Category Archives: Kabala

Çölde Bir Gece

Tek başına yükselmek imkânsızdır. Sonuçta, daha yükseğe çıkmak demek, herkesle daha da fazla bağ kurmak, aramızda hiçbir fark olmadan birleştiğimiz en üst seviyeye kadar çıkmak demektir. Dolayısıyla başkalarından ne kadar çok destek alırsam ve ben de onlara ne kadar destek olursam çalışma alanımız o kadar genişler.

Peki, bu üst olan nedir? Bu bizim bağımızdır. Şimdi gerçekten birleşirsek, üst olan ve duygularımız hakkında sadece hayaller kurmaz, bu eylemi pratikte uygulayabiliriz. Fiziksel eylemler dünyasında yaşamamız boşuna değildir; bu eylemleri manevi dünya yerine onun içinde deneyimleyebilmemiz ve oyun oynayan çocuklar gibi onları burada gerçekleştirebilmemiz içindir.

Bu nedenle giderek daha fazla bağ kuracağız ve bu eylemle üstteki gibi olacağımızı hayal edeceğiz, çünkü O herkese ihsan eder. Ne kadar birleşirsek, üstteki AHP’a o kadar yaklaşır ve kendimizi orada herkesi etkileyen tek kaynağa bağlarız.

Bunu yapar ve birbirimizi güçlendirirsek, ortak talebimizi, yukarıdan karşılıklı ihsan etme gücünü talep edebileceğimiz ortak bir duayı yaratmış oluruz.

Sonuçta bağ kuramadığımızı hissederiz. Bu bizim için, yalnız olan birine kıyasla daha da zordur. Tek başına, kişi bu kadar güçlü bir şekilde ihsan etme arzusunun eksikliğini hissetmez. Ve bir grupta aktif olarak çalıştığımızda, kendi sağlamalarımıza göre bağ kurmanın hiçbir yolu olmadığını hissederiz. Ne kadar konuşsak, birlikte şarkı söylesek, dans etsek ve zıplasak da hiçbir şey işe yaramaz.

GE’miz yukarıdakinin AHP’ına benzer hale gelir; yani endişelerimizin, sorunlarımızın, kaygılarımızın, özel hesaplarımızın üzerine çıkarız ve tüm düşüncelerimiz yukarıdakinin AHP’ı gibi yukarıdadır. İşte O’na böyle yaklaşır ve yapışırız. Şimdi üsttekine tutunabileceğimiz kısmi bir manevi kaba, GE’ye sahip oluruz.

Elbette bu henüz tam değil sadece kısmi bir kaptır. Ancak “çölde kırk yıl dolaşma”, Bina (Hafetz Hesed) aşaması, ihsan etmek için ihsan etmek, inanç seviyesi olarak adlandırılan belirli sayıda eylemden sonra, arzumuzun bir kısmında Üst ile bağ kurma, O’nunla aynı seviyeye yükselme yeteneği kazanırız.

Dolayısıyla, eğer karanlığı hissediyorsak ve bu bireysel, bilinçsiz bir deneyim değil de bağımızın imkânsızlığına dair ortak bir duyguysa, karanlık olarak algıladığımız şey buysa, o zaman bu ortak duygu gerçek bir duanın başlangıcı olabilir.

O zaman bu duyguyu güçlendirmek ve GE’miz, ihsan etme arzularımız ve O’na bağlılığımız konusunda bize yardımcı olacak olan üstteki AHP’ın ışığını almak için çöle gitmeye değer.

Egoizmin Ürettiği Enerji

Soru: Bir kişinin bir şey için gücü varsa, o zaman bunun bir Klipa, yani saf olmayan bir şey olduğunu söylüyorsunuz, öyle mi?

Cevap: Eğer bir kişi maneviyata ulaşmadan önce bir şey yapma arzusuna sahipse, o zaman bu arzu egoisttir.

Soru: Ama kişi arzu duymadan nasıl hareket edebilir? Diyelim ki bir şeyin yapılması gerekiyor.

Cevap: Arzu olmadan hiçbir şey yapamazsınız, hiç kimse yapamaz. Bunun için size ilham veren ve yukarıdan güç isteyen bir grup içinde olmalısınız. Kişisel olarak siz anti-egoist veya özgecil arzulara sahip değilsiniz. Bu nedenle, tüm arzularınız yalnızca egoist olabilir. Yani, eğer bir şey yapmak için enerjiniz varsa, bunu size egoizminiz veriyor demektir.

Soru: Mesleğimle ilgili bir şey yaptığımda bunu arzu duymadan gerçekleştiremem, değil mi?

Cevap: Tabii ki hayır. Ama arzunuzun egoist olduğunu bilin. Kendinizi göstermek, tanınmak, neler yapabileceğinizi kendinize kanıtlamak ve benzeri şeyler istiyorsunuz.

Soru: Ama yine de, size bazı şeyleri yaptıran içsel bir dürtü var mı?

Cevap: Elbette var. Bu güç arzusu, şöhret, kendini kanıtlama ihtiyacıdır: “Ben yetenekliyim, yapabilirim, bunu herkese ve kendime de kanıtlayacağım.”

Soru: Yani, kişi başka yönler de bulunabilir. Neden özellikle Kabalistik bilgiyi aktarmaya bu kadar ihtiyaç var? Örneğin, eğer dünyanın bu şekilde inşa edildiğini kendim keşfettiysem, neden bunu herkese anlatmak istiyorum?

Cevap: Çünkü bu sizin için önemlidir ve başkaları için de önemli olmasını istersiniz. Basit insan egoizmi, bir şeyi başkasına empoze etme arzusudur.

Birlikte Makale Okumanın Faydası

Soru: Dostlarımızın maneviyat özlemini doğru bir şekilde özümsemeyi nasıl öğrenebiliriz?

Cevap: Onlarla bütünleşmeye çalışın ki onların soruları sizin sorularınız, arzuları ve özlemleri de sizin özlemleriniz olsun. Bu, çocuğunun arzularını hayatının merkez odağı haline gelene kadar özümseyen bir anne gibidir, onun için yaşar.

Soru: Prensip olarak, bu tür bir özümseme, toplantılarımız için bir araya geldiğimizde dünyevi düzeyde de gerçekleşiyor. Birisi diğerleriyle bir şey paylaştığında, sanki kişi kendisine cevap veriyor gibi oluyor. Bu, kişinin fikirlerini bir başkası aracılığıyla işleme aldığı düşünce düzeyinde de çalışır mı?

Cevap: Elbette, kesinlikle. Bu, kişi bir şeyleri başkalarına açıklamaya başladığında veya hatta başkasıyla ilişkilendirmeden sadece kendisi için yazdığında bile olur.

Soru: Bu yüzden mi öğretmeniniz Rabaş’ın tüm makalelerini içselleştirmemiz gerektiğini söylüyorsunuz?

Cevap: Bu tamamen farklı bir şey. Rabaş’ın makalelerini içselleştirdiğinizde, yazarla, yani kendi seviyenizin çok üstünde bir seviye ile bağ kurarsınız.

Soru: İnsanlar bu makaleleri birlikte okuyup tartıştıklarında ne olur?

Cevap: Makaleleri birlikte okuyarak insanlar birbirlerine yatırım da yapmış olurlar. Bu muazzam bir fırsattır, Rabaş’ın gerçekte ne söylediğini kavrayabilecekleri geniş bir ortak kap yaratırlar. Sonuçta, küçük bireysel zihinleri birleşir ve kat kat güçlenir.

 

Bir Kabalistin Görevi

Yorum: Yüksek manevi seviyelerdeki bir Kabalist olarak, sürekli kendi arzunuza karşı gidiyorsunuz ve derslere yeni gelenlerle aynı sevinçle değil, büyük olasılıkla zorlu bir koşulda geliyorsunuz.

Cevabım: Ne olmuş yani? Bu benim görevim. Elbette benim için zor ama en büyük yükümlülüğü hissediyorum. Bu konuda bir soru bile yok.

Bunun dağıtımın, Yaradan’ın çizgisini bu dünyada yürütmenin bir aracı olduğu bir durumdayken nasıl derse gelmem? Bunu yapmak için yetkilendirildim.

Ben sadece yukarıdan gelen bir görevi yerine getiriyorum ve bunu gerçekleştirme fırsatı bulduğum için minnettarım. Ve her gün üç saatlik bir ders vermeyi, açıklama yapmayı, blog yazmayı, soruları yanıtlamayı ve televizyon programına çıkmayı başarmam bir mucize.

Bunu bir hediye, Yaradan’ın bana yaptığı büyük bir iyilik olarak görüyorum. Zor olup olmaması ne fark eder ki? Bu çok önemli, çok gerekli! En azından ben böyle görüyorum. Bana güç veren de bu.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 131

Bariyerden Önce Erkek Ve Dişi Koşulları Nasıl Hissedilir?

Rabaş’ın bahsettiği sayısız manevi farkındalık içimizde bir kopya olarak mevcuttur. Bariyerden önce bile çeşitli manevi safhaları hayal edebiliriz. Doğru, bunlar yalnızca hayal gücünde mevcuttur, ancak bazı ince hisleri şimdiden deneyimleriz. Henüz tam duygulara sahip değiliz ve hayal ettiğimiz şey doğru değildir, ancak gerçeğin bir gölgesi vardır.

Başka bir deyişle, kalpteki noktanın içinde, her bir kavram, his ve bunlar arasındaki ilişkiler için zaten bir hacim, bir alan vardır. Kalpteki noktanın içindeki her tanım arasında belli bir mesafe, bir tür boşluk vardır. Bir şeyin sağ tarafa, başka bir şeyin sol tarafa ait olduğunu hissedebiliriz. Bir şey biraz daha yakın, diğeri daha uzak hissedilir. Bunlara karşılık gelen bir içsel hissiyatımız var, ancak henüz gerçek bir his değil, sadece hafif bir hassasiyet, sanki gerçek şeyi “koklayabiliyormuşuz” gibi. Kapların kırılması nedeniyle içeride bir tür algılamaya izin veren kıvılcımlar kalır.

Kıvılcımlar aracılığıyla nasıl bir şeyler hissedebiliriz? Kalpteki noktayla çalışırsak, çeşitli saran ışıkları kendimize çekeriz. Çalışma sırasında gelen ışık homojen değildir; kaba göre birçok olasılık taşır. Bu basit bir ışıktır (Ohr Pashut), tam anlamıyla içsel ışık (Ohr Pinimi) veya saran ışık (Ohr Makif) değil, ama bizi sürekli saran ince bir aydınlanmadır. Kalpteki noktayla nasıl çalıştığımıza, onu nasıl geliştirdiğimize ve içinde nasıl ayırımlar yaptığımıza bağlı olarak, saran ışık bu ayırımlar üzerinde zaman zaman farklı şekilde hareket eder.

Bu ışık henüz Hassadim, Hohma ve benzeri gibi belirli derecelere belirgin bir şekilde bağlı olan berrak iç ışık NRNHY (Nefeş, Ruah, Neşama, Haya, Yehida) gibi olmasa da, yine de nüanslar ve gölgeler içerir. Bu nedenle, sadece kalpteki nokta içinde hassasiyet geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda genişlemesine neden olur ve bir tohum hücresi gibi gelecekteki organların büyümesi için hazırlar. Bu tohum hücresinin içinde ruhun gelecekteki bedeninin gelişeceği minik noktalar, minicik tohumlar olduğuna dair belirli bir duyarlılığa sahip olabiliriz. Bariyerden önce bile bu tür hassasiyetlere sahip olabiliriz.

Elbette bu hala sadece bir tohum, bir damladır. Bu nedenle kendimizi bu damlaya karşı hazırlamalı, onun organlar ve farklı parçalar geliştirmesini ve Yaradan’a karşı ilişkiler kurmasını dilemeliyiz. Organlar – “el”, “ayak”, “karaciğer”, “baş” vs – Yaradan’a yönelik çeşitli arzularımızdan doğan farklı ilişkileri temsil eder. Böyle olmasını dileriz ama henüz içimizde bu arzuları ve farkındalıkları bulamayız, yine de onları arar ve onlar aracılığıyla Yaradan’la nasıl ilişki kurabileceğimizi araştırırız.

Bu arayışı, bu çabayı tamamladığımızda (tam olarak Yaradan’ın elindeyken), ancak o zaman Yaradan yanıtını verir: Tohumu canlandırır ve tohum gelişmeye başlar. Başka bir deyişle, işin yarısını kendi çabalarımızla yapmalıyız ve tüm çabamızı adadıktan ve payımızı tamamladıktan sonra ki buna “ölçümüzü doldurmak” denir, o zaman yukarıdan alırız.

Sorular Asla Eskimez…

Soru: Size tekrar tekrar sorulan aynı sorulara cevap verecek gücü ve sabrı nasıl buluyorsunuz?

Cevap: Her şeyden önce, içtenlikle soran ve büyümek isteyen bir kişi için büyük bir sevgi vardır. Anlamıyor ve bu yüzden tekrar soruyor. Hâlâ anlamıyor ve bir kez daha soruyor.

Başkaları için bu aynı sorunun tekrarlanması gibi görünebilir. Ama hiç de öyle değil! Her biriniz aynı soruyu sorabilirsiniz ama yine de içimde tamamen farklı arzular, farklı dolum eksiklikleri uyandırıyorsunuz.

Eğer yalnızsam, söyleyecek hiçbir şeyim yok demektir. Kesinlikle bir dinleyici kitlesine ve insanlardan gelen bir soruya ihtiyacım var. Bir derse gelirim, dinleyicileri hissederim ve o anda ne söyleyeceğimi bilirim.

Bazen binlerce insanın önünde sahneye çıkıyorum ve son dakikaya kadar sanki bir sisin içindeyim ve ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Önceden kitapları karıştırabilirim, ders için konular planlayabilirim, ancak ne hakkında konuşmaya başlayacağımı asla önceden söyleyemem.

Sonra aniden dinleyicilerle temas kurulur ve işte o zaman onların ihtiyacını, arzusunu yakalamış olurum ve bu arzuyla çalışırım.

Yani binlerce insan bana aynı soruyu sorduğunda, her biri farklı bir arzuyla hareket ediyor. Birinin, diğerinin ve bir üçüncüsünün arzusunu algılıyorum, bunun farklı bir yerden geldiğini hissediyorum ve bu yüzden beni rahatsız etmiyor. Çünkü her seferinde sanki bana yeni bir soru geliyor gibidir.

Para Ve Mutluluk

Yorum: Amerikalı psikologlar, 164 ülkede 1.7 milyon kişiyle yaptıkları anket sonucunda bir insanın mutlu hissetmek için ne kadar paraya ihtiyacı olduğunu belirledi. Mutluluk hissinin azalmaya başladığı bir gelir eşiği olduğu ortaya çıktı.

Bir birey için ideal gelir ortalama olarak yılda 60.000 ila 75.000 dolar arasında. Araştırmacılar, “Artık mutluluğun da bir sınırı olduğunu anlıyoruz” diyor.

Cevabım: Gerçekte, paranın satın alabileceği mutluluğun sınırından bahsediyorlar. Ancak mutluluğun kendisinin bir sınırı yoktur. Kişinin basitçe mutluluk varken ama birazcık eksikken “iştah” ve “yemek” arasında doğru bir denge kurması gerekir. O zaman her şey yerli yerine oturur.

Paraya gelince, o maddi dünyamızdaki amaçlara ulaşmak için bir araçtır. Üst dünyadaki manevi bir amaç için, farklı türde bir paraya ihtiyaç vardır. Orada para bir yücelme aracına, bir ihsan etme aracına dönüşür. İşte yaşamın gerçek duygusu budur.

Maneviyatta zengin bir kişi, sürekli olarak Yaradan’la olan bağı ölçüsünde başkalarını doldurma fırsatına sahip olan kişidir.

Ortak Yasa

Bireysel ve kolektif olan eşittir. Bir kişinin kendini ıslah etmesi ile tüm dünyanın ıslaha tabi tutulması arasında hiçbir fark yoktur. Yasa aynıdır çünkü parçalanma her bir parçanın diğerleriyle karışmasına neden olmuştur. Dolayısıyla, kişinin geçirdiği süreç tüm dünyanın geçirdiği süreçten farklı değildir.

Gerçekte, bu konuda karmaşık hiçbir şey yoktur. Eğer bu açıklığa kavuşursa, eğer bunu dünyaya açıklayabilirsek, bu da dünyadaki pek çok şeyi açıklığa kavuşturacak ve aydınlatacaktır.

Bu fikre bağlananlar gerçekten de “manevi İsrail” olarak adlandırılacaktır. Ve içsel bir zorunluluk duygusuyla, ıslahtan geçmeleri gerektiğini hissedeceklerdir.

Grup İle Bir Anlaşmaya Varmak

Yorum: Rabaş’ın grup hakkında verdiği ve yerine getirme şansımızın olmadığı 30 maddelik kısa bir tavsiye listemiz var.

Cevabım: Bunları yerine getirme şansımızın olmadığı doğru. Ancak, bunun için gerekli araçlara sahibiz.

Elbette, grupla ilgili olarak ve dolayısıyla Yaradan’la ilgili olarak alma arzuma boyun eğdirecek güce sahip değilim. Aradaki fark nedir? Basitçe, Yaradan’ı ilgilendiren şey gizlidir ve ben kendi kendimi kandırabilir, kafam karışabilir ve zaten erdemli olduğuma ve her şeyin benim için yolunda gittiğine karar verebilirim.

Ancak grupla ilgili olarak, her şey daha nettir. Ve eğer bunu şimdi soruyorsanız, o zaman belki de zaten aciz olduğunuzu görüyorsunuzdur. İşte o zaman gerçek soruya gelmiş olursunuz.

Kişi grupla birleşme gücünü ya da arzusunu kendi içinde bulamaz. Sadece prensip olarak bunu yapması gerektiğini anlar: Kabalistlerin yazdığı budur ve görünüşe göre, eğer bunu kabul etmezsem, o zaman ilerlemiyorum demektir.

Buradan, tıpkı Sina Dağı’ndaki İsrail halkı gibi, bir koşulun önünde durduğumuzu görüyoruz; eğer bunu tek kalpte tek adam olarak yapmazsanız, yani kendinizi gruba teslim etmezseniz, kendinizi ona boyun eğdirerek bu bağı gerçekleştirmek istemezseniz, kendinizi ölü hissedersiniz. “Burası gömüleceğiniz yer olacak.”

Bu karşılıklı anlaşma dışında başka bir şeye gerek yoktur. Şöyle diyerek: “Yapacağız ve duyacağız”, bunun gerçekleşmesi için hemfikir oluruz. Ve sonra gerçekleşir.

Dünyanın Manevi Islahı

Soru: Rasyonel bir açıklama kitlelerdeki arzu düzeyine ne ölçüde dokunabilir?

Cevap: Kitaplar ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla dünya çapında açıklayıcı çalışmalar yürüterek, sadece dış etkenlerle uğraşmıyor ve bilgilendirme görevini yerine getirmiyoruz. Aynı zamanda, dünyanın her bir parçasının bizim aracılığımızla yaratılışın amacı hakkında yukarıdan bilgi aldığı, dünyanın manevi bir ıslahını da başlatıyoruz. Bu zaten manevi bir eylemdir.

Sadece maddesel bir eylem gerçekleştirdiğimizi düşünmemeliyiz. Sanki yaratılış planından kaynaklanan dünyanın amacı ve bir insanın amacı hakkındaki belirli bir bilginin herkese ulaştığı boru hatları döşüyor gibiyiz. Bu şekilde her bir bireyi Yaradan’a bağlarız.