Category Archives: Dünya

Twitter’da Düşüncelerim / 7 Mart 2020

O’nu, Ona ihtiyacı olanlara bağlayarak O’nda ihsan etmekten memnuniyeti uyandırırım.

İhsan etme kuvveti olarak Yaradan sadece tek bir şey arzular: Bizim bu kuvveti almamızı ve kullanmamızı. Eğer bunu etkinleştirebilir ve dostumun yararı için kullanabilirsem bunu yaparken Yaradan memnuniyetini veririm.

Günahkarlar, biz Yaradan’ın tüm sevgisini tezahür ettirmesini ve dünyayı ıslah etmesini engelliyoruz.

Dostlarım için talep, MAN ne de Yansıyan Işık, OH’i yükseltmezsem Yaradan, doğum sancılarında bir kadın gibi acı çeker: yardım etmek isteyerek ama yapamayarak zira kimse Yaradan’ın doğum yapmasına yardım edemez.

Herkesin bir “kalpteki noktası” vardır. Dostlarla birleşmek için egoizmimizi iptal etmeliyiz. Yaratan bizi birleştirir. Bağı hissettiğim anda: “Ben – dosta ve dost – bana” derhal aramızdaki birliğin gücünü hissederim – ihsan etme, Yaratan’ın niteliği.

Her birimizin içinde ne olduğu önemli değil, aramızda olan önemlidir – bir bağlantıların ağı düğümlerinden daha önemlidir. Bir ağ düğümler üzerine inşa edilmiş olsa da bu sadece hedefe ulaşmak içindir. Yaradan ile birleşmek, bağlantıların ağı, çok daha önemlidir.

Dünyada bir ruh vardır ve bu ruhunun Kaynağı olan Üst Gücü pratik olarak ifşa etmeyi özlemleyen her kişinin içindedir. Her kişi, başkalarıyla bağ kurarken, tüm Üst Işığı Adam olarak hissederek, ortak bir ruha- tek ruha kavuşur.

Üst dünyaya giriş safhasına başlangıç (Ibur) denir: bir kişi kendini Üst’ten önce iptal ettiğinde, tıpkı ruhun egoizme düşmeden önce olduğu gibi, tamamen Üst’e (Malkut’tan Bina’ya bir yükselişte) ihsan etmededir.

Egoizmimiz büyümeye devam ediyor ve sürekli ekonomik büyüme talep ediyor. Korona virüsü bizi ayrılmaya zorluyor, böylece küresel ekonomik krizin gelişmesini hızlandırıyor. Kurtuluş birliktedir. Herkesin birleşme yöntemi Kabala’dır.

Dünya Bnei Baruh grubunun safhası seçkindir, çünkü tüm milyarlarca bireysel ruhtan, tüm insanlığı ıslaha doğru çeken ” Yaradan’a doğru ” bir grup olan Yasar-El’in sisteminde olmaya seçildik.

Ya bir hoş bağımlılık ya da açlıktan ölüm.

Korona Virüsü’nün bir sonucu olarak insanlıkta büyük anlayış ortaya çıkabilir: herkes aramızdaki bağları nasıl koparmaya çalışsak da birbirimizden ayrılmayacağımızı, birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu ve birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğunu hissedecek.

Eğer çevremizi şu anki seviyeye inşa edersek, bir sonrakine yükselebiliriz. Düz bir çizgide yükseliyoruz. Yükseldikçe bir kez daha bir çevre, bir çember inşa ediyoruz. İçinde yaşadığımız çemberi inşa ettikten sonra, onun bizi koruduğu gibi onu koruduğumuzda dua- MAN’ı yükseltip yukarı doğru bir çizgide yükseliriz.

 

Korona Virüsü Döneminde Ölümle İlgili Sorulara Nasıl Yanıt Verilir?

Korona Virüsü dünya turuna devam ederken ve panik insan popülasyonuna nüfuz ederken, bazıları ölümle ilgili nihai soru ile karşı karşıyadır.

Ölüme nasıl karşılık vermeliyiz? Ölüm nedir? Öldükten sonra ne olur?

Bizi çevreleyen doğa, akıllı ve mükemmeldir. Bizler, doğanın içinde doğarız ve doğada gelişiriz. Birçok sistem, 70, 80 ve hatta 100+ yıldan daha uzun bir süre bedenlerimizi desteklemek/sürdürmek için an be an çalışır.

“Ve küresel ölçekte sorunlarımızın temel unsuru, yaşamın daha derin sorularının küresel bir uyanışıdır”

Ama neden? Sadece doğmamız, yaşamamız ve ölmemiz mi gerekiyor?

Doğum ve ölümümüz arasında zor ve acı verici yıllara katlanıyoruz. Onlardan gerçekten ne kadar haz alıyoruz? Bedenlerimize nafile özen gösteriyoruz ve devam etmek için gittikçe daha az enerji hissediyoruz.

Sanki yaşayan ve nefes alan organizmalardan biyolojik olarak parçalanabilen bir aşamaya geçiyoruz, daha sonra tamamen parçalara ayrılıp dağılıyoruz.

Böyle bir varoluşun herhangi bir faydası var mıdır?  Ya da eninde sonunda yok olana kadar, hayatta olabildiğince elimizden gelenin en iyisini yapmak için mücadele etmemiz mi gerekiyor? 

Hayatın Amacını Doğanın Dört Seviyesi İle Değerlendirmek

Doğanın her ince ayrıntısı, fayda ve sürekliliğe dayanmaktadır.

Doğada üç farklı seviye vardır: cansız, bitkisel ve hayvansal. Kişi, şu anki gelişim aşamasında, hayvansal dünyaya aittir. Ancak insanlık, kendisini hayvansal seviyeden daha yüksek olan “konuşan” seviye olarak farklılaştırır.

O halde insanları hayvanlardan farklı kılan nedir?

Bizler esasen yeme, içme, uyku ve üremek için temel hayvansal ihtiyaçlarını karşılayan iki bacaklı, nefes alan memelileriz. Bununla birlikte bilgi ve bilgeliği anlamamıza izin veren ek zihinsel ve duygusal kapasiteye sahibiz. Çocuklar yetiştiriyoruz, bilgiyi bir nesilden diğerine aktarıyoruz ve kendimizi daha iyi ve daha rahat hissetmemizi sağlamak amacıyla araçlar ve toplumumuzu geliştiriyoruz.

Başka bir deyişle, yeme, barınma, cinsellik ve aile gibi temel hayatta kalma gereksinimlerimiz var ve sonra kendimizi başkalarıyla kıyasladığımızda sosyal ihtiyaçlarımız var ve bu nedenle kendimizi birbirimizden uzaklaştırıyoruz, kendimizi giydiriyoruz, kendimizi barındırıyoruz ve evlerimizi, bedenlerimizi birbirimize reklamını yaptığımız sayısız ürünlerle dolduruyoruz.

Öyleyse bizler, sadece kendimizi dünyada daha rahat hale getireceğini çözmüş  “akıllı hayvanlar” mıyız?

İnsanlar ve Hayvanlar Arasındaki Temel Fark

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki temel fark, bizlerin geçici protein bedenlerimizin sınırlarını aşan, içimizde tohumlanan daha derin bir arzuya sahip olmamızdır.

Ayrıca bu arzuyu saptama yeteneğine de sahibiz. Hayvanlar gibi biz de ölümden korkuyoruz ve yaşamak istiyoruz. Fakat hayvanlara ek olarak, sadece biz insanlar neden yaşadığımızı soruyoruz.

Bütün insanlar yaşamın anlamını sormaz. Yetişkin nüfusun yaklaşık onda biri yaşamın anlamını soruyor ve tüm çocuklar bunu soruyor ama hemen unutuyorlar.

Bu nedenle Korona Virüsü, farklı ülkeler ve gruplar arasındaki çatışmalar, piyasaların düşmesi ve şiddetli toplumsal bölünme: toplumun hücrelerinin kendilerine verdiği zarar, insanlığın tüm bedenine bir hastalık gibi yayılır.

Küresel ölçekte sorunlarımızın temel kısmı, yaşamın daha derin sorularının küresel bir uyanışıdır.

Ortak Kökümüzün Nihai Hissine Yolculuk

Umarım bu tür soruları olan insanlar, cevaplarını arayacaklar, milyarlarca materyalist etkinin ortak kökümüzün yüce algısına ve hissine olan yolculuğumuzun dikkatini dağıtmasına izin vermeyecek ve yolda, bu mükemmel realitenin yasalarını öğrenecek ve uygulayacaklar.

Bir soğanın katmanlarını soymak gibi, sorularımızın yanıtlarını aktif olarak ortaya çıkarmaya çalışan bizler, başkalarına olumlu bir şekilde bağlanma ihtiyacını anlamak için daha derinlemesine araştırıyoruz. Olumlu bağımız sayesinde, gerçekliğin kontrol odasına gireriz, tutumumuzu, doğanın   birbirine bağlı ve birbirine bağımlı bir bütünlük içinde karşılıklı sevgi ve ihsan etme tutumuyla dengeleriz.

Doğayla böyle bir form eşitliğine ulaştığımızda, varoluş sistemimizde sağlıklı ve faydalı parçalar haline geliriz, doğanın temel niteliğiyle (sevgi ve ihsan etme) doğrudan bağlantıya girer ve korkular, hatalar ve problemlerden arınmış yeni ve mükemmel bir yaşam süreriz.

 

Korona Virüsü’nün Faydaları

İnsanları öldüren ve dünyayı panikleten bir virüsün ne tür yararları olabilir?

Korona Virüsü, doğa karşısında insan olarak, küçüklüğümüz ve zayıflığımızla yüzleşmemize yardımcı oluyor.

İster virüs, ister doğal bir felaket, isterse sayısız başka darbeler olsun, bizim farklılıklarımıza dikkat etmemize rağmen doğanın, bizim farklılıklarımıza nasıl dikkat etmediğine dair  olağan örnekler görüyoruz.

“İnsan egosunun zararının farkında olmak, bizim gelecekteki gelişimimizin önemli bir aşamasıdır.”

Korona Virüsü’nün Esas Faydası : İnsanlığın Dayanışmasında Küresel Uyanış

Bizler yavaş yavaş tek insanlık olduğumuzun farkına varıyoruz, aynı gezegende yaşayan tek bir büyük aile gibi. En sonunda, kendimizi birbirimizden uzaklaştırmak için inşa ettiğimiz tüm sınırlar ve duvarlar kısa zamanda yıkılacak, küreselleşmenin daralan formunda doğa, bizleri farkına varmamız için zorluyor.

Doğa, bize ne kadar bağımlı ve bağlı olduğunu  ve bizlerin, onun bütünlüğünün kaçınılmaz parçaları olduğumuzu göstermek için darbeler gönderir.

Dolayısıyla Korona Virüsü, doğanın bize öğretmeye çalıştığı başka bir ders olarak görülebilir: Birbirimizde gördüğümüz farklılıklar önemli değil, etiketlerimizi önemsemeyen, sarmalayan bir doğa var.

Tüm dünyanın bir kolektif ve bir toplum olarak düşünüldüğü bir seviyeye geldik. ” – Kabalist Yehuda Ashlag (Baal HaSulam), “Dünyada Barış.”

Korona Virüs’nün yararı, bir bütün olarak insanlığa, birliğinin farkındalığını kazandırmasıdır. O, egoist altyapımızı dengesiz hale getirmemizi sağlar, böylece giderek daha fazla bağımlı küresel koşullarımızda nasıl çalışacağımızı öğreneceğiz. Doğa, bir kere daha kendimiz için dünya çapında oluşturduğumuz her türlü şeye nasıl müdahale ettiğini göstermektedir.

Birbirimiz Arasına Koyduğumuz Bölünmeler Nereden Geliyor?

Onlar, başkaları yerine kendisine fayda sağlamak isteyen insan egosundan yayılır.

İnsan egosu, gerçek realitenin algısını ufak parçalara ayırır. Korona virüsü, egoistik benliklerimizi köşeye sıkıştırır ve özgecil olarak doldurulmuş, doğanın üstün gücüne karşı nasıl işlev gördüklerini gösterir, doğanın kendisi de yavaş yavaş birbirimizle ve bütünüyle doğayla iç içe bağımlılığımız ve bağlılığımız hakkında farkındalığa ulaşmamızı ister.

Tüm birbirimize bağlılığımız ve doğa ile karşılıklı bağımlılığımızın gerçekleşmesine doğru, egoistik doğamızın olumsuz bir rahatsızlık olduğunun farkına varmamız lazım.

Egonun bizi birbirimizden ve bir bütün olarak doğadan nasıl ayırdığını görmemiz gerekli ve böyle yaparak, ego bizi yeni bir virüs salgını ya da kişisel, sosyal ve küresel ölçeklerdeki diğer sorunlar için,  gelecekteki sayısız darbelere hazırlar.

İnsan egosunun zararının farkında olmak, gelecekteki gelişimimizin önemli bir aşamasıdır.

Ya acı çekerek ya da bağı zenginleştiren eğitim ve etki yoluyla, insan egosunun kötülüğünü ifşa etmemiz gerekir.

Eğer doğanın,  tüm unsurları arasında cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan seviyelerinde, mükemmel bir şekilde bağ kuran pozitif gücünü çekmeyi hedeflersek ifşa güzel  olabilir ve o zaman pozitif ve negatif güçlerin ifşası arasında, insanlık orta çizgide çalışabilecek, nelerden geçtiğini açıkça gözlemleyebilecek ve doğanın etkilerine cevaben net bir şekilde davranabilecektir.

Hayatlarımızda Bağın Pozitif Gücünü Nasıl Uyandırabiliriz?

Çok basit bir şekilde, bizim bağımız doğanın pozitif bağ gücünü uyandırır.  Daha sonra, doğadaki pozitif gücü çekerek, zıttı olan negatif egoist gücü ifşa ederiz ve her iki gücün uyanışı, daha yüksek ve daha yüce bir güce, mükemmellik ve dengenin algılandığı yeni bir bağ seviyesine ulaşmayı sağlar.

Şarkıda yazıldığı gibi “Ose Şalom Meromav, Hu yaase Şalom Aleinu” (“ O’nun cennetinde barışı sağla, O bize barış getirecek”) Barış, ilişkilerimizde, doğanın ters güçleri arasında bütünlüktür.

Doğanın olumlu ve olumsuz güçlerinin dizginlerini elimizde tutarak, birbirimizle nasıl bağ kuracağımızı öğrenmek zorunda olduğumuz bir dönemle karşı karşıyayız.

Bu güçlerle çalışmaya başladığımızda, gerçekliğin en ince ayrıntılarının yanı sıra dünyanın önemli olaylarının hepsinin, tek bir resme nasıl bağlandığını göreceğiz.

Kabala ilmi bu güçleri keşfetmemize rehberlik eder. Bize uyumlu bağlantıyı deneyimleme, doğanın pozitif gücünü çekme, ona zıt olan negatif egoist gücü ifşa etme ve onların arasındaki denge ipinde yürüme yollarını öğrenme yöntemi sunar.

 

Dünya — Gerçeklik Mi, İllüzyon Mu? Bölüm 10

Dil, Bir İletişim Duygusudur

Baal HaSulam, bir Kabalistin kesinlikle doğru tanımları kullanması gerektiğini yazar. Onları nerede bulabiliriz?

Burada, kök ve dal yasası tüm dünyalarda, tüm derecelerde, her birimizde ortaya çıkar. Oradan doğanın bakış açısından net, doğru tanımları alabilirim. Sizler de tanımlarınızı oradan alacaksınız ve onları birbirimizle karşılaştıracağız. Bu karşılaştırmadan, aynı kelimelerle konuşmak yerine, birbirimizi doğru bir şekilde anlayabiliriz ama farklı bir anlamla.

Dünyamızda, her insan aynı kelimelere farklı anlamlar yüklüyor çünkü her birimiz birbirimizden farklıyız. Birbirimizi anlamaya ve birbirimizle örtüşmeye başlamak için herkesin karmaşık içsel durumlarını nasıl birleştirebiliriz ki bu kavramlar ne ölçüde aynı şeyi konuştuğumuz ve hissettiğimiz hakkında bize net bir fikir versin? Bu, dil ile ilgili bir sorundur.

Dil, siz ve ben aynı şeyi hissettiğimiz zaman, birbirimizle iletişim duygusudur. Eğer hissetmezsek, o zaman duyularımızda farkı açıkça anlarız.

 

Twitter’da Düşüncelerim / 2 Mart 2020

Amaç, kendi aramızda, bir bedenin hücreleri gibi ıslah olmuş onlularda birleşmek ve Yaradan üzerinde iyiliksever bir etki oluşturmaktır. Adem’in kırık ruhunun bu kısmı canlanacak ve onunla diğer tüm parçaları çekecek, bu da ortak ruhun tüm sistemlerinin ıslahına neden olacaktır.

Yaradan’ın gizli sarayı yoktur – o, eğer biz onu yaratırsak ortaya çıkacaktır. Bizler egoist arzularımızdan bir kab inşa ediyoruz. Herkes karşılıklı reddediş hisseder ve birleşmek istemez. Yaradan’dan, bunun üzerinde, birliğin gücünü talep edersek O, bizi bir araya getirecek ve O’nun yarattığı kapta tezahür edecektir.

Yaradan’a dönmek duadır, O’nun kırdığı şeyi düzeltmesi için bir taleptir. Kasten parçalanmış bir kabın parçalarını, onu bu parçalardan inşa etmeyi öğrenmek için kullanıyoruz, çocukların Lego ile yaptığı gibi, onun aracılığıyla gelişir ve manevi bir Kli alana kadar büyürüz.

Baal HaSulam, 600,000 Ruh: Arzunun tamamen ıslahının işareti, kişinin ruhunun (arzusunun) herkesin ve her birinin içinde yaşadığını hissetmesidir. Ve diğerlerinden ayrılmış bir parça olduğunu değil, herkese bağlı bir parça olduğunu hisseder.

Rabaş Mektup 40: Kişi dostunun sevgisini hissettiğinde, sevinç/haz onun içinde uyanır. Çünkü her zaman, sadece kendini önemsediğini biliyordu. Ancak dostunun ona önem verdiğini fark ettiğinde, sevinç onun içinde uyanır ve artık kendini önemsemez.

 

Dünya — Gerçeklik Mi, İllüzyon Mu, Bölüm 9

Kabalistlerin Diline Bağlı Kalın

Baal HaSulam, ”Kabala Bilgeliği’nin Özü”: manevi konularla ilgilenildiğinde her mantıklı kişinin anlayacağı gibi düşünüp taşınabileceğimiz kelimeler ya da harfler yoktur. Bunun nedeni tüm kelime hazinemizin duyularımız ve hayal gücümüzün kombinasyonları olmasıdır…

Bu, özellikle ilmin araştırılmasındaki alışılagelmiş konuşmalarda kişinin bu sözlerde biraz mantık bulması gerektiği yerlerde böyledir. Burada öğretmen inceleme yapanlar için dikkatli bir şekilde kesin tanımlar bulmalıdır.

Eğer sözlerimizde hissettiğimiz her şeyi ifade edersek, her birimiz kendi dilimizi, kendi ansiklopedimizi vb. yaratacağız ve birbirimizle iletişim kuramayacağız. Bu nedenle, yapabileceğimiz ve yapmamız gereken, özümüze dayalı kelimeleri, ifadeleri ve tanımları kullanmaktır.

Kabala’nın tam olarak yaptığı şey budur. Bir insanın beş türe ayrılan arzudan oluştuğunu söyler: sıfır, bir, iki, üç ve dört. Bu beş arzu türünde, çeşitli olumlu ve olumsuz tatminler hissediyoruz ve herkes onlara sahiptir. Bu nedenle her şey sadece arzudan ibarettir.

Bunun için, net/belli bir Kabalistik dile bağlı kalırsak, yoldan çıkmayacağız. Eski Babil’deki yıkımdan önce bu böyleydi, tüm insanlar Zohar Kitabı’nın yazıldığı tek bir dil konuşurdu, Aramice.

Aramice dili iyidir çünkü doğanın kendi özünden gelir. Her birimizde oluşan beş arzu seviyesi beş tanım oluşturur. Bu dil, onlara dayanmaktadır.

 

Üst Amaca Ulaşma Yolu, Bölüm 3

Dünyada Nüfus Değişikliğinin Nedenleri

Kabala ilmi, üst güçlerin, direkt ışığın dört safhasında, sonsuzluk dünyasının Malhut’ta ortaya çıkardığı ve sonra Tzimtzum Alef (ilk kısıtlama) aracılığıyla bize inen niteliğin basamaklanma sırasını inceler.

Sonra Partzufim Galgalta, AB, SAG, MA ve BON oluşur, daha sonra Atzilut, Beria, Yetzira ve Assiya dünyaları  ve daha sonra Adem veya ortak ruh olarak adlandırılan özel yapı oluşturulur ve bu ruhun parçalanması meydana gelir. Biz bu parçalanmanın parçalarıyız.

Egoizm, bir tür yükseliş imkanı yaratmak ve onunla çalışmak için gittikçe daha daha fazla tezahür ederken, genel egoist kitle giderek daha fazla parçalara ayrılır. Bu nedenle, dünyamızda çoğaldığımızı  – gezegenin nüfusunun büyüdüğünü hissediyoruz.

Tersine, birbirimizle olumsuz bir ilişkiye girersek, o zaman yıkım ve savaşlar başlar yani nüfusun belirli bir kısmı ortadan kaldırılır.

Bu bizim düşündüğümüz gibi savaşın insanları öldürmesi nedeniyle değil, ancak bu koşulda insanlığın çok sayıda insana ihtiyacı olmadığı için azaltılabilir. Eğer ıstırap varsa, daha az ruh da amaçlarını yerine getirebilir. Dünyadaki nüfus artışına veya azalmasına böyle bakmak gerekir.

 

Dünya Gerçeklik Mi? İllüzyon Mu? Bölüm 7

Dünyayı neden bozuk görüyoruz?

Soru: Kişinin realiteyi ve dünyayı gerçek bir bozukluk olarak algıladığını duydum. Bu doğru mu?

Cevap: Evet, elbette.  Bizler her şeyi sadece duyu organlarımızda algılıyoruz ve onlar bozulmuş, ıslah olmamış ve parçalanmış olduklarından doğal olarak dünya da buna benziyor.

Gerçek şu ki, etrafımızdaki dünya mükemmeldir  ama onu mükemmel olarak algılamıyoruz çünkü onu parçalanmış, kusurlu duyu organlarımızda hissediyoruz. Bu yüzden dünyanın kendisi hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz ama sadece onu algılama şeklimiz hakkında konuşabiliriz.

Bizim metodumuz,  algımızı düzeltmek üzerinedir. O zaman dünyayı, kendimi düzelttiğim ölçüde mükemmel olarak göreceğim. Başka bir şey gerekmez. Dünyayı düzeltmem gerekmez. Aksine bu, Kabala’da tamamen yanlış bir hareket olarak kabul edilir.  İnsanlık tarihi boyunca insanların nasıl olduğuna ve hali hazırda dünyanın reformcuları olduğuna bakın.

Ancak, dünyaya Kabala Bilgeliği’nin önerdiği şekilde yaklaşırsak, kendimizi düzelterek, belli ki çevremizdeki dünyanın ideal, mükemmel, sonsuz ve ebedi olduğunu göreceğiz. Dünyada, kendimizi düzeltmekten başka yapılması gereken bir şey yoktur.

Bu nedenle, tüm bilgelik, kişiye kendini nasıl düzeltebileceği konusunda tavsiyede bulunmaya dayanır. Kendini nasıl düzeltir, bir bütünün ayrılmaz parçası yapar? Aksi takdirde, daha büyük sorunlara ve dünyanın daha yanlış algılanmasına batacağız.

 

Dünya Gerçeklik Mi, İllüzyon Mu? Bölüm 6

Bedensel Duyuların Üzerine Yükseliş

Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğinin Özü”: Bununla beraber, bu son derece yeterlidir, zira kural şudur: “O’nun İlahi Takdir’inden, Yaratılışın doğasına idrak ettirmek için ölçülüp çıkarılan her şey tamamen memnun edicidir.” Benzer şekilde kişi altıncı bir parmak isteyemez çünkü beş parmak gayet yeterlidir.

Bizler, elimizde beş parmak olması bizim için yeterli olacak şekilde düzenlendik. Altıncı parmağımız olsaydı bizi rahatsız eder miydi? Örneğin, bir maymunun dalları kavramak için özel bir parmağı vardır. Bizim de buna sahip olmamız güzel olurdu. Ancak artık ona ihtiyacım yok! Bir tane daha parmağa ihtiyacım yok. Her yerde aynıdır, tüm duyularımda bir eksiğim olduğunu hissetmiyorum.

Teleskoplar ve mikroskoplar, duyu organlarının sadece nicel büyümeleridir, genişlemeleridir.  Ama eğer tüm duyularımı kullanırsam, ek bir duyu organından yoksun olduğumu hissetmem. Yunuslar gibi ultra ve infra sonik dalgaları duymak istediğimi söyleyebilirim. Ama bütün bunlar doğadan gelir, bu sadece bir genişlemedir ve yeni duyu organları değildir.

Bu nedenle, içimizde sahip olduğumuz her şey eksiklik hissine neden olmaz, bizim için oldukça yeterlidir ve bu nedenle daha fazla gelişmiyoruz. Gelişmenin tek yolu, duyularımızın üzerine çıkmaktır: duyu organlarımda ne kadar alacağımı değil, onlarla ihsan etme yönünde ne kadar çalışabileceğimdir.

Burada belirgin olarak kendimi değil, etrafımdaki dünyayı hissetmeye başlarım, kendimin üzerine yükselirim. Buradaki, dünya hakkında tamamen farklı bir bilimdir – Kabala Bilgeliği.

Soru: Ya beş parmak benim için yeterliyse? Ben sadece böyle yaşıyorum.

Cevap: Benim için yeterli olan şeyle yaşadığımda, bu hayvansal seviyesidir. Eğer olan her şeyin kaynağını anlamak istersem, o zaman Kabala’dan başka hiçbir şey yardımcı olmaz.

 

Dünya Gerçeklik Mi, İllüzyon Mu? Bölüm 5

Algının Sınırlarını Genişletmek

Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğinin Özü”: Konuyla ilgili en ufak bir edinimimiz olmamasına rağmen, Kabala kitaplarında ortaya çıkan tüm isim ve adlandırmaların aslında özbeöz ve gerçek olduğu sonucuna artık varabilirsiniz. Böyle olmasının nedeni, bu ilmi çalışanların, kendi algıları dâhilinde, ilmin nihai bütünlüğüyle ilgili, tümüyle tatmin olmalarıdır, yani Üst Işık ve onu algılayanlarla ilişkiden harekete geçip, doğan aksiyonların basit algısıyla.

Gerçek şu ki, algımızın bir sınırı vardır. Kabala Bilgeliği sürekli olarak derin, geniş,  tüm vektör alanlarına girip ve bunları tamamen ifşa etmeye ulaşacağınızı söyler. Ancak yine de sadece sizi dolduran gerçekliği edinirsiniz. Ve sizi doldurmayan gerçekliği edinemezsiniz, var olup olmadığını bile bilmezsiniz.

Burada şu soru ortaya çıkar: Kabalistler başka bir gerçeklik olduğunu nereden biliyorlar? Onu kendileri mi edindiler? Eğer öyleyse, o zaman neden gerçekliğin bir başka ek edinim seviyesi olarak bundan bahsetmiyorlar?

Görünüşe göre bilmeceleri önümüze koyuyorlar ya da sanki şöyle diyorlar: “Burada bir şey var ama sana söylemiyorum.” Halbuki bu onların yaklaşımı değildir.

İhsan etme niteliğine, Yaradan’ın niteliğine ulaşmak zorundayız.  Yaradan, Kendisini bizimle ilgili olarak, egoizmimize rağmen ihsan eden, seven ve birleştiren, üzerimizde yükselen olarak konumlandırır. Bizler, egoizmimizin üzerinde yükselerek O’nu keşfedebilir, O’nu hissedebilir ve O’na benzer hale gelebiliriz.

Nasıl yapabiliriz ki Yaradan’ı sadece O’na eşdeğerliğimizden dolayı hissetmekle kalmayıp, aynı zamanda kendi Kelim (Kab) ve niteliklerimizden de hissedebiliriz ? Bu bir problemdir.

World—Reality Or Illusion? Part 5