Category Archives: Eğitim

Uzmanlık Alanı, İnsan

Soru: Lise öğretmeni olarak çalışıyorum ve birçok gencin okulu bırakmasına neden olan sorunlar konusunda derin endişelerim var. Onlara sizin bahsettiğiniz türden bir eğitimin temellerini vermek istiyorum. Ancak, her ders için bana ayrılan haftada birkaç saatlik süre içinde bunu yapmam mümkün mü?

Cevap: Açıkçası bu şekilde hiçbir şey yapılamaz. Neden bir çocuğun okulda geçirdiği zamanın yarısını yararlı faaliyetlere, yani kendini, gelecekteki ailesini, dünyayı, yeni bir toplumu nasıl inşa edeceğini, yakınlarıyla ve yabancılarla, arkadaşlarıyla nasıl doğru ilişkiler kuracağını öğrenmeye ayırmıyoruz?

Eğitim budur; amaçlanan bir insanı inşa etmektir. Sadece çocuk doğurmak yetmez; onları insan olarak yetiştirmemiz, şekillendirmemiz gerekir. Ancak bugün bu gerçekleşmiyor. Okul insan yetiştirmiyor, kimyager, matematikçi, fizikçi, bir alanda uzman yetiştiriyor, hepsi bu.

Ancak bu, yine de insan olmak anlamına gelmez. Okullarda “bir insanın inşası” gibi bir ders yoktur. Bu konuyu gündeme getirmek ve ulusal bir tartışma konusu haline getirmek gerekir; sonuçta bu konu hepimizi ilgilendirir ve her aileyi etkiler. Hem çocuklar hem ebeveynler, aynı zamanda bu durumdan memnun olmayan Eğitim Bakanlığı’nın kendisi de sıkıntı içindeler.

Öncelikle, Eğitim Bakanlığı’nın bir eğitim kurumu yerine bir yetiştirme kurumuna nasıl dönüştüreceğine karar vermek gerekiyor. Bu, en büyük ulusal sorundur.

Soru: Çocuklarla geçirdiğim iki saat içinde bir şeyler başarabilir miyim?

Cevap: Sorun şu ki ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Bir yıl içinde, insanı oluşturan mozaiğin bir parçasının inşa edileceğini garanti edecek bir programa sahip değilsiniz. İnsan yetiştirmek, öğrenilmesi gereken bir sanattır. Bu, ulusal ölçekte bir program olmalıdır.

 

Hayatın Asıl Bilgeliği

Soru: Normal insanların yaşaması gereken bir ilke verebilir misiniz?

Cevap: İlke çok basit: endişelenmeyin. Hepsi bu kadar.

Soru: Yani tüm bu kariyer basamakları değersiz mi?

Cevap: Her şeyin gözlerimizin önünde paramparça olduğunu görebiliyoruz.

Soru: Peki ya hayatın anlamını aramak?

Cevap: Hayatın anlamını aramak, her şeyin O’nun planına göre gitmesi gerektiğini anladığınız, Yaradan ile bir denge noktası bulmaktır. Ve sonunda O’nun planına razı olur ve sakin bir şekilde akışına bırakırsınız.

Soru: Esasında, tüm bu hayat yolu, her şey, her şey az önce söylediğiniz şeye mi indirgenmeli? Yaradan ile bu temas noktasını aramak mı?

Cevap: Evet, o akışı bulun, ona katılın ve onunla birlikte yol alın.

Soru: Peki sizin şu anda yaydığınız bu sakinlik ne zaman gelecek? Tüm bu koşuşturma, arayışlardan sonra mı; yoksa bir şeye, bir tür gerçeğe dokunduktan sonra mı? Ne zaman?

Cevap: Bence Kabala’yı 20 yıl çalıştıktan sonra gelebilir. Ve eğer doğru çevrede bulunuyorsanız, daha da erken gelebilir. Çünkü oradan, buradan, her yerden ve herkesten bir şeyler duyacaksınız.

Soru: Peki o zaman tüm bu ilkelere geri dönersek, o zaman bunlar gerçek olur mu? Sakin olun, acele etmeyin, planlarınızla Tanrı’yı güldürmeyin.

Cevap: Planlarınıza ve eylemlerinize müdahale etmezsiniz. Sadece yaşarsınız ve hayatın akışını daha derinden kavramaya çalışırsınız.

Soru: Neyi kavrıyorum ki?

Cevap: Yaradan’dan gelen ve sizi sürükleyen şeyi kavrıyorsunuz. Bu aslında zamandır. Hayat nehridir.

Soru: Zamanı nasıl yorumluyorsunuz? Benim için zaman, saatin tik takları, geçen zaman veya yaşlanma olabilir.

Cevap: Hayır, hayır. Zaman sadece bir akıntıdır. Bir akıştır. Ve siz de buna katılıyormuş gibi hissediyorsunuz, bu akıntıya kapılmaya ve kendinizi ona bırakmaya hazırsınız.

Soru: Peki bu doğru ilke mi, hayatınızı yaşamak için doğru yol mu?

Cevap: Evet, zaten başka bir şey yapamazsınız. Tersine, bilgelik boyun eğmede yatmaktadır.

 

Akıllı Telefonlar Mı, Çocuklar Mı?

Soru: Akıllı telefonlar günümüzde dünyayı fethediyor; herkes cep telefonlarına bakıyor. Ancak akıllı telefonlara bakmanın bir başka tarafı daha var: sonuç olarak ebeveynlerin çocuklarına olan ilgisi azaldı.

Bir ebeveyn çocuğuna ne kadar ilgi göstermeli ve çocuk, ebeveynin kalbinin onunla olmadığını hisseder mi?

Cevap: Modern ebeveynler çocuklarına ne verebilir? Gerçek şu ki, giderek daha büyük bir egoizme batıyoruz. Çocuğa karşı hislerimiz eksik, hatta birbirimize karşı daha da eksik. Bu yüzden kendimizi çocuklara dayatmamamız daha iyi. Tek yapmamız gereken çocuklar için iyi oyunlar, her türlü faydalı program icat etmek. Henüz çok fazla yok.

Soru: Bu nereye varacak? Ne tür çocuklar yetiştireceğiz?

Cevap: Çocuklar zaten sanal bir alanda büyüyor; artık bizim dünyamızla pek ilgilenmiyorlar. Gelecek nesil sürekli bu alanda olacak, sanal dünyadan alışveriş yapacak, sanal dünyadan öğrenecek, her şeyi sanal dünyadan yapacak. Bir insan ve bir ekran olacak.

Doğanın böyle bir eyleminin, kesinlikle haklı olduğuna inanıyorum; doğayı eleştiremeyiz. Bizler sadece varoluşumuzun her döneminde içimizde ortaya çıkanı nasıl doğru bir şekilde kullanacağımızı düşünebiliriz.

Soru: Çocukların içinde şimdi ne ortaya çıkıyor?

Cevap: Kendilerine bir dünya kurma imkanı içlerinde ortaya çıkıyor. Kendi dünyaları! Yani insan, hayvansal bedeninin kendisine dayattığı dünyadan, manevi bedeniyle kendisi için yaratacağı dünyaya yavaş yavaş ilerliyor ve bu dünyada var olacak. Ve bu dünya tamamen her şeyi içerecek.

Doğanın bizi nasıl geliştirdiğini gözlemlememiz yeterli. Ve doğa bizi çok ilginç bir şekilde geliştiriyor; bize yavaş yavaş kendimiz için yeni bir gerçeklik yaratma ve içinde var olma fırsatı veriyor.

Soru: Çocuk, bu gerçeklikte ne görmek ve hissetmek isteyecek?

Cevap: Çocuk, bilinçaltında buna bir çekim, ona doğru bir hareket, bir dürtü hissedecek. Ve yeni gerçekliğe doğru hareketleri onu yavaş yavaş yeni nitelikler edinmeye zorlayacak.

Bir sonraki aşama, çocuğun bir program nedeniyle değil, kendisi değiştiği için bu dünyada var olmak isteyeceği bir aşama olacak. Şimdilik sadece bir ara aşamadan geçiyoruz.

Ama doğa bizi ileriye doğru yönlendirdiği ve içimizdeki tüm bu hareketlere, isteklere ve dürtülere neden olduğundan, bir sonraki aşamalar öyle olacak ki, bilgisayar aracılığıyla yeni bir sanal dünya inşa ederek, aniden bu doğaya doğrudan girebilmek için kendimizi de değiştirmemiz gerektiğini hissedeceğiz. Çizdiklerimizin, yarattıklarımızın ardında, aslında bizim için çizilmemiş başka bir dünya var.

Bunun için süper bilgisayarıma yeni programlar yüklememe gerek yok. Kendimi biraz yeniden programlamam gerekiyor ve o zaman gerçekten de yeni dünyada var olacağım.

İşte, varacağımız yer orası. Ama belki de henüz bu nesilde bile değil.

Çocuğun Potansiyelini Bilmiyoruz

Bir çocuk özgürce büyümelidir. Yani oturup büyüklerini dinlemelidir ancak bu onun için ilginç olmalıdır. Arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle daha fazla zaman geçirmelidir. Kırlara çıkmalı, küçük ve büyük makinelerle uğraşmalı ve benzeri şeyler yapmalıdır. Yani, bir çocuğu kendi yöntemlerine göre yetiştirmeliyiz.

Soru: Sizce bu, örneğin ona fizik veya cebir öğretmekten daha mı önemli?

Cevap: Bu hiçbir şey kazandırmaz. Sadece birkaç kişi bununla mücadele eder ve bu da sadece başkalarının üstünde olmak istedikleri içindir.

Soru: Yani bilgiyle en az mı ilgileniyorsunuz?

Cevap: Evet. Buna ihtiyacımız yok.

Soru: Peki az önce önerdiğiniz şey neyi başarıyor? Onu özgürleştiriyor mu, çocuğa ne veriyor?

Cevap: Benim önerim, çocuğun faaliyetlerinin doğal akışı içinde gelişmesidir. Bu durumda, herhangi bir şey icat edecektir; helikopter veya uçak değil, tamamen farklı ilkelere dayanan, bazen bizi ziyaret edenlerin muhtemelen sahip olduğunu düşündüğümüz uzay gemileri vb.

Yani, özgürlük fikirlere özgürlük verecektir, çünkü bir çocuğun içinde ne gibi bir potansiyel yattığını hâlâ bilmiyoruz. Onun içinde kocaman dünyalar var.

Soru: Özgürlükten bahsediyorsunuz. Bir çocuk için bu özgürlüğün ilkesi nedir?

Cevap: Bu özgürlüğün ilkeleri; doğayla özgürce temas kurmak, tartışmalar yapmak, sonuçlar çıkarmak, yetişkinlerle ve akranlarıyla fikir alışverişinde bulunmaktır. Tüm bunlar, insanların doğru gelişimi için hayati önem taşır. Aksi takdirde, onları bir tür küçük kare alanın içine, hatta bir küpün içine koyarsınız ve hayatlarının geri kalanında bundan kurtulamazlar. Düşüncelerini biçimselleştirirsiniz.

Soru: Böyle yaparak tüm bu ilerlemeyi durduruyor musunuz? Ama aslında bu ilerleme olağanüstü de olabilirdi?

Cevap: Evet.

Soru: Bu durum öğretmenlerden ne talep eder?

Cevap: Bu, öğretmenlerin bugünkü öğretmenlerden farklılaşmasını talep eder. Her şeyi yıllar içinde yeniden yapmamız gerekiyor. Ama çok farklı sonuçlara ulaşacağız.

Soru: Bunu fark ettiğimizde, hiç “uçurumdan atlamamız” gerektiğini anlayacak mıyız?

Cevap: Büyük bir devrim yoluyla.

Soru: Neyin değişmesi gerekiyor? Milli Eğitim Bakanlığı, biliyorsunuz, her şey burada birbirine girmiş durumda, tüm bürokratik sistem.

Cevap: Hepsinin!

Yorum: İstemeyeceklerdir…

Yorum: İsteyip istememelerinden, bunun için savaşıp savaşmamamız gerektiği konusundan bahsetmiyorum. Hiçbir şey talep etmiyorum.

Soru: Peki bu nasıl olacak?

Cevap: Bilmiyorum. Ben sadece gerçeği söylüyorum.

Soru: Düşüncelerimiz, yukarıdan değiştirilebilir mi?

Cevap: Yukarıdan her şey yapılabilir. “Yukarıdan” derken hükümeti kastetmiyorum.

Soru: Yani üst güç düşüncelerimizi değiştirebilir mi?

Cevap: Evet.

Soru: Bu hangi durumda gerçekleşir?

Cevap: Kesin bir şey söyleyemem ama bana öyle geliyor ki, sahip olduklarımızdan tamamen vazgeçtiğimizde…

Kendinizi Diğerlerine Dahil Edin

Soru: TES’te (On Sefirot’un Çalışılması) anlatılan süreçleri, size sorduğumuz sorular ve sizin onları cevaplamanız aracılığıyla hissedebilir miyiz?

Cevap: Hissedebilirsiniz.

Kendi sorularına o kadar dalmış kişiler vardır ki, başkalarının sorularını duymazlar.

Bu tür kişilere, dersi daha sonra tekrar gözden geçirmelerini ve kendilerini bu sorulara dahil edebilmek için, özellikle başkalarının sorduğu sorulara odaklanmalarını tavsiye ederim.

Kabala’da Eğitim Ve Edinim

Kabala Bilgeliğini çalışmaya başladığımızda, ilk başta her kelimenin içsel anlamını anlayamayız ve arkasında duran üst gücü ifşa edemeyiz. Ancak yavaş yavaş daha derin anlamları ortaya çıkarmaya başlarız.

Bu demektir ki artık sadece bir kelime okumuyorum, arkasında duran manevi nesneyi hissetmeye ve ifşa etmeye başlıyorum, sanki bir sisin içinden yavaş yavaş çıkıyorum.

Bu şekilde yavaş yavaş manevi edinime ulaşırız. İki aşama olduğu anlaşılmaktadır: eğitim ve edinim. Eğitim, çalıştığımız ama henüz ulaşmadığımız, sadece anlama yaklaştığımız anlamına gelir. Ve daha sonra, onu gerçekten edinmeye başlarız.

Mesele şu ki, edinim, kişinin ne kadar iyi çalıştığına veya kitapta yazılan her şeyi ne kadar iyi bildiğine bağlı değildir. Bu hiç önemli değil. En önemli şey, kişinin egoist niteliğini düzeltmesi ve onu almaktan ihsan etmeye, başkalarını sevmeye dönüştürmesidir.

Hatta kişi, materyal hakkında çok bilgili olmayabilir, pek zeki de olmayabilir. Ancak başkalarına karşı tutumlarını ıslah etmişlerse, o zaman bu ıslah olmuş ilişki içinde manevi kavramları hissedecek ve onları edineceklerdir.

Soru: Kendi aklıma güvenmezsem, yazılanların anlamını anlamazsam ve manevi edinimi hiç deneyimlememişsem nasıl çalışabilirim? Örneğin, Çince öğreniyor olsaydım, her gün yeni kelimeler öğrenir ve yavaş yavaş yazılanları anlamaya başlardım.

Cevap: Bunun nedeni, Çince söz konusu olduğunda, algıladığınız bir gerçeklikle uğraşıyor olmanızdır. Ancak Kabala henüz hissetmediğiniz bir gerçeklikten bahseder. Dolayısıyla bu kitapları bin yıl okuyup hala neden bahsettiklerini anlayamayabilirsiniz.

Bütün soru şudur: Kişi okuduğu şeyin hissiyatını nasıl edinebilir?

Ve bu hissiyat ancak doğuştan sahip olduğumuz alma niteliğine ek olarak, ihsan etme niteliğini de edinmemiz koşuluyla mümkündür. Tüm hayatımızı bu doğuştan gelen alma niteliklerini geliştirerek, nasıl alacağımız hakkında giderek daha fazla şey öğrenerek geçiriyoruz. Bu dünyadaki tüm düşüncelerimiz sadece mümkün olduğu kadar çok faydayı nasıl elde edeceğimiz ve zarardan nasıl kaçınacağımızla ilgilidir.

Ama şimdi, diğer insanlarla birleşmemiz ve onlar için çalışmaya başlamamız gerekiyor; onlara faydalı olanı vermeye ve onları zarardan korumaya özen göstermeliyiz, sanki onlar kendi bebeklerimizmiş gibi. Ancak kendi bebeklerimiz söz konusu olduğunda, içgüdüsel, doğal bir sevgiyle, bu dünyadaki ebeveynlerin doğal olarak sahip olduğu türden bir sevgiyle hareket ederiz. Fakat diğer insanlara gelince, böyle bir tutumu egoizmimize karşı ve onun direncine rağmen geliştirmeliyiz. Ve bu hiç de basit değildir.

Ancak bunu yapmayı başarırsak, reddetmenin ötesinde, yeni bir seviyede bir bağ kuracağız. Altta egoizm, başkalarına karşı nefret, ayrılık kalır, ama ben bunların hepsinden öte, onlarla bir bağ kurarım.

O zaman, altta eksi ve üstte artı arasında, içinde dolaşımın başladığı ve üst güç adı verilen, yeni bir kuvvetin ortaya çıktığı çeşitli bağ formları yaratırız.

Okulda Notlara Gerek Yok

Yorum: “Okul size mutlu olmayı öğretmez.” On bir yaşında bir çocuğun yazdığı şey buydu.

Cevabım: Doğru! Bugün okulda sadece donukluğun, itaatin ve mutluluğun bastırılmasının normal koşullar olduğunu gösteriyorlar.

Soru: Fakat prensip olarak, okulun sloganı şöyle mi olmalıdır: “Çocuklara mutlu olmayı öğretmeliyiz”?

Cevap: Evet, mutlu insanlar yetiştirmeliyiz.

Dünyaya, hayata, arkadaşlara, öğretmenlere ve ebeveynlere karşı doğru tutumu öğreten bir okula ihtiyacımız var ve bu, bir başkasının size verdiği notları gerektirmez, daha ziyade size öğretildiğinde kendinize not vermenizi gerektirir.

Soru: Bu tür beklentiler küçük bir çocuktan bile beklenebilir mi?

Cevap: Hedefimiz bu olmalı. Çocuğa öyle açıklamalıyız ki, kendisi dersleri, kitapları, öğretmenleri değerlendirebilsin.

Yorum: Yani çocuk şöyle diyebilmeli: “Bugün formda değildim. Bunu okumalıydım ve bunun üzerinde biraz çalışmalıydım.”

Cevabım: Bu iyi.

Soru: Hata yapma korkusu var. Okul, hata yapmanın mümkün ve gerekli olduğunu öğretmez. Bu arada, on bir yaşındaki çocuk böyle diyor. Sizce hata yapmalı mı?

Cevap: Onunla aynı fikirdeyim.

Soru: Öyleyse hata önemli bir şey midir? Ve insan hata yapmak zorunda mı?

Cevap: Bu kaçınılmazdır.

Soru: Peki ya hata yaparsam?

Cevap: Sorun değil. Onu düzelteceğim, ondan hatasız yaptığım bir şeyden daha fazla öğreneceğim.

Soru: Yani bu, kusursuz bir şekilde ilerlemenizden daha mı önemli?

Cevap: Sürekli hata yaparız ve kendimizi düzeltiriz, hatalar yaparız ve kendimizi düzeltiriz.

Yorum: Alaycılık, sınıf arkadaşlarının alay konusu olması, çoğu zaman çocukları alay konusu yapan öğretmenlerin hatasıdır.

Cevabım: Böyle bir toplumda yaşamak için çocuğa toplumla, çevreyle doğru bir ilişki kurmanın mümkün olduğu öğretilmeli; bu hep var olacaktır, ta ki doğamızı düzeltinceye kadar. İnsan doğası, başkalarının önüne geçme isteğini zorunlu kılar.

Soru: Ve şimdi beni küçümsemiş olmaları, bu sadece insan doğası mı?

Cevap: Evet, bu onların doğasıdır, hiçbir şey yapılamaz. Ama onların doğasını anlamalı ve bir şekilde, bir yolla, onları affetmeli, oldukları gibi kabul etmeliyim. Belki bu yolla onları ıslah bile edebilirim.

Soru: Ve bunun aynı zamanda benim doğam olduğunu hissetmeliyim; aynısı ve ben de aynısını yapabilir miyim?

Cevap: Doğal olarak evet.

Soru: Yani “insan doğası”, “insan bencilliği” gibi kavramları ilkokuldan itibaren mi vermek istiyorsunuz?

Cevap: Hatta daha da erken.

Yorum: Ödev miktarı. “Bence ödev çocukların başarısını ve eğitimini etkilemiyor,” diyor on bir yaşındaki çocuk.

Cevabım: Bence ödevler okula karşı tiksinti ve nefret yaratıyor. Ve bu yüzden gerekli değil. Gerekli olan şey şudur: Çocuğun okula gitmesi (ona ne öğretilirse ve nasıl öğretilirse öğretilsin, iyi ya da kötü, az çok ilginç), ama oradan döndüğünde üzerinde bu ödev yükü olmamasıdır.

Soru: Yani “Acilen bunu yapmam lazım, yarın okula nasıl gideceğim!” yükü altında kalmasın diye. Peki ödev yerine ne olmalı?

Cevap: Ödev yerine kesinlikle serbest zaman olmalı, biraz yapılandırılmış ama çocuk tarafından özgürce hissedilen bir zaman, kendi istediği şeyle meşgul olabileceği.

Soru: Kendi başına mı? Yani kendi ilgi alanını bulması için mi?

Cevap: Evet, herkes bir şeylerin içinde. Eskiden birçok kulüp vardı. Şimdi muhtemelen yok.

Yorum: Sanmıyorum. Eskiden Pioner Evleri, kulüpler vardı.

Cevabım: Kocaman bir Pioner Evi vardı! Ve çok sayıda kulüp vardı, hepsi ücretsizdi. Gidip istediğine yazılıyordun. Hatta birkaç tanesine birden, eğer hoşuna gidiyorsa! Gidip eğitim alıyordun.

Yorum: Modelcilik kulübünü, radyo kulübünü hatırlıyor musun?

Cevabım: Evet, hiçbir şey için para ödemezdiniz. Ben mesela fotoğrafçılık kulübüne de gidiyordum. Fotoğraf kağıdı, kimyasallar, hepsi bedavaydı. Tamamen ücretsizdi! Bu inanılmaz bir şeydi!

Yorum: Ve kulüp öğretmenleri çocuklara ne kadar sıcak davranırlardı!

Cevabım: Evet, o tür karaktere sahip insanlar çalışıyordu orada.

Soru: Tüm bunlar nereye kayboldu? Neydi bunun kötü olanı?

Cevap: Zaman! Zaman değişti. Kötü bir döneme girdik.

Yorum: “İçine düştük,” hikâyenin adı bu olmalı.

Cevabım: Evet.

Yorum: “Okul seni yetişkinliğe hazırlamıyor,” diyor bu çocuk.

Cevabım: Aslında bence hiçbir şey seni yetişkinliğe hazırlayamaz. Sadece içine atılırsın, girdaba düşmek gibi. Hepsi bu. Ondan sonra herkes kendi başının çaresine bakar.

Soru: Yetişkinliğe hazırlık ne demek, eğer bu konuda konuşuyorsak?

Cevap: Burada özel olarak, tamamen net, gerçekçi hayat senaryoları oluşturmak gerekir.

Soru: Okulda mı? Çocuklar bunların içinden çıkmayı, bunlarla baş etmeyi öğrensinler diye?

Cevap: Evet, tartışmak için vs. Öte yandan, bazı kalıplar vermek ama gerçekçi olanlar. Mesela: “Şu durumda ne yapardın…” ve bir hikâye verirsin.

Yorum: Biliyor musunuz, bu çocuğun sonucu çok ilginç. Diyor ki: “Bence okulda ana ders, birbirimizi anlamayı öğreten bir ders olmalı. Sonuçta iletişim kurabilmek en önemli şey.”

Cevabım: Kesinlikle doğru!

Yorum: Sanki sizi dinliyor gibi.

Cevabım: Onu Milli Eğitim Bakanı yapalım. Hepsi bu. ☺

Yorum: Bilgiye gerek yok, sadece böyle sonuçlara varın.

Cevabım: Ve tüm bu bakanları da alıp okula gönderelim.

Aşırıya Kaçmayın

Soru: Çocuğunuzu yeni spor ayakkabılar, tabletler veya oyuncaklarla satın almaya çalışmayın. Peki, bir çocuğu nasıl “satın alırsınız”?

Cevap: Ona arkadaşı olduğunuzu, onunla sözüm ona aynı seviyede olduğunuzu göstererek. Ve bunun için kendinizi ne kadar çok yeniden yaratmanız gerektiğini, ne kadar değişmeniz gerektiğini bir düşünün.

Soru: Evet, değişmesi gereken benim. Peki “arkadaş” kelimesiyle ne demek istiyorsunuz?

Cevap: Onu anlıyorsunuz, ona yardım etmeye, destek olmaya hazırsınız. Önemli olan onu anlamaktır.

Soru: Gelişim kursları, kulüpler, ders dışı etkinliklerle aşırıya kaçmayın. Çocuğun çocukluğunu doğal bir şekilde yaşamasına izin verin.

Ne demek doğal bir çocukluk yaşamak?

Cevap: Genel olarak evet. Çocuk ne istiyorsa onu yapmalıdır.

Soru: Bu kadar mı?

Cevap: En nihayetinde, o zaten arzularını ve düşüncelerini arkadaşlarından alıyor. Yani aslında bunlar onun arzuları ve düşünceleri değil. Ama yine de onu cesaretlendirin.

Yorum: Ama siz etrafınızın bestecilerle, müzikle çevrili olduğunu söylemiştiniz. Ve yavaş yavaş…

Cevabım: Bu bana herhangi özel bir şey vermedi.

Soru: Ama bu size müzik kulağı kazandırdı. Kesinlikle müzik kulağınız var. Hala çocuklara seçme özgürlüğü verilmesini düşünüyor musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Sözünüzü tutun. Bir kez söyleyin ikincide yapın. Çocuğu kandırmamak için ona hiçbir şey vaat etmemek daha mı iyi olurdu?

Cevap: Hayır, ama çocuk yetiştirme konusunda bir şeyler yapmak istiyorsanız, hem söz vermeli hem de sözünüzü tutmalısınız.

Soru: Hatalar yapmasına izin verin. Finli akademisyenler şöyle diyor: “Ne harika bir hata!” Yani, bir hata için şöyle bile diyebilirim: “Aferin. Hata yaptın.” Böyle bir yaklaşım kullanılabilir mi?

Cevap: “Aferin” ile değil. Ama hatayı bulup düzelttirerek. Burada bir hatan var. Ama Bu bir suçlama değil, onu kınamıyorsunuz.

Soru: “Çocuğunuzu aşırı sevmekten korkmayın.” – insanlar böyle der. “Aşırı sevmek” ne demektir?

Cevap: Aşırı sevgi göstermemek, özellikle de bunun engel teşkil edebileceği durumlarda.

Soru: Sevgi engel teşkil edebilir mi?

Cevap: Elbette. Her şey ölçülü ve dengede olmalıdır.

Akıllı Telefonla Çocuk Yetiştirmek

Soru: 43 yaşında ve beş çocuk babası olan Justin Smith, kendi YouTube kanalını oluşturdu. Çocuklarının sürekli akıllı telefonlarına yapışık olduğunu fark ettiğinde, onlarla başka bir şekilde iletişim kuramayacağını anladı. Bu kanalda, kendisi hakkında konuşuyor – nerede çalıştığını ve dünyayı nasıl gezdiğini anlatıyor. Bundan sonra çocuklarıyla bu şekilde iletişim kuracağına inanıyor, zira aradaki uçurum o kadar büyük ki, artık çocuklarla doğrudan konuşmak mümkün değil. Onların olduğu yerde olmak gerekiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bence bu kesinlikle doğru. Çocuklar dikkatlerini tamamen ekranlara kaydırmış durumda. Dünyayı görmüyorlar, manzaraları görmüyorlar. Onları doğaya götürseniz bile, yine de akıllı telefonlarına bakmaya devam ediyorlar.

Uçağa biniyorlar, uçakla ilgilenmiyorlar. Gemiye biniyorlar, gemiyle de ilgilenmiyorlar. Her zaman ekranlarına bakıyorlar. Ekranlarında bir uçak gösterirseniz, ilginç gelir; bir gemi gösterirseniz, o da ilginç gelir; bir manzara gösterirseniz, o da ilginç gelir. Ama sadece ekranda!

Yani, artık tamamen farklı bir algıları var ve bunu dikkate almamız gerekiyor. Başka ne yapabilirsiniz ki?

Yorum: Diyelim ki manzaralardan koparıldılar. Ama bu süreçte, babalarından ve annelerinden de koparıldılar.

Cevabım: Hayır! Babaları ve anneleri ekranın önünde, tam önlerinde duruyor. Çocuk için bu çok net. Ama gerçek hayatta birini gördüklerinde, bu net değil.

Bir kafede veya başka bir yerde otururken bile birbirleriyle konuşmuyorlar; sadece akıllı telefonları aracılığıyla iletişim kuruyorlar. Peki, bunu nasıl önleyebilirsiniz? Ne yapabilirsiniz? Geri dönüş yok.

Tüm dünyamız sanal. Annemi ve babamı bana gerçek gibi görünen ekranda görmekle (gerçekte var olmasa da, içimde bir imge oluşturuyor) akıllı telefonumda görmek arasında ne fark var? Kabala’nın bakış açısından hiçbir fark yok. Her şey sadece algı meselesi. Duygularımızı biraz değiştirdik ve çocuklar dünyayı daha “klip gibi” algılamaya başladılar. Buna uyum sağlamamız gerekiyor. Başka yolu yok.

Ve ne kadar çabuk uyum sağlarsak, çocuklarla o kadar çabuk iletişim kurabiliriz. Ve birdenbire, kendimizi bu akıllı telefonun içine koyduğumuzda, sadece anne ve babanın konuşan kafaları olarak, onlara her şeyi, her türlü filmi gösterebileceğimizi keşfedeceğiz! Ve onlar bunu anlayacaklar, asıl önemli olan bu. Aksi takdirde, bizi anlamayacaklar. Bir çocukla konuşuyorsunuz ama o cihazına bakıyor.

Soru: Onların çocukluklarından mahrum bırakıldıklarını düşünmüyor musunuz?

Cevap: Onlar hiçbir şeyden mahrum bırakılmadılar! Onlar için bu çocukluktur. Ve yakında çocukluk daha da sanal hale gelecektir. Ne istiyorsunuz, mağaralara geri dönmek mi?

Yorum: Ben bahçelere geri dönmek isterim.

Cevabım: Gerek yok! Bu sizin nostaljik anınız ama onlar için böyle bir şey yok. Onlar için nostalji sadece akıllı telefonlar için. Onlara her seferinde daha gelişmiş bir akıllı telefon verin, hepsi bu, başka bir şeye ihtiyaçları yok.

Soru: Bu sonunda neye yol açacak?

Cevap: Kişinin tüm dünyayı bir ekran aracılığıyla algılayabileceği ve dünyanın kendisinin var olmadığı gerçeğinin farkına varılmasına. Var değil! Şelaleler mi? Ekran üzerinde şelaleler bulabilirsiniz. Bunu bulursunuz, şunu bulursunuz. İnsanların bana söylediği her şey, duyduğum her şey, hepsi gözümün önünde.

Bu arada, hiçbir yere seyahat etmeme bile gerek yok. Neden gereksin ki? Her şey gözümün önünde. Tüm evren, tüm küçük Dünya, her şey orada. Harika! Herhangi bir arkadaşımı arayıp onunla sohbet edebilirim. Hiçbir yere koşmama gerek yok. En fazla bir araya gelebiliriz ama o zaman da ne için? Herkes yine kendi ekranına baksın diye mi?

İnsanlığın, bu küçük telefonların yerini alacak araçlar yaratacağından eminim ve özel gözlüklerle, gözlüksüz veya başka bir şekilde önümüzde harika şeyler göreceğiz. Bunu içimizde hissedeceğiz.

Aslında bu, gerçek dünyaya yönelik bir yaklaşımdır, sadece kendi içimizde algıladığımız mekanik dünyamıza değil. Aslında önümüzde ne olduğunu bilmiyoruz çünkü bu gerçeklik görüntüsü içimizde oluşuyor.

Çeşitli güçler içimde bu gerçeklik resmini çiziyor. Öyleyse neden bu “gerçeklik” uğruna kopmalıyım? Neden bu duvarlara, tüm bu şeylere ihtiyacım var? Neden? Sonuçta, tamamen farklı bir durumda yaşayabiliriz.

Yorum: Ama insanlar dünyayı dolaşmayı seviyorlar…

Cevabım: Biz onu yaratacağız, yapacağız ve o şekilde seyahat edeceğiz!

Soru: Hisler aynı mı olacak?

Cevap: Daha da iyi olacak! Benim yaşımda bastonla nereye seyahat edebilirim ki? Ama bu şekilde, maymun gibi sarmaşıklardan sallanabilir, yüzebilir, okyanuslara dalabilirim – her şeyi yapacağım! O ben olacağım.

Soru: Bu iyi bir şey mi?

Cevap: Neden olmasın? Zaten şu anda da hayali bir dünyada yaşıyoruz. Ve gerçek dünyaya, kendimizin yaratacağı dünyaya doğru ilerliyoruz.

Sonunda insanlık, sadece bir akıllı telefon ve hayvansal bedenini tatmin etmek için asgari düzeyde bir şeye ihtiyaç duyduğu bir duruma ulaşacak. Bunda ne var ki?

Robotlar, kendimizi doyurmak için ihtiyacımız olanı bize sağlamak için çalışacak. Akıllı telefonuma baktığımda neyle doyacağımı umursamıyorum, diğer her şey orada.

Tarih, coğrafya, iletişim, seyahat, uçuşlar, romanlar, istediğiniz her şey, hepsi orada. Neden bunların hepsine dışarıda ihtiyacım olsun ki? Neden bu büyük kuleleri ve tüm bunları inşa edelim?

Harika! Bu dünyayı memnuniyetle karşılıyorum. Torunlarım için üzülmüyorum, onlar için mutluyum! Çünkü özünde, bizden aldıkları dünyadan çok daha iyi bir dünya inşa ediyorlar.

Doğru Tutumu Nasıl Öğrenebilirsiniz?

Soru: İnsanlar resmi bir eğitim almadan birbirlerine karşı doğru tutumu nasıl öğrenebilirler?

Cevap: Sadece içsel bir dürtü, bir eğilim ve bunun gerekli olduğunu fark edenler eğitim almaya giderler. Aksi takdirde, ne öğretilecek ki? Doğru tutum mu?

Kişi, kendi duyguları ve içsel eylemlerine dayanarak, kendini kötü hissettiği ve iyi olanı bulmak istediği gerçeğinden yola çıkarak doğru tutumu öğrenir. Kişinin insanlara ve Yaradan’a karşı doğru tutumu sayesinde kendini daha iyi hissedebilmesi için olumlu duyguyu nerede bulabileceği açıklanır. Bu, resmi bir eğitimle elde edilemez.

Başkalarına öğretmek için metodolojiyi öğrenmek istediğimiz için çalışırız. Ancak bir kişiye öğretirken, onu sadece oturup çalıştırmamalısınız. Neden birdenbire? Bunlar, bir kişinin içsel olarak geçmesi gereken doğal süreçlerdir. Dahası, yapılandırılmış öğrenmeye doğal olarak uygun olan çok az insan olduğunu görüyoruz. Bu, daha sonra başkalarına öğretecek olanlar içindir, ancak onlara pratik olarak nasıl davranacaklarını öğretir.

“Evet, ama çalışarak saran ışığı üzerimize çektiğimiz yazıyor ve bunun dışında başka bir araç yok” diyebilirsiniz. Yine de bu, din adamı veya öğretmen olarak kendilerini ıslah etmek zorunda olanlar için geçerlidir. Diğerleri ise sadece tutumlarıyla kendilerini ıslah ederle. Sadece tutum, başka bir şeye gerek yoktur.

Saatlerce oturup ders çalışmak mı? Hiç de değil! Bir insanın tek ihtiyacı olan şey bir açıklamadır. Yaratılışın amacına, yani Yaradan ile birleşmeye ulaşmak için nasıl davranması gerektiğini gösteren bir gruba ihtiyacı vardır. Yaradan’ın doğada işleyen üst güç olduğunu öğretmek de gereklidir. Bu güce ne kadar itaat edersem, O’nunla o kadar birleşirim; O’ndan uzaklaştığımda ise, O’nunla birleşmediğim için mantıksız bir çocuk gibi “cezalandırılırım”.

Bugün bu sözler anlamını yitirmiş ve insanlara bunun dinle ilgili olduğu izlenimini veriyor. Gerçekte, bize sadece doğanın kanunlarını nasıl yerine getireceğimiz öğretiliyor. Evrensel bir kanun vardır: Eğer ona uymazsanız, acı çekersiniz. O’na karşı tutumunuzla bu kanunu yerine getirmelisiniz: O sizinle nasıl ilişki kuruyorsa, siz de O’na karşı öyle davranmalısınız.