Category Archives: Eğitim

“Mevcut Okul Sistemimizin En Büyük Sorunu Nedir?” (Quora)


Mevcut okul sisteminin, kelimenin tam anlamıyla insanları insana dönüştürmek gibi bir amacı yoktur.

İbranice’de “insan” (“Adam”) kelimesi “benzer” (“Domeh”) kelimesinden gelir ve insan, “en yüksek olana benzeyen” (“Domeh le Elyon”) olarak kabul edilir. Başka bir deyişle, insan olmak, doğuştan gelen egoist doğamıza daha yüksek ve zıt olan özgecil doğa gücüne benzer bir duruma ulaşmak demektir.

Kelimenin tam anlamıyla nasıl insan olunacağını öğrenerek, önce başkalarına zarar vermemek için kendimizi nasıl yönlendireceğimizi öğreniriz ve sonra bölücü dürtülerimizin üzerinde olumlu bağın yüce koşullarına ulaşırız.

O zaman, toplum genelinde olumsuz olayların (artan depresyon, kaygı, yalnızlık ve stresten şiddet, ırkçılık, boşanma ve intihar artışlarına) yol açan doğuştan gelen egoist doğamızın emirlerini takip etmek yerine, başkaları ve doğa pahasına kendi çıkarlarımızı elde etmek isteyen egoist dürtülerimizin üstesinden nasıl geleceğimizi öğrenir ve nasıl gerçekten mutlu olacağımızı keşfederiz.

Toplum içinde birbirimizle nasıl olumlu bir şekilde bağ kuracağımızı bildiğimizde, artan bir saygı, sorumluluk ve dayanışma atmosferi içinde yaşadığımızda ve başkalarına verme, destekleme, teşvik etme ve genel olarak birbirimizle olumlu bağ kurma değerleri hayatımızı doldurduğunda, gerçekten mutlu oluruz.

Bu nedenle, mevcut okul sisteminin en büyük sorunu, çocukları mutluluk, güven, destek ve teşvikle, onların çiçek açan bir toplumla sonuçlanacak içsel potansiyellerini tam olarak gerçekleştirmeye yönelik bir amacının olmamasıdır.

Bu nedenle, eğitim sistemini ve bizi etkileyen her şeyi içeren eğitim ve yetiştirilme tarzımızı, toplumdaki belirli değerler, davranışlar ve örneklerle yeniden yapılandırmamız gerektiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. İnsanlara tam potansiyellerine ulaşmaları için rehberlik edecek tek bir neslin bile eğitimini ve yetiştirilmesini değiştirmeyi başarırsak, o zaman yeni, uyumlu ve barışçıl bir dünya için anıtsal bir geçişe tanıklık edeceğiz.

Bir İnsanı Şekillendirmek

Soru: Modern eğitim sistemi, bir sınıfta en fazla otuz kişinin çalışacağı ve öğretmenin yapılacak şeylere komuta edeceği şekilde düzenlenmiştir. Böyle bir düzenlemenin tamamen yanlış olduğunu söylüyorsunuz.

Cevap: Kesinlikle yanlıştır. Bu, öğrenciye doğru rol modeli vermez. Öğrenci grubun üyesi değil, öğretmenle iletişim halinde değil ve öğretmen öğrenciyle arkadaş değil.

Çocuklar daire şeklinde oturmazlar, yüzleri tahtaya dönüktür. Onlara falanca veri veriliyor, bunu hatırlayın, o kadar.  Kendini yetiştirme, başkalarıyla, dünyayla ve doğayla ilişkilerini şekillendirme eğilimi insanın içinde yaratılmaz. Ve bu en önemli şeydir.

Bilimde neden bir kriz olduğunu görüyoruz çünkü tüm bu bilgiler bize hiçbir şey vermiyor ve kesinlikle mutluluk getirmiyor. Bu bilgiyle yaptığımız şeyler bile sadece sorunlarımızı şiddetlendiriyor.

Bu nedenle, her şeyden önce, bir kişinin oluşturulması/biçimlendirilmesi gereklidir. Bunun için pratik olarak eğitmenlerinin, öğretmenlerinin öğrencilerin arkadaşları gibi aynı seviyede olduğu, küçük öğrenci grupları olmalıdır. Ve yavaş yavaş, örnekler vererek ve öğrenciler arasında doğru ilişkileri düzenleyerek öğretmenler bunları geliştirmelidir.

Kabala bu konuda çok şey söylüyor. Hâlihazırda çocuklarımızla çalışan eğitmenlerimizi bu şekilde yetiştiriyoruz. Bunun faydalarını görüyoruz. Üstelik bu, çocukların ebeveynlerinden ayrılmamaları, evden kaçmamaları ve herhangi bir “pijama” partisine katılmamaları durumunda açıkça somut bir faydadır.

Tamamen farklı bir insan oluşur. Onu kapatmıyorsun, aşırı erdemlilik taslayan birisi yapmıyorsun, aksine onu doğru hedefe yönlendiriyorsun.

Toplum bununla ilgilenmeli ve kendini yeniden inşa etmelidir. Ve kiminle başlayacağı önemli değil, çünkü hem ebeveynler hem de çocuklar ve tüm nesiller bu koşulun içindeler.

Günümüzde tüm topluma, her yaştan insana bakarsanız, birbirlerine karşılıklı bağımlılık ve karşılıklı etki halinde olduklarından, hiçbiri neden var olduğunu anlamıyor. Hepsine gerçeğin doğru algılanmasının öğretilmesi gerekiyor.

Modern Okullaşmanın Sorunu

Yorum: Mevcut eğitim sistemine göre öğretmen bir ders kitabında yazılı olan gerçekleri çocuklara anlatır ve tüm öğrenciler bu gerçekleri tartışılmaz gerçekler olarak kabul etmelidir, fikirlerini açıklamadan, onlar hakkında hiçbir şey tartışmadan, sadece kabul etmeli, hepsi bu.

Cevabım: Modern okulun, bir insandan bir Adam yapmak gibi bir amacı yoktur. İbranice’deki “Adam/İnsan”, “Domeh”-“Yaradan’a benzer” kelimesinden gelen “Adem”dir. Yani, okulların, çocuğu içsel gelişiminde özel bir seviyeye yükseltmek, ruh adı verilen içsel potansiyelinin tam ve mükemmel bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak gibi bir amacı yoktur.

Bu kesinlikle söz konusu değil çünkü ne öğrenciler ne de öğretmenleri bu seviye hakkında hiçbir şey bilmiyorlar.

Burada tüm eğitim sistemini ve en önemlisi yetiştirme sistemini yeniden yapılandırmamız gerektiği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

 

Çocukları Doyumu Hissetmek İçin Eğitmek

Soru: Okuldaki çocuklar herkesin yeni şeyler aldığını görüyor ve onlar da yeni şeyler almak istiyorlar. Çocukları nasıl eğitebiliriz ve onları tüketim dünyası seviyesinden nasıl yükseltebiliriz?

Cevap: Bu tamamen bizim bir şeye verdiğimiz öneme bağlıdır. Çocukları önceden eğitmeliyiz ve onlarla birlikte çalışmalıyız ki böylelikle hayattaki önemli şeyin içsel nitelikleri olduğunu bileceklerdir. Sonuç olarak, yeni bir bulaşık makinesi almaktan haz almam çünkü onu normalleştiririm ve onu almaktan aldığım hazzı yutarım. Böylece Okuduğum kitaplar veya gördüğüm şeyler gibi para ödemem gerekmeyen şeylerden zevk alabilirim.

Soru: İçsel niteliği nasıl tanımlarsınız, o ne içerir?

Cevap: Genel olarak oyunlar, sporlar ve arkadaşlıklar, parayla satın almayla ilgili olmayan her şey. Bütün bu şeyler insanı alışveriş yapmaktan daha çok tatmin eder.

Soru: Kişinin içsel nitelikleri, o kişinin içsel olarak yeni bir şey satın alma veya alma içsel ihtiyacını tatmin eder mi?

Cevap: Biz izlenimlerden, doyum hissinden yaşıyoruz. Eğer biriyle karşılıklı ilişki içindeysem ve biz birbirimizi sohbet aracılığıyla doldurursak, bir bilgi, bir akıl ediniriz. Biz, birlikte film izleyerek, müzik dinleyerek doyuma geliyoruz. Haz almak için bir objeye para vermek zorunda değilim.

İnsan Tek Başına İlerleyemez

Soru: Tek başına Kabala çalışmak isteyenlere kaynakları okumaları için neler önerirsiniz?

Cevap: Hiçbir şey. İsterlerse çalışabilirler ama kısa bir süre sonra çalışmalarının onlara sadece zihinsel gelişim sağladığı, ancak duygularını geliştirmediği sonucuna varacaklardır. Doğru gelişim ancak Kabalistler’in tavsiyesine göre yani sadece bir grup içinde olabilir.

Bu hem Tora’da hem de bütün kaynaklarda yazılıdır. Eski Babil’de İbrahim’in ana grubunun ve sonrasında 2000 yıl önce İsrail’de Celile’deki Rabbi Şimon grubunun oluşturulma şeklinden örnek almalıyız. Dünyanın herhangi bir yerinde, bir öğrenci başarılıysa, bunun nedeni doğru çevre içinde olmasıdır.

Birbirinizi ilerletmenin yolu hakkında mümkün olduğunca çok düşünmeli ve sadece itici bir rol oynayabileceğinizi ve ruhunuzun diğer tüm dostlar olduğunu anlamalısınız. Sen Malhut’sun ve dostların ise ilk dokuz Sefirot.

Tek başına ilerlemek imkansızdır çünkü egoist doğanızdan çıkmanız gerekir ve bu ancak doğru pratik çalışmayla yapılabilir.

“Eğitim Nedir?” (Quora)


Eğitim – yani şu anda yetenekler ve bilgi edinme ile ilgili olan eğitim değil, eğitimin doğru biçimi – bize bir eylem çizgisi ve gelecekteki bir duruma doğru bir yön veren belirli bir sosyal çevreyle olan bütünleşmemizdir.

Bir sonraki seviyemizi sosyal çevremizde görmemiz gerekir. Bir sonraki seviyemiz bizi ileriye, uyanmaya, cesaretlendirmeye, motive etmeye ve onun gibi olmamız için bize ilham vermeye teşvik eder. Sosyal bir ortamda değişim bizim için daha kolaydır.

Eğitimciler, duygularımızın ve ruh halimizin çevremize uyum sağlamamız için itici güç olduğu ve böylece toplumu oluşturan birimlerin uyumlu bir grup halinde bir araya geldiği ve bir sonraki seviyemiz olan bir sosyal atmosfer yaratmalıdır.

Uyumlu bir grup, doğası gereği egoist olan yani birbirlerinin zararına haz alma arzularından oluşan bireylerin, yeniden pozitif sosyal varlıklara dönüştüğü ve ihtiyaç duydukları her şeyi barışçıl, uyumlu ve uygun bir şekilde, ancak karşılıklı işbirliği yoluyla sağlayabilecekleri bir toplumla çevreledikleri zaman, mutlak ve karşılıklı işbirliği içinde olduklarını anlamaya başlayan bir gruptur.

Buna göre, böyle bir ortama girerek egomuza belirli bir baskı uygularız. Yani başarılı olmak ve toplumda belirli bir düzeyde saygı görmek isteriz, bu nedenle esas olarak karşılıklı işbirliğine değer veren bir topluma girersek, topluma uyum sağlamak ve toplumun saygısını kazanmak için daha işbirlikçi ve verici olmaya çalışırız. Başka bir deyişle, bencil hedeflerimizin özgecil eylemlerle tatmin edildiğini hissederiz. Sonrasında, böyle bir ortamı ne kadar besler ve ona katılırsak, bizi gerçekten mutlu ve kendine güvenen insanlar olmaya yükseltecek olan değerler, toplumda düzenli olarak desteklenir ve güçlendirilirse bizler verici, işbirlikçi ve özgecil varlıklar olmak için o kadar çok gelişeceğiz. Optimal bir eğitim formunun özü budur.

“Eğitimde Kriz Var Mıdır? Varsa Bu Nedir?” (Quora)


Eğitimdeki kriz şudur ki, bir yanda dünyanın temel sorunu, öte yanda dünyanın asıl sorunu olarak görülmemekte ve çoğunlukla ihmal edilmektedir.

Eğitim nasıl dünyanın ana sorunudur?

Bu, ilköğretimden huzurevlerine kadar tüm eyaletlerde, devlet kurumlarında öğretilmesi gereken şeyin, birbirlerine karşı doğru tutuma sahip olmanın ne anlama geldiği ve birbirine karşı olumsuz tutumların tüm sorunların temeli olduğu anlamına gelir.

Başka bir deyişle, birbirimizle karşılıklı düşünce ile ilişki kurarsak, bizi uyumlu bir şekilde birbirine bağlamak için doğada bulunan ve sayısız sorunlarımıza kelimenin tam anlamıyla son veren olumlu bir gücü çekeriz. Ve birbirimizle olumsuz yani bencilce, birbirimizin pahasına haz almaya çalıştığımız yerde, dünyada giderek daha fazla sorun ve acı biriktiririz.

Bu tür kavramlarla küçük yaşlardan itibaren tanışmalıyız ve bu kavramlarla ilgili düzenli hatta sürekli açıklamalar almalıyız. Daha sonra yavaş yavaş bu mesajı duyar ve tüm sorunlarımızın nedenini anlardık: bizler doğamız gereği egoistiz, başkalarına fayda sağlamaktan çok kendimize fayda sağlamaya öncelik veririz.

Sorunlarımızın temel nedeninin farkına vararak çözümün yarısına ulaşırız. Bu zaten dünyaya büyük fayda sağlayacaktır çünkü o zaman sorunlarımızın nedenini onların olmadığı yerlerde aramayacağız. Çeşitli sorunlarımızı geçici çözümlerle çözmeye çalışan her türlü komite ve organizasyonların oluşturulmasına son verirdik ve neye odaklanacağımızı tam olarak bilirdik.

Tüm problemimizin egoist doğamızda olduğunu ve bir şekilde düzeltilmesi gerektiğini bilirdik. Daha sonra, bu sorunu çözmek için uluslararası bir yarışma ilan edebilir, onu mümkün olan her yerde tartışabilir, çözümü için öneriler arayabilir ve kabul edebiliriz.

Çözüm arayışına katılan kişileri duyurur, kazananları ücretsiz olarak yardım etmek isteyenler olarak adlandırırdık ve bunu yaparak küresel bir hareket yaratmış olurduk.

Yavaş yavaş, egoizmin insanlığın temel sorunu olduğunu ve bunun ancak doğada barınan ve kendimize çekebileceğimiz pozitif güç tarafından benzersiz bir şekilde çözülebileceğini açıklayabilir ve bunu yaparak temel sorunumuzu çözebiliriz.  Ayrıca, temel sorunumuzu çözerek, kelimenin tam anlamıyla tüm sorunlarımıza son vermiş oluruz.

İnsanlığın başka bir yolu olmadığına inanıyorum. Bunu biliyorum. Hepimiz değişme ihtiyacımızı, doğamız tarafından bozulduğumuzu, ancak daha iyisi için değişmemiz gerektiğini tartışırsak, o zaman bir dua gibi, olumlu bir yanıt alırız ve bu bizi daha iyiye doğru değiştirmeye çalışır.

“Çocuklara Hangi Yararlı Şeyler Öğretilmelidir?” (Quora)

Çocuklara öğretilmesi gereken en faydalı şey, bir insandan insan yapmak için hayata karşı bir tutum ve yaklaşımdır.

Çocukların bir hayat felsefeleri, hayata karşı net bir tavırları yoktur ve kendilerini toplumda, birbirlerine karşı nasıl konumlandıracakları, kısacası nasıl insan olacakları hakkında hiçbir fikirleri yoktur. Çocuklar büyüdükçe çok şey değişecektir, ancak değişimler boyunca kendilerine, topluma, ülkelerine ve dünyaya karşı sağlıklı bir tutum geliştirmelidirler.

Tüm insanlarda geliştirmemiz gereken ve küçük yaşlardan itibaren öğrenilmesi arzu edilen temel tutum “Komşunu kendin gibi sev”dir.

Biz, birlikte kendimizi şekillendirmeyi ve başkalarını sevmeyi umut ediyoruz. Bu kişinin bireysel hayatında, toplum hayatında başarının şifresidir ve her zaman için geçerlidir. Ancak bugün, tüm insanlar arasında ortak bir sevgiyi gerçekleştiremezsek, geleceğimizin olmayacağı bir aşamaya geldik.  Birbirimizle karşılıklı olarak düşünceli ve sevgi dolu bir ilişki kurmadan, gelişmiş teknolojiler ve endüstriler kurduk, haliyle inşa ettiğimiz her şey bizim zararımıza çalışmaktadır.

Bu nedenle, çocuklarımızın uyumlu ve barışçıl bir dünyada yaşayabilmeleri, yaşamlarında nasıl mutlu ve başarılı olabileceklerini bilmeleri için öncelikle çocuklarımızdan nasıl insan yapacağımıza odaklanmalıyız.

“Çocuklarımıza Hayatlarının Erken Dönemlerinde Öğretmemiz Gereken En Önemli Şeyler Nelerdir?” (Quora)

Çocuklarımızı yetiştirdiğimiz, günümüzün küresel olarak birbirine bağlı ve bağımlı dünyası, bizim içinde büyüdüğümüz dünyadan çok farklı.

Günümüz dünyasında çocukların refah ve mutlu bir şekilde yetişmeleri için, bizim ne kadar birbirimize bağlı olduğumuzun bilincine varmaları gerekiyor ve bunu ne kadar erken öğrenirlerse o kadar iyi.

Onlara üzerinde yaşadığımız gezegeni öğretmeliyiz, böylece doğanın cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyeleri boyunca devam eden sayısız etkileşimle tek bir ekosistemde nasıl var olduğumuzu anlasınlar.

Onlara ayrıca güneş sistemini, güneşin ve ayın Dünya üzerindeki etkisini, mevsimlerin nasıl değiştiğini ve doğal güçlerin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini öğretmeliyiz.

İnsani gelişim açısından, birlik içindekiler refah içindeyken, bölünmüş medeniyetlerin ve ulusların birbirine düşman haline geldiklerini ve sorunlarla dolu olduklarını çocuklara göstermeliyiz.

En önemlisi, onlara doğanın güçlerinin tek bir sistem olarak birbirine olan bağını ve bağımlılığını ve onların üzerimizdeki etkilerini öğretmeliyiz. Günümüz teknolojileri aracılığıyla bağ kursalar bile, kendi bağlarının teknolojinin ötesinde diğer insanlara ve doğaya her düzeyde uzandığını anlamalılar.

Çocukların eğitiminde insanlığın ve doğanın birbirine bağını vurgulamanın amacı, onların çevreleriyle yani diğer insanlarla ve doğayla olan olumlu bağlarını beslemektir. Başkalarını ve doğayı önemsemenin kendilerini olumlu, diğer insanları ve doğayı önemsememenin ise kendilerini olumsuz etkilediği duygusuyla büyürlerse, pek çok acıyı atlatıp keyifli, huzurlu ve uyumlu bir yaşam süreceklerdir.

Bu bağı zenginleştiren eğitimdeki kilit nokta, diğer insanlara ve doğaya karşı tutumumuzun sürekli devam eden bir ilişki olduğunu anlamaktır. O zaman doğadaki karşılıklı olma durumunu anlayabiliriz. Ailelerde, arkadaşlıklarda, eşlerde, iş ilişkilerinde veya genel olarak toplumda gelişen ilişkiler, karşılıklı değerlendirmeyi gerektirir. Bir ilişkide gerçek arkadaşlığa ve hatta sevgiye ulaşmanın faydaları, oraya ulaşmak için gösterdiğimiz çabalara her zaman üstün gelir. Bu nedenle, birbirimize bağımızın ve karşılıklı bağımlılığımızın farkındalığını kazanmak, bizi karşılıklı bağımızı olumlu bir şekilde gerçekleştirmek için, bağlarımıza yatırım yapmamız gerektiği sonucuna götürmelidir.

Hayvanlar, diğer hayvanlara zarar vermek için içgüdüsel bir dürtüye sahip değildir. Diğer hayvanları öldürmeleri, diğer hayvanların acılarından zevk almak için kötücül bir niyetten değil, hayatta kalmaları için bunun gerekli olduğundandır. Bununla birlikte, insanlar ek bir egoist niteliğe sahiptir, yazıldığı gibi, “Bir adamın kalbinin eğilimi gençliğinden beri kötüdür.” Bu nedenle çocuklarımızı, herkesin ve her şeyin birbirine bağlı ve karşılıklı bağımlı olduğunu öğrenecekleri, buna göre düşünecekleri ve hareket edecekleri kaygısıyla yetiştirmeliyiz.

“Evde Eğitim Neden Artıyor” (Linkedin)

Evde eğitim, ABD’de ve Batı’nın her yerinde birkaç on yıldır yükselişte, ancak 2020-2021 yılları, evde eğitim gören çocukların sayısında bir sıçramayı beraberinde getirdi. Mart 2021 itibariyle, 2019’dakinin iki katı ve ABD’deki okul çağındaki çocukların neredeyse yüzde 9’u olan yaklaşık 5 milyon K-12 çocuğu evde öğreniyordu. Eğitim sisteminin iç karartıcı durumu göz önüne alındığında, bu şaşırtıcı değil. Çocukların okula gittiklerinde mutlu olmalarını istiyorsak, tüm eğitim paradigmasını yeniden gözden geçirmeliyiz.

01 Temmuz 2021’de yayınlanan “Evde Eğitim: Araştırma” başlıklı bir makale, bu olgunun belirli bir inanç, ırk, etnik köken, gelir düzeyi ve hatta eğitim düzeyine özgü olmadığını kanıtlıyor. Makaleye göre, “Demografik olarak çok geniş ölçekte insanlar evde eğitim veriyorlar– bunlar ateistler, Hıristiyanlar ve Mormonlar; muhafazakarlar, özgürlükçüler ve liberaller; düşük, orta ve yüksek gelirli aileler; siyah, Hispanik ve beyaz; Doktoraları, GED’leri olan ve lise diploması olmayan ebeveynler.”

Evde eğitim, insanlar çocuklarına kendi başlarına öğretmeye çok hevesli oldukları için popülerlik kazanmıyor. Onun yaygınlaşması, her şeyden önce mevcut paradigmanın çöküşünün bir kanıtıdır. Bu şaşırtıcı değil. Sanayi Devrimi sırasında tasarlanan ve ilk amacı temel okuryazarlık ve torna tezgahı çalıştırmayı öğretmek olan bir eğitim sistemini zorlarsanız, bu bir felaket reçetesidir.

Dahası, eğitim sistemi gerçekten eğitmez. Biraz bilgi sağlar, ancak çocukların sosyal becerilerini ve insan ilişkilerini geliştirmek açısından hiçbir şey yapmaz. Her yaştan okul çocuğu, korunmaları ve bakılmaları gereken bir yerde, yani okulda zorbalığa, uyuşturucu ve madde bağımlılığına, şiddete ve cinsel istismara karşı kolay hedeflerdir. Böyle bir ortamda düzgün öğrenemezler ve eğitim becerilerinden çok hayatta kalma becerileri geliştirirler. Duygusal sorunlarının çoğu ev ortamından veya kendi kişiliklerinden değil, okulda maruz kaldıkları stresli ve korkutucu atmosferden kaynaklanmaktadır.

Birçok ebeveyn için çocukları üzerinde bu tür bir stres kabul edilemez ve gelirlerinin bir kısmından vazgeçmeyi ve çocuklarının eğitimini kendi ellerine almayı tercih ederler. Araştırmanın gösterdiği gibi, öğretmenlik deneyimi eksikliğine rağmen, çocuklarını evde eğiten ebeveynlerin çabalarının sonuçları, profesyonel ve üstün olması amaçlanan sistemin sonuçlarını aşıyor.

Çocuklar okulda kendilerini hapsedilmiş hissettiklerinde gelişemezler. Kendilerini özgür hissettikleri evlerinde, daha az profesyonel yardımla bile çok daha iyisini yapabilirler.

Yine de evde eğitimin ideal bir eğitim yöntemi olduğuna inanmıyorum. Çocukların kendi yaş grubundaki yaşıtları arasında olması gerekir. Ayrıca, bütün insanların her uzmanlığa uygun olmadığı gibi, tüm ebeveynler de uygun öğretmenler değildir. Eğitimde, yetkin olan ve doğal olarak buna yatkın olan insanlar onunla meşgul olmalı. Ancak sistem, çocukların ihtiyaçlarını karşılayan bir sistem olmalı, onları yüzyıllar önce yaratılmış ve onların düşünme, hissetme, dünyayı algılama ya da özlemlerine uymayan şablonlara zorlayan bir sistem değil.

Asgari eğitim gereksinimleri ve insan ilişkileri becerileri sağlayan bir sistemin yokluğunda, evde eğitim iki kötüden daha az kötü olan. Ancak dediğim gibi bu gelecekte çocuk yetiştirmek için doğru bir yol değil.

Karma eğitim ortamları kesinlikle birçok sorunun nedeni olduğundan, çocuk yetiştirme, kız ve erkek çocuklar ayrı olacak şekilde küçük gruplar halinde yapılmalıdır. Ek olarak, okullar ve ebeveynler arasında daha fazla bağlantı olmalı, çocukların ne istediği, neye ihtiyaç duyduğu ve nerede öğrendikleri hakkında daha fazla tartışma olmalıdır. Daha sonra, çocuklar kendilerine uygun olanı tercih ettikleri öğrenme programına göre öğrenmelidir.

İbranice bir söz vardır: “Çocuğa, çocuğun yoluna göre öğretin.” Bu, her çocuğun kendine özgü özellikleri ve nitelikleri olduğu için, her çocuğun bu özelliklere göre öğrenmesi gerektiği anlamına gelir. Bu şekilde, çocuklar tatmin olmuş ve tamamlanmış hissederek büyürler.

Son olarak ama kesinlikle önemsiz olmayan sosyal öğrenme meselesidir. Zamanımızın çoğunu başkalarıyla iletişim kurarak geçirdiğimiz ve her zaman birbirimizden öğrendiğimiz için, okullar zaman ve eğitim programlarının çoğunu insan ilişkileri becerilerini öğretmeye ayırmalı. Üretken ve kendine güvenen yetişkinler olmak için çocukların birbirleriyle nasıl olumlu ve üretken iletişim kuracaklarını öğrenmeleri gerekir. Bu onlara işte, evde, ebeveyn olduklarında kendi çocuklarıyla ve insanlarla nerede iletişim kurarlarsa kursunlar yardımcı olacaktır.