Category Archives: Global Kriz

“Covid – Kariyer Yok Edici” (Linkedin)

Covid içinde olmamız henüz iki yıl bile olmadı, ancak virüsün medeniyette devrim yarattığı şimdiden açık. İş, okul ve eğlence gibi yakın zamana kadar hafife aldığımız şeyler birçok düzeyde tartışılır hale geldi. Virüs sadece sağlığımızı ve hayatımızı etkilemiyor; kendimizi insan ve toplumun üyeleri olarak nasıl gördüğümüzü değiştiriyor.

Virüs üzerimize inene kadar, insanları büyük ölçüde kariyerlerine, işlerine ve yaşam tarzlarına göre etiketledik. Kariyer sahibi olmak eskiden başarının simgesiydi. Sözcüğün romantik bir tonu vardı ve sık sık “iş” gezileri, şirket kredi kartları, lobisinde bir bekçi bulunan yüksek bir apartman dairesi imajları ve diğerlerinin imreneceği bir sosyal statüsü vardı.

Covid bu cazibeyi bir şekilde azalttı. İnsanların kariyer fikrini tamamen reddetmiyor ancak iki yıl önce olduğu kadar kıskanılacak bir şey değil, ve çekiciliği basitçe azalıyor.

Hâlâ para istiyoruz ve her zaman da isteyeceğiz, ancak çok para kazanmak için çok daha az bedel ödemek istiyoruz. Sosyal bir statü için sosyal hayatımızı, diğer ilgi alanlarımızı, iç huzurumuzu ve aile zamanımızın çoğunu feda etmeye istekli değiliz. Kısmen, bunun nedeni artık onu çok cazip bulmadığımız ve kısmen de başkalarının kariyer “unvanlarımızı” kıskanılacak bulmamasıdır. Ofiste geçirdiğimiz uzun saatleri, sık uçuşlarımızı görüyorlar ve hayattan zevk almak yerine çok çalışmak zorunda kaldığımız için bize acıyorlar.

Ancak salgın, çalışma algımızı değiştirmekten daha fazla derinlere ulaştı. Yavaş yavaş, hiper kapitalist bir dünyada hayatta kalma baskısı altında yıllarca bastırdığımız “büyük” soruları içimizde yeniden uyandırdı: hayatın anlamı hakkındaki sorular.

Tıpkı ısınan iklimin permafrostu eritip atmosferimizin bileşimini değiştiren gazları dışarı salması gibi, virüs de kalplerimizdeki buzu eritiyor ve onları toplumumuzdaki atmosferi değiştiren uzun zamandır donmuş olan duygulara açıyor. Daha fazla toplumsal ve daha az bireysel düşünmeyi öğreniyoruz.

Enfeksiyon korkusu, sağlığımız için başkalarına bağımlı olduğumuzu kabul etmemizi sağladı. Şimdi, Koronavirüs nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan krizle birlikte, yiyeceklerimiz için, bir şeyler için ödediğimiz ücret için, tatil hediyeleri alabilmemiz için, eğlencemiz, sosyal hayatımız için ve okullarımız ve eğitimimiz için birbirimize bağımlı olduğumuzu fark etmemizi sağlıyor.

Farkında olmayabiliriz ama virüs bize değerlerimizi yeniden gözden geçirmeyi öğretiyor: kimi büyük ve hayranlık uyandırıcı ve kimi küçük gördüğümüzü. İnsanları ne kadar kazandıklarına göre değil, topluma ne kadar katkıda bulunduklarına göre yargılamayı öğretiyor. Sağlık ve tıp çalışanlarını alkışlayarak başladık, sonra süpermarket çalışanlarının vazgeçilmez olduğunu kabul ederek ilerledik ve şimdi fark ediyoruz ki, yaşamamızı ve kendimiz için endişelenmemizi sağlayanlar bu görünmez insanlar.

Virüs sayesinde sonunda her insanın benzersiz olduğunu öğreniyoruz çünkü her insan topluma başka birisinin yapamayacağı özel bir katkı yapabilir. Benzersizliğimiz konusunda hepimiz eşitiz.

Her insanın eşsiz olduğunu kabullenme süreci tamamlandığında, kalbimizdeki nefretin gittiğini göreceğiz. Her birimizin ne kadar değerli olduğunu fark edeceğiz ve bu gezegendeki her bir insanın varlığına minnettar olacağız. Bu gerçekleştiğinde, kariyer yok eden ve birliği ve barışı oluşturan Covid’e şükran duyacağız.

“Glasgow İklim Değişikliği Konferansı Hiçbir Şeyi Değiştirmez” (Linkedin)

Dünya 2021 Glasgow İklim Değişikliği Konferansına hazırlanırken, gitgide daha fazla veri gösteriyor ki insan çabaları, eğer çaba gösterişmişse, en iyi ihtimalle yetersiz olmuştur. Dünya liderleri, sera gazı emisyonlarının azaltılmasıyla ilgili bol bol bildiriler yayınlarken, gerçek bunun tam tersidir. BM Üretim Açığı Raporu, hükümetlerin planlanan fosil yakıt üretimi ile gerçek küresel üretim seviyeleri arasındaki farkı takip eder. Bu yılki rapor şunu ortaya koyuyor: “artan iklim hedeflerine ve net sıfır taahhütlerine rağmen, hükümetler hala 2030’da küresel ısınmayı 1,5°C [2.7°F] ile sınırlandırmakla tutarlı olacak olandan iki kat daha fazla fosil yakıt üretmeyi planlıyor.”

Ancak, hükümetler taahhütlerini yerine getirme niyetinde olsalar bile, bu iklim değişikliğini tersine çevirmeyecekti. İnsanlığın ürettiği sera gazı miktarını volkanik patlamalar, orman yangınları ve Alaska, Grönland, Kanada ve Sibirya’daki permafrost’un hızla çözülmesiyle yayılan miktarla karşılaştırırsak, doğanın bizim “yardımımız” olsun ya da olmasın hızlı bir iklim değişikliğine yöneldiği açıkça görülecektir.

İklim değişikliği insanlığın karşı karşıya olduğu tek kriz değil. İnsan katılımının her alanında krizler var: Uluslararası gerilimler artıyor; dini aşırılık artıyor; ırksal ve kültürel gerilimler ülkeleri içeriden bölüyor; ve küresel ekonomi stagflasyonun eşiğinde sendeliyor. Bu yetmezmiş gibi inatçı Koronavirüs, dünya genelinde hala hayatları ve ekonomik iyileşmeyi aksatıyor, tedarik zincirleri kırılıyor, gaz, gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa yol açıyor ve iklim değişikliği nedeniyle doğal afetler sıklık ve şiddet açısından yoğunlaşıyor. Açıkçası, belirli sorunlara odaklanmayı bırakmalı ve daha sistematik düşünmeye başlamalıyız.

Dünyamız bir piramit gibi inşa edilmiştir. Piramidin tabanında mineral seviyesi, üstünde flora, onun üstünde fauna, ve insan piramidin tepesindedir. Bizler hayvanlar aleminin bir parçası değiliz çünkü bedenlerimiz diğer primatlarınkine benzerken, zihnimiz geçmişimizi, geleceğimizi düşünmemizi, kendimiz ve gezegenimiz için uzun vadeli planlar yapmamızı sağlar.

Ancak üstün zekamıza rağmen sistemin “üstünde” değiliz; biz onun bir parçasıyız. Bu şekilde, altımızdaki tüm seviyeleri etkileriz. Bu nedenle, en üstteki, insan seviyesindeki herhangi bir arıza, tüm piramidin içine sızar ve diğer seviyeleri de bozar.

Şimdi sorunun tamamen insanlıkta olduğunu görmek kolaydır. Ayrıca, sorunlar insan katılımının her alanını kapsadığından, gaz emisyonlarını azaltmanın hiçbir şeyi çözmeyeceği açıktır. Dünyayı düzeltmek istiyorsak, insanlığı düzeltmemiz gerekiyor.

İnsanlığı incelediğimizde, her insanın kendine özgü becerileri ve özellikleri vardır. Kendi içlerinde, bu özellikler sorun değil, avantajdır. İnsan düşüncelerinin, yaklaşımlarının, kültürlerinin, fikirlerinin ve inançlarının çeşitliliği, iplikleri teorik olarak her şeyi başarabilecek güçlü bir varlık haline gelen bir duvar halısı yaratır. Dolayısıyla sorun insanlarda değil, birbirleriyle nasıl bağ kurduklarındadır.

Şu anda insanlığın dokusundaki ipler birbirini koparmaya çalışıyor. Birbirimizi güçlendirmek, desteklemek ve cesaretlendirmek yerine, üstünlük ve güç için yarışıyoruz. Kumaşı olabildiğince güçlü ve güzel kılmak için çalışmak yerine, çarşaftaki en güçlü iplik olmaya çalışıyoruz. Yorgun olmamız şaşırtıcı mı? Etrafımızı saran sonsuz mücadeleler ve kötü niyetten midemiz bulanıyor mu? Depresyonun zamanımızın en yaygın hastalığı olması şaşırtıcı mı? Ve son olarak, dünyamızın, tek evimizin mahvolmuş olması şaşırtıcı mı? Şimdi, gezegenimizi kurtarma konusuna geldiğimizde gerçekten neye odaklanmamız gerektiğini bildiğimizi düşünüyorum.

Zihinsel Dengenizi Kaybetmeyin

Soru: Brüksel’de pandemi sırasında ruh sağlığını iyileştirmeye yönelik bir deney başlatıldı. İnsanları eczanelere değil müzelere gönderiyorlar. Ayrıca müze sergileri, moda endüstrisinden atık su arıtmaya kadar çeşitlilik göstermekte.

Benzer bir sistem Quebec’te uygulandı. Oradaki doktorlar hastalarına yıl boyunca 50’ye yakın müze ziyareti önermektedir. Bu kriz sırasında, bunun antidepresanlardan daha etkili olacağını söylüyorlar.

Antidepresanlar yerine bu eşsiz çözümü nasıl buluyorsunuz?

Cevap: Çok iyi. Bu en azından bir tür eğitim sürecidir.

Soru: İnsan müzeye girdiğinde bütün dertlerini unutur mu?

Cevap: Dünyaya farklı bir gözle bakmaya başlar.

Soru: Peki ya müzeler moda tarihi, insanlık tarihi, doğa vb. ile ilgiliyse?

Cevap: Kişiyi geliştirir ve zihnini genişletir. Aynı zamanda dünyaya farklı bakmaya başlar. Bu gereklidir. Nerede olduğumuzu, doğada ne olduğumuzu ve genel olarak kim olduğumuzu anlamanın yolu budur. İnsanın buna gerçekten ihtiyacı vardır. Bütün bunlara dayanarak, diğer sorunları çözebilecektir.

Soru: Müzeleri gezmekten yana mısınız?

Cevap: Kesinlikle! Sana bir örnek verebilirim. 28 gün Toronto ve New York’taydım ve müzelerden neredeyse hiç çıkmadım. Her gün yeni bir müzeye gittim. Zihni genişletmeye yardımcı olur.

Soru: Yani bunalım içinde olan bir insanın zihninin bu genişlemesine ihtiyacı mı var?

Cevap: Evet. Dünyaya bir bütün olarak farklı, daha geniş bir şekilde bakar ve olaylar, nesneler ve güçler arasındaki bağlantıları görür. Dünyaya öyle bir bakmaya başlar ki dünya, acı çektiği bu küçük, dar dünyadan çok daha büyük olur.

Gezegenin Nüfusunu Azaltmak Gerekli Mi?

Soru: Dünya küreselleşmekte. Birçok ekonomist ve bilim adamı bu konuyla ilgili yazmakta. Ama Kabala açısından, bu bilgi bana sıradan bir insan olarak ne verir?

Cevap: Bu bilgi, nereye gittiğimizi anlamıyorsa, kişiye hiçbir şey vermez. Küreselleşme dünyanın yuvarlak olduğunu ve hepimizin birbirimize bağlı olduğumuzu gösterir.

Dahası, burada iki tür ilişki vardır. Ya zayıf, egoist bir şekilde bağlıyızdır ve o zaman kavgalara girip birbirimizden kopmaya başlarız ya da bir şekilde aramızda uygun iletişim yollarını bulabiliriz.

Bu nedenle, bir yandan, ciddi bilimsel hesaplamalara göre, gezegenin nüfusunu %60 ila %70 oranında azaltmak gerekiyor, yoksa gezegen bizi desteklemeyecektir.

Ya da kendimizi doğayla karşı karşıya bırakabilir ve muazzam acılar, salgın hastalıklar veya savaşlarla nüfusumuzu hızla ve acımasız bir şekilde azaltabiliriz.

Veya bu, kendimizi azaltmadan ve hatta belki daha da geliştirerek (bizimle doğa arasında doğru bağlantıyı bulursak) bizim tarafımızdan farklı bir şekilde yapılabilir. Ve doğa bize karşı gelmeyecek, ama bizim ona davrandığımız gibi bize iyi davranacaktır.

 

Hangisini Seçmeli: 10 Milyon Dolar Mı Yoksa Hayatın Anlamı Mı?

Soru: Zor bir dönemden geçiyoruz, insanlar açıkça olgunlaştı, birçoğu hayatlarını yeniden gözden geçiriyor ve geleceği düşünüyor. Bu çerçevede sosyologlar basit bir soru sordular: “Ne tercih edersiniz: hayatın anlamını aramak mı yoksa piyangoda 10 milyon dolar kazanmak mı?” %85’i parayı seçti.

Yakın gelecekte Kabala kursları açacağız. İnsanlara ne söylerdiniz? Bu kurslarda ne bulacaklar? Hayatın anlamı mı ya da ya da paranın eşdeğeri günümüze, geleceğe ya da başka bir şeye güvenmek mi?

Cevap: Dünyamızın küçük bir küre olduğunu anlıyorsunuz ve üzerinde uçuyoruz, onu Munchausen gibi [Baron Munchausen’in Rusya’daki Muhteşem Seyahatleri ve Kampanyalarının Anlatısında] çekirdekten havasız boşluğa, henüz bizi canlandırmaya, desteklemeye, beslemeye veya sulamaya kesinlikle hazır olmayan, karanlık uzaya, ölü uzaya dek sürüyoruz.

Bu durumda, yalnızca evrenimizin bu küçük parçasında özel koşullar olması nedeniyle yaşıyoruz. Dahası, evrende bu tür koşullar ne kadar aranırsa aransın, asla mevcut değildir!

Bu mavi gezegen çok özeldir. Ve eğer ona özen göstermezsek, o zaman orada varlığımızı sonlandıracağız. Dolayısıyla bizim için en önemli şeyin para olmadığını düşünüyorum. Bizim için en önemli şey gezegenimizi korumaktır.

Fakat onu korumak için, var olan ve onun bağlı olduğu güçleri bilmemiz gerekir. İşte bu yüzden Dünya denen bu küçük canlı organizma gerçek canlı bir organizmadır! Onun sayesinde varız, o da var olmalı. O yüzden, her şeyden önce bunu düşünmeliyiz.

Dünyada her yıl kitle imha silahlarına trilyonlarca dolar harcandığını duyduğumda kendimi çok kötü hissediyorum. Çünkü bugün bu dünyanın yanlış yöne sürüklenmesi için güçlü, modern bir atom bombası yeterli. Bariz bir şekilde yanlış yola!

Yörüngesi azıcık kaysa, bir şey olsa, bittik! Hayat, yaşadığımız küçük bir pandemi yüzünden değil, çevresel koşulların bu kadar çok bozuluyor olmasından değişiyor, nefes bile alamıyoruz, bu kadar radyasyonla var olamayız vb.

Bence bu en önemli şeydir. Dünyanın sürdürülebilir gelişiminin gerekliliği ve içinde bulunduğumuz koşullar gereği, öncelikle atmosfere, içinde yaşadığımız çevreye özen göstermeliyiz. Kabala tam olarak bundan, geleceğimize nasıl düzgün bir şekilde bakmamız gerektiğinden bahseder.

Soru: Ve bu mavi küreyi her şeyin temeli olarak mı koydunuz?

Cevap: Evet. Mavi çünkü hala üzerinde küçük bir oksijen bloğu var. Ama uzanması için oksijen bloğu kalmadığında, o zaman işler değişecek! Mars gibi kırmızıya, Venüs gibi maviye ya da başka bir şeye dönüşecek. Kırmızıya, maviye dönecek ve bitecek.

Soru: Ya sonra? Kabalistler ekolojist değiller, hadi “Ekolojiyi kurtaralım” demezler.

Cevap: Hayır. Ancak ben sadece var olmaya devam etmek isteyen, bu Dünya’da yaşmaya devam etmek isteyen insanlara sesleniyorum. Bu yüzden diyorum ki, 10 milyon dolar yerine hayatınız, güvenliğiniz ve gelişiminiz için çok daha fazlasını yapabilirsiniz.

Soru: Peki hayatın anlamını bunun içinde bulacaklar mı?

Cevap: Kabala ilmine iyice dalmadıkça hayatın anlamını hiçbir şeyde bulamazlar. Daldıklarındaysa sadece hayatın anlamını değil, hayatın kaynağı ile de bir bağ kuracaklar. Ve onun aracılığıyla, genel olarak var olan her şeyin, evrenin, Dünya’nın, kendilerinin, her dakika başlarına gelen her şeyin, olmuş ve olacak her şeyin anlamını zaten bulacaklar. Bütün bunları ancak dünyayı doğru anlamaya başlarlarsa bulacaklardır.

Soru: Sizce Kabala kurslarımızda buna gelecekler mi?

Cevap: Evet. Bunu başka hiç bir yerde bulamazlar. Bence bu zaten kanıtlanabilir ve başka bir yerde bir şey bulmaya çalışmanıza gerek yok. Kabala bilimi, diğer tüm bilimler, teoriler, felsefeler vb. ile karşılaştırıldığında, böyle pratik bir metodoloji ortaya koyar ve cinsiyeti veya dini ne olursa olsun herkesi bu konuda ustalaşmaya ve hayatın anlamı sorusunun ötesine, yani hayatın kaynağına davet ediyor.

Ve o zaman kesinlikle kişinin içinde ortaya çıkan tüm sorular, soruyu sormadan önce bile ona net hale gelir.

Sizleri dersleri almaya davet ediyorum. Günümüzde bir kişi bu soruları kendisi için cevaplayamıyorsa, o zaman kendini düzgün bir şekilde donatamayacağına inanıyorum.

Soru: Hangi sorular?

Cevap: Hayatın anlamı. Neden bunlar oluyor? Her şeyi nasıl düzeltebilirim? Bunlar varoluşun en temel sorularıdır.

O halde bu bilimde ustalaşmak zorundayız. Zor değil. Laboratuardaki bir bilim adamı vb. gibi içinde olmaktan, içinde çalışmaya başlamaktan bahsetmiyorum. Hayır.

Bu, bir insanın kendi kaderinin yaratıcısı olabileceği ölçüde, formdadır.

Soru: Yani kendi kaderinizin yaratıcısı olabilir misiniz?

Cevap: Elbette! Yaratıcı olun!

Soru: Kendi kaderinizin yaratıcısı olmak mükemmel bir şey mi?

Cevap: Evet. Olmalıyız da. Yaradan her şeyi yaptı, hazırladı, yarattı ve bize ihtiyaç duyulan her şeyi bilme, anlama, değiştirme ve düzeltme fırsatı verdi ve böylece kendimiz için mümkün olduğunca rahat hale getirebileceğimiz bir dünyada yaşamamızı sağladı.

Öğrenme Yılı Oldu

İbrani takvimine göre, Pazartesi akşamı bir önceki yılın sonunu ve yeni bir yılın başlangıcını işaret eder. Geçen yılı birkaç cümleyle açıklayacak olursam, çok iyi ve verimli bir yıl olduğunu, doğanın bize daha önce hiç yapmadığı bir şekilde öğretmeye başladığını söyleyebilirim. Bize bir gücün tüm insanlığa etki ettiğini ve hepimizin ona bağlı olduğunu öğretti. Bu farkındalık, geleceğe dair bize biraz güven veren çok olumlu bir değişimdir.

Geçen yıl bize, hepimizin doğanın darbeleriyle “pişen” bir tencerede olduğumuzu öğretti. Hepimizi etkiliyor ve herkesin bize neler olduğunu derinlemesine düşünmesi gerekiyor. Bana en büyük umudu veren şey birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu görmemiz. Hepimizin birbirimizden sorumlu olduğunu anlamamız konusunda beni umutlandırıyor. Bu aynı zamanda bizi bir bütün olarak doğa ile nasıl ilişki kurmamız gerektiğini anlamaya daha da yaklaştırıyor.

Yaşadığımız karışıklıklardan öğrenecek daha çok şeyimiz olsa da, darbeler yine de iyi dersler oldu. Bir kaç darbe daha olacak ama onlardan da geçip öğreneceğiz. Yine de, ne kadar erken hepimizin tek bir yapıya bağlı olduğunu fark eder ve kendi isteklerimize ek olarak, yaptığımız işlerde hesaba bu yapıyı da katmamız gerektiğini kabul edersek, hep birlikte o kadar çabuk iyi oluruz.

Geçtiğimiz yıl yaşadığımız darbeler cezalar değil, derslerdi. Eğer bu derslerden öğrenseydik, ortadan kaybolurlardı. Onlar doğanın bizim “günahkar” geçmişimize tepkisi değildir; onlar bizim iyi geleceğimiz için onun yönlendirmeleridir. Bir ebeveynin öğüdünün, çocuğu kendisi için daha iyi bir geleceğe yöneltmeyi amaçladığı gibi, doğanın gazabı da insanlığı yanlış yoldan doğru yola yönlendirir. Ne kadar erken yönümüzü değiştirirsek, doğanın bize karşı “yaklaşımı” o kadar çabuk değişecektir.

Geçen yıl olan hiçbir şeye üzülmemeliyiz. Doğa iyidir ve yaptığı her şeyi bize yardım etmek için yaptı. Geleceği düzeltmek yerine geçmiş üzerinde durursak, geçmişteki hataları tekrarlayacağımız ve doğayı bir kez daha bize ders vermeye zorlayacağımız kesindir.

Bu nedenle bakışlarımız daima ileriye dönük olmalıdır; bizler sadece birbirimizle olan bağlarımızı geliştirmeye odaklanmalıyız. Eğer iyi bağlar kurarsak, doğanın geri kalanına benzer hale geleceğiz – gerçekliğin yapısındaki bir dişli gibi, ama kendi isteğimizle. Eğer doğa gibi olursak, doğanın bize karşı nazik olduğunu hissedeceğiz ve hayatlarımız kolay, sakin ve güzel olacak.

Roş HaŞanah – Covid Ayrılığını Yenmek İçin Bir Şans

Birkaç gün önce bir komşusu öğrencilerimden biriyle, kızlarının Covid aşıları konusunda tartışmalarından çok üzgün olduğunu paylaşmış. Sonuç olarak, aşıya karşı olan, ailesiyle birlikte Roş HaŞanah kutlamasına katılmayacaktı. Öğrencimin komşusunu en çok üzen şey kızının aşıya karşı olması ya da kutlama yemeğine katılmayacak olması değildi. Onu asıl üzen çocukları arasında patlak veren nefretti. Anlaşmazlıklar ve kavgalar tüm ailelerde olur, ancak oluşan kin dolu nefret patlaması onu mahvetti.

Nefret, gerçekten de bizim neslimizin en büyük belasıdır. Her şeyi yok eder, toplumları ve aileleri parçalar. Bu nedenle, ailelerimizi ve topluluklarımızı bir arada tutmak için ilişkilerimiz üzerinde çalışmalı ve nefreti yenmeliyiz.

Hepimizin farklı görüşlere sahibiz. Sorun, farklı görüşlerin şimdiye kadar gizlenmiş olan daha derin çatlakları ortaya çıkarmasıyla başlar.

Ailenin bir üyesi, bu durumda olduğu gibi, aşı olmak istemiyorsa ve bu nedenle başkalarını riske atmamak için bir Roş HaŞanah yemeğine katılamıyorsa, o kişiden nefret etmemeliyiz.

Anlaşmazlıklara nefret nedeni olarak değil, bağ kurma fırsatları olarak yaklaşmalıyız. Farklılıkların ve anlaşmazlıkların üzerine çıktığımızda, bağlarımızı güçlendirir, sevgi ve birliğimizi anlaşmazlık oluşmadan öncesine göre daha da arttırırız. Birleşmeye yönelik bilinçli çabamız ilişkilerimizi sağlamlaştırıp güçlendirir.

Ayrılığı yenmekten bahsettiğimizde, onu yokmuş gibi bastırmaktan bahsetmiyoruz. Ayrılığı yenmek, onu tanımak, kabul etmek ve her şeye rağmen onun üzerinde birleşmek demektir. Bölünme üzerinden oluşması gereken bu yeni birlik, hiçbir zaman meydan okunmamış olan birlikten her daim daha güçlü olacaktır.

Bu nedenle, bölünme ne zaman ortaya çıkarsa, bizimle çelişen kişiyle olan ilişkimize ne kadar değer verdiğimizi incelemeliyiz. Öğrencimin bana bahsettiği durumda, Annenin acısı, kızlarıyla olan bağına ve onların birbirleriyle olan bağlarına, Covid-19 aşıları hakkındaki herhangi birinin görüşüne değer verdiğinden daha fazla değer verdiğini açıkça göstermektedir. Eğer duygularını kızlarına aktarabilirse, bölünmelerinin üzerine çıkabilir ve ilişkilerini güçlendirebilirler. Yapamazsa, ilişkileri bozulacak ve herkes pişman olacak.

Günümüz toplumu, insanlarla aynı fikirde olmadığımız sayısız durum sunar. Onlarla olan ilişkilerimize önem veriyorsak, bu koşullara bağlarımızı güçlendirecek fırsatlar olarak yaklaşmalıyız. Eğer bunu yaparsak, nefreti karşılıklı sevgi ve yakınlık nimetine dönüştürebiliriz.

Twitter’da Düşüncelerim / 11 Eylül 2021

Tüm dünyada, koronavirüs hükümetleri ve toplumları istikrarsızlaştırıyor. Ama her şey tersine: İnsanları ve toplumları daha manevi hale getirmek için değiştirmek gerekiyor ve bunlar değişmediği için korona virüsü ortaya çıkıyor. İyi yolu, nasıl kötü bir yola çevirdiğimiz açık.

Yalnızca iklim değişikliğini durdurma girişimlerinden hayal kırıklığına uğradıktan sonra, sadece aramızdaki iyi bir bağ ile iklim değişikliğini durdurabileceğimizi ve doğanın dengesini yeniden kurabileceğimizi, kurtuluşumuzun ancak orada yattığını anlayacağız.

Ancak bu arada doğa tüm kaynaklarıyla başımıza bela olacak.

Kalbimizde Küresel Isınmaya İhtiyacımız Var

Hükümetlerarası İklim Değişikliği paneli (IPCC), yaygın, hızlı ve yoğunlaşan küresel ısınma hakkında bir rapor yayınladı. Raporda, önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin tüm bölgelerde artacağı belirtiliyor: aşırı sıcak dalgaları, seller ve kuraklıklar, deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle kıyı kentlerinin su basması vb.

Araştırmacılar iklim değişikliğinin, insan faaliyetinin bir sonucu olduğunu iddia ediyor ve sera gazı emisyonlarını ve hava kirliliğini azaltmak için acil önlemler çağrısında bulunuyor. Bununla birlikte, ben, ortamdaki tüm olumsuz değişikliklerin ana faktörünün, insanın cansız, bitkisel ve hayvansal doğaya ve insanlara karşı egoist tutumu olduğunu düşünüyorum.

Başka bir nedeni yok. Şunları kontrol edebiliriz: yaktığımız yakıt miktarını sınırlayın ve bunun hiçbir şeyi değiştirmediğini göreceksiniz. O zaman başka sebepler aramaya başlayacağız, hepsini tek tek gözden geçireceğiz. Ancak sebebin bu olmadığını anlamak için tüm bu gözden geçirmeler için vaktimiz yok. Bize bağlı olan tek değişikliği yapmamız gerekiyor.

İnsanlar arasındaki ilişkiden daha dinamik bir faktör yoktur. Aramızdaki ilişkiyi düzeltelim ve bunun iklimi nasıl etkileyeceğini ve her şeyi dengeleyeceğini görelim. İkisi arasında doğrudan bir bağlantı olmamasına rağmen, ilişkimizi düzeltirsek, anında olumlu bir etki hissedeceğiz. Kabala bilgeliğinin anlattığı şey budur ve buna inanmamak için hiçbir nedenim yok.

Sera gazı emisyonlarının sınırlandırılması ya da benzeri önlemler yardımcı olmayacaktır. Bu küresel ısınmayı hiçbir şekilde etkilemeyecektir. Çocukça oyunlarıyla doğayı etkileyebileceğini sanan küçük çocuklar gibiyiz. Oysa yapabileceğimiz hiç bir şey yok. Bir yanardağdan atmosfere bir gaz salınımı, yakıtın yanmasını sınırlamaya yönelik tüm çabalarımızı iptal edecektir. Bunlar ciddi önlemler değiller, sadece mümkün olan her şeyi yaptığımızı söylemek içindir.

Aslında, iklimin dengesini etkilemek ve Dünya’yı dengeye getirmek ancak insan derecesinden mümkündür. Cansız, bitkisel ve hayvan derecelerdeki değişiklikler bu konuda yardımcı olamaz. Aramızdaki ilişkileri, insanlar arasındaki iyi ve kötüyü dengelemeli ve herkes arasında iyi bir duruma ulaşmalıyız, yazıldığı gibi “Her biri dostuna yardım etti”, hepimizin sorumlu olduğu küçük bir gezegende yaşayan “hepimiz yoldaş ve kardeşiz.”

Sadece bu şekilde düşünmeye başlamamız gerekiyor ve bu doğanın tüm güçlerini sakinleştirecektir. Başka hiçbir önlem yardımcı olmaz. Başkalarına duyduğu nefretten dolayı insan hariç tüm doğa dengededir. Kişisel olarak kendimize başkalarından maksimum fayda sağlamak için, onları hiç düşünmeden, her birimiz cansız doğaya, bitkilere, hayvanlara ve diğer tüm insanlara egoistçe ve nefretle davranıyoruz.

Başkalarına kendimize gösterdiğimiz gibi özen gösterme konusunda daha dengeli bir hale gelmeliyiz. Ne de olsa, Dünya’da kapalı bir ekolojik sistemdeyiz ve eğer herkesi düşünmeye başlarsak, doğanın tüm güçlerini dengeleyeceğiz.

Hayvanların birbirini yiyip bitirdiğini görüyoruz. Ancak, onlar özgür irade olmadan doğal içgüdülerine göre hareket ederler ve bu nedenle onlardan başka bir şey beklenmez. Birbirlerini yiyerek doğadaki dengeyi bozmazlar. Etrafındaki her şeyi bir hevesle yok eden insanın aksine, hiçbir yırtıcı aç değilse gereksiz yere öldürmez. Elbette, insan cansız doğaya, bitkilere ve hayvanlara dengeli bir şekilde davranmalı yani onları yalnızca yaşam için gerekli olduğu ölçüde kullanmalıdır.

Ancak, asıl önemli olan insanlar arasındaki ilişkidir çünkü bu en yüksek derecedir. Bugün doğal kaynakları gereksiz yere harcıyoruz. Doğayı, her birinin yalnızca doğadan hayati olanı aldığı cansız, bitkisel ve hayvansal derecelerde olduğu gibi kullanmalıyız.

O zaman doğaya zarar verdiğimiz düşünülmeyecek. Yaşam için gerekli olan ölçüde, yiyeceğimizi karşılamada cansız doğayı, bitkileri ve hayvanları kullanmamıza izin verilir. Tıpkı onların da birbirlerini kullandıkları gibi. Bu, doğada herhangi bir felakete yol açmaz çünkü doğayı dengeden çıkarmayız.

İklim değişikliğini araştıran komisyonlar bu süreci sürdürmekle ilgilendikleri için objektif olamazlar. Doğada ne kadar çok felaket olursa, bu uzmanlar o kadar gerekli olacak ve daha fazla fon alacaklardır.

Doktorlar daha fazla hastaya sahip olmakla ilgileniyor, anti-Semitizme karşı komiteler daha fazla anti-Semitizme sahip olmakla ilgileniyor vb. Ne de olsa, her şey başkalarının gözünde önemini arttırmanın yollarını arayan insanın egoizmine dayanıyor.

Bu nedenle, antisemitistler ve Siyonistler faaliyetlerinde birbirlerine yardım ederler ve tüm insanlık her konuda bu şekilde davranır. Bir araba tamircisi işleten komşum daha fazla yağmur için dua eder çünkü yağmurda daha fazla kaza oluyor. Eğer hastalar olmazsa doktorlar ne yapacaklar? Salgınları ve iş yükünün artmasını istemedikleri açıktır, ancak hastalıkları tamamen ortadan kaldırmak da onların çıkarına değildir. Her şeyde bu böyledir.

Ülkeler arasında sürtüşme olmazsa hükümet komiteleri ne yapar? Her şey kötü bir egoistçe eğilime dayanıyor ve onu nasıl düzelteceğimizi ve dengeleyeceğimizi anlamamız lazım.

Aşırı değişikliklerle mücadele eden her komite bu değişikliklerin devam ettiğinden emin olmak istiyor. Çevre komitelerinin öneminin son on yılda nasıl arttığını görebiliriz. Artık azalmaya başlayacak çünkü onların önerdikleri,  yakılan yakıt miktarını azaltarak vb. önlemlerle, doğa güçlerini kontrol edemeyeceğimizi keşfediyoruz.

Dünya, küresel bir sistemde var olduğunu fark etmeye başladı. Koronavirüs, bize küresel sorumluluk almamızı gerektiren, küresel bir dünyada yaşadığımızı gösterdi. Küresel darbeleri ve küresel karşılıklı bağımlılığı hissedeceğiz ve hep birlikte küresel sorumluluğa ihtiyacımız olduğunu anlayacağız. Dünya çok hassas, savunmasız ve kapalı bir sistemdir. Ve bizler onun dengesini bozuyoruz.

“Neden Bağımız Yangınları Durdurabilir?” (Linkedin)

Dünya yangınlar tarafından yanıp yok olurken, sel baskınlarına maruz kalırken ve küresel bir salgın tarafından sekteye uğramışken, bize sadece bir çare gerçekten yardımcı olabilir: birlik! Sadece bizim dayanışmamız, bizim karşılıklı sorumluluk duygumuz bizleri doğanın bize yüklediği bozuklukların üzerine çıkarabilir. Her krizi ayrı ayrı ele almamız gerektiğini düşünebiliriz ama yanılırız. Krizlerin hepsi kökünden birbirlerine bağlıdır, bu yüzden ortak kökü tedavi edersek krizleri çözeceğiz.

Doğanın bize fiziksel cezalandırmalarla vurması ve bizim onlara bağ kurma ve karşılıklı sorumluluk gibi duygusal çözümlerle karşılık vermemiz garip görünebilir. Mesela, sel ve sevgi arasındaki bağlantı nerede?

Doğadaki tüm sistemlerin birbirine bağlı olduğu bilimsel olarak zaten kanıtlanmıştır. Küresel ekosistemimizin yani Dünya gezegenimizin ve hatta güneş sistemimizin, uzayda yer aldığımız Samanyolu Galaksisi’nin ve nihayetinde tüm evrenin parçaları arasındaki bağları ve karşılıklı bağımlılıkları araştıran sayısız bilimsel disiplin ve disiplinlerarası çalışma var. Her şey birbirine bağlıdır ve her şey diğer her şeyi etkiler.

İklimin açıkça ters gittiği bu yılın yazında olduğu gibi, bir işlev bozukluğu ortaya çıktığında, yalnızca olağanüstü olayın meydana geldiği bölgesel bir hava durumunu değil, bununla ilgili her şeyi incelememiz gerekir. Sonuçda, şiddetli dolu fırtınaları gibi yerel olayların bile dünyada olup biten her şeyle bağlantılı olduğunu görüyoruz.

Sorunların nedenini bulmak için sistemdeki hangi öğenin veya öğelerin işlevsiz olduğunu bulmalıyız. Bunları bulup düzeltirsek tüm sistem yeniden dengesini bulur ve afetlerin oluşmasına neden olan kelebek etkisi olmaz.

Doğanın tümüne baktığımızda, eylemleri diğer her şeyle giderek uyumsuz hale gelen böyle tek bir unsur var: insan ya da daha belirgin olarak- insan davranışı.

Özellikle son yıllarda, egolarımızın çılgına dönmesine ve ne isterlerse talep etmelerine izin verdik. Kaygısız, dikkatsiz ve çoğunlukla düşüncesiz davranışları kutsallaştırdık ve sorumluluk düşüncesini kararlılıkla reddettik. Sonuç olarak, özgür olmak yerine gezegenimizi yok eden, milyonlarca insanı öldüren ve tüm türleri yok eden egolarımızın kölesi olduk. İronik bir şekilde, özgürlük adına, sayılamayacak kadar çok başkalarının özgürlüğünü reddettik ve bunu yaparken biz de özgür olmadık; egomuzun hizmetkarı olduk ve dünyamızı mahvettik.

Şimdi mahvolmuş dünyamız artık bizi daha fazla destekleyemeyeceği için parçalanıyor, çöküyor. Oturduğumuz dalı kesen bizler, artık onunla birlikte düşmek üzereyiz. Kendimizi yok olmaktan kurtarmanın tek bir yolu var: aşırı egoizmimizi dizginlemek. Birbirimize karşı düşünceli ve karşılıklı sorumluluk sahibi olursak, doğayı inkar ettiğimiz dengeyi yeniden kurarız ve doğanın yeniden kurulan dengesi fırtınaları dindirecektir. Biz doğayı bir kenara ittik; fırtınaları üzerimize saldık ve dengeyi yeniden kurabilir ve dünyayı sakinleştirebiliriz. Bunun için sadece kendimizi düşünmeyi bırakıp herkesi dikkate almaya başlamaya ihtiyacımız var.