Category Archives: Çocuk

Okulda Notlara Gerek Yok

Yorum: “Okul size mutlu olmayı öğretmez.” On bir yaşında bir çocuğun yazdığı şey buydu.

Cevabım: Doğru! Bugün okulda sadece donukluğun, itaatin ve mutluluğun bastırılmasının normal koşullar olduğunu gösteriyorlar.

Soru: Fakat prensip olarak, okulun sloganı şöyle mi olmalıdır: “Çocuklara mutlu olmayı öğretmeliyiz”?

Cevap: Evet, mutlu insanlar yetiştirmeliyiz.

Dünyaya, hayata, arkadaşlara, öğretmenlere ve ebeveynlere karşı doğru tutumu öğreten bir okula ihtiyacımız var ve bu, bir başkasının size verdiği notları gerektirmez, daha ziyade size öğretildiğinde kendinize not vermenizi gerektirir.

Soru: Bu tür beklentiler küçük bir çocuktan bile beklenebilir mi?

Cevap: Hedefimiz bu olmalı. Çocuğa öyle açıklamalıyız ki, kendisi dersleri, kitapları, öğretmenleri değerlendirebilsin.

Yorum: Yani çocuk şöyle diyebilmeli: “Bugün formda değildim. Bunu okumalıydım ve bunun üzerinde biraz çalışmalıydım.”

Cevabım: Bu iyi.

Soru: Hata yapma korkusu var. Okul, hata yapmanın mümkün ve gerekli olduğunu öğretmez. Bu arada, on bir yaşındaki çocuk böyle diyor. Sizce hata yapmalı mı?

Cevap: Onunla aynı fikirdeyim.

Soru: Öyleyse hata önemli bir şey midir? Ve insan hata yapmak zorunda mı?

Cevap: Bu kaçınılmazdır.

Soru: Peki ya hata yaparsam?

Cevap: Sorun değil. Onu düzelteceğim, ondan hatasız yaptığım bir şeyden daha fazla öğreneceğim.

Soru: Yani bu, kusursuz bir şekilde ilerlemenizden daha mı önemli?

Cevap: Sürekli hata yaparız ve kendimizi düzeltiriz, hatalar yaparız ve kendimizi düzeltiriz.

Yorum: Alaycılık, sınıf arkadaşlarının alay konusu olması, çoğu zaman çocukları alay konusu yapan öğretmenlerin hatasıdır.

Cevabım: Böyle bir toplumda yaşamak için çocuğa toplumla, çevreyle doğru bir ilişki kurmanın mümkün olduğu öğretilmeli; bu hep var olacaktır, ta ki doğamızı düzeltinceye kadar. İnsan doğası, başkalarının önüne geçme isteğini zorunlu kılar.

Soru: Ve şimdi beni küçümsemiş olmaları, bu sadece insan doğası mı?

Cevap: Evet, bu onların doğasıdır, hiçbir şey yapılamaz. Ama onların doğasını anlamalı ve bir şekilde, bir yolla, onları affetmeli, oldukları gibi kabul etmeliyim. Belki bu yolla onları ıslah bile edebilirim.

Soru: Ve bunun aynı zamanda benim doğam olduğunu hissetmeliyim; aynısı ve ben de aynısını yapabilir miyim?

Cevap: Doğal olarak evet.

Soru: Yani “insan doğası”, “insan bencilliği” gibi kavramları ilkokuldan itibaren mi vermek istiyorsunuz?

Cevap: Hatta daha da erken.

Yorum: Ödev miktarı. “Bence ödev çocukların başarısını ve eğitimini etkilemiyor,” diyor on bir yaşındaki çocuk.

Cevabım: Bence ödevler okula karşı tiksinti ve nefret yaratıyor. Ve bu yüzden gerekli değil. Gerekli olan şey şudur: Çocuğun okula gitmesi (ona ne öğretilirse ve nasıl öğretilirse öğretilsin, iyi ya da kötü, az çok ilginç), ama oradan döndüğünde üzerinde bu ödev yükü olmamasıdır.

Soru: Yani “Acilen bunu yapmam lazım, yarın okula nasıl gideceğim!” yükü altında kalmasın diye. Peki ödev yerine ne olmalı?

Cevap: Ödev yerine kesinlikle serbest zaman olmalı, biraz yapılandırılmış ama çocuk tarafından özgürce hissedilen bir zaman, kendi istediği şeyle meşgul olabileceği.

Soru: Kendi başına mı? Yani kendi ilgi alanını bulması için mi?

Cevap: Evet, herkes bir şeylerin içinde. Eskiden birçok kulüp vardı. Şimdi muhtemelen yok.

Yorum: Sanmıyorum. Eskiden Pioner Evleri, kulüpler vardı.

Cevabım: Kocaman bir Pioner Evi vardı! Ve çok sayıda kulüp vardı, hepsi ücretsizdi. Gidip istediğine yazılıyordun. Hatta birkaç tanesine birden, eğer hoşuna gidiyorsa! Gidip eğitim alıyordun.

Yorum: Modelcilik kulübünü, radyo kulübünü hatırlıyor musun?

Cevabım: Evet, hiçbir şey için para ödemezdiniz. Ben mesela fotoğrafçılık kulübüne de gidiyordum. Fotoğraf kağıdı, kimyasallar, hepsi bedavaydı. Tamamen ücretsizdi! Bu inanılmaz bir şeydi!

Yorum: Ve kulüp öğretmenleri çocuklara ne kadar sıcak davranırlardı!

Cevabım: Evet, o tür karaktere sahip insanlar çalışıyordu orada.

Soru: Tüm bunlar nereye kayboldu? Neydi bunun kötü olanı?

Cevap: Zaman! Zaman değişti. Kötü bir döneme girdik.

Yorum: “İçine düştük,” hikâyenin adı bu olmalı.

Cevabım: Evet.

Yorum: “Okul seni yetişkinliğe hazırlamıyor,” diyor bu çocuk.

Cevabım: Aslında bence hiçbir şey seni yetişkinliğe hazırlayamaz. Sadece içine atılırsın, girdaba düşmek gibi. Hepsi bu. Ondan sonra herkes kendi başının çaresine bakar.

Soru: Yetişkinliğe hazırlık ne demek, eğer bu konuda konuşuyorsak?

Cevap: Burada özel olarak, tamamen net, gerçekçi hayat senaryoları oluşturmak gerekir.

Soru: Okulda mı? Çocuklar bunların içinden çıkmayı, bunlarla baş etmeyi öğrensinler diye?

Cevap: Evet, tartışmak için vs. Öte yandan, bazı kalıplar vermek ama gerçekçi olanlar. Mesela: “Şu durumda ne yapardın…” ve bir hikâye verirsin.

Yorum: Biliyor musunuz, bu çocuğun sonucu çok ilginç. Diyor ki: “Bence okulda ana ders, birbirimizi anlamayı öğreten bir ders olmalı. Sonuçta iletişim kurabilmek en önemli şey.”

Cevabım: Kesinlikle doğru!

Yorum: Sanki sizi dinliyor gibi.

Cevabım: Onu Milli Eğitim Bakanı yapalım. Hepsi bu. ☺

Yorum: Bilgiye gerek yok, sadece böyle sonuçlara varın.

Cevabım: Ve tüm bu bakanları da alıp okula gönderelim.

Aşırıya Kaçmayın

Soru: Çocuğunuzu yeni spor ayakkabılar, tabletler veya oyuncaklarla satın almaya çalışmayın. Peki, bir çocuğu nasıl “satın alırsınız”?

Cevap: Ona arkadaşı olduğunuzu, onunla sözüm ona aynı seviyede olduğunuzu göstererek. Ve bunun için kendinizi ne kadar çok yeniden yaratmanız gerektiğini, ne kadar değişmeniz gerektiğini bir düşünün.

Soru: Evet, değişmesi gereken benim. Peki “arkadaş” kelimesiyle ne demek istiyorsunuz?

Cevap: Onu anlıyorsunuz, ona yardım etmeye, destek olmaya hazırsınız. Önemli olan onu anlamaktır.

Soru: Gelişim kursları, kulüpler, ders dışı etkinliklerle aşırıya kaçmayın. Çocuğun çocukluğunu doğal bir şekilde yaşamasına izin verin.

Ne demek doğal bir çocukluk yaşamak?

Cevap: Genel olarak evet. Çocuk ne istiyorsa onu yapmalıdır.

Soru: Bu kadar mı?

Cevap: En nihayetinde, o zaten arzularını ve düşüncelerini arkadaşlarından alıyor. Yani aslında bunlar onun arzuları ve düşünceleri değil. Ama yine de onu cesaretlendirin.

Yorum: Ama siz etrafınızın bestecilerle, müzikle çevrili olduğunu söylemiştiniz. Ve yavaş yavaş…

Cevabım: Bu bana herhangi özel bir şey vermedi.

Soru: Ama bu size müzik kulağı kazandırdı. Kesinlikle müzik kulağınız var. Hala çocuklara seçme özgürlüğü verilmesini düşünüyor musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Sözünüzü tutun. Bir kez söyleyin ikincide yapın. Çocuğu kandırmamak için ona hiçbir şey vaat etmemek daha mı iyi olurdu?

Cevap: Hayır, ama çocuk yetiştirme konusunda bir şeyler yapmak istiyorsanız, hem söz vermeli hem de sözünüzü tutmalısınız.

Soru: Hatalar yapmasına izin verin. Finli akademisyenler şöyle diyor: “Ne harika bir hata!” Yani, bir hata için şöyle bile diyebilirim: “Aferin. Hata yaptın.” Böyle bir yaklaşım kullanılabilir mi?

Cevap: “Aferin” ile değil. Ama hatayı bulup düzelttirerek. Burada bir hatan var. Ama Bu bir suçlama değil, onu kınamıyorsunuz.

Soru: “Çocuğunuzu aşırı sevmekten korkmayın.” – insanlar böyle der. “Aşırı sevmek” ne demektir?

Cevap: Aşırı sevgi göstermemek, özellikle de bunun engel teşkil edebileceği durumlarda.

Soru: Sevgi engel teşkil edebilir mi?

Cevap: Elbette. Her şey ölçülü ve dengede olmalıdır.

Neden Bir Çocuk Yük Hâline Gelir?

Soru: Eskiden insanlar tanışır, aile kurardı. Çocuk sahibi olmak mutluluktu. Size garip bir soru sorayım: Çocuk sahibi olmanın ebeveynler için mutluluğu neydi?

Cevap: Geleceklerini çocukta görmek.

Soru: Peki bu böyle mi olmalı?

Cevap: Evet, elbette. Çocuklar doğmalı ve aile soyunu devam ettirmelidir.

Soru: Bugün bu durum ortadan kalkmış gibi görünüyor. Birdenbire, birçok çift için çocuk bir yük haline geldi. Neden?

Cevap: Egoizmimiz bizi böldü, birbirimizden uzaklaştırdı, herkesi kendi köşesine sıkıştırdı ve hepsi bu.

Soru: Peki egoizmin buna neden ihtiyacı var?

Cevap: İşleyişi bu şekilde. Egoizmimiz, yalnızca kendimize odaklandığımızda ve yalnızca ona hizmet ettiğimizde bundan fayda sağlar.

Yorum: Ve egoizmimiz, bize en yakın ve en değerli olan şeydir; biz ise onun bize yük olduğunu söylüyoruz.

Cevabım: O en yakın ve en değerli olan değildir. Ona yük diyoruz çünkü içimizdeki gerçek “çocuğumuz”la ilgilenmemize engel oluyor!

Soru: Yani bu “ben,” yani egom, en yakın ve en değerli olan mı?

Cevap: Evet.

Yorum: Nerelere geldik! Merak ediyorum, sonra ne olacak?

Cevabım: Daha da kötüleşecek. Herkesin kendi köşesine çekilip kimseyle konuşmak istemediği bir hâle geleceğiz. Hepsi bu! Sadece pizza ve kola ya da başka bir şey sipariş edeceğim.

Soru: Peki sonra ne olacak? Sürekli insanlığı bir çıkmaza doğru sürüklüyoruz.

Cevap: Bu bir çıkmaz. İnsanlık kendi çıkmazını görmeli. Ama bunun gerçekten bir çıkmaz olduğu netleştiğinde, işte o zaman bu çıkmazdan bir uyanış doğacak, böyle devam edemeyeceğimiz anlaşılacak.

Soru: Bundan önce bir uyanış olamayacağını mı düşünüyorsunuz?

Cevap: Hayır, bence bu idraka ulaşmalıyız. Başka bir deyişle, savaşlar, ayaklanmalar, şiddetli patlamalar olmamalı, fakat umutsuzluk ve çıkmazın açık bir farkındalığı olmalı. O zaman düşünmeye başlayacağız: “Ne yapmalıyız?” Ve sonra hatırlayacağız: “Dur, bir zamanlar Kabalistlerden bir şey duymuştum.”

Soru: Evet, rafımda bir kitap var, kaydedilmiş bir video var, vs. Yani bakıp düzeltmeye doğru ilerlemeye başlayacaklar mı?

Cevap: Bundan eminim.

Soru: O hâlde biz de sürekli olarak bunu damlatmalı, raflara, bilgisayarlara koymalı mıyız?

Cevap: Kesinlikle! Başka seçeneğimiz yok.

Soru: Hep aynı sonuçlara varsak bile mi?

Cevap: Fark etmez. Büyüyen ve gelişen küçük bir çocuğunuz varsa, ona ne yapması gerektiğini ve nasıl düzgün davranması gerektiğini söylemeye devam etmek zorundasınız. Onu kendi hâline bırakamazsınız.

Akıllı Telefonla Çocuk Yetiştirmek

Soru: 43 yaşında ve beş çocuk babası olan Justin Smith, kendi YouTube kanalını oluşturdu. Çocuklarının sürekli akıllı telefonlarına yapışık olduğunu fark ettiğinde, onlarla başka bir şekilde iletişim kuramayacağını anladı. Bu kanalda, kendisi hakkında konuşuyor – nerede çalıştığını ve dünyayı nasıl gezdiğini anlatıyor. Bundan sonra çocuklarıyla bu şekilde iletişim kuracağına inanıyor, zira aradaki uçurum o kadar büyük ki, artık çocuklarla doğrudan konuşmak mümkün değil. Onların olduğu yerde olmak gerekiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bence bu kesinlikle doğru. Çocuklar dikkatlerini tamamen ekranlara kaydırmış durumda. Dünyayı görmüyorlar, manzaraları görmüyorlar. Onları doğaya götürseniz bile, yine de akıllı telefonlarına bakmaya devam ediyorlar.

Uçağa biniyorlar, uçakla ilgilenmiyorlar. Gemiye biniyorlar, gemiyle de ilgilenmiyorlar. Her zaman ekranlarına bakıyorlar. Ekranlarında bir uçak gösterirseniz, ilginç gelir; bir gemi gösterirseniz, o da ilginç gelir; bir manzara gösterirseniz, o da ilginç gelir. Ama sadece ekranda!

Yani, artık tamamen farklı bir algıları var ve bunu dikkate almamız gerekiyor. Başka ne yapabilirsiniz ki?

Yorum: Diyelim ki manzaralardan koparıldılar. Ama bu süreçte, babalarından ve annelerinden de koparıldılar.

Cevabım: Hayır! Babaları ve anneleri ekranın önünde, tam önlerinde duruyor. Çocuk için bu çok net. Ama gerçek hayatta birini gördüklerinde, bu net değil.

Bir kafede veya başka bir yerde otururken bile birbirleriyle konuşmuyorlar; sadece akıllı telefonları aracılığıyla iletişim kuruyorlar. Peki, bunu nasıl önleyebilirsiniz? Ne yapabilirsiniz? Geri dönüş yok.

Tüm dünyamız sanal. Annemi ve babamı bana gerçek gibi görünen ekranda görmekle (gerçekte var olmasa da, içimde bir imge oluşturuyor) akıllı telefonumda görmek arasında ne fark var? Kabala’nın bakış açısından hiçbir fark yok. Her şey sadece algı meselesi. Duygularımızı biraz değiştirdik ve çocuklar dünyayı daha “klip gibi” algılamaya başladılar. Buna uyum sağlamamız gerekiyor. Başka yolu yok.

Ve ne kadar çabuk uyum sağlarsak, çocuklarla o kadar çabuk iletişim kurabiliriz. Ve birdenbire, kendimizi bu akıllı telefonun içine koyduğumuzda, sadece anne ve babanın konuşan kafaları olarak, onlara her şeyi, her türlü filmi gösterebileceğimizi keşfedeceğiz! Ve onlar bunu anlayacaklar, asıl önemli olan bu. Aksi takdirde, bizi anlamayacaklar. Bir çocukla konuşuyorsunuz ama o cihazına bakıyor.

Soru: Onların çocukluklarından mahrum bırakıldıklarını düşünmüyor musunuz?

Cevap: Onlar hiçbir şeyden mahrum bırakılmadılar! Onlar için bu çocukluktur. Ve yakında çocukluk daha da sanal hale gelecektir. Ne istiyorsunuz, mağaralara geri dönmek mi?

Yorum: Ben bahçelere geri dönmek isterim.

Cevabım: Gerek yok! Bu sizin nostaljik anınız ama onlar için böyle bir şey yok. Onlar için nostalji sadece akıllı telefonlar için. Onlara her seferinde daha gelişmiş bir akıllı telefon verin, hepsi bu, başka bir şeye ihtiyaçları yok.

Soru: Bu sonunda neye yol açacak?

Cevap: Kişinin tüm dünyayı bir ekran aracılığıyla algılayabileceği ve dünyanın kendisinin var olmadığı gerçeğinin farkına varılmasına. Var değil! Şelaleler mi? Ekran üzerinde şelaleler bulabilirsiniz. Bunu bulursunuz, şunu bulursunuz. İnsanların bana söylediği her şey, duyduğum her şey, hepsi gözümün önünde.

Bu arada, hiçbir yere seyahat etmeme bile gerek yok. Neden gereksin ki? Her şey gözümün önünde. Tüm evren, tüm küçük Dünya, her şey orada. Harika! Herhangi bir arkadaşımı arayıp onunla sohbet edebilirim. Hiçbir yere koşmama gerek yok. En fazla bir araya gelebiliriz ama o zaman da ne için? Herkes yine kendi ekranına baksın diye mi?

İnsanlığın, bu küçük telefonların yerini alacak araçlar yaratacağından eminim ve özel gözlüklerle, gözlüksüz veya başka bir şekilde önümüzde harika şeyler göreceğiz. Bunu içimizde hissedeceğiz.

Aslında bu, gerçek dünyaya yönelik bir yaklaşımdır, sadece kendi içimizde algıladığımız mekanik dünyamıza değil. Aslında önümüzde ne olduğunu bilmiyoruz çünkü bu gerçeklik görüntüsü içimizde oluşuyor.

Çeşitli güçler içimde bu gerçeklik resmini çiziyor. Öyleyse neden bu “gerçeklik” uğruna kopmalıyım? Neden bu duvarlara, tüm bu şeylere ihtiyacım var? Neden? Sonuçta, tamamen farklı bir durumda yaşayabiliriz.

Yorum: Ama insanlar dünyayı dolaşmayı seviyorlar…

Cevabım: Biz onu yaratacağız, yapacağız ve o şekilde seyahat edeceğiz!

Soru: Hisler aynı mı olacak?

Cevap: Daha da iyi olacak! Benim yaşımda bastonla nereye seyahat edebilirim ki? Ama bu şekilde, maymun gibi sarmaşıklardan sallanabilir, yüzebilir, okyanuslara dalabilirim – her şeyi yapacağım! O ben olacağım.

Soru: Bu iyi bir şey mi?

Cevap: Neden olmasın? Zaten şu anda da hayali bir dünyada yaşıyoruz. Ve gerçek dünyaya, kendimizin yaratacağı dünyaya doğru ilerliyoruz.

Sonunda insanlık, sadece bir akıllı telefon ve hayvansal bedenini tatmin etmek için asgari düzeyde bir şeye ihtiyaç duyduğu bir duruma ulaşacak. Bunda ne var ki?

Robotlar, kendimizi doyurmak için ihtiyacımız olanı bize sağlamak için çalışacak. Akıllı telefonuma baktığımda neyle doyacağımı umursamıyorum, diğer her şey orada.

Tarih, coğrafya, iletişim, seyahat, uçuşlar, romanlar, istediğiniz her şey, hepsi orada. Neden bunların hepsine dışarıda ihtiyacım olsun ki? Neden bu büyük kuleleri ve tüm bunları inşa edelim?

Harika! Bu dünyayı memnuniyetle karşılıyorum. Torunlarım için üzülmüyorum, onlar için mutluyum! Çünkü özünde, bizden aldıkları dünyadan çok daha iyi bir dünya inşa ediyorlar.

O Zaman Çocuğun Hiçbir Sorunu Olmayacak

Bir çocuğa nasıl tepki verdiğiniz, Yaradan’ın ona nasıl tepki vereceğini belirler.

Soru: Yani Yaradan, benim aracılığımla çocuğa tepki veriyor mu? Bu farkındalıkla yaşarsam, buna eğitim denir mi?

Cevap: Evet, böyle yaparak çocuk ile Yaradan arasında bağ kanalları açarsınız.

Soru: Yaradan, benim aracılığımla çocukla bağ mı kuruyor? Yaradan’ı çocuğa açmam mı gerekiyor?

Cevap: Evet.

Yorum: Bu inanılmaz bir sorumluluk!

Cevabım: Sanki onları birbirleriyle tanıştırıyormuşsunuz gibi.

Soru: Harika! Söyler misiniz, bu farkındalık çocuk daha doğmadan önce bile ebeveynlere gelmeli mi?

Cevap: Genel olarak, evet. Bunu birden fazla kez konuştuk.

Soru: Evet konuştuk, ancak ondan sonra milyonlarca sorumuz var. İnsanlar için bu sadece ilginç değil, hayati önem taşıyor. Ama aslında, bunu hiç sizin az önce: “Çocuk için kendim aracılığıyla bir kanal açıyorum.” dediğiniz gibi söylemedik.

Böylesine sıcak ve sevgi dolu bir yetiştirilme tarzından sonra, çocuk nasıl bu kadar soğuk bir dünyaya çıkabilir?

Cevap: Çocuk dünyayı doğru algılarsa, hiçbir sorunu olmaz. Dünyanın, en azından kendisi, ebeveynleri, evi vb. ve yabancılar olarak çok katmanlı olduğunu hissedecektir. Tüm bunları doğru bir şekilde nasıl ilişkilendireceklerini bilecekler.

Soru: Bu, ebeveynlerin çocuğa Yaradan’ı başarıyla ulaştırdığı anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet.

Eğer Bir Kız Babasız Büyürse

Bir İzleyiciden:

Harika bir kız çocuğum var. Ama hasta doğdu. Kocam bizi terk etti. Ve ben mutluyum. Bu normal mi? Soruyorum çünkü sürekli çocuğun bir babaya ihtiyacı olduğunu söylüyorsunuz. Ve ben Sveta’m için henüz başka bir baba aramak istemiyorum.

Cevabım: Arama, kız çocuğunun bir babası olmak zorunda değil.

Yorum: Öyle mi? Aslında bu yeni bir haber.

Cevabım: Hayır, bu onun yaşam şeklidir; kız çocuğu annesiyle birlikte ve hepsi bu.

Soru: Aslında hasta çocuk doğduğunda babanın gitmesi elbette anne için bir darbe oldu. Ve artık bir aile kurmak istemiyor. Yani bu şekilde devam edebilir mi?

Cevap: Evet, devam edebilir.

Soru: İki kadın birlikte yaşar. Bunun bir tür kökü var mı – erkek çocuğun babaya ihtiyacı var ama kız çocuğun yok?

Cevap: Bir erkek çocuk bir gün babasına, yetişkin bir erkeğe ihtiyaç duyacaktır ama bir kız çocuğu duymayacaktır.

Soru: Ama şöyle diyorlar: “Kaderimiz Kadın”, yani kadın tarafında sürekli bir tür boşanmalar yaşıyoruz. Bu bir devam filmi olmayacak mı?

Cevap: Hayır.

Soru: Anne kızına yalnız kalmanın iyi olduğunu anlatmayacak mı?

Cevap: Bence anlatmayacak. Kızın babasıyla şu anda eksikliğini hissettiği şeyi belki daha sonra erkeklerle çıkmaya başladığında hissedecek; o zaman bu iletişim eksikliğini giderecektir.

Soru: Genelde bir kız bir erkekle tanıştığında onda kimi görmek ister? Babası gibi mi görünmeli? Yoksa başka bir şeyi mi vardır? Bir keresinde bir erkeğin bir kadınla tanıştığında onda annesini aradığını söylemiştiniz.

Cevap: Kesinlikle öyle.

Soru: Peki bir kız bir erkekle tanıştığında onda ne arar?

Cevap: Bu daha karmaşık bir durum. Belki de büyükbabasını düşünüyordur.

Soru: Peki diyelim ki babasını görmediyse, hayatında kocasının benzemesini istediği adamı mı hatırlıyor?

Cevap: Evet.

“Depresif Gençlere Büyük Ölçekte Nasıl Yardımcı Olabilirim?” (Quora)


Bana öyle geliyor ki geçmişte insanlar daha basit hayatlar yaşarken, çocuklar daha mutluydu. Aile ve sosyal bağlar hayatımızı doldururdu ve ebeveynlerimize, komşularımıza ve genel olarak insanlara daha yakındık.

Bugün ekranlara yapışmış, birbiriyle hiçbir şey yapmak istemeyen bir nesilde yaşıyoruz. Bizim neslimizin ebeveynleri de genellikle çalışmakla meşguller ve bence ergenlik depresyonunun, biz ebeveynlerin çocuklarımızı ihmal etmesiyle çok ilgisi var.

Bu nedenle ebeveynlere daha az çalışmalarını ve çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmelerini tavsiye ederim. Plaja gitmek, futbol maçına gitmek gibi birlikte çeşitli aktiviteleri yapmalılar ve en önemlisi aktiviteler ebeveynler ve çocuklar tarafından birlikte yapılmalıdır.

Bugünün aileleri bağ kurmaktan büyük ölçüde mahrum kalıyor ve bu nedenle ebeveynlerin çocuklarıyla bağ kurmak için daha fazlasını yapmasının bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

“Eğitim Ne Kadar Önemli?” (Quora)


Öncelikle eğitim nedir? Eğitim, üzerimizde olan her çeşit çevresel etki anlamına gelir – herhangi birimiz ve herhangi bir tür etki, özümsediğimiz her şey. Doğal olaylar, hayvanlar, yaşadığımız bir orman veya okyanus olabilir. Gün boyunca kaynaştığımız bir toplum veya birkaç topluluk olabilir. Dışımızdan özümsediğimiz her şey bizi etkiler ve değiştirir. “Eğitim” teriminin genel anlamı budur.

Sürekli eğitim alıyoruz. Bilerek veya bilmeyerek, her gün yeni olan ve bizi eğiten bir atmosfer ve çevre ile sarılmış durumdayız. Bu nedenle, eğitimi tartışıyorsak, aldığımız etkilerin kasıtlı olarak bize mi, her bir kişiye mi yönlendirildiğini – onları belirli bir yönde şekillendirdiğimizden dolayı – veya etkinin kasıtsız ve görünüşte rastgele olup olmadığını kesin olarak ayırt etmeliyiz.

Daha sonra, günlük olarak aldığımız çevresel ve sosyal etki türlerini ve ait olduğumuz toplum türlerini de incelememiz gerekir. Çevresel ve sosyal etkilenmelerimizin incelenmesi ve seçimi, yaşamlarımızda nasıl ilerlediğimiz açısından çok önemlidir, ancak aynı zamanda toplumun bizi nasıl etkilediğini de bilmek zorundayız, çünkü aksi takdirde şu anda nerede olduğumuzu ve nereye varacağımızı bilemeyiz.

Geleceğimizi ve insanlığın veya belirli bir ülkedeki tüm toplumun geleceğini, hayattaki izlenimlerimizin sonucu olarak görmeliyiz. Bu tür izlenimler amaçlı olarak bize yönelikse ve düşüncelerimizi, değerlerimizi ve davranışlarımızı etkiliyorsa, bunu dikkate almalıyız. Bu, çocuklarının suç, uyuşturucu ve diğer olumsuz unsurların etkilerinden kurtulmasını isteyen ebeveynlere benzer. Ebeveynlerin çocuklarına karşı net olması gibi, yetişkinler için de bu böyledir. Ayrıca, sosyal etkilenmelerimiz, internet, televizyon, filmler, radyo ve benzeri diğer medya aracılığıyla özümsediğimiz şeyleri de içerir. Her şey bizi etkiler, bu nedenle içinde bulduğumuz çevreyi ve değerleri yeniden gözden geçirmeli ve etkilenmelerimizin olumlu mu olumsuz mu olduğunu ve gelişmemizi uyumlu ve barışçıl bir duruma yönlendirmek için ne tür çevresel ve sosyal etkilere (yani ne tür bir eğitime) ihtiyacımız olduğunu kontrol etmeliyiz.

Böyle bir eğitim yöntemini bazı yerlerde tartışıyorum ve ilgileniyorsanız, daha fazla bilgi için Quora biyografimdeki bağlantıları takip etmenizi tavsiye ederim.

İçsel Dünyanın Yankıları

Soru: Ebeveynler neden otistik çocuklara bağlanır? Bunun, ruhlar düzeyinde bir tür kalıcı bağlılık olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Ebeveynler bu tür çocuklara çok bağlıdırlar çünkü içsel dünyanın yankılarını onda hissetmeye başlarlar.

Gerçek şu ki, otistik bir kişinin dışsal davranışı ile içsel özü arasında bir fark vardır. Dıştan çarpık olabilir, dıştan tepki vermeyebilir, varsa hareketleri ve tepkileri çok sınırlıdır. Ancak onunla iletişim kuranlar, yanında olanlar onu anlamaya ve hissetmeye başlar.

Bizim bakış açımıza göre bunların içinde, mutsuz insanların kocaman bir içsel dünyasını keşfederler. Otistik insanlarla iletişim kurmaya başladığında, diğerleri onlardan ne kadar minnettarlık ve anlayış geldiğini hissederler. Bu, ebeveynleri, erkek kardeşleri, kız kardeşleri ve bakıcıları bu tür çocuklara çok bağlar.

Basitçe hepimiz hayvanız. Ruh ancak biz onu geliştirirsek içimizde belirir. Bu nedenle, hayvansal seviyede birbirimizi iyi hissediyoruz. Tek fark, bu dünyayı otistik insanlardan daha iyi hissetmemizdir. Onlar da içsel hissiyatlar dünyasını daha iyi hissederler.

Sizce Eğitimin Gerçek Amacı Nedir? (Quora)


Eğitimin gerçek amacı, Bu modelin özünün arzumuz olduğu, birlikte olmak için bizde olmayan bir içsel model inşa etmektir. Bu arzuda, “İyi bir insan” olarak düşündüğümüz şeyin imajını, içimizde iyi bir insanın, iyi bir insanın ne olduğuna dair bir imajın olacağına dair şekillendirmek isteriz, böylece karşılaştığımız dışsal her şeyi o görüntüyle karşılaştırabilir ve karşılaştığımız şeyin bizim için doğru, iyi ve değerli olup olmadığını veya tam tersini kontrol edebiliriz.

Örneğin, çocuğumla ya da küçük torunumla konuştuğumda, ona iyi ve doğru bir yaşam biçimi vermek istiyorum ama gerçek ve hayali olmayan bir yaşam biçimi. Onun içinde tam olarak kendini gerçekleştirmiş bir insanın ne olduğuna dair küçük bir imge yaratmak istiyorum, böylece hayatı her zaman bu küçük imgeyle bağlantılı olarak görebilir ve karşılaştığı şeyin doğru, iyi ve değerli olup olmadığını ve bir şeyleri düzeltmesi mi yoksa onlardan uzaklaşması mı gerektiğini anlayabilir. Bu imaj, onun hayatını yön veren bir pusula gibi olmalı. Genel olarak eğitimin amacı budur. Bu süreç içinde, çeşitli kilometre taşlarından geçerek gelişiyoruz; örnekler, çeşitli oyunlar ve alıştırmalar yoluyla, tam olarak kendini gerçekleştirmiş bir insanın bu imajını ve şeklini oluşturuyoruz.