Category Archives: Global Kriz

Twitter’da Düşüncelerim / 13 Temmuz 2020

Virüs sürüleri yolumuza geliyor. Bu benim kendi iyiliğim için. Dünyada olan her şey insanlığın iyiliği içindir – büyümemiz ve biraz değişmemiz için.

Önümüzde yumuşak bir iniş değil, tüm dünya ekonomisinin zor bir çöküşü var!

Hükümetler, gerekli olmayan endüstrileri ve şirketleri deneyip ve fesh etmek yerine, onları ayakta tutmaya çalışıyorlar. Ve yine de, bu çabalar, işletmelerin ve bir ayağı çukurda çılgın ekonominin ölümünü kesinlikle hızlandıracak.

Yaradan bize vuruyor ve darbeleriyle iyileştiriyor! Bugün daha fazla acı çeken, dünün ekonomik bağlarını kapatmaya zorlanan ülkeler, sadece gerekli ürünleri üreterek kendi kendine yeten yeni bir ekonomi ve yaşam biçimine girmek için daha kolay bir zamana sahip olacaklar.

Hükümetler ve para arasındaki bağlantı apaçık!

Sınırsız tüketim üzerine kurulu olduğu için ekonominin gerçekten çökmesi gerekiyor. Dolayısıyla hükümetler, işletmelere olan bağlarına değinen tüketim ekonomisinin korunmasını zorlamaya çalıştıklarında, kâr uğruna onları yapay olarak tüketimi desteklemeye zorlarlar.

İnsanları Nasıl Derecelendirdiğimizi Gözden Geçirme Zamanı

Bir kişiyle ilk toplantıda sorulan ilk sorulardan biri “Ne yapıyorsunuz?” yani yaşamak için ne yapıyorsunuz sorusudur. Bu soruyu sorduğumuzda genellikle bilmek istediğimiz iki şey vardır: 1) Ne kadar kazandığınız ve 2) Sosyal tabakadaki sınıfınız nedir? Aslında, yeni tanıştığınız birine ne kadar kazandığınızı hemen söylediyseniz, yaptığınız işin türü veya sosyal sınıfınız hakkında sorgulama yapmazdı. Sizin kazancınız,  yalnızca o kişinin sizi derecelendirmesine olanak tanır.

Ama para anlamsız olsa ne yaparsınız? İştigal edilecek iş olmayacağından dolayı, birçok iyi insanın kendi iradeleri dışında kalıcı olarak işten ayrılacağı, genel bir işsizlik gerçeğine doğru gidiyoruz. Bu fütüristik bir senaryo değildir. COVID-19 bu gerçeği körükledi. Başlangıçta insanlar öfkelendiyseler de, şimdi gittikçe daha fazla şirket sürekli düşük talep gerçeğine uyum sağladıkça, işten çıkartılmaktadırlar.

Hükümetlerin işsiz insanlara temel gelir sağlama yükümlülüğü ve bu gelirin kendilerine işten çıkarılma gerçeğini öğreten oturumlara katılmaya bağlı olması konusunu, sayısız kez makale ve kitaplarda yazdım. Dünyanın tamamen birbirine bağımlı hale geldiğini ve hayatta kalmak için birbirimizden sorumlu olmamız gerektiğini bilmek şart olsa da, insanların özgüven duygusunu da gözetmeliyiz.

Başka bir deyişle, tatmin edici bir yaşam sürdürebilmek için insanların sağlaması gereken üç unsur vardır: 1) fiziksel giderler (temel gıda vs.), 2) yaşadıkları dünyayı anlamak ve 3) haysiyet veya özsaygı duygusu. Bu üçünden herhangi biri olmadan, insanlar umutsuzluğa sürüklenecek ve birçoğu toplumu parçalayacak olan, şiddete başvuracaktır.

Çünkü günün sonunda, halk figürleri halkın arzularına hitap eder, halk, topluma veren ve daha da önemlisi onları bir araya getiren insanlara saygı duyduğunu göstermelidir. Uyumlu bir toplum, dayanıklı bir toplum olduğu için, sorun yoktur. Ayrıca, insanlar destekleyici bir ortamda yaşadıklarında daha mutlu olurlar. Bunun istediğimiz toplum olduğunu ve bizi saygı, haysiyet ve onurlandırmayla bir araya getirmeye yardım eden insanlara yatırım yaptığımızı göstermeliyiz. Eğer bunu inançla yaparsak ve kararlı bir şekilde başkalarını sömüren insanları, en zenginleri bile kınadığımızı gösterirsek, en güçlü insanlar takdir edilme karşısında, güçlerinden ve servetlerinden vazgeçeceklerdir.

Bu nedenle, sosyal değerler değişirse, insanların arzuları da değişecektir çünkü hiçbir şey, insanların görüşünden daha güçlü değildir. Hangi değerleri istediğimizi, ne tür bireylere saygı duyduğumuzu gösterirsek, bu insanlardan oluşan bir toplum yaratacağız.

Öğretmenimin babası, üretken düşünür ve Kabalist Baal HaSulam, tüm konsepti kısa bir paragrafta ifade eder: “Gerçekten de, deneyimli herhangi bir kişi, dünyanın hayal edilebilir zevklerinin en büyüğünün, insanların sevgisini kazanmak olduğunu bilir. Bu imrenilen şeyi elde etmek, her türlü çabaya ve dünyevi taviz vermeye değer. Bu, her neslin en iyilerinin çekildiği ve tüm dünya yaşamını önemsizleştirdikleri mıknatıstır.”

Beraberliğimize katkıda bulunan insanlara saygı duyduğumuzda, bu katkı yeni para birimi olacaktır. Ne kadar çok insan buna katkıda bulunursa, saygı yeni para birimi haline geldikçe, toplumun gözünde ve dolayısıyla kendi gözlerinde onlar “zengin” olacaklardır. Bu taktiği kullanırsak, topluluklarımızı ve ülkelerimizi COVID-19 ve ötesindeki fırtınalı sulardan, güvenliğe doğru yönlendireceğiz.

Twitter’da Düşüncelerim / 11 Temmuz 2020

Virüs nereden geldi? Biz virüsün kaynaklarıyız. Umursamayıp birbirimizi reddettiğimizde, doğada olumsuz güçler ortaya çıkarırız …

Bir kişi maneviyat için arzusunu kaybettiğinde, bunun Yaradan’dan, kasten, ona mantık üstü inançla gitme imkanı vermesi- ki böylece manevi dereceye yükselmesi için geldiğini anlamıyor.

Özgür seçim bu şekilde ortaya çıkar – gözlerinizi kapatmak ve Yaradan’ı haklı çıkarma yolunu takip etmek için!

Karantina durma ve düşünme, değişme zamanıdır. Bilge olan biri doğmakta olan safhayı görür. Bu bizi sonsuz ve mükemmel bir safhaya götürür – aramızdaki doğru bağa, üst kuvvetin ifşasına, aklı dolduran üst ışık alanına ve sonsuz edinimle hislere.

Yaradan, büyük bir özen ve sevgi ile bizi ortak bir talihsizlik vasıtasıyla birbirimize bağlar

Üst ışık bizi etkiliyor, içimizde ifşa olmak için yaklaşıyor. Onun yardımıyla bu safhalardan geçmemiz gerekiyor. Hayat iyi olduğunda insanlar birbirlerinden uzaklaşırlar, ancak ortak bir talihsizlik onları yakınlaştırır.

Daha ziyade hedefe doğru ilerleyişimizi hızlandıracağız.

İnsanlık Eski Babil’den dağıldı. Şimdi Yaradan bizi psikolojik bir darbe aracıyla bir araya getiriyor. Yaradan’ın eylemlerini haklı çıkarmaya çalışalım, O’na ulaşmak için gerekliliklerini anlayalım. O zaman güncel olayları sorun olarak görmeyiz.

Biz son nesiliz- başlangıç safhasına yürüyen!

Her şeyin kendi iyiliğimiz için ifşa olduğunu görmek adına aklı ve kalbi açmaya çalışalım. Yaradan, Kendini bize integral bir formda, içimizde ve tüm gezegenin etrafında ifşa ediyor. Dünyanın yaratılışından bu yana daha önce böyle bir şey olmadı!

O bizim hayatlarımızı dikkate almıyor fakat HaVaYaH arzusunun, realitenin tamamının tüm derecelerini sonsuza kadar nasıl yerine getireceğine bakıyor.

Islahın sonu zaten ilerlemekte – zaten etkili, bizler bu sürecin ortasındayız. Haydi algımızı genişletelim ve Yaradan’ın insanlığa ne yaptığını görelim.

Ancak bu tamamlanmanın derecesi, Yaradan’ı her şeyde görmeye hazır olduğumuz ölçüde, kişiye özgü, kişisel, bireyseldir.

Yaradan’ın tüm dünyayı doldurduğunu ve bana onun olmadığı şeklinde gelen hiçbir yer kalmadığını görüyor muyum? Çünkü bu imkansız olurdu! Realitenin tamamı, Yaradan’ın doldurduğu bir arzudur.

Egom geleceği görmeme izin vermiyor, sadece bunun için fayda sağladığım sürece …

Koronavirüs, kendi başımıza duramadığımız için ego gelişimimizi durdurdu. Yaradan’ın her şeydeki rehber elini görmeliyiz – ve gerçekleşen her şeyin ıslahlar olduğunu ve dünyada kötü bir şey olmadığını görmeliyiz.

Son birkaç on yılda kendimizi, dünyayı ve çocuklarımızın hayatlarını yok ettiğimizi anladık, egoist yarışı durduramadık. Şimdi yukarıdan yardım alıyoruz,Yaradan bize kötülüğü Koronavirüs şeklinde ifşa ediyor ve egoizmin üzerinde yükselerek, kısıtlamalarla onu ıslah etme fırsatını

Unutmamalıyız ki, tüm çalışmalarımız mantık üstü inançla, yani alma kuvvetinin üzerindeki ihsan etme kuvvetiyle meydana gelir. Daha büyük bir alma kuvveti olduğunda, daha fazla egoizm ifşa olur bu, daha zor olan bir çalışmayı yerine getirmek ve Yaradan’ın gerçekliğine yaklaşmak için üstüne yükselme fırsatı verildiğinin bir işaretidir.

Korona – Bizi Yeniden Programlayan Virüs (Thrive Global)

Bizleri sağlığımız için birbirine güvenmeye zorlayarak, virüs bize birbirimize güvenebileceğimizi, destekleyici topluluklar kurabileceğimizi ve insanlarda, zevkten daha fazla şey bulabileceğimizi öğretiyor.

Kim olduğumuzun farkına varamayabiliriz ama yaşam hakkında düşünme şeklimiz, istediğimiz şeyler, değerler, tercihler, arzularımız, davranışlarımız, korkularımız, tepkilerimiz, tüm bunlar içinde yaşadığımız sosyal ortam aracılığıyla ruhumuza “programlanmıştır”. COVID-19 kendini hayatımıza sokup onları karantinaya zorladığında, bu hepimizi etkiledi. Bazıları için etki fizikseldi ama herkes için duygusaldı. Koronavirüs’ün yaptığı sosyal ve davranışsal etkiler daha yeni başlıyor ancak onların etki alanı geniş ve kalıcı olacak. Bizler yeni bir döneme girdik. Ne kadar erken adapte olursak, hepimiz için o kadar iyi.

Önceki yaşam biçimimize dönmek istesek bile virüsün varlığı bunu çok zorlaştıracaktır. Nereye gidersek gidelim virüse yakalanma ya da başka bir kişiye bulaştırma ihtimali var, maske takıp mesafemizi korusak bile. Yavaş yavaş, virüs bizi barlara ve restoranlara gitmek, tatile çıkmak için uçağa atlamak, sadece yeni oldukları için veya arkadaşlarımızda olduğu için yeni aletler almak gibi,  alışkın olduğumuz şeyleri tekrar gözden geçirmeye zorluyor.

Bizi farklı davranmaya zorlayarak, virüs aslında ′′ bizi yeniden programlıyor.” Sadece birkaç ay önce, anlık hazların peşinde olmayan bir hayatı zihnimize canlandırabileceğimizi, kim düşünebilirdi ki? Ama şimdi, eğer temel gıdamızı garantilemiş olsaydık, pek çok kişi memnuniyetle çoğunluğa uymaktan vazgeçer ve Leslie Bricusse’ nin müzikalindeki yorumu gibi “durdurun dünyayı, inmek istiyorum ′′ derdi.

Koronavirüsü yine de başka bir salgın değildir. Tıpkı bir bilgisayar virüsü gibi işletim sistemimizi yeniden programlıyor ve özümüzü değiştiriyor. Ama kötü yönde değil; aksine hayatımızı yavaşlatıyor, böylece daha önce kaçırmış olduğumuz gizli hazları keşfedebiliriz. Bizleri sağlığımız için birbirine güvenmeye zorlayarak, virüs bize birbirimize güvenebileceğimizi, destekleyici topluluklar kurabileceğimizi ve insanlarda zevkten daha fazla şey bulabileceğimizi öğretiyor.

Koronavirüs, önüne geçilemez tüketiciliğe, gezegenin ve birbirimizin kontrolsüz sömürüsüne dönmemize izin vermeyecek. Bizlere, kendimiz ve çocuklarımız için iyi, sürdürülebilir bir yaşam kurmayı öğretecek. Direktiflerini isteyerek takip edersek, geçişi hızlı ve kolay bir şekilde tamamlayacağız.  İnadı sürdürürsek, bunu acılı bir şekilde ve yavaş yavaş tamamlayacağız. Her halükarda COVID-19 kazanacaktır. Yaşam için gerekli olmayan şeyleri kilitlemeye ve mutluluk için gerekli şeyleri açmaya zorlayacaktır.

Hükümetlerin Güçsüzlüğü ve Toplumun Pasifliği

Soru: Daha önce, İtalya’nın neredeyse tüm güney kısmı turizm sayesinde hayatta kaldı.  İşsizlik varsa, insanlar ailelerini nasıl besleyecekler?

Cevap: Artık birçok mesleğin, pozisyonun, kuruluş ve işletmenin önceki durumuna geri dönemeyeceğini anlıyorum.

Gerçek şu ki, kesinlikle açık bir devlet programı uygulamak gerekiyor.  Bu sadece bir sadaka şeklinde değil, tüm toplumun bu sorunun çözümünde planlı olarak katılımı olmalıdır.

Bu, gerekli olmayan iş gücünü azaltarak çözülür.  En azından şimdilik.  İnsanları eve göndermek ve onlara asgari normal bir  gelir sağlamak daha iyidir.

Nasıl yeni bir toplum yaratılacağını anlamalıyız.  Bunu yapmak için sürekli olarak görüşmeler, konuşmalar yapmalısınız, ancak şimdi çeşitli hükümet yetkililerinin davet edildiği televizyonda yapıldığı ve ihtiyaç duyduklarını öğütledikleri gibi değil.

Uzmanları, bilim adamlarını davet etmek gerekir, ancak başbakan olmayı hayal eden her türlü kamu figürünü değil.  Ve o zaman aydınlanmış olacağız ve gerçekten hangi koşula gelmemiz gerektiğini göreceğiz.  Bizim için daha da parlayacak ve ben bunu görüyorum.

Soru: Sadece devlet sistemlerinin istihdam sorunlarını çözebileceğini söylüyorsunuz. Eğer böyleyse, o zaman Kabalist’in manevi gelişim yerine Koronavirüs temasını ele alma sebebi nedir?

Cevap: Devletlerin bu sorunu çözebileceğini söylemiyorum.  Bu, toplum ve üreticiler için bir sorundur.  Toplum neye ihtiyacı olduğuna ve artık neye ihtiyacı olmadığına karar vermelidir ve devletin her şeyi yönetmek için ondan aldığı işlevleri üstlenmelidir.

Gerçek şu ki, hükümetlerde hüküm süren bu tür rekabet yasaları ile bu sorunları çözemeyebilirler.  Onları suçlamıyorum çünkü insan doğası bizi böyle bir duruma getirdi.

Hiçbir şekilde bunun hükümetlere bırakılması gerektiğine inanmıyorum.  Eğer toplum, gösteriler ve protesto yürüyüşleri düzenleyerek onları protesto ederse belki bir şey yapabilirler, en azından şimdilik. Gerçekten de, birçok firma ve işletme normal faaliyetlerine geri dönemeyebilir.

“Düşüncelerimizle Covid- 19 İle Savaşabiliriz” (Linkedin)

Pencerenin dışında gördüğümüz hayat, birbirimizle olan bağlantımızın bir yansımasıdır. Amerikan şehirlerinde şiddet gösterileri ve dünya çapında yeni bir Koronavirüs dalgası, her şeyden önce sosyal sorunlardır. Sadece birbirimize karşı tutumumuzu değiştirmeyi kabul edersek ikisini de çözebiliriz.

Koronavirüs bize, sadece karşılıklı sorumluluk koşulu altında sağlıklı olabileceğiniz, ayrılmaz bir dünyada yaşadığımızı öğretti.

Koronavirüs, birbirimizin sağlığından sorumlu olduğumuz için hepimizin birbirimize bağımlı olduğunu gösterdi.  Ancak bu karşılıklı sorumluluğun bizi sağlıklı tutmasını istiyorsak, kendi sağlığımızı değil, başkalarının sağlığını düşünmeliyiz. Sadece herkesi sağlıklı tutmak için çaba gösterirsek, çevremizdeki hiç kimse hasta olmayacağından kendi sağlığımızı garanti ederiz.

Şu anda maske takıyoruz çünkü çevremizdeki diğer insanlardan virüse yakalanmak istemiyoruz.  Bu doğal, egoist düşüncedir. Ancak bu tür bir düşünce virüsün yayılmasını durdurmaz, çünkü birçok insan ondan korkmaz; güçlü ve sağlıklı hissediyorlar ve maske olmadan dolaşmayı umursamıyorlar, aslında başkalarına bulaşabilecek asemtomatik taşıyıcılar olabilirler. Kendimizi korumak için değil, virüsü başkalarına geçirmekten kaçınmak için, düşüncelerimizi tersine çevirmeli ve maske takmalıyız.

Bu şekilde korona virüs, başkalarına karşı tutumumuzu değiştirmemize yol açacaktır. Bunu yapana kadar kaybolmayacak.

Korona virüs bize sadece karşılıklı sorumluluk koşulu altında sağlıklı olabileceğiniz ayrılmaz bir dünyada yaşadığımızı öğretti. Eğer bizler karşılıklı sorumluluk geliştirirsek, hükümetin herhangi bir kural ve düzenleme getirmesine ihtiyacımız olmayacaktır; kendi duygularımız bize ne yapmamız ya da yapmamamız gerektiğini gösterecektir. COVID- 19, düşünce yapımızı başkalarına doğru değiştirmeye başladı ve bizler bu süreci tamamlayıp, düşüncelerimizi tamamen kendine hizmet eden bir zihniyetten, sadece başkalarını düşünmeye kaydırıncaya kadar gitmeyecek. İlk başta bu, sadece kendimi sağlıklı tutmak için olacaktır ama yavaş yavaş herkesi kendimizden önce koyma alışkanlığı ikinci doğamız olacak ve sonra virüsü yeneceğiz ve o yok olacaktır.

Twitter’da Düşüncelerim / 8 Temmuz 2020

İsrail neden başta Koronavirüs’ü idare etmeyi başardı ve sonra çakıldı? – Çünkü başarısını, dünyaya nasıl doğru birlik olunacağını göstermek için kullanmadı. Bunun yerine, eski toplumsal ego ilişkilerine bir dönüş gösterdi … Şimdi ilişkilerin doğru formatını arayacak!

Bize karşı nefret uyandırarak, Yaradan acı yoluyla bizi hedefe doğru teşvik eder. Bu çok kötü …

Bölünmüş olduğumuz ölçüde, dünya uluslarının bizden nefret etmesine neden oluyoruz. Sonuçta, bilinçaltında dünyanın amacı ve iyi geleceğinin ifşa olacağı birlik çağrısı yapmamızı ve birliğin bir örneğini vermemizi bekliyorlar.

Koronavirüs darbesini aldıktan sonra, küçük bir köy olduğumuzu hissediyoruz. Virüs bize kalpten kalbe yakınlığa ve kalplerimizi bağlamamıza yardımcı olan fiziksel bir mesafeye ihtiyacımız olduğunu öğretir. Bedenimizi maddi düzlemde birleştirmektense ruhu yükseltmeye yönlendiriyor.

Geçmiş Hakkında Ağlamaya Değer Mi?

Soru: Toplum, Koronavirüs’ten sonra nasıl yaşanacağı ve ne yapılacağı konusunda bölünmüştür. Bazıları virüs öncesi döneme döneceğimize dair endişelerini dile getiriyor. Ve bazıları her şeyin geri dönmesini istiyor, böylece daha önce olduğu gibi yaşayabiliriz. Ne yapmalıyız ve Koronavirüs’ten sonra nasıl yaşamalıyız?

Cevap: Birçoğu böyle düşünmek istese de, bu dönemi geçirdiğimizi sanmıyorum. Koronavirüs henüz yapması gereken şeyi yapmadı: Bizi integral (bütünleşik) bir topluma doğru ilerletmeyi. Bu arzuyu henüz hissetmedik; biz kendimizde de hissetmedik. Bu nedenle, hepimiz bunu unutup, bir önceki duruma dönersek iyi olmaz.

Önceden yakında üçüncü bir dünya savaşı olabileceğini, Dünya’nın havasının, suyunun, okyanuslarının vs. sürekli olarak kirleneceğini düşündük. Sonunda anlaşıldı ki ya Dünya bizi yok edecek ya da biz onu yok edeceğiz. Öyle umutsuz bir varoluşumuz vardı ki, eskiden yaşadığımız şekilde yaşamanın ne kadar iyi olduğunu bilmiyorum.

Herhangi bir plan olmadan, neden ya da ne için olduğu belirsiz bir şekilde, sadece kendimiz için olabildiğince alarak, olabildiğince fazla dünya etrafında uçup, uçuş için milleri toplayarak, hatta zaman zaman nerede olduğumuzu bile unutarak yaşadık.

Aynı zamanda, her birimizin bir dairesi olmasına rağmen, çocuklarımız tamamen evsiz kaldı. Ne tür insanlar olduğumuz belli değil. Nasıl ve ne için var olduğumuzu hiç anlamıyoruz.

Ne için? Sadece zamanı doldurmak ve diğerleri gibi olmak için. Sanki birisi, bir yerlerde bizim için bir tür yaşam tarzı yarattı ve biz bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz.  Zavallı, mutsuz, kafası karışmış insanlık, hiçbir şey düşünmeden yaşamaktadır.

Konserlerdeki veya diğer toplu etkinliklerindeki kalabalığı gözlemleyin, Roma İmparatorluğu’nun 21. yüzyılda ve 1. yüzyılda bir araya gelmesi arasında bir fark görmeyeceksiniz.  Aynı güdülenmeler, aynı zevkler: “göstermelik/uyutucu eğlence”

Önceki yaşam tarzının o kadar bulutsuz ve mükemmel olmadığını anlamalıyız ki bunun için çabalamalıyız. Ya şimdi, sadece geçmiş yaşam tarzına dönmekle kalmayıp, bir şekilde onu düzeltmek için bir fırsata sahipsek? Bunu yapmaya çalışalım. Doğal çevremizi kirleten, bizi boğan ve birçok hastalığa neden olan, tüm üretim süreçlerini tekrar açmamaya çalışalım.

Şimdi atmosfere, suya, bitkilere ve hayvanlara neler olduğuna bir göz atın. Her şey nasıl düzeldi ve insan biraz sakinleştiğinde dünya ne kadar rahatladı. Doğayı daha iyi yapalım. Burası bizim evimiz!

Geçmişe dönmek için ağlamamız gerektiğini düşünmüyorum. Çalışmak, yaratmak, çocuk doğurmak ve gelişmek istiyor muyuz? Doğru. Ancak yine de, tüm bunları çevresel ve sosyal koşulların kendimizden gerçekten memnun olmamıza izin verdiği çerçevede, bir tür normal sürece yönlendirmek gerekir.

Koronavirüs Öncesi ve Sonrası

Soru: Çalışmamız ve bağımız sayesinde dünyaya ıslah mı getiriyoruz?

Cevap: Evet, dünyaya olumlu bir unsur getiriyoruz çünkü onun birleşmesinden bahsediyoruz, insanların iyi bağlarla bağlanması gerektiğinden bahsediyoruz.

Elbette bu, dünyaya belirli bir olumlu yön,  bir tür ıslah getirir ancak bu yeterli değildir. Egoistik dünya için, bizlerin nispeten özgecil yanımız,  şüphesiz ki dünyanın gidişatının yönünü düzeltmek için çok küçüktür.

Dürüst olmak gerekirse, umarım şimdi, önceki koşullarımıza ve yönetim biçimlerimize döndüğümüzde, işletmeleri açtığımızda vb., yine de nasıl sınırlanmış olduğumuz ve nasıl farklı davranmamız gerektiği ile karşı karşıya kalacağız.

Soru: Karantinadan çıktıktan sonra, insanlar dünyanın farklı olduğunu anlayacak ve değişimleri sayesinde bunu kabul mü edecekler?

Cevap: Her durumu değerlendireceğimiz, belli bir içsel koşula geleceğimizi düşünüyorum: Koronavirüs öncesi ve sonrası.  Onları karşılaştıracağız ve işleri nasıl farklı bir şekilde yapabileceğimizi düşüneceğiz. İnsanların bizimle bir ilgisi olmasa bile, çağrılarımızı duysalar da, onlar gerçekliği bu şekilde algılayacaklar.

Soru:  İnsanların bu dönüm noktası nerededir? Acıyı biriktirmeleri mi gerekiyor,  böylece bir noktada bir değişme olacak ve bizi desteklemeye hazır olanların patlayan büyümesi başlayacak?

Cevap: Evet, bir yandan, bu acı ve memnuniyetsizlik birikiminden olacak.

Ancak öte yandan, bir öncekinden daha iyi bir koşul görmek için de farklı bir yol izlememiz gerektiğini anlamaya başlayacağız.

Bu nedenle, her türlü darbede göreceli bir eksiklik olabilir, ancak bunun yerine iyi bir geleceğe dair net bir vizyon olacaktır. Şuan eskiye dönerken yine de bunu düzeltmek isteyeceğimizi düşünüyorum.

Bütün Acılar İçin, COVID-19 Bir Ceza Değildir (Linkedin)

Her gün, insanlardan bana sadece altı ay önce hayatın onlara gülümsediğini ve şimdi kaybolduklarını söyleyen e-postalar ve telefonlar alıyorum. Dünyaları yıkıldı ve hiç bir gelecek görmüyorlar. Bu yürek parçalayıcı. Her geçen gün insanlık daha fazla çaresiz, tedirgin ve yolunu kaybetmiş hissediyor. İnsanlar çocuklarını besleyemeyeceklerinden korkuyorlar.

Virüsün, mikrobu başkalarına bulaştırmamayı düşünmemizi zorunlu kıldığı gibi, yiyecek, su, konut ve güç kaynağı söz konusu olduğunda da başkalarını düşünmeye başlamak zorundayız. Ama olan şey yukarıdan bir ceza değildir; bu, birleşmek için, kendimizden ziyade birbirimizi düşünmek için bir çağrıdır. Sadece birlikte çalışırsak geleceğimizi garanti edebiliriz.  Çok uzun zamandır yaptığımız gibi, yalnız davranmak ve sadece kendimiz için endişelenmek, durumu daha da kötüleştirecektir. Ne kadar uzun süre oyalanırsak, kıtlık çemberine o kadar çok insan katılacaktır.

COVID-19, karşılıklı sorumluluğun ideal katalizörüdür: maske takmaz ve mesafemizi korumazsak, sadece virüse yakalanma riski taşımayacağız; başkalarına iletme ihtimalini de daha fazla arttıracağız.

Kendimize ve diğerlerine, şu ya da bu nedenle halen nefret ettiğimiz insanlar da dahil olmak üzere, herkese sıkı bir şekilde bağlı ve bağımlı olduğumuzu öğretmek zorundayız. Hepimiz bunun içinde beraberiz, tüm şehir, tüm ülke, tüm dünya.

Eğer çok fazla kişi hastalanırsa, gıda üretimi ve tedarik zincirleri aksayacak ve açlık insanları şimdiye kadar gördüğümüzden çok daha kötü bir çaresizliğe sürükleyecektir. Her Amerikalının temel ihtiyaçlarını, sadece esas ürünleri aldığını görmek için, her topluluk, şehir, eyalet ve tüm ülke bir araya gelirse,  hepimizin aynı teknede olduğumuzu anladıklarından dolayı, bu, ülkeyi yeni ve iyi bir geleceğe hazırlamak için yeterlidir. Ve o zaman Koronavirüs’ün verdiği tüm acılar için, bunun bir ceza değil karşılıklı sorumlulukta bir ders olduğunu anlayacağız.