Category Archives: Kabala

Tanrı, Yaradan Ya Da Üst Güç Mü?

Soru: Birçok insanın düşündüğü Tanrı var mıdır?

Cevap: O yoktur.

Yorum: Ama sizin de söylediğiniz gibi bir Tanrı var, şu şekilde adlandırılan…

Cevabım: Yaradan, üst güç.

Soru: Peki bu gerçekte nedir?

Cevap: Tüm doğayı içeren doğanın en üst gücüdür. Yaradan’ın Kendisi Tanrı’dır. Doğanın kendisi Tanrı’dır. Dünyamızın doğası değil, ama genel olan doğadır ki, onunla, bu doğayla birleşebileceğimiz noktaya kadar ifşa etmeye başlayabiliriz. Hatta onu yönetebiliriz. Yaradan, Kendisine ortak olabilmemiz için böyle bir seviyede olmamızı ister.

Soru: “Doğa” dediğinizde bununla neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Tüm dünyaları kastediyorum. Tabii ki bizim dünyamız sayılmaz bile. Tüm dünyalar, toplamda beş dünya da dahil olmak üzere, hepsi tek bir güce, tek bir yasaya dahildir ve onun tarafından yönetilir, bu birlik yasası Yaradan’dır.

Yorum: Anlıyorum, ama bu oldukça yüksek.

Cevabım: Gerçeğe az ya da çok yaklaşmaktan bahsediyorsak pek sayılmaz. İşte bu yüzden, doğal olarak…

Yorum: Ateist, Tanrı’ya inanmayan vb. gibi.

Cevabım: Evet.

Kaderinizi Kontrol Etmeye Başlayın

Soru: İnsanlara Tanrı’nın var olup olmadığını söyleyebilir misiniz?

Cevap: Bizim hayali dünyamız da dâhil olmak üzere, tüm dünyalarda tüm doğanın tek bir gücü vardır. Buna Olam Amedume – hayali dünya – denir. Dolayısıyla, kesinlikle her şeyi, tabii ki bizi de içeren en yüksek güce Yaradan denir.

Soru: Peki O’nunla, bu doğayla, dediğiniz gibi Yaradan’la nasıl etkileşim kurmalıyız?

Cevap: Bu Kabala’nın öğrettiği şeydir. Kesinlikle doğrudan bir hatta çıktınız: “Yaradan’a nasıl hitap etmeliyim? Ne yapmalıyım? O’nu nasıl bulabilirim? O’na göre koşulunuzu nasıl düzenlersiniz? Ve her neyse, hayatımla ne yapmalıyım? Nasıl yaşamalıyım? Ya bunun karşılığında bir şey alırsam?”

Ve burada Yaradan’ın ne olduğunu anlamamız gerekir. Peki, Kabala ne yapar? Kendinizi kötü hissetmemeniz için nasıl davranmanız gerektiğini söyler.

Peki, neden dua ediyorsunuz? Bu aslında dünyanın uzaktan kontrolünü hissetmek ve kaderinizi gerçekten kontrol etmeye başlamakla ilgilidir. Bu insana verilmiştir. Ve bildiğimiz üst güç, Yaradan, bizim bu noktaya gelmemizi istiyor.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 232

Soru: Diyelim ki bir onlu, mantık ötesi inanç koşuluna ulaşmak için çalışıyor. Doğru yol hangisidir: mantık ötesi inancın mutlak olarak mükemmelleştiği bir koşula ulaşmak mı yoksa üst aklı edinmek için çabalamak mı?

Cevap: Prensip olarak her ikisi de gereklidir. Bu yüzden bu onlunun tam olarak neye ihtiyacı olduğunu söyleyemem. Buna cevap vermek için onları daha yakından tanımak gerekir.

Soru: Eğer dostlarımı harika, ıslah olmuş, sevgi dolu ve yardımsever olarak görürsem, bu bizi Yaradan’a yaklaştırır mı?

Cevap: Evet.

Grubun Görüşüne Göre

Soru: Diyelim ki kendi içimde belli bir niteliği hissedebiliyorum ve buna Musa diyorum. Beni gitmem gereken yere götürmesi için bu Musa’ya ne ölçüde güvenebilirim?

Cevap: Kişi kendi düşüncelerine ve kararlarına ne ölçüde inanabilir veya teslim olabilir? Ne de olsa, düşüncelerimin bir kısmını gerçekler, bir kısmını şüphe, bir kısmını da yalan olarak etiketliyorum. Ve hepsi içimde sürekli değişiyor.

Gerçek şu ki, bu algıların geçerliliğini test etmek her şeyden önce, acı ve tatlıya göre değil, doğru ve yanlış ilkesine göre benim muhakememe bağlıdır

Acıya karşı tatlıdan ziyade doğruya karşı yanlışa dayalı olarak hareket etmek için ilk gerçek muhakeme, yalnızca kişi Arvut’un gücünü (karşılıklı garanti) aldıktan sonra arzularını kısıtladığında gerçekleşir.

Ondan önce kişi hiçbir şeyde kendine güvenemez. Ve elbette, bundan önce verilen tüm kararlar ve hükümler hatalıdır.

Peki, ne yapmalı? Grubun görüşüne göre gitmeli. Kendi anlayışına sahip olmadığını, tamamen yanıldığını ve grubun bilgisini kabul etmesi gerektiğini anlamalıdır. Mantık ötesi gitmenin anlamı budur.

Gruptan ne alırsa ona göre ilerlemeye karar verdiği grupla ilişkisinden bahsediyoruz. Ama önce kişi şunu anlamalıdır ki, eğer hayvansal seviyenin üzerine çıkmak ve belirli bir tür gelişime başlamak istiyorsa, bazı dış rehberliğe boyun eğmelidir.

Sonra yönünü kendisine aktaran bir grup seçer. Gruptan, fikirlerini, niyetlerini, kararlarını, yaşam görüşünü, gerekli olan her şeyi kabul eder ve kendini ona teslim eder. Bu, kişinin, grubun dikte ettiği şeyi takip ederek kendi mantığının ötesine geçtiği anlamına gelir. Bunu yaparak yaşamında kasten kafasını karıştıran tüm diğer güçlere karşı zafer kazanır böylece bu muhakemeye ulaşabilir.

Yaradan’ın İşini Üstlenmeyin

Soru: Sık sık kendi çalışmamızı Yaradan’ın çalışmasıyla karıştırmamamız, O’nun işini üstlenmememiz gerektiğini söylüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

Cevap: Çalışmamız, Yaradan’ın üzerimizdeki her bir sonraki eylemi gerçekleştirmesi için şiddetli bir eksiklik hissetmeye yöneliktir. Ve daha fazlası değil. Sonuçta, tüm manevi çalışma Yaradan’ın çalışmasıdır. Hatta buna “Yaradan’ın işi” denir.

Ancak kişi hiç mi bir şey yapmaz? Yaradan’ın (ışığın) onun üzerinde çalışması için arzuları doğrultusunda çaba sarf eder.

Grubun Görüşünü Nasıl Kabul Edebilirsiniz?

Soru: Kişi grubun görüşünü zorla kabul etmeyi nasıl başarabilir?

Cevap: Bu en zor sorudur. Bir insan tüm birikmiş nitelikleri, güçleri ve özellikleriyle grubun yönlendirmesini nasıl kabul edebilir? Bir grubun içindeyken bunu gelişimine uygun olarak her an nasıl yapabilir? Motorun durmaması için basabileceğiniz o düğme nerede?

İşte bizim yapmamız gereken de tam olarak bu. Grubu dinleyecek, ona boyun eğecek ve ondan verdiklerini alacak gücü nerede bulabilirsiniz? Her seferinde kendinizi yapmaya zorlamanız gereken şey tam olarak budur. Buna “kendinize bir dost satın almak” denir.

Ancak grup sadece dostlar değildir. “Haver” (dost), “Hibur” (bağ) kelimesinden gelen bir denkliktir. Grup aynı zamanda size ne yapmanız gerektiğini dikte eden, kendi fikrinizin üzerinde onun fikrini kabul etmeniz gereken bir öğretmendir.

Rabaş’ın grupla ilgili makalelerini çalışın ve belki de başınızı gerçekten nasıl eğeceğiniz ve gruptan bu fikri nasıl alacağınız konusunda tavsiyeler bulacaksınız.

Egodan Nefret Etmeli Miyiz?

Soru: Yaradan’ın bedenlerden nefret ettiği yazılıdır. Bu, bir şeyden ya da birinden nefret etmemiz gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır, “bedenlerden nefret eder” ifadesi, egoizmi ifade eder. Kabala’da “beden” terimi ego anlamına gelir.

Soru: Ama egoizmden nefret etmemiz gerekiyor mu, gerekmiyor mu?

Cevap: Yaradan bizi egonun üzerine çıkmaya, onun kullanımını reddetmeye ve onun yerine ihsan, sevgi ve bağ koymaya çağırır. Ancak bu hiçbir şekilde egoyu yok etmek anlamına gelmez.

Egoizm her şekilde varlığını sürdürür, onu ortadan kaldıramayız. Yapmamız gereken şey, bizi ayıran egoya rağmen onun üzerinde yakınlaşma için koşullar yaratmaktır.

Islah Olmuş Onlu Nedir?

Soru: Onluyu ıslah olmuş olarak görmem gerektiğini söylediniz. Islah olmuş onlu nedir?

Cevap: Onluyu kesinlikle tamamlanmış, birleşmiş ve tek bir bütün haline gelmiş olarak düşünmeliyim.

Bu sistemin münferit unsurlarının koşulu, karşılıklı tamamlanma ve birbirleriyle öyle bir bağ kurma halidir ki, onları ayıran hiçbir şey yoktur, sadece birbirlerini tamamlarlar.

Her birimizin içinde, diğerlerinden farklı olan başlangıç noktamız dışında hiçbir şey yoktur. Bu noktanın etrafında oluşan diğer her şey yalnızca birbirimizle bütünleşmemizi sağlamak için vardır.

Manevi olarak biz siyah bir nokta olan Malhut‘u temsil ederken, diğer dokuz Sefirot ben değil, benim başkalarıyla olan ilişkilerimdir. Islah olmuş bir onluyu bu şekilde düşünmeliyim: her birinin birbiriyle tam bir bağ kurmuş hali.

Kendinizden Sakladığınız Bir Sır

Yorum: Bir yandan bizi Yaradan kışkırtıyor, ancak diğer yandan O’na güvenmek zorundayım. Burada bir çelişki var.

Cevabım: Tüm manevi ilerleme sistemi çelişkilerden başka bir şey üzerine inşa edilmemiştir. Aksi takdirde gerçek koşulumuzu algılamamız mümkün olmazdı.

Dünyamızda sadece tek bir koşulda, egoizm içinde var oluruz. Her şeyi yalnızca bu koşulla ilişkili olarak algılarız. Daha büyük egoizm – daha küçük egoizm, daha fazla haz – daha az haz dışında başka bir ölçeğimiz yok.

İhsan etme niteliğinde olmanın ve kendi içimizde yeni bir ölçüm sistemini yaratmanın ne anlama geldiğini hala anlamış değiliz.

İşte bu yüzden “gizli” denen bu yöntemde bu kadar zorlanıyoruz. Kimse onu saklamıyor; sadece onun için uygun duyulara sahip değiliz ve onu kavrama veya idrak etme yeteneğimiz yok.

Bu nedenle Kabala’ya “saklı bilgelik” veya “gizli bilgelik” denir. Ancak bu, birinin sizden bir şey gizlediği bir sır değildir. Tek taraflı niteliklerinizle bunu kendinizden gizleyen sizsiniz.

Eğer Onlu Yoksa

Soru: Kötülüğün gelişmesine izin vermememiz gerektiğini söylediniz. Islahın dört safhasından geçmek için yapılması gereken çalışma bu mudur?

Cevap: Islahın dört safhası, her seferinde farklı bir biçimde olmak üzere, içinizde kendiliğinden gerçekleşecektir.

Onlara zihninizle yaklaşmanızın hiçbir yolu yoktur çünkü kötülüğün ortaya çıktığı anda siz duygularınızdasınızdır ve tüm düşünceleriniz yok olur. Hiçbir sağduyu size yardımcı olmaz; duygularınız devreye girer. Dolayısıyla her şey yalnızca içinde bulunduğunuz çevreye bağlıdır.

Dereceden dereceye geçtiğimizde ve kötülük ortaya çıktığında, yukarıdan kontrol edildiğimizi anlayın! Size yardımcı olabilecek tek şey, bazı titreşimleri ve şokları tutan ve size yardım ve destek sağlayan bir damper, bir fren görevi görmesi için önceden yarattığınız çevredir. Bu, içinde çalıştığınız onludur.

Eğer onlu yoksa ilerlemeniz çok sınırlı, çok sığ ve sadece kısmen başarılı olacaktır. Yine de ilerlemeye devam edeceksiniz çünkü geniş kolektif dünya Kli’sinin içinde varsınız ama bu aynı olmayacaktır. Bu yüzden bunu göz önünde bulundurun.