Category Archives: Dünya

Koronavirüs Sosyal Sorunları Belirliyor

Soru: Koronavirüs başka bir sorun daha ortaya çıkarmıştır. Bir yandan doğa bizi birbirimizden ayırmakta, öte yandan sevdiklerimizle daha fazla zaman harcamalıyız. Sonuç olarak, salgın sona erdikten sonra Çin’de boşanmalar başladı. Doğa bize ne söylemek istiyor?

Cevap: Çin’e pek aşina değilim ve sadece tek bir şey söyleyebilirim. Daha öncesinde insanlar günde 12 saat veya daha fazla çalışıyorlardı ki bu Çinliler için doğaldır ve salgın sırasında evde 24 saat geçirmek zorunda kaldılarsa, o zaman belki de bu onlar için ezici bir yük haline geldi.

Çinliler işkoliktir; Avrupalılar gibi yaşayamazlar. Bütün gün evde oturan ve televizyon kanallarını değiştiren Çinli bir adam hayal edemiyorum. Onlar, bazı hedeflere, yararlı olmaya çok uyum sağlamışlardır. Ve aniden hepsi ortadan kaybolduysa, o zaman bu elbette, boşanmalar veya intiharlar getirir, burada bir şeyler olmalıdır.

Soru: Sadece Çin ile ilgili de değil. Aile içinde çok sayıda sosyal sorun ortaya çıkıyor. Doğa bizi yabancılardan ayırdı, ama şimdi bütün günümü sevdiklerimle geçiriyorum ve onları her zaman görüyorum. Belki de bu, önce sevdiklerimle olan ilişkileri düzeltmem gerektiğine dair bir tür ipucu çünkü daha basit, daha kolay?

Cevap: Her şeyden önce, ne yapacağımızı anlamalıyız.

Bugün, insan doğanın tüm bu oyununa neden katıldığını bilmiyor. Bizimle ne yaptığını, amacının ne olduğunu anlamıyor. İnsan, uzun zamandır belirli bir olay zincirini takip ettiğimizi görüyor.

Peki, neden bu olaylar? Adam, ona ne olduğunu anlamıyor; bilmiyor. Teknolojik olarak geliştiğimizi ve aynı zamanda aile, sosyal ve devlet ilişkilerini geliştirdiğimizi görüyor. Ama doğanın niyetini fark etmiyor, neden ve ne için olduğunu göremiyor.

İnsanın gözlerinin açılması ve gelişimimizin bizi nereye götürdüğünün söylenmesi gerekir. Sonuçta, bu sadece bir tür mekanik yasaya göre gelişen, sözde, doğanın aptalca bir gelişimi değildir. Bunun içinde bir plan vardır ve başlangıçta az çok tamamlanmış koşulu hayal etmiyorsanız, herhangi bir eylem yapmak imkansızdır.

Bize, küçük çocuklar gibi: “Böyle bir şey yapacağım ve bir şey işe yarayacak.” gibi geliyor.  Doğada böyle bir şey yoktur. Onun nihai hedefi, ilk niyetindedir.

Bu, tüm doğayı,  içinde başlangıç, tüm eylemler ve sonun birbiriyle tamamen bağlantılı, birbirine bağlı olarak göründüğü bütüncül bir forma getirmekten ibarettir. Doğa, bütün parçalarında ve tüm seviyelerinde tamamen bağlı, bütünleyici olmaya çalışır. Bizler buna doğru gelişiyoruz.

Ve her şeyi denklik, bütünlük, karşılıklı bağımlılığa getirmek için doğa yasasına ara verdiğimizde, doğayı,  bize karşı yönlendirilmiş gibi hissetmeye başlarız. Bu nedenle, her türlü virüs ortaya çıkar, volkanlar uyanır, ormanlar yanar, kasırgalar oluşur, vb.

COVID-19 Bizlere Alçakgönüllülük Dersi Verdi


Facebook Sayfamdan, Michael Laitman 14/5/20

Muhtemelen, hiçbir tehlike Koronavirüsten daha fazla önemsenmemiştir. Birinci vakadan itibaren, virüs bir çeşit grip vakası, sağlık için önemsiz bir tehdit ve temel olarak önemsiz bir mevzu olarak tanımlandı. Yine de, bu virüsün insan toplumu üzerinde büyük bir etkisi olduğunu zaten görebiliriz. COVID-19 gizlice insan medeniyetinin temelini paramparça etti. İki ay içerisinde, insanlık göremedikleri, koklayamadıkları, dokunamadıkları, tadamadıkları ve dokunamadıkları, öldürücülüğü tartışılabilir bir düşmana teslim oldu.

Grip veya değil, hükümetler birer birer tüm kamu faaliyetlerini, dini ve politik toplantıları, profesyonel sözleşmeleri, spor, eğlence ve alışveriş merkezlerini, fabrikaları, yüksek teknoloji şirketlerini, ulaşım ve rekreasyonu iptal ettiler. Hayal edilemeyen maliyete rağmen, devlet başkanları bir virüse karşı yenik düştüler ve uluslarını aniden durdurdular.

Daha da olağanüstü olan, şimdi, hükümetler ülkelerini yeniden harekete geçirmeye çalıştıkça, insanlar buna dahil olmaktan heyecan duymuyorlar. Bu sadece karantina sürecinde gelirlerinin olmaması sebebiyle değil, gerçi bu da doğrudur. Ancak bu ondan daha derindir: İnsanlık, insanları cüzdanlarına göre takdir eden bir medeniyete karşı ilgisini kaybediyor.

Siyasete yön verenler ve kodamanlar, insanları iki ay önce kaldıkları yerden devam etmeye çağırıyor olsalar da,  zira bunlar, zarar görmemiz pahasına ekonomik canlanmadan en iyi şekilde yararlanmaya devam ederler, ancak bu olmayacak, bu sefer değil. Artık insanlar değişti.

Virüs tarafından, sadece kodamanlara ve siyasete yön verenlere, aşağılayıcı bir ders verilmemiştir, bizler hepimiz ders aldık. Bizler ne kadar savunmasız olduğumuzu, sağlık ve gıdadan, insan merhametine kadar en temel ihtiyaçlarımız için birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu öğrendik. Bizi gerçekten mutlu eden şeyin, yeni trendler ve yapmacık arkadaşlar değil, sıcak aileler ve iyi dostluklar olduğunu öğrendik.

Bizler, eşit olmayı öğreniyoruz. Tamamlamanın rekabet etmekten daha faydalı olduğunu, paylaşmanın, önemsemenin ve nihayetinde egoist benliklerimizden özgür olmanın çok faydalı olduğunu anlıyoruz. Egolarımıza boyun eğdirerek, COVID-19 bizlere hayat verdi.

Ve her yürümeye başlayan çocuk gibi, bizler de bebek adımları atıyoruz. Bazen tökezleyeceğiz, bazen düşeceğiz, ama amacımız her zaman net olmalı: Birlik olmayı öğreniyoruz. Eğer birlik içinde yaşamaya çabalarsak yaşamın kendisi, bize geçmişten neyi korumamız gerektiğini ve neyi atmamız gerektiğini öğretecektir. Önceden karar vermemize gerek yok, sadece birbirimizle bağ kurmaya çalışalım ve ne tür bir toplumun ortaya çıktığını, üyelerine nasıl hitap ettiğini, şampiyonlarını nasıl ödüllendirdiğini ve rakiplerini nasıl kınadığını görelim.

Değerlerimiz değiştikçe sevinç ve üzüntü sebeplerimizde değişecek. Arzularımız kendilerini yeni çevreye zahmetsizce adapte edecek ve çevremizdeki herkes geliştiğinde, başarılı olacağız.

İnsanlar arasındaki bağ, toplumun nihai hedefi olacağından kendimiz, çocuklarımız veya bakımımızdaki diğer insanlar için korkmayacağız. Gıda, barınma, sağlık, eğitim, çocuklarımız için arkadaşlar veya kendimiz için arkadaşlar konusunda endişelenmemize gerek kalmayacak. Kısacası, endişelenmemize gerek kalmayacak. Ve tek talebimiz, diğerlerinin bizim için yaptıkları gibi, aynı iyiliği başkaları için yapmak olacaktır.

Virüsten korkmalıyız ve sağlığımıza bakmalıyız, ancak yardımımıza geldiğine de şükretmeliyiz. Virüs bizleri, birbirimizi öldürmekten ve gezegenimizi yok etmekten kurtardı;  bize baştan başlamak için bir şans verdi. Bu nedenle, dürüst olmak gerekirse, COVID-19’un hepimize verdiği alçakgönüllülük dersi için minnettarım.

Doğanın Planlarını Değiştirebilir Miyiz?

Soru: Modern bilim, insanlığı tehdit eden yeni virüslerin ortaya çıkışına hızla yanıt veriyor. Bir aşı geliştirildikten sonra riskler asgari düzeyde olacaktır. Önemli olan tek şey bilim insanlarının çalışma hızıdır. Bu, insan zekâsının doğanın planlarını değiştirebileceği anlamına mı geliyor?

Cevap: Tabii ki hayır!

Soru: Bu, insanın doğa ile yüzleşmesi değil midir?

Cevap: Doğa ile yüzleşme yoktur, olamaz da. Biz kimiz ki?! Bize öyle geliyor ki doğayı fethediyoruz. Bizler egoist niteliklerimizle, sadece onu berbat edebiliriz.

Soru: Ama bizi böyle yaratan doğa değil mi?

Cevap: Kendimizi ıslah edelim ve ıslahımızın içinde doğanın farklı bir seviyesini keşfedelim diye bizi böyle yarattı.

Not: Birincisi bizler ıslah sürecindeyiz, ikincisi de kimse bunu bize açıklamadı.

Yorumum: İnsanlıkta nerede herhangi bir ıslah görüyorsunuz? Yıldan yıla daha da kötüleşiyoruz: daha egoist, kaba ve saygısız oluyoruz. Bizler doğayı bozmakta ve üzerinde yaşadığımız bu küçük gezegeni yok etmekteyiz.

Not: Ama bizler doğa tarafından bu şekilde yaratılmışız.

Yorumum: Değersizliğimizin farkına varmak için bu şekilde yaratıldık.

Soru: Ama bunu fark edene kadar, neye karşı sorumlu tutulabiliriz? Bunu ne zaman fark ederim?

Cevap: Bunu ne zaman fark edeceksiniz? Onu her zaman kendinizden uzaklaştırıyorsunuz. Anlamak ve “Evet, bu benim ve ben olacağım” demek istemiyorsunuz. Ama sonra virüs gelir ve sizi biraz hayata döndürmeye başlar.

Soru:  Bu, bir tür aşı icat eden bilim adamları ve sürekli olarak virüs ve felaketler gönderen doğa arasında hiçbir çatışma olmadığı anlamına mı geliyor?

Cevap: Aşıları icat etmek ne kadar zor olursa olsun, doğa yine onları darbeleriyle örtecek, böylece aşıların bizi kurtaramayacağını anlayacağız.

Koronavirüse Aşırı Tepki Mi Veriyoruz ? (Quora)

Çıplak gözle göremediğimiz küçücük bir parçacık, yüz binlerce insanı enfekte etti ve öldürdü ve dünyanın sosyo-ekonomik temellerini sarstı.

Bu virüse karşı aşırı tepki mi veriyoruz yoksa bu, bir şekilde kaçınılmaz olan yeni  insan ilişkileri sisteminin başlangıcı mı?

Koronavirüs hayatımıza girmeden önce, her birimizin birbirinden kâr elde etmeye çalıştığı, başkalarını ne kadar iyi kullanırsak, o kadar başarılı olabildiğimiz bir prensip ile yaşadık.

Bir sistemin içinde doğduk ve büyüdük ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. Böyle yaparken,  birbirimize ve dünyaya karşı gittikçe daha zehirli hale geldik.

Sonra Koronavirüs ortaya çıktı.

Koronavirüs bizlere birbirimizin üstüne çıkma mücadelemizi yatıştırdığımızda, ekolojik ortamımızın hızla toparlandığına dair net bir örnek göstermiştir.

Koronavirüs hayatımıza girmemiş olsaydı bunu bilebilir miydik?

Sanmıyorum.

Bu nedenle, sosyal mesafe koşullarını sürdürmenin ve bir tedavi aramanın yanı sıra, kendimizi virüsün bizi uyardığı yeni bir insan ilişkileri sistemine adapte etmek akıllıca olacaktır.

Bu yeni insan ilişkileri sistemi ne olabilirdi?

Öncelikle herkesin ihtiyaçlarını karşılama gerekliliğini kabul ettiğimiz bir yer olurdu.

Dahası, böyle bir farkındalığa ulaşmak, bugünün küresel insan toplumu arasındaki karşılıklı bağımlılığımızı öğrenerek ve böyle bir öğrenme yoluyla birbirimize olan ilgimizi artırarak sağlanacaktır.

Sadece kendimiz ve ailelerimizin güvencede olmasını istemek yerine, diğerlerine karşı olan endişemizi de arttırırız: bu, toplumun tüm üyelerinin ihtiyaç duydukları miktarda gıda, barınma, sağlık ve eğitim miktarına ve kalitesine sahip olmasını istemektir.

Genel olarak insan toplumu için yaşamın temel unsurlarının olduğundan emin olmanın yanı sıra, insan ilişkilerindeki yeni sistem, diğer eski materyalist insanlarla çekişme paradigmasının yerini, sosyal açıdan katkıda bulunan diğer insanlarla çekişme yönünde, yeni bir paradigma ile yer değiştirecektir.  Diğer bir deyişle, elimize geçirdiğimiz maddi varlıklara değer vermek ve komşularımızınkinden ve dostlarımızınkinden “daha büyük, daha iyi ve daha hızlı” şeyler istemek yerine, değerlerimiz birbirimizin topluma katkısını takdir etmeye yönelecektir.

Böyle bir sistemde yine de rekabet ederiz,  ancak rekabetimiz toplum için gittikçe daha faydalı hale gelen bir rekabet olacaktır yani topluma katkıda bulunabileceğimiz en yüksek değeri sunmak için yarışarak olacaktır.

Koronavirüs dönemi bize, ben merkezli bir dünyadan toplumun faydasını merkeze yerleştirdiğimiz bir dünyaya doğru bu yönde bir değişim yapma fırsatı sunuyor.

Bu adımı, Koronavirüse karşı en uygun tepki olarak görüyorum ve bu nedenle bunun, virüse aşırı tepki verip vermediğimiz değil, toplumumuzu geliştirmek için en uygun şekilde tepki verip vermediğimiz meselesi olduğunu düşünüyorum.

Birbirimizle ve doğa ile daha fazla denge ve uyum sağlamak için hayatta bir kere fırsat elimize geçirmiş bulunuyoruz ve bundan en iyi şekilde yararlanabileceğimizden çok umutluyum.

Karantinadan Sonra Ne Yapmalıyız?

Kuşkusuz, Koronavirüsün üstesinden gelmenin tek yolu, pandemi tarafından ele geçirilen, tüm dünya hakkında endişelenmektir. Virüs bize Mesih döneminde, “Son Nesil”in koşulunda, tüm dünyayı etkileyen durumda yaşadığımızı gösteriyor.

Virüs bizi yok etmek için değil, bizi biraz sarsmak, birleşik cephe olarak savaşan, tek bir küresel doğa ile karşı karşıya olduğumuzun farkındalığına getirmek için geldi. Bizler doğayı en düşük, maddi seviyeden en yüksek manevi dereceye kadar yok etmek üzereydik.

Maddi seviyede, cansız, bitki ve hayvan dünyalarını ve insanları, egoizmimizle acımasızca yok ettiğimizi zaten biliyoruz. Firavun dünyamızda en üstün şekilde hüküm sürüyor ve “yedi açlık yıl” çoktan geldi, çünkü bu dünyada hiçbir şey bizi doyuramaz. Egoizmin açık açık hüküm sürdüğü bir dünyada yaşamaya devam etmek imkansızdır. Ya bu dünyanın üzerinde yükseliriz ya da muazzam darbelerle karşı karşıya kalırız.

Üst dünyaya nasıl gireceğimizi bilmeliyiz. Musa’yı yani tüm insanlığı egoist dünyadan çekip Kızıl Deniz’e getiren gücü grubumuzun içinden inşa etmeliyiz. Bu egoist dünyada yaşamaya devam etmek imkansızdır.

Cansız, bitkisel ve hayvansal doğanın bu dünyadan ayrılmamızı ve daha yüksek bir manevi dereceye yükselmemizi nasıl beklediğine bakın. Hepimiz yükselirsek hayvanlar, balıklar ve bitkiler nasıl sevinirdi!

Tüm dünyada ve evrendeki tüm doğa sakinleşecek ve dengeye gelecektir. İnsanın egoizmi müdahale etmeyi ve her şeyi kontrol altına almayı bırakırsa, her şey huzurlu ve mutlu olacaktır.

İlerleyecek bir yerimiz yok. Karantina kaldırıldıktan sonra doğaya zarar vermeye ve nükleer savaşı beklemeye devam etmek için aynı eski şeye dönmek isteyebilir miyiz? Virüs öncesi durumumuza, hayatımızın ne kadar mantıksız ve anormal olduğuna ayık bir şekilde bakalım.

Doğanın genel durumu ile belirli bir benzerliğe ulaşmak gerekir çünkü insan tüm varlıkların en üst seviyesindedir. Bizler, birleşmeli ve tüm dünya için sorumluluk hissetmeliyiz.

“Son nesil”, yaratılış programını uygulamak zorunda olan nesildir. Koronavirüs de bize küresel ölçekte bu uygulamaya ne kadar geç kaldığımızı gösteriyor. Bu şekilde yaratılışı dengesizliğe getiriyoruz ve tüm bu virüsleri tezahür ettiriyoruz.

Sokaklara çıkamayabilir veya bir araya gelemeyebiliriz, ancak bunun üzerinde içsel birliğe, insanlar arasında doğru ilişkilere ulaşmalıyız. Bu, aramızda duran egoizmin ortadan kalkacağı, onun üstesinden geleceğimiz anlamına gelir. Bunu yaparak, Koronavirüsü ortadan kaldıracağız. Eğer ben başkaları ile iyi, hoş, içsel bağlantılar içindeysem, aramıza hiçbir kötülük gelemez.

Koronavirüs, ışığın yolundan değil, acının yolundan, evrimin doğal seyrinden (Beito) ilerlediğimizin bir işaretidir çünkü bize zorla etki eder. Işığın yolu, zamanın hızlandırılması (Achishena), her zaman iyi ve hoş bir şekilde çalışır.

Aramızda iyi ilişkiler kurmak için çabalarsak, aramızda içsel bağ sistemleri kurabileceğimizi ve ihtiyaç duymadığımız, sadece çevreyi kirleten işleri oraya aktaracağımızı keşfederiz. Onları, bir araya getirdiğimiz, konuştuğumuz ve birbirimizi hissettiğimiz içsel seviyeye transfer edeceğiz.

İnsanların şimdi açık mağazalar, restoranlar, kafeler, berber dükkanları ve güzellik salonlarını hayal ettiklerini görüyorum çünkü orada birbirleriyle bir tür bağ kuruyorlar. Fakat doğa bizi yeni bir bağ biçimine zorluyor.

Koronavirüs Karşılıklı Nefretin Bir Sonucudur

Dünyada düzen kurmak için, Yaradan’ın ışığının aramızda ifşa olması ve üst ışık ile aramızdaki bağı doldurması için birbirimizle bağ kurmamız gerekir. Bu dünyanın tüm sakinleriyle olan bağımız sayesinde, onlara tüm dünyayı aydınlatacak olan Yaradan’ın ışığını getireceğiz.

O zaman dünya, Koronavirüsten korkmak ve birbirinden uzak kalmak yerine, hem insanlar arasında hem de cansız, bitkisel ve hayvansal seviye ile yani çevre ile güzel, iyi bağlarla bağlanabilecektir.

Tüm dünya yeni bir bağ ve ıslah derecesine yükselecektir. Bu bütünsel bağ ve ayrılmaz doğa hissi ile dünya, hayatımızdaki her şeyi yöneten ve düzenleyen tek bir güce kavuşacaktır. Bu şekilde, tüm dünya Yaradan’ı hissetmeye ve O’nu edinmeye yaklaşacaktır.

Bu süreç zaten gerçekleşiyor. İlk yumuşak ipuçlarını Koronavirüs’ün yapısından anlamıyorsak, bir dahaki sefere çok daha korkunç bir şekilde ortaya çıkacaktır. Bunun olmasını beklememeliyiz. Koronavirüs hala çok nazik davranıyor ve bizi sadece doğayı yok eden gereksiz faaliyetlerden korumak için bir salgınla tehdit ediyor.

Bununla birlikte, bir dahaki sefere, bir salgın insanlığın yarısını her evi etkileyerek silebilir. Bugünün Koronavirüs ile olan deneyimden öğrenmezsek ve sadece kuaför salonlarına ve otellere nasıl dönüleceğini düşünürsek, doğadan daha güçlü bir uyarı alırız.

Koronavirüs, davranışlarımızı, birbirimize, insanlar arasında ve tüm cansız, bitkisel ve hayvansal doğaya karşı değiştirmemiz gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, yeryüzünde hayatımızı düzene sokmalıyız.

Herkes için açıktır ki hayatımız en iyisi değildir ve düzeltilmesi gerekir. Öyleyse onu değiştirelim ve eskisine geri dönmeyelim. Şimdi, karantinadan sonra normal hayata döndüğümüzde, ilişkilerimizi biraz farklı bir şekilde organize edelim, onları daha fazla düzeltelim, birbirimize daha az zarar verelim ve çevreye daha az zarar verelim. Salgından önce bile, kendimizi değiştirmeye değeceğini söylüyorduk, hadi bunu yapalım.

Salgının deneyiminden ne gibi yararlı sonuçlar çıkarılabileceğini düşünelim, hangi dersleri alabiliriz? Nasıl değişmeliyiz? Belki salgının nedenini bulabilir ve bir daha olmayacağından emin olabiliriz. Birkaç olumlu değişiklik yapmışsak, bunları kaybetmeyelim. Ailemizi, okulumuzu, işimizi biraz değiştireceğiz ve gereksiz ürünler üreten gereksiz işleri ortadan kaldıracağız.

Şimdiye kadar insanların zihninde bir değişiklik olduğunu sanmıyorum. Liderler neler olduğunu anlamıyor ve her şekilde önceki duruma dönmeye çalışıyorlar. Tabii ki, şimdi daha temkinliler, ama ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Bu kötü niyet değildir ama basitçe dar görüşlülüktür, doğada meydana gelen ve Koronavirüse neden olan değişiklikleri anlayamamaktır. Ve bundan sonra değişmeye başlamazsak, bizi bekleyen birçok virüs vardır.

Egoistlerin birleşemediğini görüyoruz: Ne Avrupa’da, ne de Çin, Amerika veya Hindistan’da. Hiç kimse iyi ilişkiler içinde kalamamaktadır, herkes herkese karşı. Ve bu genel tartışmaların üzerinde, grubumuz tek bir slogan altında, ortak bir bağ hedefi olan “ayrılıkların üzerinde bağ kurmak” ile bağlantı gücü haline gelebilir.

Bu önemli değil, bırakın ayrılık kalsın, biz onunla ilgilenmiyoruz; sadece onun üzerinde bir bağ inşa ederiz. Ayrılıklara karşı savaşmak zorunda değiliz çünkü hepimiz farklıyız ve birbirimizden nefret etmekteyiz. Bırakalım bu şekilde kalsın ve bunun üzerine, tüm günahların sevgi ile örtülmesi için, aramızdaki bağın genişlemesini istiyoruz. Bu bizim takip ettiğimiz sloganımız.

Sadece böyle bir sistem dünyayı kontrol edebilir, çünkü kendi içinde büyük bir insan egoizmi ve Yaradan’ın üst gücü olan ortak bir evrensel bağlantı içerir. Bu iki güçle her şeyi yapabiliriz, çünkü o zaman her şeyi kendi içimizde bir araya getiririz ve bir örnek belirleyeyip, bağ yöntemini yayarak dünyayı kontrol edebiliriz.

Koronavirüs olduğu gibi kalır, ona dokunmayız. Koronavirüsün bizim için koyduğu sosyal mesafe kurallarına yani iki metre arayla ve evde karantinaya uymalıyız. Yine de, aynı zamanda, içsel birliğimiz tüm virüsleri yok edene kadar aramızda içsel bir bağlantı geliştiririz. Sonuçta, virüs karşılıklı nefretimizin bir sonucudur.

Dünyamızda, başkalarına karşı nefretle ilgili olan alma arzusundan ve kişinin komşusuna sevgi üreten ihsan etme arzusundan başka bir şey yoktur. Koronavirüs, kendisini bir virüs gibi biyolojik bir biçimde gösteren nefretin sonucudur.

Aramızdaki nefreti biraz azaltalım ya da en azından bunun var olduğunu ve ondan kurtulmak istediğimizi anlayalım. Bu arzu zaten nefreti sınırlayacak ve aynı gün virüsü nasıl iyileştirdiğimizi göreceğiz. Bugün dünya liderlerinin yapması gereken budur.

Twitter’da Düşüncelerim / 12 Haziran 2020

Bize Sina Dağı’nda söylendi: “Eğer birleşmezseniz, bu sizin mezarınız olacak.” Doğanın – birlik yasasını yürütmemiz gerekiyor. Toplam birliğe “sevgi” denir. Doğa bizi her şekilde ona getirecek! Bu nedenle kurtuluş, herhangi bir itilişin üstündeki bağda- sevgide yatar!

Sevgiyi ifşa etmek, dünyada bizi nefretin üstünde birleştiren bir güç olduğunu ifşa etmek demektir. Böylece sevgiye ihtiyacımız olması için nefret tezahür eder. Sevgi olmadan nefret ıslah edilemez. Bu iki güç birbirini ifşa eder ve tamamlar.

Bizim zamanımızda, sadece sevgi bizi kurtarabilir, yani tüm farklılıkların üstünde birlik. Çocuğumda hoşlandığım hiç bir şey olmasa bile, onu hala severim! Sevgi hiçbir yasa bilmez: “sevgi tüm günahları örter” Bu öğrenmemiz gereken bir sevgidir!

Amerika’da patlak veren isyanlar tüm dünyaya yayılıyor ve dinmeyecek. Yeni virüsler ve terör gelecek, hepsi bizi sevgiye götürmek için. Sevmek için bir sebep yok, ama biliyorum ki sevmezsem sonum getirilecek, bu dünyanın da.

Koronavirüs’ten önce anlaşıldığı gibi küreselleşme öldü. Küresel bir egoist dünya artık işlemiyor. Bu, bunun sadece egoizmi iptal ettikten sonra mümkün olduğunu anlayanlar için açıktır. Ya da daha ziyade, üzerine yükselme. Belki, çünkü aksi takdirde insanlığın sorunları aşılamaz!

Sadece onu istememiz gerekiyor, saklamamız değil fakat sevginin gücünü giderek daha fazla ifşa için çabalamak zorundayız. Bu her şeyi düzeltecek!

Sevgi, doğanın en yüksek niteliği, Yaradan’ın niteliğidir. Bu bize gelince ve içimizde kıyafetlendiğinde, aramızdaki gerçek bağın ne olması gerektiğini göreceğiz. Her şey düzelmiş olacak!

Toplumda karşılıklı nefret ve çatışma, her şeyden önce sevginin gücü ile düzeltilebilir. Bütün nefret sevgi tarafından örtülecektir. Yakında nefret patlayacak, birbirimizi öldürmeye başlayacağız, hiçbir şey bizi durduramayacak. Sevginin gücünü yukarıdan, Yaradan’dan çekmeliyiz.

Bir kişi, Yaradan’a dua, MAN’ı başka hiç kimsenin yükseltemeyeceği şekilde yükseltir. Hiç kimsenin indiremediği üst ışık olan MAD’i Yaradan’dan çeker. Ve her ruhun bu tür eylemleriyle, Adem’in tüm ruhunu dolduran Genel Işığın ıslahının sonu gelir.

Genel sistemde, herkesin Islah Eden Işığı getirmesi ve daha sonra vücuttaki hücrelerin çalışma şekline benzer şekilde tüm ortak ruhu besleyerek başkalarına iletmesi gereken kendi parçası vardır. Bu onun sorumluluğudur, çünkü vücut sadece bu tür hücrelerde yaşar.

Her bireyin, tüm insanlara ve Yaradan’a ihsan etmek için ıslah edilmesi gereken bir arzusu vardır. Kişi, Adam HaRishon’un ortak ruhunun sisteminde aktif bir element olmalı. Yaradan’dan kişisel olarak çekebileceği bu küçük miktarda ışık, başka hiç kimse tarafından çekilemez.

Adam Doğanın Bir Ürünüdür

Soru: Dünyanın eski haline dönmeyeceğine ilişkin bir görüş var. Önceki boyutlarda ki gibi turizm olmayacak. Moda, sanat ve sporda da değişim muhtemeldir. Tıbbi kontroller nedeniyle ülkeler arasında gidiş gelişin çok zor olacağı söyleniyor.  Kişi sağlıklı olduğunu kanıtlamak zorunda kalacak ve ancak o zaman bir ülkeye girmesine izin verilecek. Doğal olarak sağlık bilgisi herkese açık olacaktır. Ancak bizler egoist bir topluluk olduğumuzdan dolayı, bu iyiliksever olmayan amaçlar için kullanılabilir.

Gelişmiş ülkelerin, üçüncü dünya ülkelerinden birinin bazı yöneticileri hakkında bilgi sahibi olacağını düşünün: onun tüm hastalıkları, zihinsel bozuklukları, cinsel deneyimleri, vb. Doğal olarak, böyle bir kişi seçime hazırlanıyor olsa, onun üzerinde ne gibi etkileri olacağını hayal edebiliyor musunuz?  Savaşa gerek yok. Bir yöneticinin etkilenmesinin olası yollarını anlayabilirsiniz.  Bütün bunlar insanlığı bir sonraki gelişim aşamasına mı götürüyor?

Cevap: Her şeyden önce, bir sonraki aşamadan bahsediyorsak, o zaman farklı olacaktır, o yıkımın değil, gelişimin bir aşaması olacaktır. İkincisi, kişinin bir şeyden korkması veya utanması gerektiğini düşünmüyorum.

Hepimiz doğanın ürünleriyiz.  Ve doğa tarafından bizlere verilmiş belirli eğilimlere sahipsek, onları özellikle gizlememeliyiz. Sadece bizim toplumumuzda her şey çok abartılıdır. Benim için kim ve ne olduğunuz ne farkı eder ki?  Kendinizi nasıl memnun ettiğiniz, ne yediğiniz ve hangi filmleri izlediğiniz kendi işiniz.

Bu durumu, insan toplumunun belirli bir azgelişmişliği olarak görüyorum. Neden böyle şeyleri dikkate almalıyız ki?  Bu tamamen kişisel ve insani bir durumdur.

Her birimiz ana-baba ocağından getirdiğimiz birçok farklı alışkanlığa sahibiz.  Sonuçta, yiyeceklerde tam olarak neyi sevdiğinizi herkesle paylaşmazsınız. Biri kurbağaları, diğeri eti tercih eder, üçüncüsü süt ürünlerini veya sadece sebzeleri sever.

Soru: Peki, niteliklerimizde çok fazla çeşitlilik olması gerçeği ile ilgili herhangi bir sorun görüyor musunuz?

Cevap: Kişinin manevi gelişimine dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum.  Hayvansal bedeninin nereye çekildiği önemli değildir. O, doğa tarafından yaratılmıştır ve değiştirmek söz konusu değildir. Bu nedenle kişi, bunun üzerinde olmalıdır; fiziksel bedeni sonsuz ruhtan ayırmalı ve sadece ona yönelmelidir. Hayvani bedene ihtiyaç duyduğu şeyi verin, daha fazlasını değil.

Koronavirüs Bize Ne Öğretecek?

Soru: Koronavirüs bizi, birbirimize yakın olmaktan korkar hale getirdi. Bu, insanlar arasında daha büyük bir ayrılığa neden olmaz mı?

Cevap: Virüs bizi birbirimizden daha uzak mesafeye götürmez, birbirimize nasıl doğru bir şekilde yaklaşmamız gerektiğinin farkındalığına götürür.

Şimdiye kadar, egoistler olarak, başkalarına sadece onları kendi yararımıza kullanmak için yaklaştık, bu nedenle virüs bizi birbirimizden uzaklaştırmaktadır. Çok uzak olmayan bir gelecekte bizlere, birbirimize karşı doğru niyete, içsel eyleme nasıl sahip olacağımızı öğretecek, böylece birbirimize zarar vermeden yaklaşacağız. Bunu yakında göreceksiniz.

Koronavirüs çok karmaşık ve çok yönlüdür. Bu sadece bir virüs değil, içimizde tezahür eden ve ilişkilerimiz açısından kendimizi yeniden programlamamızı sağlayan, doğadan gelen bilge bir programdır.

Soru: Virüs neden bir yıl önce değil de şimdi ortaya çıktı?

Cevap: Genel olarak, bu soru her zaman vardır. Buna nasıl cevap verileceğinden emin değilim. Sadece doğa üzerindeki etkimizin belirli bir eşiğe ulaşması, bu noktada da onun bizim üzerimizde olumsuz etkilerine neden olmamızdır.

Gerçek şu ki bu olumsuz değildir; aksine, bizi ıslah eder, ileriye götürür

Virüs, Olumsuz İkincil Etki Bırakabilir Mi?

Soru: Bir virüs olumsuz ikincil etki bırakabilir mi? İnsanlık buna nasıl tepki vermeli ki bu olumsuz olmasın?

Cevap: Virüsten sonra kötü bir şey olmayacak. Umarım o bizi iyileştirir.

Aslında, Rabash’ın yazdığı gibi, o bir hastalıktan ziyade bir tedavi olacaktır. Virüs bizi egoizmden iyileştirecek, biraz daha yükseğe çıkaracak, temizleyecek ve birbirimize yeni gözlerle bakmamızı mümkün kılacaktır, böylece birbirimize karşı o kadar egoist, o kadar kötü olmayacağız.

Bu nedenle, virüsten sonraki yaşam çok daha kolay, çok daha iyi olacaktır. Sanırım bunu yakında göreceğiz. Ama önümüzdeki birkaç ay içinde değil. Bu o kadar hızlı olmayacak.