Category Archives: Grup

Ruhun Müziği

İlerleme ancak onlu içinde mümkündür. Her şeyi egoizmim aracılığıyla görürüm ve bu nedenle her şey onu nasıl ıslah edeceğime bağlıdır. Bu yüzden Yaradan, Adam HaRishon’un ortak ruhunu parçalara ayırdı, böylece egoizmime rağmen çalışıp dostlarıma yakınlaşabilir ve algımı düzeltebilirim.

Dostlar kalbime girecek ve ben her birinin arkasında Yaradan olduğunu göreceğim. Onlar önümde ıslah olmuş niteliklerim olarak görünürler, ama egoizmim içinde onları bozuk olarak görürüm. Onları tam olarak kalbime getirmeye çalışırsam, kendimi ıslah edeceğim.

Kendimi, onluya, dünyaya, tüm gerçekliğe ve bunun aracılığıyla Yaradan’a karşı olan tutumumu ıslah etmesi gereken tek kişi benim.

Yaradan bana dostları verir ve şöyle der: “Onları seç, bu senin iyi kaderin, onlar aracılığıyla ruhunu ifşa edeceksin.” Ve ben bu kaderi kabul etmeli ve dostlarımı kalbimde ve aklımda birleştirmeliyim. Bu, iyi kaderi seçtiğim ve bir ruh edindiğim anlamına gelecektir.

Kendimi dostlarıma ve onlar aracılığıyla Yaradan’a karşı iyi olacak şekilde ayarlarsam, o zaman kendimi bir müzik aleti gibi ayarlarım, tıpkı gitar telleri gibi, seslerinde tam bir uyum elde ederim. Bu, grupla uyum içinde olmak için kendimi nasıl ayarlamam ve ortak bir arzu, tek bir ruh olarak, onlar ile çalmaya başlamam gerektiğidir.

Bu şekilde, tüm İsrail halkının arzularını birleştirerek ilahilerini yazan Kral Davut gibi, ortak duamızı bir araya getirebileceğiz. Bizler, dışsal eylemlerden değil, içsel bağdan bahsediyoruz. Dışsal eylemler yalnızca dikkatimizi dağıtır ve ıslahımızı yavaşlatır.

Twitter’da Düşüncelerim / 7 Aralık 2020

Barış ve mükemmellik, Yaradan’ın ayrıcalığıdır. Bu, bir insanın sahip olmadığı şeydir. Yaradan bizi kötü bir eğilimle yarattı ve bize biraz iyilik verdi ki böylece onları birbirine bağlamanın yollarını arayalım. İki zıtlığı uzlaştırmanın imkansızlığı yüzünden umutsuzluğa kapıldığımız zaman…

Orta çizgiye yaklaşmak, dostlar, grup olmadan hiçbir şey olmadığımı fark etmektir. Ders hazırlığına geldiğimde kendimi ölü, boş hissederim, hiç bir şey hissetmediğimin, hazır olmadığımın hissederek. Dostların konuştuğunu, birbirlerini uyandırdığını duyduğumda uyanırım. Onların uyanışıyla canlanırım.

Dostlara karşı esnek olursak: onları destekler ve güçlendirirsek, çabalarımızla grubun nasıl daha da doğru şekillendiğini hissederiz. Grubu önemseyen her kişi kendini orta çizgi olarak inşa eder, tam olarak Yaradan’ı hedef alarak ve O’nu kendi içinde ifşa ederek.

Herkesin Özgüvenini Artırın

Soru: Duygusal bir etki, gruba aittir. Kişi kendisini belli bir toplulukla özdeşleştirir, onu olumlu değerlendirmeye çalışır ve bu şekilde statüsünü ve özgüvenini yükseltir.

Bu etkiyi güçlendirmeye ve geliştirmeye değer mi? Örneğin, birleşmek isteyen bir grup insan içinde, “Sen özelsin, sen en iyisisin. Birlikte üstesinden geleceğiz ” demek?

Cevap: İnsanların özgüvenini artırmanın, enerjiyi ve belki de bir kişinin içinde uykuda olan hedefe ulaşma arzusunu yükseltmenin, onu cesaretlendirmenin, onu desteklemenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Sinerji Etkisi

Yorum: Sinerji etkisi, insanlar, bütünsel bir grupta birleştiğinde ortaya çıkar ve sonuç olarak aralarındaki entelektüel enerji artar.

Kabala’da ayrıca, kişi on kişilik bir gruba dahil olursa, on kat daha büyük değil, bin kat daha büyük bir güç aldığı söylenir.

Benim Cevabım: Elbette, çünkü aynı zamanda üst enerjiyi çekmeye başlar.

Kişi kendini feshedip üst kaynak ile aynı hizaya getirirse, o zaman artık gruptan egoist bir tepki değil, üst kaynaktan özgecil bir tepki alır. Bundan dolayı başarılı olur.

Kendimizi Yükselterek, Dünyayı Yükseltiriz

Dersten sonra bizler dünyanın içine gireriz, ve tüm dünya, tüm insanlık, Adam HaRişon’un tüm Kli’si, bizim-on dostun arasına girer. Dünya, onlunun içinde, bağ kurduğum dostlarımın arasında akmaya başlar ve onun düşüncelerini ve arzularını bize getirir.

Bizler, dünyanın arzularını hissetmeliyiz; aksi takdirde, genel ıslaha ulaşamayacağız. Bunun siyaset olmadığını, ekonomi olmadığını, ama Adam HaRişon’un ortak ruhunun muazzam arzusunun aramıza girip bizi etkilediğini, böylece bu engeller üzerinden birliğe dönmemiz gerektiğini anlamalıyız. Eklenen egoizme rağmen, daha da güçlü bir şekilde yeniden bağlanırız.

Kocaman dünyadan gelen izlenimler bizi ayırmamalı. Bizler, dünyadan yalnızca daha sonra ıslah etmek için çalışabileceğimiz izlenimleri alırız.

Birbirimizle olan bağımızı koparmazsak, gün içinde bizi etkileyen tüm koca dünya bize uygun bir şekilde bağlanacak, bizler de onu ıslah edebileceğiz. Kendi içimizde dünyayı ıslah ederek, onun dışarıda da değişmesine neden oluruz çünkü içsel ve dışsal arasında zaten bir bağ doğmuştur.

Eğer dünya gün içinde bizleri bölemez ve onluda birbirimizden ayıramazsa o zaman, birliğimizi ona aktarır ve böylece dünyayı ıslah ederiz. Bu, yavaş yavaş manevi Partzuf’umuzun, onun sonunun (Sof) bir parçasına dönüşür. Henüz onunla aktif olarak çalışamayız, ancak o, zaten Partzuf’un faydalı bir parçası haline gelir.

Böylece günbegün dünyadan yeni arzular emer ve birliğin gücünü ona aktarırız. Tüm insanlık bir Kli’ye, tek bir ruha aittir. Onluda birleşmeye çalışarak, dolayısıyla manevi kabın ve başın (Toch ve Roş) iç kısmını inşa ederiz. Ve henüz birliğe gelmemiş diğer tüm insanlar, Partzuf’un sonudur (Sof). Bu nedenle, bu arzuları birleştirmeliyiz.

Genel ıslah zamanında yaşıyoruz ve bizler tüm dünyayı düşünmeliyiz. Bu nedenle, keşişler gibi bir mağarada, küçük yerleşim yerlerinde yaşamış geçmişin Kabalistlerinin aksine, bizler insanlar arasındayız. Kabalistler her zaman yalnızlık için çabaladılar çünkü henüz dünyayı ıslah etmek için çalışmaya gerek yoktu.

Ama biz farklı bir zamanda yaşıyoruz ve istesek de istemesek de tüm dünyadan izlenimler alıyoruz. Gün boyunca onun arzularını emeriz ve onları işlememiz gerekir. Ve onluda birleştiğimizde, birleşmemizin dünyadan alınan arzuları da içerdiğini hesaba katmalıyız. Ve koca dünyaya geri döndüğümüzde, onu ıslah olmuş arzularla etkileriz ve dünya değişir, ıslah ve birleşmenin gerçekleşmesine doğru ilerler.

Manevi İlerleme Kriterleri

Gerçek manevi hissiyat, yalnızca onludaki yakınlığımızın ve bağımızın derecesine bağlıdır. Sadece bağımızın gücüyle Yaradan’a yakınlaşırız ve bu eylemden manevi bir sonuç, bir maneviyat hissi alırız.

Daha önce sahip olduğumuz bağ ile şimdi edindiğimiz bağı arasındaki fark, manevi bir ilerleme duygusu verir. Bu nedenle sadece bunu önemsemeli ve sadece buna odaklanmalıyız. Onludaki dostlarımla daha güçlü bir bağ kurmadıysam, ıslahtaki görevimi yerine getirmedim demektir. Diğer bir deyişle, manevi dünyada değil, sadece maddi dünyada yaşamışımdır.

Maddesellik ve maneviyat arasındaki fark, varoluşumda tam olarak desteklemek istediğim şey tarafından belirlenir: ya şu anki aklım ve hislerim ya da manevi akla ve hislere yükselmek yani mantık ötesi inanç için bağımız.

Maddesellik pahasına maneviyata yükselemeyiz ancak mantık ötesi inançla onun üzerine çıkabiliriz. Bu dünyadan, üzerlerine yükselip manevi Kelim’e dönüştürdüğümüz bozukluklar hariç, hiçbir şey almamıza gerek yoktur. Ve bu dünyaya yapışırsam ve gruptan ayrılırsam, o zaman dostlarımla doğru bağa sahip olmam. Sonuçta gruba geldiğimde bu dünyayı bir süreliğine unutuyorum.

Sürekli olarak gruba bağlı hissetmem gerekir ve sadece ben izin verdiğimde, maddi dünya manevi dünyamı, grubu işgal edebilmelidir. Beni yutması ve kontrol etmesi için onun gücünün altına girmemeliyim. Manevi gelişim, maddi varoluştan daha önemli olacak şekilde öncelikler belirlerim.

İnsanları Birlikte Çalışmaya Ne Motive Edecek?

Soru: Ekonomistler günümüzde, çalışan motivasyonunun en büyük zorluklardan biri olduğuna işaret ediyor. İşyeri koşulları, ikramiyeler ve maaş artışları artık işe yaramıyor. Son zamanlarda özellikle Koronavirüs döneminde, motivasyonun temeli değişti. Kendi içlerinde motivasyon bulamayanlara ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz?

Cevap: Sanırım yakında öyle bir duruma geleceğiz ki insanlar ıstırap içinde,  aydaki kurtlar gibi ulumaya başlayacaklar. O zaman, mutlak umutsuz durumlarından çıkmak için en ciddi motivasyona, güce ve yeteneğe ihtiyaç duyduklarını anlayacaklar. Onlara bu motivasyonu verebilecek birini aramaya başlayacaklar ve bize gelecekler.

Soru: Araştırmalar, bir astını dinleme becerisine sahip bir patronun, bir çalışanı işyerinde kalmaya motive etme olasılığının, maaşından 13 kat daha fazla olduğunu göstermekte. Bunun bir geleceği var mı sizce? Sonuçta, çoğu kişi için çalışmanın tek nedeni maaş.

Cevap: Hayır. Böyle bir duruma, bir kişi köle gibi çalışma motivasyonuna sahip olmayacak kadar maddi durumundan memnun kaldığında ulaşacağız. Çalışmasında yalnızca yaratıcı bir bileşen aramaya başlayacak. Sanırım buna yakında geleceğiz.

Soru: Sizin görüşünüze göre bir çalışma ekibini motive etmenin en etkili yolu nedir?

Cevap: Bağ kurmak ve özel bir hedefe ulaşma, tam olarak birliğin içindedir; burada, kendisi ve başkalarıyla ilgili devasa çalışma katmanları ortaya çıkar. Kişi, kendisinin ve başkalarının o kadar içsel olasılıklarını açığa çıkarmaya başlayacak ki içinde ve çevresinde ne gibi inanılmaz olayların gerçekleştiğini görecektir.

Soru: Öyleyse ortak çalışma yapan insanlar, birlikte iyi çalıştıkları gerçeğinden enerji mi alacaklar?

Cevap:  Yalnızca bu değil. Birbirleriyle doğru bir şekilde bağlılarsa o zaman kendi aralarında duygusal, manevi, onlara hiçbir meslekte görmeyecekleri bir ödül veren, bir üst koşul bulacaklar. Onlar her şeyi, doğrudan bir takım içinde kendini gerçekleştirme arzusundan algılayacaktır.

İshak’ın Kuyuları

Kabala bilgeliğini yıllarca çalıştıktan sonra,  kişinin birdenbire tüm maneviyat arzusunu, tüm motivasyonunu, daha önce sahip olduğu tüm dürtüyü kaybettiğini keşfettiği ve nereden güç alacağını bilmediği bir olgu vardır. Kişi Yaradan’dan ona maneviyat özlemi için güç vermesini isteyecek güce bile sahip değildir.

Ve bundan başka, kişi haz alma arzusunun üstesinden gelme ve onu ihsan etme uğruna kullanma gücüne sahip olmaya özen göstermelidir. Bu nedenle çalışma, birbiri ardına değişen iki aşamada ilerler.

Bazen onu aşmak ve ihsan etme eylemlerini gerçekleştirmek için haz alma arzumla savaşırım. Ve bazen maneviyat arzusu için savaşırım çünkü kaybolur, maneviyatla ilgili olarak ölmüş gibi olurum ve yardım istemek veya almak istemem.

Bu iki koşulda da çalışmak zorundayız ve buna İshak’ın kuyularının kazılması denir. Toprak olarak adlandırılan haz alma arzusunun içinde, eksiklik hissiyatının, maneviyata ulaşma arzusunun sembolleri olan bu kuyular kazılmalıdır, ardından bu kuyular suyla,  Tora’nın sularıyla, Hasadim ışığıyla doldurulacaktır.

Kuyu kazarım çünkü maneviyat arzusunu, Yaradan’a ulaşma ve O’nunla birleşme arzusunu, ihsan etme ihtiyacını edinmek isterim. Önümde basit bir toprak var ve onu manevi bir alana dönüştürmek isterim. Bu nedenle, egoist arzu içinde eylemler yaparım, bu dünyadan cennete, manevi dünyaya ulaşmak için onu ortaya çıkarmak ve içinde boşluklar açmak isterim. Bu, İshak’ın çalışmasıdır.

Haz alma arzumu, onu ihsan etme eylemleri için, dost sevgisi için ve onlar aracılığıyla Yaradan sevgisi için, nasıl kullanacağımı anlamak amacıyla kazarım. Bu arzudan ihsan etme, sevgi, birlik arzusunu çıkarmak isterim. Bundan başka materyalimiz yok ve o, ıslaha gelmiş olmalıdır.

Öncelikle, ihsan etme uğruna arzumla çalışma arzumda, haz alma arzumda bir delik kazarım. Ve sonra bu delik suyla dolar ve kuyu olur, bu da ortak bir arzuyla, toprakla uygun bir şekilde çalışmamı sağlar.

Bir ev inşa etmek istiyorsak, önce temel için bir çukur açmamız gerekir. Ve aynı şey maneviyatta da olur; toprağı kazmalısınız yani kalbi ve oradaki tüm tozu temizlemelisiniz. Bu, arzularınızdan tüm egoist niyetleri çıkarmak anlamına gelir. Ve sonra bu yerde inşa etmeye başlayabilir yani ihsan etme uğruna olan arzuya niyet ekleyebilir ve bir bina inşa edebilirsiniz. Kalp hiç doldurulma olmadan boş kaldığında, inşa etme zamanı gelir.

İnsan, arzusundan, kendi iyiliği için olan niyetini çıkarmalıdır. Yaradan, sanki inşaat kazıkları çakıyormuş gibi, arzumuza kasıtlı olarak egoist niyetler yerleştirdi. Bizim de kuyu yapmak için onları dışarı çekip kalan delikleri suyla doldurmamız gerekir. Bereketli topraklar elde edeceğiz ve üzerine inşa edeceğiz.

Arzu, haz alma arzusu olarak kalır ve bizim işimiz, içindeki egoist niyeti, ihsan etmekle değiştirmektir. İhsan etme uğruna bir niyet varsa, o zaman kişi zaten arzuyu kullanabilir ve ondan binaları, ihsan etme basamaklarını, Yaradan’a benzer formlarımızı inşa edilebilir.

Egoist niyeti arzudan ayırmak, ancak grup vasıtasıyla, dostlarla birleşerek mümkündür. Tek başına niyeti değiştirmek ve hatta buna yaklaşmak bile imkansızdır.

Birleşiriz ve ortak arzumuzu birlikte kazarız, sütunlar üzerine bir ev inşa etmek gibi, kuyular kazılır, betonla doldurulur ve bu sütunların üzerine bir ev dikilir.

Tüm niyetlerimizin egoist olduğunu, kendi iyiliğimiz için olduğunu görürüz. Ve bu yüzden onları topraktan, arzularımızdan çıkarmak ve onların yerine ihsan etme uğruna olan niyetleri koymak isteriz.

Tora’da kuyularla ilgili birçok hikaye vardır. İbrahim’in çölde Beer Sheva yakınlarındaki kuyuları nasıl açtığını, ardından İshak’ın kuyularını anlatır. Gelecekteki gelinle buluşma da kuyuda gerçekleşir. Kahraman, kötüleri kuyudan uzaklaştırır, içinden ağır bir taş çıkarır ve herkese su verir.

Bu, ihsan etme uğruna edinilmiş niyetler nedeniyle kuyuyu tıkayan bir taşı (taştan kalp)hareket ettirebilen bir kişiyi sembolize eder ve sonra herkes kuyudaki suyun tadını çıkarabilir.

Dolayısıyla, Tora, tek çizgide ve üç çizgide çalışmaktan, farklı manevi seviyelerden bahseder, ama bu her zaman suyla dolu bir kuyu vasıtasıyla olur.

Suyla yani Hasadim ışığıyla dolu bir kuyu, canlandırıcı suyla dolu bir kuyuya dönüşür. Hasadim ışığı, dünyaya güç verebilir ve ekinleri yetiştirebilir.

Kuyu kazmak demek, basitçe toprak denen bozuk bir arzu içinde, ihsan etme niyetini almak demektir. Kuyunun olması gereken bir yer bulmalıyız. Eksikliği hissedin ve yerdeki bu oluk, su ile, Bina’nın özellikleri ile yani kendimiz için değil ihsan etme uğruna çalışma özlemlerimizle dolmaya başlayana kadar toprağı kazmaya başlayın.

Verme niyeti, haz alma arzusunun içindeki tüm bu boşluğu doldurduğunda, o zaman bu suyu toprağı sulamak ve ekinleri yeniden canlandırmak, hayvanlara (eşekler, develer veya insanlara) su vermek ve yavaş yavaş ıslahlara gelmek için kullanabiliriz. Kuyu kazmak, manevi çalışmanın başlangıcıdır.

Hedefe Doğru, Arzu Edilen Yol

Soru: Istırabı haz olarak deneyimlemeye nasıl başlıyorsunuz? Yaramaz çocuklar gibi davranmaktan kaçınmak için tam olarak ne yapabiliriz?

Cevap: Gerçek şu ki herhangi bir ıstırap hissettiğimde ve Yaradan’ın, bana bu yolla, doğru bir şekilde rehberlik ettiğini anlamaya başladığımda, onlara derhal şükrederim ve onları ıstırap olarak değil, yol gösterici güçler olarak hissederim. Ve sonra ıstırap kaybolur. Hatta, ağrıdan kurtulmak amacıyla bir operasyon için tıpkı bir doktora ödeme yaptığımız gibi, bir şekilde acı çekmek isteyebilirim.

Ancak arzu edilen yol, birbirimizle bağ kurmamız ve olumsuz nitelikleri ve ilişkileri olumlu olanlara dönüştürmeye çalışmamızdır. Bu, bizi her şeyden çok hedefe götüren ve tüm ıstırapları kesinlikle ortadan kaldıran çok daha kolay ve hızlı bir yoldur.

Eğer grupta birbirimizle doğru bir şekilde etkileşime girersek, o zaman tüm ıstıraplar kaybolur ya da olumlu hislere, hatta hazza dönüşür.

Toplumun En Küçük Öğesi Onludur

Soru: İletişimin var olması için, bilgi alma ve iletme, kodlama ve kod çözme kuralları gereklidir. Bu kurallar, yani verme ve alma yasaları nelerdir? Kişi bunu öğrenebilir mi?

Cevap: Evet, insanlar bu konuda eğitilmelidir. İletişim becerileri çok önemlidir. Onların yokluğunun, bizleri nasıl birbirimizi yanlış anlamaya, inzivaya götürdüğünü görüyoruz. İletişim pratik olarak her şeydir.

Gerçek şu ki, bizler başlangıçtan egoistler olarak yaratıldık, egoizmimizle barış içinde yaşayabileceğimize ve hiç kimseye ihtiyacımız olmadığına inanıyoruz. Ve birine ihtiyacımız olursa, o sadece bir dereceye kadar tahammül edebileceğim ve kullanabileceğim biridir. Ama bu kesinlikle yanlıştır. İnsanlara toplumun en küçük biriminin aile değil on kişi olduğunu anlatmak gerekir. Aile hayvansal seviyede bir birimdir. Ve bir sosyal birim, ruhen size yakın olan, hayatta ortak bir amacı olan ve onu somutlaştıran on kişidir. Bu koşullar içinde, kişi mutlak sonsuz durumlara kadar gelişebilir.

Soru: Bu on bir ömür boyu değişebilir mi?

Cevap: Evet.

Soru: Yani “on” ile içsel bir terimi kastediyorsunuz,  on kişi diye, kişi sayısını değil?

Cevap: On kişi aynı zamanda on farklı bireysel arzu kombinasyonunu içeren fiziksel bir niceliktir. Kabala’da bunlara kalpteki noktalar denir.