevap: Evet. Kendi doğalarını tanımak, onu içlerinde bastırmak ve karşıt doğaya -Yaradan’ın doğasına – ihtiyaç duyar hâle gelmek için.

Soru: Ve yol bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: İnsan bunun yol olduğunu nasıl fark eder?

Cevap: Acı çekerek. Yapacak bir şey yok. Kişinin kendi güçlerinin, niteliklerinin ve yeteneklerinin önemsizliğini idrak etmesiyle.

Yaradan, yardım için O’na dönmemizi, iyilik, ihsan etme ve sevgi niteliğini O’ndan talep etmemizi bekler; işte bu sayede O’nun seviyesine yükseliriz.

İnançların Ve Öğretilerin Kaynağı

“Ancak Yaradan’ın hizmetkârları yayıldıktan sonra agnostiklerin soyu idealist olur.” (Baal HaSulam, “Son Neslin Yazıları”)

Kabala bilimi, insanlar birleştikçe, form benzerliği ilkesine göre tek bir doğa gücünün ifşa olacağı bir birlik sağlamaları gerektiğini öğretir. Doğada bu güç yukarıdan aşağıya doğru bizim dünyamıza iner; biz ise aşağıdan yukarıya doğru yükselerek ona benzemeliyiz.

Eğer kendimizi arzuların, özlemlerin ve karşılıklı yardımın tek bir birleşik sistemi hâline getirirsek, üst gücü hissetmeye başlarız.

Ama eğer insanları doğru şekilde birleştirme fikrini, üst güçle ilişkilendirmeden; kardeşçe karşılıklı yardımdan, ‘insan insanın dostu, yoldaşı ve kardeşidir’ vb. gibi anlayışla ilişkilendirmeden ele alırsak, o zaman hemen komünizme, sosyalizme ve diğer “-izm” lere kayarız.”

Sonuçta tüm felsefeler Kabaladan kaynaklanmıştır. Orta Çağ filozofları, Mirandola, Alman filozofları ve diğerleri de bu konuda yazmıştır.

Ayrıca sözde tüm ‘dinler’ ve her türlü akım Kabala’dan ortaya çıkmıştır. İnsanları birleştirme ve doğru bir topluluk inşa etme fikrinden, sosyal psikoloji doğmuş; bununla birlikte birlik metotları ve bunlara bağlı yaklaşımlar ortaya çıktı.

Kuru Bir Tohumdan Meyve Veren Ağaca

İnsan manevi gelişiminde çeşitli aşamalardan geçer. Başlangıçta cansız bir şey gibidir; onu etkilemeye ve geliştirmeye başlayan bir gruba katılır, ancak henüz bağımsız eylemlerde bulunabilecek durumda değildir ve gerçekte nerede olduğunu da anlamaz.

Birkaç yıl bu şekilde geçer; ta ki yapılması gereken bir çalışma olduğunu fark edip aktif olarak harekete geçmeleri ve hangi yöne baktıklarını sürekli netleştirmeleri gerektiğini anlayana kadar. O andan itibaren cansız olmaktan çıkar ve bir bitkiye dönüşürler. Özbakım sayesinde, başkalarıyla kurulan bağlar aracılığıyla, öğretmenin öğütlerini izleyerek ve yola dikkat ederek kendi kendilerine büyümeye başlarlar.

Kendi başlarına çevrenin etkisi altına girmeye çalışırlar; çünkü bu grubun sadece bir insan topluluğu olmadığını, gelişimleri için gerekli olan özel bir içsel güce sahip olduğunu fark etmişlerdir. Böylece bir “bitki” olurlar ve onlarla daha da güçlü biçimde bütünleşebilmek için, topraktan besin alır gibi, güçlerini gruptan almaya başlarlar. Meyvenin olgun bir ağaçta ortaya çıktığını ve ağacın da ancak kişinin grupla bütünleşmesi koşuluyla büyüdüğünü anlarlar.

Ve büyüdükçe, bağ, sevgi, karşılıklı ihsan ve Yaradan’ın ifşa olduğu ortak ihsan gücünün ifşası olan meyveleri almayı arzularlar. Tüm bunlar hâlâ bitkisel seviyededir.

Ama sonra, zaten yönetebildikleri ve sorumluluğun bir kısmını üstlenebilen duruma geldikleri hayvansal seviye vardır. Bu artık, tek bir yere kök salmış ve onu yetiştiren kişiye göre pasif kalan bir “ağaç” değildir.

Kişinin içindeki insan derecesi, ağaca bakan kişidir. Ancak kişideki hayvansal seviye, artık yalnızca bir ağaç değildir; kendi başına büyümeye yönelen ve tüm sisteme aktif olarak katılmaya çalışan bir varlıktır. Kişi ortak kusurları görür ve onları düzeltmeye çalışır. Yalnızca kendisini nasıl düzelteceğini ve sisteme pasif biçimde nasıl uyum sağlayacağını değil, aynı zamanda başkalarına nasıl yardımcı olacağını da görür; bu sayede genel bağlara ve ıslahlara dâhil olur. Bu durum, hayvansal seviyeye atfedilebilir.

Ve sonra insan seviyesi vardır; bu seviyede kişi, eylemlerine göre artık Yaradan’a bağlanmış durumdadır. Sonuçta, tüm gelişimimizin temelinin “ağaca bakmak”, yani onu yetiştirmek olduğu ortaya çıkar.

Başlangıç olarak, hayatı maddi ve manevi olarak ikiye ayırmak yeterlidir. Maddi dünyaya gerekli olan verilmelidir—ne fazla ne eksik. Manevi çalışmaya ise, sınırlama olmaksızın, geriye kalan her şey verilmelidir.

İki Nokta

Yaradan’ın onu doldurabilmesi için bir Kli yaratmak zorundayım. Yaradan’dan ilham alırsam, bu benim değil, O’nun erdemidir. Dostlarımdan ilham alırsam, bu da benim değil, onların erdemidir.

Dostlarımdan ilham alırım. Ben, hiçbir şeye sahip olmayan, dostlarla birlik olamayan ve Yaradan’ı arzulayamayan önemsiz biri olarak, onlardan bu ilhamı alırım ve ona göre hareket ederim. Ben bu ilhamı kendim edindim.

Burada mutlaka iki nokta olmalıdır: Ben tamamen yokum, bir sıfırım, altın en altıyım; ancak, onları gözümde çok yücelttiğim için onlardan ilham aldım. O zaman onlardan aldığım ilham, onlarla ilgili çalışmalarım aracılığıyla benim için Keter gibi olurken, ben kendim Malhut gibiyim. Burada sanki bir Reşimo deHitlabshut ve bir Reşimo deAviut var gibidir. Ben böyle hareket ederim. Bunun başka bir yol yoktur.

Eğer sadece Yaradan’dan ilham alırsam, bu O’nun ilhamıdır. Ve eğer sadece bir dostumdan ilham alırsam, bu dostumun ilhamıdır. Öyleyse, bu nasıl benim olur? Burada iki nokta olmalı: Ne Yaradan’dan ne de başka bir şeyden ilham almayan ben, şimdi bir dostumdan ilham aldım.

Mutlaka iki nokta olmalı. Benim “ben” noktam nerede? Komşunu kendin gibi sev kuralına göre davranmazsam bunu nasıl ifşa edeceğim?

Dostlarının yüceliğini göster ki, onlar da sana bu yüceliği göstersinler.

Soru: Onlara yüceliklerini gösterdiğimde, kendimin buna muktedir olmadığımı daha da fazla görmem neden?

Cevap: Bunu dostlarınızla denediğinizde ve pratikte hiçbir şey yapamadığınızı gördüğünüzde, muktedir olmadığınızı anlayabilirsiniz. Yaradan ile ilgili olarak bunu göremezsiniz. Dolayısıyla, dostlarınızdan, gruptan hem Malhut noktasını hem de Keter noktasını almanız gerekir.

Ayrılığı Aşmak

Her şey tamamen, birbirimizden ayrılma durumuna düşmeden önce bulunduğum seviyede diğer ruhlarla olan bağımın derecesine bağlıdır.

Eğer bir şekilde bu ayrılığı aşarsam, görünüşte hepimizin ulaşmak istediği manevi koşula geri dönerim.

Bunu yapmaya çalışırsam, sonuç ne olursa olsun, başarılı olsun ya da olmasın, çaba gösterdiğim sürece, kendimi manevi bir koşula itebilmemin tek yolunun bu olduğu anlaşılır.

Ben bir Kli’yim (kap) ve benim açımdan tek bir eylem var: Hisaron’u (eksikliği) artırmak, böylece bu Hisaron’a daha büyük bir ışık girecek. Ve Hisaron’u ancak, arzuları, Adam HaRişon’un parçalarını birbirine bağlayan koşulun bozularak, parçaları birbirine bağlayan perdenin ayıran perdeye dönüşmesi sonucu ortaya çıkan, bizi ayıran perdelere rağmen, ruhun 600.000 parçası arasındaki perdeleri atlayarak artırabilirim.

Bu, yapabileceğim tek eylemdir, çünkü ben bu sayede büyük bir Kli haline gelen küçük bir Kli’yim.

Bunun dışında, gelişimimde, yolumda herhangi bir şeyi düzeltmek için başka bir imkanım yok.

Asi Bir Nesil

Yorum: Gerçekte, İsrail’deki çocukların nasıl olduğunu görüyorum; büyüklere karşı tam bir saygısızlık var, yetiştirilmeden kaynaklı…

Cevabım: Bu olabilecek en harika şey. Bunu bir İsrailli olarak söylediğim için söylemiyorum,  küçük bir insan büyük birini dinlemek istemediğinde, bu zaten iyi bir başlangıçtır.

Peki “istememek” ne anlama geliyor? Bu onun doğasından gelir. Kendini tamamen bağımsız hisseder, tüm değerlerinizi hiçe sayar ve onlarla hiçbir ilgisi olmasını istemez. Kendisi için yeni bir şeyler keşfetmek ister.

Burada olanlardan bahsetmiyorum. Dürüst olmak gerekirse, henüz böyle ideal bir tablo görmedim, ama genç nesil büyüklerin sözünü hiç dinlemezse çok mutlu olurum. Aynı zamanda, analiz etme ve kendileri için bir bakış açısı bulma yeteneğine sahip olmalılar, kararlı, keskin, nüfuz edici ve net bir dünya görüşü, böylece herkesin içinden hedefe bakabilsinler – hedef nerede? Ancak o zaman çevrelerindeki her şeyi doğru bir şekilde kullanabilirler.

Bu, eğitimde henüz mevcut değil. Ancak yeni nesilde gördüğümüz egoizm, buna yaklaştığımızın umudunu veriyor. Ve onlar kitle iletişim araçlarında ve toplumda iktidara geldiklerinde, o zamana kadar onların Kabala’nın tam olarak yaşamın amacını aramak ve onu gerçekleştirmek için bir araç olduğunu anlamalarına yardımcı olabileceğimizi düşünüyorum.

Işığa Doğru Harekete Nasıl Başlanır?

Tüm zamanlar boyunca, tüm halklar arasında var olmuş olan bütün olumsuzlukların, aslında yalnızca birbirimizden uzaklaşmamızdan ve tam tersine nasıl yakınlaşmamız gerektiğini anlayamamamızdan kaynaklanan acılar olduğuna henüz ikna olacağız. Ve şimdi bütün bu acılar içimizde tezahür edecek ve bizi bağ kurmaya doğru itecek. O zaman onlara minnettar olacağız ve dünyada yalnızca mutluluk olduğunu ve ışığa doğru tek bir hareket olduğunu anlayacağız.

Soru: Ve bu oluyor mu?

Cevap: Zaten oluyor.

Soru: Olan her şey, mutluluk ve ışığa doğru bir hareket mi?

Cevap: Evet, olan her şey.

Kendimi Nasıl Kontrol Edebilirim?

Soru: Çabamı doğru şekilde uygulayıp uygulamadığımı nasıl kontrol edebilirim?

Cevap: Çabanızın doğru olup olmadığını kontrol etmenin birçok yolu vardır. Her şeyden önce, istiyor musunuz istemiyor musunuz? Genellikle istemediğiniz şey doğru olan olabilir. İkincisi, dostlarınızın gözünde saygı görüp görmediği.  Temel kaynaklarda yazılanlarla ve öğretmenin söyledikleriyle karşılaştırarak kontrol edin.

Mahsom’dan önce, kendimizi inceleyip değerlendirebileceğimiz net bir sistemimiz yoktur. Aslında sorduğunuz şey, kendinizi kontrol edebileceğiniz ve ona ne ölçüde uyduğunuzu ya da tam tersine ne ölçüde uymadığınızı görebileceğiniz o standardın nerede olduğudur.

Manevi dünyaya girmeden önce bu size ifşa edilmez. Bu yüzden buna “gizlenme” denir.

Ancak kendinizi alma arzunuzla, grupla ve öğretmenle olan ilişkiniz açısından değerlendirebilirsiniz; en azından bu şekilde kendinizi test edebilirsiniz. Boşuna denmemiştir: “Ölüm gününe kadar kendine güvenme.” Egoizminiz ölmediği sürece hata yapabilirsiniz — korkunç, aptalca hatalar; hatta en basit olanları bile. Ve işte ilginç olan budur.

Sanki aynı durumlarda, çok basit göründükleri hâlde, tekrar tekrar hata yaparsınız. Bu nasıl olabilir? Bu kadar büyük şeylerden geçtiniz, kafanız karışmadı, bir şekilde üstesinden geldiniz; ama birdenbire yine saçma bir hatanın içine mi düştünüz?

İşte durum böyle. Dereceleri bilmiyoruz. Bize her derece böyleymiş gibi görünür. Hayır. Onlar size çok basit, çok doğal bir biçimde görünebilir. Birdenbire, annesini kaybettiği için ayakta durup ağlayan bir bebek gibi olursunuz.

Mahsom’dan önceki tüm dönemler böyledir. Ondan sonra ise her şey perdeye, Yaradan’la ne ölçüde bütünleştiğinize bağlıdır.

Bağımsız Çalışma

Sevinç ve hayranlığın olağan anlayışı, doğuştan sahip olduğumuz doğal niteliklerimizden kaynaklanır. Bizler, alma arzusuyla doğarız; yani tüm düşüncelerimiz, niyetlerimiz, arzularımız ve tutkularımız kendimizi nasıl dolduracağımıza yöneliktir.

Bu, alma arzusunun en birinci şeklidir. Her birimizde var olan gerçek alma arzusu, şu anda hissettiğimizden çok daha büyüktür. Bu arzu, “bizim dünyamız” veya “bu dünya” (Olam HaZeh) olarak adlandırılan minimum bir seviyeye indirgenmiştir, böylece kendi çabalarımızla ona bir perde (Masach), yani ihsan etme niyeti ekleyebiliriz.

Bu küçük arzuya ihsan etme niyetiyle bir perde ekleyebildiğimiz anda, daha büyük arzular gelecektir. Bu nedenle, her dereceden bir üst dereceye çıktığımızda, kendimizi almak için alma arzusu içinde buluruz. Sonra içindeki kötülüğü fark eder, ihsan etme niyetiyle onu ıslah etmek ister, yukarıdan güç talep eder, ona ıslah etme niyetini ekler ve tatmin oluruz.

Başka bir yol yoktur. Elbette, neden ıslah etme niyetiyle doğmadık diye sorulabilir. Neden bunu elde etmenin yolunu kendimiz aramalıyız ve bunu alma arzusuna nasıl eklemeliyiz? Neden bunu bağımsız olarak yapmalıyız?

Cevap basit. Niyet yukarıdan gelemez, çünkü bu, verene karşı tutumumuzla ilgilidir; aksi takdirde bu, ihsan etme amacıyla olmaz. Niyet bizden kaynaklanmalıdır.

Bu nedenle, bize sadece alma arzusu ve bununla birlikte, kendimizi doldurma niyeti verilir. Öncelikle, bunları etkisiz hale getirmeli, hiç kullanmamalı ve sonra bunu ihsan etmeye dönüştürmeliyiz.

Arzularımı etkisiz hale getirip, onları hiç kullanmak istemediğim bir koşula ulaştığım ıslah, “kısıtlama yoluyla ıslah” (Tzimtzum) olarak adlandırılır. Bundan sonra, Yaradan’a ihsan etme uğruna gerçekten çalışmaya başlarım. Ve bunu bağımsız olarak yapmamış olsaydım, buna ihsan etme denmezdi ve ben de bunu hissetmezdim. O zaman alınan haz, bizim dünyamızda küçük mum (Ner Dakik) olarak adlandırılan, alma uğruna alınabilecek haz olan en küçük haz olarak kalırdı.

Manevi Görevi Yerine Getirmek İçin Mi?

İhsan etmeye ilişkin ıslahımız, komşumuza değil, Yaradan ile olan bağımızı ıslah etmeye yönelik olmalıdır. O zaman bu, komşunuz için gerçekten iyi olacaktır, çünkü aslında dünyada var olan her şey Yaradan’dan gelir.

Şayet bu dünyanın koşulunu değiştirmek istiyorsanız, Yaradan’dan onlara gelen şeyi değiştirmelisiniz. Ve bu, ancak O’na ihsanda bulunursanız yapılabilir. Ve siz daha iyi şekilde ihsan ederseniz, O da dünyayı daha kötü bir şekilde etkilemek zorunda kalmayacaktır.

Buna toplum aracılığıyla ulaşabilirsiniz, dostlarınıza ihsan ettiğinizde ve onlar da size ihsan ettiğinde, bir grup oluşturursunuz ve tıpkı manevi seviyede ıslahın sonunda ruhlarınız ile birleştiğiniz gibi, burada, manevi görevde birleşmeye çalışırsınız, yani aslında o seviyeye yükselirsiniz.

Bununla saran ışığı dünyamıza çağırırsınız ve böylece Yaradan’ı bu dünyaya daha fazla ışık vermeye mecbur edersiniz.