Category Archives: Egoizm

Özel Bir Zaman

Çok ciddi iki dönem arasında bir dönüm noktasındayız. Sadece iki tane var. Bu daha önce olduğu gibi değil ve gelecekte de böyle olacak. Bu, herkeste, gruplarda, devletlerde ve uygarlıklarda egoizmin tek egemen olduğu dünyadan, olması gerektiği gibi ortak, küresel, birleşik bir dünyaya geçiştir.

Prensip olarak, sadece insan bu küreselliği ihlal etmektedir. Doğanın geri kalanı tamamen yukarıdan kontrol edilir, kendisini herhangi bir şekilde değiştirmesine imkan yoktur ve buna gerek de yoktur. İnsanlar, diğerlerine zıt olan ve kendi başına, akıllıca kendini değiştirmesi gereken bir nesneyi temsil eden tek yaratıktır.

Bu yüzden özel bir zamanımız var. Özel bir görevimiz var. Yaşamlarımızın birçok enkarnasyonu boyunca bu sorunu çözmemiz gereken bir noktaya geldik.

Böyle bir nesilde olduğumuz için mutluyum. Bunu çözmek ve güzel, kolay ve özgürce ilerlemek için gerçekten tüm araçlara sahibiz, mutluluğa bir sopa ile değil, ama şimdi ifşa ettiğimiz büyük bir görevin, büyük bir rüyanın ve büyük bir kısmetin farkındalığıyla.

Bu bir tür olağandışı fikir değil, doğanın bütününden bahseden, bize neyi, neden ve nasıl yapabileceğimizi net, bilimsel bir üslupla anlatan çok gerçek bir fikirdir. Bu fırsata sahip olduğumuz için mutlu olmalıyız.

Çöl, Bölüm 4

Soru: Hayatından memnun olmadığını hisseden bir kişi, kendini aramak için çöle koşar. Ne de olsa çöl sessizliktir, sonsuzluk hissidir, ilkel bir şeydir, sürekli içinde dönüp durduğumuz günlük hayatın sonsuz döngüsünden tamamen farklıdır.

İnsanlar içsel tatmini neden özellikle çölde ararlar?

Cevap: Çölün dışsal imgesine fazla takılıp kalmamanızı tavsiye ederim. Tora, çölden söz ettiğinde, kişinin içsel bir koşuluna atıfta bulunur. İçsel çöl, hiçbir meyve vermeyen kurumuş bir yaşamın içindeki arayıştır.

Egoizm kişiyi tamamen tüketmiştir ve yaşamın anlamı ve amacı hakkındaki soruya hiçbir yanıt vermez. Bu yüzden kendilerini içsel bir çöldeymiş gibi hissederler. İşte tam da bu noktada kişinin bir yaşam suyu kuyusu yani çölde, özellikle de kurulukta ifşa olan üst ışığı bulması gerekir.

Soru: Kişi çölde nasıl bir kuyu kazar?

Cevap: Bir kuyu sorularla ortaya çıkar. Kuyu her zaman başlangıçta bir taşla örtülür ve sonra taş yuvarlanarak kuyuyu ortaya çıkarır. Bir kuyunun etrafında her zaman tartışmalar vardır.

Soru: Yeryüzünü delip geçen bu sorular ne tür sorulardır?

Cevap: Kişi yaşamın kaynağına ulaşmak ister. Kişi sürekli olarak kendini inceler ve gerçekliği araştırır. Kendi yaşamlarının kaynağını nerede bulabilirler? Tam da çölün kuraklığının ortasında ararlar; bu sorudan kaçmazlar, yaşamlarının derinliklerine inerler.

Bu insanlar kaynaklarını bulmalı ve neden yaşadıklarını, hangi amaç için yaşadıklarını ve bu kısa, acı dolu yaşamın sonucunun ne olduğunu anlamalıdır. Bu tür bir kazı sayesinde kişi nihayetinde kaynağa ulaşır.

Dünyadaki En Büyük Güç

Yorum: Islah sürecinin hâlihazırda gerçekleşmekte olduğu bir döneme girdiğimizi söylüyorsunuz. Ancak bizim için bu fark edilebilir bir şey değil. Her şeyin daha yoğun bir şekilde gerçekleşiyor olması dışında bir şey görmüyoruz.

Yanıtım: Egoist doğamızı ifşa etme süreci gerçekten de gerçekleşiyor ve herkes için açık hale geliyor. Bu konular üzerine düşünen psikologlar, sosyologlar ve politikacılar, doğamızın ta kendisi olan egoizmin esasen bizi yok eden şey olduğunu az çok fark etmeye başladılar.

İnsanlar bunun bir çaresi olmadığını düşündükleri için pes ediyorlar ve eskisi gibi yaşamaya devam ediyorlar: “Ne yapılabilir ki? Biz böyleyiz işte. Birbirimizi yemeye devam edeceğiz.”

İşte bu yüzden insanlara bunun böyle olmadığını göstermek için Kabala bilgeliğini geliştirmemiz gerekiyor. Süreç başlamıştır, ancak bilinçli bir kontrol altına alınmalı ve kendimiz tarafından hedefe doğru yönlendirilmelidir ki doğa bizi “sopayla” mutluluğa doğru sürüklemesin. Elbette henüz egoizmin ıslah edildiğini görmüyoruz ama egoizmin kötülük olarak kabul edildiğini zaten görüyoruz. Ve bu bir ön aşamadır.

Şimdiden dünya çapında birkaç milyon insan egoizmin ıslah edilmesi gerektiğini duyabiliyor, böylece tam da onun aracılığıyla Yaradan’ın seviyesine yükselebiliyoruz. Bu bilgiyi dağıtmak için çaba sarf edersek, aramızda birleşerek insanlığın inançsızlığını, boşluğunu ve tembelliğini kıracak ve insanlara mükemmelliğin ve sonsuzluğun ulaşılabilir olduğunu ve çok ciddi, yüksek bir sürecin eşiğinde durduğumuzu anlama fırsatı vereceğiz.

Bizler dümensiz ya da yelkensiz, klansız ya da kabilesiz varlıklar değiliz. Doğanın en yüksek süreci içinde, bizi yaratılışın bir ucundan diğer ucuna götüren Yaradan’ın içinde varız. Şu anda bilinçli bir şekilde hareket etmeye başlayabileceğimiz, önümüzdeki dünyaları ifşa edebileceğimiz ve kendimizi evrenin bir parçası olarak hissedebileceğimiz çok kritik, doruk bir noktadayız.

Şu anki koşulumuzun özel olduğuna inanıyorum. Kabalistler de böyle yazıyor. İnsanlığın bu günlerini daha yoğun hale getirmeye, insanlığın önünde duran büyük hedefi daha fazla ifşa etmeye çalışmalıyız. Bu doğa tarafından yaratıldı ve ona her halükarda ulaşacağız, ancak şimdi onu bilinçli ve hızlı bir şekilde kendimiz gerçekleştirme fırsatına sahibiz.

Soru: Islah sürecinden sadece grup için değil, tüm insanlık için mi bahsediyorsunuz?

Cevap: Tüm insanlığa. Grup ayrıdır. Dünyanın dört bir yanında bunu duyan ve halihazırda özümseyen yüz binlerce insanı içeren uluslararası grubumuzla ilgili olarak tek bir şey söyleyebiliriz: bu grup halihazırda dünyada gerçek bir manevi güçtür, insan standartlarına göre değil, manevi niteliklere göre. Eğer sayılarla değil de manevi niteliklerle ölçersek, dünyadaki en büyük güç biziz.

Topluluğumuza saygı duymalı ve insanlığın gelişimini hızlandırmak, bölünme, endişe ve dünya savaşı ya da ekolojik felaket korkusu içinde devam etmesine izin vermek yerine onu keyifli, kolay ve ilham verici hale getirmek için nasıl bir fırsata sahip olduğumuzu anlamalıyız.

İnsanlığın Acil Görevi

Soru: Belli bir zamana kadar tüm kongreler hazırlık dönemiyle ilgiliydi. Şimdi ise kongreler yeni bir döneme, bir ıslah dönemine işaret ediyor. Herkes yeni bir şeylerin ortaya çıktığını hissediyor. Nedir bu ve bu durumdan en iyi şekilde nasıl yararlanabiliriz?

Cevap: Dünya henüz niteliksel değişikliklerin damgasını vurduğu tamamen yeni bir gelişim aşamasında olduğunu anlamış değil.

Dünyanın önceki egoist gelişim dönemi sona ermiştir. Eski paradigma sona erdi; daha fazla güç, para ve bilginin geleceğe daha fazla güven duymanız, daha fazla güç, zenginlik ve diğer her şeye sahip olmanız anlamına geldiği paradigma.

Tüm bu bencil birikimler, değerler, güç ve başarılar yeni dünyada hiçbir şey ifade etmiyor çünkü güç ve başarı bu dünyada farklı tanımlanıyor. Bunlar yaratılışın parçaları arasındaki, doğanın tüm parçaları arasındaki doğru etkileşimin ölçüsü ile belirlenir.

Bunu şimdiden ekolojide, toplumda ve ülkeler arasında, her yerde görüyoruz. Yani, herkesle doğru bir şekilde etkileşime girmeyi bilen hayatta kalacak ve başarılı olacaktır. Bu küresel doğanın bir yasasıdır ve artık bu yeni aşamaya girmiş bulunuyoruz.

Örneğin, belli bir yaşa kadar, diyelim ki üç ya da dört yaşına kadar bir çocuk diğer çocukları hissetmez. Onlar sadece kendilerinden bir şeyler almak için bir fırsat sunarlar, hepsi bu. Onlarla iletişim kurma olasılığını anlamaz.

Ama dört ya da beş yaşından itibaren arkadaş edinir. Onlarla oyun oynar, arkadaşlarıyla yakınlaşmak ve birlikte bir şeyler yapmak ister. Yavaş yavaş dadılardan uzaklaşıyor ve arkadaşlarıyla yakınlaşıyor.

O noktadan sonra arkadaşlar çocukların çevresinde çok önemli bir yer ediniyor. Sonra liderler oluşuyor, her türlü gruplara bölünmeler, alt gruplar vesaire. Yani kişi artık sosyalleşmeye başlamıştır.

Dört ya da beş yaşlarında başlayan bireysel, egoist gelişimden sosyal gelişime böyle bir geçiş bugün insanlıkta gerçekleşiyor.

Artık her şey doğru etkileşimlerle belirlenecek, ittifaklar kurarak değil: “Diğerleriyle ittifak halinde sana karşıyım çünkü ben senden daha güçlüyüm.” Hayır! Yani, doğanın genel yasasına uygun olarak yaratılışın parçaları arasındaki doğru, uyumlu ilişki. Yani, doğaya uymak zorundayız.

Ve bu uyum bizi giderek daha fazla çevreye duyarlı olmaya, doğanın bütününe uyum sağlamaya zorlayacaktır. Böyle bütüncül bir yaklaşım büyük talep görecek, aksi takdirde hayatta kalamayacağız.

İnsanlar tüm sorunların -bankacılık, sosyal, politik, aile- tam da yeni bir ilişkiler sistemine geçmek zorunda olduğumuz için çöktüğünü görecekler.

Bu sistem bizim doğaya, kendimize ve başkalarına yönelik egoist, hayvansal yaklaşımımızla tamamen çelişmektedir. Bu nedenle kendimizi dönüştürmemiz, sosyal olmamız ve toplumun yararının benim yararım, toplumun sağlığının benim sağlığım ve toplumun başarısının benim başarım olduğunu düşünmemiz gerekecektir.

Bu çok zor! Hatta imkansız! Bu nedenle kendimizi daha da kırmamız gerekecek.

Öncelikle bunun böyle olduğunu ve kaçamayacağımızı fark etmeliyiz. Kendimizi birdenbire böyle bir dünyanın içinde buluyoruz. Peki, bununla ne yapacağız? Doğayla doğru bir iletişim içinde olmamıza yardımcı olacak bazı gizli güçler bulmalıyız.

Bu güçleri bulmak insanlığın bugünkü görevidir. Aslında onları açıkça, yakından göremiyoruz; bu nedenle bu görevden kaçmaya çalışıyoruz, yani “çözmek imkânsız, o halde sorun yok, o halde gözlerimizi kapatalım” diyoruz. Bu işe yaramayacak! Devekuşu politikası burada işe yaramayacak çünkü tüm gelişim bu yönde ilerliyor.

Kabala kendi çözüm yöntemini sunar. Doğru olduğu konusunda ısrar etmez ve herhangi bir diktatörce yol dayatmaz. Sadece sunabileceği şeyi söyler: “Beni inceleyin. Kendiniz görün. Ve eğer öyleyse, alın ve uygulayın.” Hepsi bu kadar.

Egoizm Çıkmaz Sokakta

Soru: Islah döneminin şimdi başladığını, bundan öncekinin bir hazırlık dönemi olduğunu defalarca belirttiniz. Islah dönemi ne anlama geliyor ve önceki dönem neden ıslah olarak kabul edilmedi?

Cevap: Çünkü egoizmin kendi değersizliğini, geçiciliğini, umutsuzluğunu, boşluğunu ve tatmin edilemeyeceğini ya da bir insanı iyi veya olumlu herhangi bir şeye yönlendiremeyeceğini tam olarak idrak etmesi için hazırlanması gerekiyordu.

Nihayetinde egoizmin yalnızca kendi dönüşümü için var olduğunu, herhangi bir şekilde yok edilmek için değil, ihsan etmeye ve sevgiye dönüştürülmek için var olduğunu anlamaya hazırlanması gerekiyordu.

Dolayısıyla, bu egoist nitelik kendini gerekli tüm yönlerden tamamen gözden düşürene kadar, onu ıslah etmeye başlamak mümkün değildir.

Günümüzde, zamanın geldiğini açıkça gördüğümüz bir duruma ulaştık, çıkış yolu yok. Ya ekolojik, askeri ve diğer kendi kendini yok etme biçimleriyle ilgili ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağız ya da hala hayatta kalma şansımız var.

“Mısır’dan Çıktığınız Bu Günü Hatırlayın”

Soru: Kişinin içsel manevi çalışmasında “Mısır’dan çıktığınız bu günü hatırlayın” talimatının anlamı nedir?

Cevap: Zohar’da (Paraşat Bo, §121) “Mısır’dan Çıkış’tan, Tora’da 50 kez bahsedildiği” yazılıdır. Dahası, kişinin her gün kendisini Mısır’dan çıkıyormuş gibi görmesi gerektiği söylenir, zira tüm manevi çalışmamız Mısır etrafında döner.

Kişinin egoist doğasını ıslah etme yönündeki manevi çalışması, ihsan etme niteliğinin ilk kıvılcımı olan İbrahim koşuluyla başlar. Fakat bu nitelik nasıl geliştirilebilir?

İşte bu nedenle İbrahim’in Yaradan’a sorduğu soru ortaya çıkar: “Benim soyumdan gelenler kutsal toprakları nasıl miras alacak?” (Paraşat Lech Lecha). Yani, Senin tüm ışığını alabilmem için, içimde (soyum- gelecekteki koşullarım) büyük bir ihsan etme ve sevgi arzusunu nasıl geliştirebilirim?

Cevap (Yaradan’dan İbrahim’e) şu şekildedir: “Bil ki senin soyun 400 yıl boyunca sürgünde olacak.”

Bu 400 yıl egoizmin dört seviyesini temsil eder. Başka bir deyişle, Yaradan kişiye kendisini tamamen egoizme kaptıracağını ve böylece sonsuzluğun ışığına eşit bir arzu edineceğini söyler.

İlk başta, her şeyi kendiniz için özümseme arzusuyla dolacaksınız ama sonra bunun yozlaşmış olduğunu fark edecek ve ondan kurtulmak isteyeceksiniz. Ve onu terk ettikten sonra, onu ıslah etmeye başlayacaksınız – egoizmden ihsan etmeye. Mısır’dan ayrılıp Kutsal Topraklara girmenin anlamı budur.

Böylece, edinilmiş egoizmi kademeli olarak ıslah ederek, kişi tam ıslaha (Gmar Tikkun) ulaşana kadar 125 manevi derece yükselir.

Bu şekilde, tüm manevi yolculuğumuz üç aşamadan oluşur.

  1. Başlangıç noktasından (Yaradan’ı ifşa etmeyi arzulayan İbrahim) Mısır’a girişe kadar.
  2. Mısır’da, Yaradan için çabalamanın gelişimi ki bu egoizmin büyümesine, bunun kötülük olarak tanınmasına ve bundan kurtulma arzusuna yol açar.
  3. Bu egoist arzunun tamamen dönüşene kadar ıslah edilmesi.

Her şey Mısır’ın etrafında döner: yolumuzun bir kısmı ondan önce, bir kısmı da sonradır. Mısır merkezi noktadır.

Bu nedenle, kişi her gün Mısır’dan ayrıldığını hissetmelidir; yani her gün egoist arzusunun bir parçasını alır, ıslah eder ve onun içinde yeni bir ışık alır. İşte buna yeni bir gün denir.

Ve böylece süreç tüm manevi seviyeler boyunca devam eder.

Tora’da Mısır’dan çıkıştan elli kez bahsedilir.

Birleşmek Mi, Kişisel Sorunları Çözmek Mi?

Soru: Kişi sürekli sorun yaşıyorsa ve sürekli gruba başvuruyorsa. Grubu kullanma tutumunun eşiği nerededir?

Cevap: Fark, gruba tam olarak daha fazla birleşmesine, bağa ulaşmasına ve sorunlarım nedeniyle onları çözmekten ziyade yükselmesine izin vermek için döndüğümü anlamakta yatıyor.

Soru: Ama hedefe doğru ilerlemeyi engelleyen bir engel varsa bunun ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyorsunuz. Aynı zamanda, bu engeller bize onları iptal etmek yerine onların üzerine yükselmemiz için veriliyor. O halde gerçek nerede?

Cevap: Kişi gerçeği, yaratılışın amacına yönelik tutumunun saflığında keşfeder: ona şu ya da bu şekilde bakmak, onun üzerine çıkmak ve başkalarını rahatsız etmemek ya da tam tersine, herkesi daha da birleştirmek için onları bu sorunla uğraştırmak faydalı olacaktır. Bunu önceden bilemezsiniz.

Çöl, Bölüm 3

Soru: İçsel çöl, her insanın doğasında olan bir koşul mudur, yoksa değil midir?

Cevap: İçlerinde egoist arzunun o kadar geliştiği insanlar vardır ki yaşamlarından memnun olmamaya başlarlar.

Bu bir çölde olmak gibidir. Kişi bunun neden olduğunu bilmek ister. Bir amaç, daha yüksek bir program var mıdır? Neden yaşamında hiçbir meyvenin yetişmediği böyle bir kuruluk, böyle bir boşluk hissediyor?

Kendisine içindeki çölü araştırması gerektiğini söyler. Bu, atalarımız gibi çöle kaçtığı, bir amaç aradığı ve bulamadığı anlamına gelir. İçsel incelemenin daha da derinlerine dalar, hayatta neden böyle bir boşluk hissettiğini anlamaya çalışır ve hiçbir şey yapamaz.

Bu, bir zamanlar İbrahim ya da İshak’ın yaptığı gibi, kişinin su kaynakları, kuyular aradığı çöl koşuludur. Tora’da, özellikle çölde çok gerekli olan kuyularla ilgili birçok hikâye vardır. Sonuçta, kişi hayatın kuruluğunu hissediyorsa ve ruhunu canlandıracak hiçbir şeyi yoksa bir yaşam suyu kaynağı yani ona cevap verebilecek bir üst güç bulmalıdır – hayatının amacının ne olduğunu, özünü ve anlamını.

Bu iki durumu – kuraklığı ve suyu yani egoizm ve sevme arzusunu, kötülük ve iyiliği – yaratan gücü aramaktadır. Bunların aynı kaynaktan geldiğini öğrendiğinde, bunun nasıl olabileceğini merak eder. Ne de olsa insanlar iki güç olduğuna inanıyordu: iyilik ve kötülük. İbrahim’in kendisi bile bir zamanlar eski Babil’de yarısı kötü, yarısı iyi olan putlar yapmıştı.

Çöle gidip su için kuyular kazarak orta çizgiyi bulur. Orta çizgi hem kuraklığı hem de suyu getiren aynı üst güçtür. İnsanın arayışının cevabı budur: kuraklık ve çöl hissi, her iki olgunun da kaynağı olan üst gücü aramak ve bulmak için verilir.

Soru: Çölde üst gücü nasıl bulursunuz?

Cevap: Kişi tam da kuraklığı ve yaşamın mutlak boşluğunu hissettiği için üst gücü ifşa eder.

Soru: Neden özellikle çölde?

Cevap: Kişi ruhunda neden böyle bir kuruluk olduğu sorusuna yanıt vermelidir. Ve sonra tam olarak çölde bulunan, canlı su içeren bir kuyu bulur.

Kaçmaya Hazır Mısınız?

Manevi bir dereceye yükselmek için çalışıyor ve kendimizi hazırlıyoruz, ancak yapabileceğimiz tek şey çaba sarf etmekten başka bir şey değil.

Asıl eylem ışık tarafından gerçekleştirilir; kendimin üzerine çıkacak güce sahip değilim. Kendimi saçlarımdan tutup egoizm bataklığından çekip çıkaramam!

Tüm çabalarımızın sonucuna “Emek verdi ve buldu” denir, çünkü eylem üst ışık tarafından gerçekleştirilir.

Mısır’dan çıkış, çok büyük bir ışığın, GAR de Hohma’nın ifşası sayesinde yukarıdan uyanışla gerçekleşir.

Buna Mısır’ın karanlığı denir çünkü ışık ifşa olmuştur ama onu algılayacak Hassadim kıyafetimiz yoktur.

Bu yüzden ona gündüz değil gece denir ve manevi derecelerde bir yükseliş değil, bir kaçış, bir sıçramadır. Pesah “atlamak” (geçmek) kelimesinden gelir.

Bu yükseliş kişide zamanın, hareketin, mekânın veya herhangi bir insan değerlendirmesinin ötesinde tek bir dürtü olarak gerçekleşir.

Her şey yukarıdan gelen etkinin gücüyle gerçekleşir. İşte bu yüzden bu çıkış için hazırlıklı olmalıyız.

Aniden, aceleyle gelir ve gerçekleşmeden bir an önce kişi Mısır’dan çıkmanın eşiğinde durduğunu ve bunun gerçekleşmek üzere olduğunu hayal bile edemez.

Tamamen plansız bir şekilde gerçekleşir. Ve geçişin kendisi hakkında Yaradan bunu bize yaptığında, bunu bir rüyadaymışız gibi deneyimlediğimiz söylenir.

Kalpteki Noktaları Birleştirin

Soru: Kalpteki noktalarımızı pratik olarak nasıl ayırt edebilir ve birleştirebiliriz?

Cevap: Pratik olarak, karar verin! Bu noktayı kendinizden çıkarın! Diğer her şeyden kurtulun! “Ben”inizi, bedeninizi, tüm bu dış kabuğu bir kenara atın! İşte bu yüzden buna Klipa deniyor. Onu bir yılanın derisini yüzdüğü gibi yüzün.

Yorum: Bunu çok kolay söylüyorsunuz ama ben nasıl yapılacağını tam olarak anlayamıyorum.

Yanıtım: Aslında çok basit! Gerçekten. Sadece ayırın.

Bunu kavramsal olarak hayal edebiliyor musunuz? Her zaman duyguları kullanarak, bir şeyleri ifade ederek iletişim kurarız. O noktayı çıkarın!

Bir zamanlar onsuz yaşadınız, işinize devam ettiniz, normal bir hayvan gibi var oldunuz. Sonra aniden, sizi hayvansal seviyenin ötesine çeken bir nokta ortaya çıktı. Onu izole edin, fiziksel benliğinizden ayırın ve diğer noktalarla bağlayın.

Yaradan’ı talep edebilmemiz için ayrı olarak var olmamız yukarıdan tasarlanmıştır. Bu şekilde, O’na olan ihtiyacımızı tanımlayabilir, O’nun nerede var olduğunu ve ne yapması gerektiğini belirleyebiliriz. Bu gücün niteliklerini ve bizimle olan ilişkisinde nasıl tezahür ettiğini tanımaya başlarız.

Yaradan’ın Kendisini tanımıyoruz. Sadece O’nun bizimle ilgili eylemlerini ve tezahürlerini algılayabiliriz. Bunu özellikle noktalarımızı birleştirmeye çalıştığımızda yapabiliriz. Bu noktalar O’na yönelik arzularımızdır.

Ancak bu arzular egoist olmamalı, ihsan etmeye yönelik olmalıdır. Bu nedenle, bedenlerimizi ve bu dünyayı göz ardı ederek fiziksel varlığımızın üzerinde birleşmeye çalışırsak, O’nu ihsan etmek için talep etmeye başlayacağız.