Category Archives: Birlik

İlgi Alanlarına Dayalı Bağ

Soru: Kabala çalışmayan insanlarla birleşemeyeceğimizi söylediniz. Bununla ne demek istediniz?

Cevap: Eğer bir şey çalışıyorsam, genellikle çalışmalarıma yakın olan insanları ararım. Eğer bir şeye ilgi duyuyorsam, aynı ilgi alanlarına sahip insanları tercih ederim. Baal HaSulam’ın kastettiği budur.

Tüm ülkelerde, tüm kıtalarda bu şekilde gruplar oluşturuyoruz. Kendimiz hakkında bilgi yayıyoruz ve bize katılmak isteyen herkes davetlidir.

Geleceğim Neye Bağlı?

Çevre ve öğretmen, bir insanın geleceğini belirleyen tek faktörlerdir. İnsan her an kendi koşulunu, yukarıdan gerekli her şeyi aldığı ve ona kalan tek şeyin doğru çevreyle bağ kurmak olduğu bir durum olarak görmelidir.

Ve böyle bir çevre her zaman yakınımızdadır; tek ihtiyacımız olan onu seçebilmektir. Bu bizim tek özgür seçimimizdir çünkü diğer her şey zaten bundan kaynaklanmaktadır.

İşte bu yüzden, besinimi nereden aldığım, kiminle bağlantılı olduğum, kimlerin beni etkilediği dışında hiçbir şey için endişelenmem gerekmez! Yani, her zaman kendimle ilgili değil, bağlı olduğum dış çevre hakkında düşünmeliyim. Bir insan gelişimini, hayatını ve kaderini yönetmek istiyorsa, yalnızca kimlerle temas halinde olduğunu düşünmelidir.

Ama bu, insan için tamamen doğasına aykırıdır! Sonuçta, biz sürekli kendimizi düşünürüz: Ben kimim, neden varım, bana ne olacak? Hayatımın anlamı nedir?

Sizin tüm bu sorularınız, iç dünyanıza yöneliktir ve doğrudur! Ama onları nasıl çözeceksiniz? Onların çözümlerini neye bağlayacaksın?

Kabalistler, çözümün yalnızca çevreye bağlı olduğunu açıklar. İşte bu yüzden, hemen üzerimde etkili olan dış güçlere dikkatimi yöneltmem gerekir; çünkü onların bana olan etkisi, bütün geleceğimi belirler.

Ve özünde, bu dışsal değildir, tek bir ruhlar sistemidir, manevi bedenimin ayrılmaz bir parçasıdır, orada, parçalanmanın meydana geldiği ve ıslah edilmesi gereken yerdir. Ve ancak orada bir şeyleri değiştirebilirim çünkü diğer tüm arzularla hiçbir şey yapamam.

Bu, sanki kendini bir arşive gömmek ve önceden belirlenmiş uzun olaylar dizisinin protokolünü okumak gibidir. Çevreyi ancak bir şekilde etkileyebilirim. Ve dikkatimi bundan başka bir şeye harcamak üzücüdür.

Bir Çıkış Yolu Var!

Umutsuz bir durumun çaresiz kurbanı, değiştiremeyeceği bir kaderle karşı karşıya olsa bile, kendini aşabilir, kendini geliştirebilir ve böylece kendini değiştirebilir (Viktor E. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı).

Kişi mutlak olanın, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinin farkına vardığında, kendini değiştirmenin gerekliliğini anlar, bir şeyler yapmanın, dünyada doğru bir varoluş sürdürmenin tek yolunun, şu andan itibaren, bir sonraki anda, bir sonraki anda ve bir daha sonraki anda, kendini değiştirmek olduğunu anlar. Ve böylece, adım adım, her an kendini değiştirecek şekilde hayatını yaşar.

Soru: Öyleyse siz aslında çıkmazları hoş mu karşılıyorsunuz?

Cevap: Tabii ki! Başka nasıl olabilir ki? Eğer bir kişi çıkmaz bir yol hissetmezse…

Soru: Yani umutsuz bir durum sizin için bir çıkış yolu mu?

Cevap: Evet, bu küçük bir oyuncak araba gibidir. Bir şeye çarpar ve dönmeye başlar. Tekrar çarpar ve tekrar döner. Ve tüm olasılıklar tükenene kadar denemeye devam eder, ta ki bir çıkış yolu olduğunu keşfedene kadar.

Soru: Öyleyse, bir çıkmazdan diğerine geçen bir kişi, sonunda bir çıkış yolu bulur mu?

Cevap: Elbette, her şey programlanmıştır.

Soru: Öyleyse prensipte, ben bir insan olarak çıkmaz yollara bir tür şükran şarkısı mı söylemeliyim?

Cevap: Kesinlikle! Bu, bizim oluşumumuzun büyük gücüdür.

Yorum: Ama ben her zaman bu çıkmazlardan kaçınmak isterim. Herkes onlardan uzak durmak ister.

Cevabım: Çıkmaza girmeden doğru bir kararı gerçekten verebilir misiniz?

Yorum: Pek olası değil.

Cevabım: Hiç değil.

Soru: İnsanlık bugün hangi doğru kararı vermelidir? Bu, küresel ölçekte çok önemli bir soru.

Cevap: Cevap her durumda aynıdır: kendini iptal etmek.

Soru: Bu “kendini iptal etmek” kavramı, öğrencileriniz için anlaşılır bir şey mi?

Cevap: Bu, herkes için de anlaşılabilir hale gelmelidir.

Soru: Peki, “kendini iptal etmek” ile neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Bu, ne yapacağıma karar vermemem, hedefi belirlememem, kendim için hayal kurup onu gerçekleştirmeye çalışmamam anlamına gelir. Tek bir şey yapabilirim: başkalarının hedeflerine ulaşabilmeleri için kendimi onların önünde iptal etmek.

Başkalarına yardım etmek dışında kendime başka bir hedef belirlediğimde, bu onların yoluna engel olduğum anlamına gelir. Kendimi feda edersem, onların hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olurum. Sonuç olarak, herkes tam da bu şekilde meşgul olmalı; başkalarının hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak.

Soru: O zaman benim “ben”ime ne olur?

Cevap: İşte o zaman bu “ben” kolektif bir ortak benlik olarak ortaya çıkar ve içinde doğanın üstün gücü, var olan ve yol gösteren tek güç ortaya çıkar.

İnsanın Eşsiz Görevi

Herkesin hayatta kendine özgü bir işi veya amacı vardır; herkes yerine getirilmesi gereken somut bir görevi yerine getirmelidir. Bu görevde kimse onun yerini alamaz, hayatı da tekrarlanamaz. Dolayısıyla, herkesin görevi, onu yerine getirme fırsatı gibi eşsizdir (Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı).

Soru: Kendimize ve başkalarına bu şekilde mi bakmalıyız? İnsanları bu şekilde mi görmeliyiz?

Cevap: Evet, her bir kişiye, onların eşsiz bireyler olduğu şeklinde.

Soru: Bu, onların hayatını üstüme alamayacağım, onları zorlayamayacağım vb. anlamına mı geliyor?

Cevap: Hiçbir şey yapamazsınız.

Soru: Eğer hepimiz benzersizsek, ne tür bir ilişki kurmalıyız? Benim hayatım ve onun hayatı eşsizse, bu ne anlama geliyor?

Cevap: Her an olağanüstü koşullarda olduğunuzu ve bunu mutlak etkileşim kurallarına, yani sizin ve çevrenizdeki dünyanın mutlak dengesine göre değerlendirmelisiniz.

Soru: Savaş sırasında sayısız kayıp olduğunda ne yapmalıyız?

Cevap: O zaman bu tür duygular daha da keskinleşir.

Soru: Yani öldüren kişi ve kendini savunan kişi bir şekilde bu koşula mı gelir?

Cevap: Herkes değil. Ama kişi gerçek, samimi olarak kendini gerçekleştirmeyi düşünürse, her hayatın taklit edilemez ve eşsiz olduğu sonucuna varır.

Mükemmel Duaya Doğru

Ruhun yükselişi ve tamamlanması, öncelikle tüm ruhların birleşip, tek olmasıyla gerçekleşir; çünkü o zaman onlar Keduşa’ya [kutsallığa] yükselirler, çünkü Keduşa [ihsan etme] tektir. Bu nedenle, ruh olan dua [ıslah için Yaradan’a yakarış], öncelikle ruhların birliğine bağlıdır. (Breslov’lu Rabbi Nachman, Likutey Halachot, “Sinagog Kuralları”, 1).

Bir dua esas olarak topluluk içinde [grup içinde, onlu içinde] edilmelidir, yalnız değil… (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”).

Elbette, tüm isteklerimizi birbirleriyle karşılaştıramayız; henüz çabalarımızın nasıl şekillendiğini, hangi yönlere odaklandığını, birbirimizi nasıl düzelttiğimizi, nasıl desteklediğimizi ve hepsini tek bir tatta nasıl birleştirdiğimizi görecek kadar yeterince yönlendirilmiş değiliz.

Bu nedenle şöyle denir:

Dua esas olarak topluluk içindedir yalnız değil, böylece kişi ayrı ve yalnız kalmaz, çünkü bu Keduşa’nın tam tersidir. [Yaradan’a ihsan etme] … kutsal topluluğu bir araya getirmeli ve bir olmalıyız (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”, Birinci Kural).

Tamamen kişinin kendi çabalarından doğan, bu ortak arzunun yükselişi, tam bir duadır.

Bunu nasıl başarabiliriz? Bu bizim asıl sorumuzdur, çünkü sadece Yaradan’a dönerek, “MAN yükselterek” yani bizi bir araya getirecek ve birliğimizde Yaradan’ı ifşa edecek olan ihsan etme niteliğini alma arzusuyla, tüm sorunlarımızı çözebiliriz. Ve bizim aracılığımızla tüm dünya bu ifşayı hissedecek.

İnsanlar birdenbire dünyada ihsan etme niteliğinin olduğunu ve bunun alma niteliğinden daha büyük olduğunu anlamaya başlayacaklar. Alma niteliği yani egoizmimiz, sadece engin, daha yüce, sonsuz, mükemmel dünyayı bizden gizler.

Çin’in Kadim Bilgeliği

Yorum: Kadim Çin bilgeliği şöyle der: “Her zaman olayların aydınlık tarafına bakın. Ve eğer aydınlık tarafa yoksa, karanlık olanları parlayana kadar cilalayın.”

Cevabım: Çünkü dünyadaki her şeyin arkasında üst ışık vardır. Ve size karanlık varmış gibi göründüğü yerde, o olgu parlamaya başlayana kadar kendinizi “cilalamalısınız”. Çünkü her olgunun içinde, onun içinde, üst ışık vardır.

Soru: Yani bunun karanlık değil, aydınlık olduğunu görmek için kendimi mi parlatmalıyım?

Cevap: Evet. Egoizminizi silin ve etrafınızdaki dünyanın sadece basit üst ışıktan oluştuğunu göreceksiniz.

Yorum: “Hayatın sırrı genç ölmektir ama mümkün olduğunca geç.”

Cevabım: Evet, çünkü genç olmak her zaman ileriye doğru çabalamaktır. Gençlik yıllarla ilgili değildir. 200 yıl yaşayıp yine de genç kalabilirsiniz ya da 20 yaşında bile yaşlı, tükenmiş bir insan olabilirsiniz.

Her şey sizin özleminize bağlıdır! Hayatın anlamını edinme arzusuna sahipseniz, o zaman daima gençsinizdir. Bu en önemli şeydir. Bu hem size hem de içinde bulunduğunuz topluma, çevrenize bağlıdır. Ama hiçbir koşulda özleminizin yok olmasına izin vermemelisiniz. Bu çok önemlidir.

Soru: Öğretmeninize “koşucu” deniyordu. Sizin için o gerçekten genç miydi?

Cevap: Onun yanında, yaşlı olan bendim. Aramızda kırk yaş bir fark vardı. O 1906’da doğmuştu, ben ise 1946’da. Çok güçlü, kuvvetli, enerjik, sürekli ileriye doğru çabalayan biriydi ve işte bu yönüyle gençti.

Yorum: “Vazgeçme isteği, zaferden hemen önce en güçlü hâlini alır.”

Cevap: Evet, durum her zaman böyledir. İnsan hedefe yaklaşırken, tuhaf bir şekilde bir zayıflık belirir: “Neden? Niçin? Yoruldum. Olamaz. Asla.”

O anda, kişi hedefe yönelik arzusu için sınandığını anlamalıdır. Bunu başarmak için, kişi yeni bir şey, daha da büyük bir istek eklemelidir. Daha fazla dürtü, tutku, değerlerin takdiri ve hedefin önemi aşılanmalıdır. Ve sonra hedefe ulaşacaktır.

Soru: Yani pratik olarak yakındır, ancak önünde tırmanamayacağı bir dağ mı vardır?

Cevap: Evet. Bu yüzden, o dağa koşarak çıkmak, tırmanmak için şimdi hedefin önemini artırmalıdır.

Soru: Peki, bu nasıl olur?

Cevap: Bu, hedefin önemi sayesinde içsel gücün harekete geçirilmesidir.

Soru: Ama mantıken, insan hedefe yaklaştıkça daha fazla güce sahip olmaz mı?

Cevap: Hayır, bu bir koşucu gibidir; son aşamada gücü sanki tükenmiş gibi gelir. İşte o anda, yeni bir kaynağı, ikinci bir nefesi devreye sokmalıdır. İnsan bunu öğrenir ve o zaman başarılı olur.

Yorum: “Kusursuz bir dost yoktur. Eğer kusur ararsan, sonunda dostsuz kalırsın.”

Cevabım: Elbette. İnsan bunu anlamalı ve dostu kusurlarıyla birlikte sevmelidir. Ve bu kusurlar dostunuzda olsa bile, aslında onlar sizin kusurlarınızdır.

Soru: Yani bir dosta baktığınızda, aslında kendinize mi bakıyorsunuz?

Cevap: Evet. Bu kusurların, sizin içinizde olduğunu anlamalısınız.

Yorum: Ama biz tam tersini yapıyoruz. Genelde çevremizdeki dünyayı eleştiriyoruz.

Cevabım: Kesinlikle, eleştiriyoruz. Ama aslında her şeyi kendi içimizde algılamamız gerekir. Bu çok zor!

Yorum: Başarısız olan işletmelerin çoğu, arkadaşlarla kurulanlardır. Sonrasında birbirlerinden nefret ederler.

Cevabım: Onlar eğitimli değillerdir. Bütün sorun bu, insanlığa birbirleriyle doğru bir şekilde nasıl ilişki kuracakları öğretilmiyor. Ve bu konuda hiçbir şey yapamıyoruz.

Her insan tam bir egoist! Ve insanlar bu şekilde yetiştirilmeye devam ediyor. Ne kadar fazla egoizme sahipsen, başkalarının önüne geçme şansının o kadar fazla olduğuna inanılıyor. Ama sonunda gerçek başarının, başkalarıyla doğru ilişki içinde olmak anlamına geldiğini anlamıyoruz.

Dünyanın egoizm yüzünden yanıp tükendiği bir koşula çoktan ulaştık. Artık egoistçe ilerleyemez hale geldi. Tüm büyük hayallerimiz ve diğer her şey sönüp gidiyor.

Ve geriye tek bir şey kalıyor — nasıl var olmaya devam edeceğiz? Bu, ancak birbirimizle olan bağımıza değer vermeye başlarsak mümkün olur. O bağın içinde bir amaç, boyutlar ve bambaşka bir dünya keşfedeceğiz.

Soru: Bir dostluğu sonuna kadar nasıl sürdürebileceğinize dair en önemli tavsiyeyi verebilir misiniz?

Cevap: Başkalarında gördüğünüz kötülüğün tamamen içinizde olduğunu anlamalısınız. Çevrenizde kötü olan hiçbir şey yoktur; sadece kendinizsiniz. Çevrenizdeki her şeyde güzel bir dünya görene kadar kendinizi ıslah etmeye çalışmalısınız. O zaman kendinizi manevi dünyada, Aden Bahçesi’nde bulacaksınız. İçinizdeki cehennemi cennete dönüştürün ve cennette olduğunuzu göreceksiniz.

Ama içinizdeki cehennemi değiştirmezseniz, cehennemdeymişsiniz gibi görünecektir.

Başkasında cehennem görüyorsanız, o sizin içinizdedir. Kendinizi değiştirin, harika bir dünyada olduğunuzu göreceksiniz.

Yorum: “Benim erdemlerimden söz ettiklerinde benden çalıyorlar. Kusurlarımdan söz ettiklerinde ise bana öğretiyorlar.”

Cevabım: Evet, bu doğru. Kabala’da denir ki, bir dost, kusurlarınızı onun aracılığıyla keşfettiğiniz kişidir. Çünkü bu şekilde ilerlemenize yardımcı olur.

Sizi öven kişiler yolunuzu zayıflatır; sizi gereksiz bir üstünlük, mükemmellik vb. duygusuyla doldururlar. Hiç yardımcı olmazlar.

Olumsuz niteliklerinizi hissettiğiniz kişiler arasında gerçekten gelişirsiniz.

Bu, bir dostun, yanında kendini rahat hissettiğin “Seninle kendimi iyi hissediyorum, çok hoş,” dediğin biri olmadığı anlamına gelir. Hayır, tam tersine. Gerçek dostlar, sizi uzaklaştırıyor gibi görünen ve yakınlaşmak için çaba göstermeniz gerektiğini hissettiğiniz kişilerdir. Sizi kendinizin ötesine geçmeniz için harekete geçirenler, gerçek dostlarınızdır.

Yorum: “Görünmez bir kırmızı iplik, zamana, mekâna veya koşullara rağmen kaderde buluşacak olanları birbirine bağlar. İplik, uzayabilir veya dolaşabilir, ancak asla kopmaz.”

Cevabım: Elbette. Çünkü başından beri hepimiz birbirimize bağlıyız. Herkes zaten kendi koşulu içinde var olur. Ve eğer ortak ruhun ıslahı sonucunda bir şekilde birbirimizle karşılaşmamız gerekiyorsa, bu zaten manevi genlerimiz tarafından önceden belirlenmiştir.

Bu yüzden, karşılaşmalarımız veya ayrılıklarımızda tesadüfi değildir. Endişelenmeyin.

Önemli olan, gelişiminizin her aşamasında başkalarıyla karşılaştığınızda olabildiğince nazik, dostane ve samimi olun. O zaman asla hata yapmaz ve her zaman ruhunuzun ıslahı yönünde ilerlersiniz.

Hiçbir şey tesadüf değildir. Tüm karşılaşmalarımız önceden belirlenmiştir. Bu kaderdir!

Kendin İçin Mi Başkaları İçin Mi Yaşamak Daha İyi?

Soru: “Kimseye aldırış etmeyin, sadece kendiniz için yaşayın.” Böyle bir tavsiye hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bu hiçbir şeyi çözmez. “Kendin için yaşa”, yani kendim için yaşayacağım, başkasını düşünmeyeceğim. Ve sonra ne olacak?

Yorum: Bir gün aynı şekilde öleceğim, bu açık. Beni endişelendiren herkesin beni unutacak olması. Onlara bu kadar sıcaklık verdiğim herkese.

Cevabım: Bunu söylemeye gerek yok. Unutacaklar.

Soru: O zaman beni herkes, hatta uğruna çok iyilik yaptıklarım bile unutursa sonuç nedir?

Cevap: Başkalarının içinde yaşamaya niyetim yok çünkü onlar da ölümlüdür. Peki, onlara yatırım yapmamın ne anlamı var?

Soru: Amaç nedir?

Cevap: Sadece Yaradan’a yaklaşmak için.

Soru: Yani benim kendi bireysel amacım var mı?

Cevap: Elbette, aksi takdirde, insanlar ne içindir?

Yorum: “Başkaları için yaşıyorum” dediğimde, sanki başkaları için yaşıyormuşum gibi geliyor. Ama siz, “Yaradan’a yaklaşmak için başkaları için yaşıyorum” diyorsunuz.

Cevabım: Elbette, çünkü başkaları da bugün burada ve yarın yok.

Yorum: Yani diğerleri ve diğer her şey sadece ben hareket edeyim ve Yaradan’a yaklaşayım diye var oluyorlar.

Cevabım: Kesinlikle.

Yorum: Bu, demek oluyor ki, bu amaç her zaman kişinin önünde ana hedef olarak, merkezi bir amaç olarak kalmalı.

Cevabım: Ebeveynlerimin bana ne kadar yatırım yaptığını hatırlayabilirim ve bu asla benden ayrılmaz. Ama torunlarıma baktığımda, onlar pek önemsemez; büyüklerinin onların varlığı için ne kadar fedakârlık yaptığını hissetmezler. Ve böyle devam eder; bir kuşaktan sonra bu his neredeyse tamamen kaybolur.

Soru: Yani bu dünyadaki her şey geçici, gelip geçici ve sadece Yaradan’a yakınlığımız kalıcıdır?

Cevap: Elbette.

Soru: Peki, Yaradan’a yaklaşmak ne demektir?

Cevap: Yaradan’a yaklaşmak, birbirimize karşı sonsuz bir ilgi zincirine girmek demektir. Karşılıklı ilginin sonsuz olduğunu hissetmeliyiz.

Soru: Bu sonsuz mu, yoksa sonsuzluğa mı götürür?

Cevap: Bu, sonsuzluğu algılamaya götürür.

Soru: “Sonsuza dek yaşayabilirsin, sonsuzluğu hissedebilirsin” dediğimizde, gerginleşiyoruz ve bunu reddediyoruz. Acaba bunun nedeni hep kendimiz için yaşamamız mı?

Cevap: Kesinlikle.

Soru: Eğer kendimizi başkalarına yönlendirebilseydik, sonsuzluk artık bir hayal gibi görünmez miydi?

Cevap: O zaman sonsuzluğu hissetmeye başlardık. Sanki başkalarının içinde yaşar ve orada sonsuzluğu hissederdik. Duygularımızla Yaradan’a daha da yaklaşırdık ve zaman yok olur; geriye yalnızca his kalır.

Soru: Yaradan nasıl bir şeydir? “Yaradan’a yaklaşmak” dediğimde, gerçekte neyi arzuluyorum?

Cevap: Başkalarına karşı mutlak ilgiyi. Diğer kişi için!

Soru: Kendi kendimi düşünmeden mi?

Cevap: Eğer kendimi unutup yalnızca diğerini düşünürsem, o zaman sonsuzluğa girerim.

Soru: Peki “karşılığında ne alacağım?” gibi bir düşünce hiç yok mu? Böyle bir şey var mı?

Cevap: İşte bu ödülünüzdür. Tam olarak diğerine karşı tutumunuzda, sonsuzluğu hissetmeye başlarsınız.

Soru: Yani nihai hedef Yaradan’a yakınlık mı ve çevremizdeki her şey bu amaç için mi verilmiş?

Cevap: Evet.

Soru: Peki ya savaşlar, acılar, trajediler ve hastalıklar?

Cevap: Onlar olmadan bunları hissedemezdik. Onlar da gerekli. Kötü eğilim, bizlerin onun üzerinde yükseldiğimizi hissedebilmesi için bilinçli olarak yaratıldı.

Soru: Görevimiz bunların hepsinin üzerinde yükselmek mi?

Cevap: Evet.

Yorum: Anladım. Teşekkür ederim. Bunu bile aydınlattınız. İnsanlar için tüm bu acılar büyük bir sıkıntıdır, ama siz diyorsunuz ki: “O da amaç için.”

Cevabım: Bu gerekli.

Soru: Peki bu olmadan yapılabilir mi? Hayatı sadece sorunsuz bir şekilde geçirmekle?

Cevap: Hayır, bir kişi bunu yapamaz. Öfkeden, kötü eğilimden geçmelidir; aksi takdirde iyiyi hissedemeyecektir.

Yaradan’a Yakarış Nasıl Oluşur?


Soru: Eğer arzumun içindeki his doğrudan Yaradan’a bir yakarışsa, o zaman diğer insanlarla, onlu ya da Kabalisttik bir grup şeklinde kurduğum dışsal bağlantım, Yaradan’a yönelik bir talep oluşturmama nasıl yardımcı olur?

Cevap: Yaradan’a kişisel olarak yalvaramazsınız. Sevdikleriniz, akrabalarınız veya çocuklarınız için talepte bulunmak yardımcı olmaz. Bunu kendi hayatlarımızdan da görüyoruz.

Yaradan’a ancak doğru bir şekilde formüle edilmiş bir taleple, grup aracılığıyla yakarışta bulunmak mümkündür. Eğer ben onluya bağlıysam ve birlikte ortak bir arzu geliştirirsek, o zaman bu arzu Yaradan tarafından hissedilir.

Ben, Malhut olarak, en alttayım. Yaradan, Keter olarak yukarıdadır. On Sefirot (Keter, Hohma, Bina, Hesed, Gevura, Tiferet, Netzah, Hod, Yesod ve Malhut) aracılığıyla Yaradan ile bağ kurmalıyım. Eğer bunu doğru yapmazsam, Yaradan’a ulaşamayacağım. Ve grup aracılığıyla yakarışta bulunduğumda, kendimi iptal ederim.

Bu demektir ki, gruba girmek zorundayım, onun içinde erimeliyim ve o zaman talebim bir dereceye kadar özgecil olur ve kişisel olarak benim olmaz.

İşte Yaradan’a bu şekilde yalvarırız. Aksi takdirde, bunu yapma imkânımız yoktur.

Kendini İyi Toprağa Emanet Eden Tohum

Soru: Kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerden kurtulmasına hangi eylemler yardımcı olabilir?

Cevap: Beni kendimle ilgili düşüncelerden gerçekten ayırabilecek tek eylem, gruba dahil olmaktır. Bağlandığım çevrenin içsel gücünü ortaya çıkarana kadar elimden gelen her şeyi yapmalıyım; o zamana kadar başka hiçbir şey yardımcı olmayacaktır.

İlk başta çevreyi kuru kuma düşmüş bir tohum gibi algılarım. Ama sonra bunun, büyümemi besleyebilecek belirli mineraller ve nem içeren bir toprak olduğunu görmeye başlarım. Bu “nem”, egoizmimi yumuşatabilecek ve ihsan etme niteliğini arzulamaya başlamamı sağlayacak niteliktir. Ve “mineraller”, gelişimim için besin sağlayabilecek Hohma ışığıdır. Bu şekilde, çevreden Hassadim ve Hohma ışıklarını almaya başlarım ve kendimi onun önünde yok saydığım ölçüde büyürüm.

O zaman, kendimi çevrenin önünde iptal etmenin egoistçe de olsa faydalı ve doğru bir karar olduğunu anlarım. Şimdilik bu, egoizmimden kaynaklanır. Henüz özverili bir şekilde ihsan etmeye niyetim yoktur. Onların önünde kendimi iptal etmek isterim ki böylece onların çevresinden beslenip büyüyebileyim. Eğer büyüme yalnızca ihsan etme yoluyla mümkünse, o zaman ihsan etmeyi düşünmeye hazırımdır. Ama şimdilik, bu hâlâ kendi çıkarım için bir hesaplamadır.

İhsan etme niteliğini edinmek ve veren olmak isterim. Bu, özel bir egoizm türüdür; manevi dünyaya doğru götüren bir egoizmdir. Kendimiz için hiçbir hesaplama yapmadan, gerçek ihsan etmeye ulaşana kadar, bu tür giysileri yol boyunca birçok kez değiştirmemiz gerekecektir. Bu arada, bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece ıslah eden ışık bize bu şekli verebilir. Ve yol boyunca, her biri bir öncekinden daha kurnaz ve egoist olan ve hepsi nihai forma zıt olan birçok formu değiştireceğiz.

İlk başta iyi ilerliyormuşuz, ihsan etmeye çoktan yaklaşmışız ve neredeyse manevi dünyaya girmişiz gibi görünür. Sonra aniden tüm bunların hâlâ gizli bir kabullenme olduğu ortaya çıkıyor. Bu şekilde gelişmeye devam ederiz. Önemli olan, çevreden sürekli destek almak, kendimizi onun önünde iptal etmek ve yolda olduğumuz için hiçbir durumdan korkmamaktır.

İhtiyaç duyulan şey, kolektif bir duadır; yani düşüncelerim ve arzularım grubun içsel düşünceleri ve arzularıyla aynı olsun, grubun derinliklerine dalayım ve herkesle tek bir akıntıda öyle bir akmak isteyeyim ki, nereye giderlerse gitsinler, kendimden hiçbir eleştiri almadan ben de gideyim. Buna kolektif dua denir. Herkesin istediğini ben de isterim.

Benim için toplum dışsal bir şey değil, grubun içsel arzusudur; ancak daha sonra aynı gücün tüm dışsal insanlarda da etkili olduğunu keşfedeceğim.

Özetle, doğru şekilde ilerlemek istiyorsam, gruba katılmak için elimden gelen her şeyi yapmalı, dış görünüşe değil, içsel düşüncelere ve arzulara bakmalı ve onlarla birleşmeye çalışmalıyım. Kolektif duanın anlamı budur. Bu toplum neyi arzuluyorsa, neyi hedefliyorsa, ben de onlara katılır ve aynısını arzularım.

Doğru Grup

Soru: İhsan etme niteliği grupta nasıl veya ne şekilde tezahür eder ve ifşa olur? Bu düşüncelerde mi, eylemlerde mi, ortak çalışmada mı, yoksa hislerde mi olur? İhsan etme niteliğinin ifşa olduğu, ıslah olmuş bir grupta bulunan bir kişinin hissiyatını tarif edebilir misiniz?

Cevap: Bir grup, her an, kendini ihsan etme niteliğine doğru düzeltecek gücü içinde bulabiliyorsa, doğru koşuldadır. Bu demektir ki, grupta her zaman düşüşler ve yükselişler olur – farklı kişilerde, farklı zamanlarda – ama her zaman dostlardan birine tutunma, kendini yukarı çekme fırsatı vardır ve böylece iki ya da üç kişi, diğerlerini de yukarı çeker.

Tekneniz mi battı? Ama eğer bu yarı kırık teknede bir kişi bile kalırsa, o diğer herkesin kurtuluşunu sağlar. İşte bu, doğru grup olarak adlandırılır.

Bu şekilde hareket ederseniz, açıkça hedefe doğru ilerliyorsunuz demektir ve o zaman her şey sizin için yolunda gider.