Category Archives: Birlik

Yaradan’ı İfşa Etmek İçin Bir Enstrüman

Çevremde olan her şey ile hemfikir olmamalıyım, çünkü gördüğüm her şey egoist duyularım aracılığıyla algılanıyor. Yine de tüm bunları doğru bir şekilde kullanarak kendimi doğru yola yönlendirmek isterim.

Gerçekliği değiştirmek ya da olduğu gibi bırakmak istemem; algımı, duyularımı değiştirmek isterim, böylece tek bir güç, tek bir enerji, tek bir niyet, tek bir kaynağın ifşa olduğu gerçek resmi görebileyim.

Yaradan’ı doğrudan ifşa etmek için çabalamam, daha çok O’nun ifşa olması için gerekli aracı (Kli) elde etmek için çabalarım. Çünkü benden on kilometre uzaktaki bir şeyi nasıl görebilirim? Dürbüne yani bir araca ihtiyacım var. Yaradan’ı ifşa etmek için gerekli araç ise aramızdaki bağdır. Tüm çabalarımızı yönlendirdiğimiz yer burasıdır.

Birlik olup odaklandıkça, görüşümüzün netliği artar. O zaman, bulanık bir resim yerine, milyarlarca insan, hayvan ve bitki yerine, tek bir gücü ve tek bir kaynağı giderek daha net görmeye başlarım.

Yukarıdaki ışık mutlak bir dinginlik içindedir; ihtiyacımız olan tek şey, onu ifşa etmek için bir araçtır (Kli), nitelikleri ışığın kendisininkine benzeyen bir araç.

Onlu ve dünya grubu, içlerinde bulunan kişiyi korur, tampon görevi görür, dış sarsıntıları yumuşatan bir koruma görevi görür, tıpkı onlunun gizli Sefirot’u gibi.

İnsan her koşula nasıl doğru tepki vermeli? Neler olduğunu anlamıyorum, ne yapacağımı da bilmiyorum. Önemli olan, mümkün olduğunca gruba entegre olmak ve bu enstrümanı kullanmak, kendimi diğerlerine göre sürekli ayarlamaktır.

Onlu içindeki tek bir Sefira olsam da, onu tüm yapıya göre ayarlarım ve sonra benden ne beklendiğini anlarım. Tıpkı bir gitar telinin diğerleriyle karşılaştırılarak ayarlandığı gibi, ben de sürekli olarak gruba göre kendimi ayarlamalıyım; aksi takdirde koşulum değişmeyecektir.

Dostlarım kendimi onlara göre doğru şekilde ayarlamama yardım ettikten sonra, ben onları yükseltmeliyim. İşte asıl çalışmam burada başlar. Bu, sürekli bir değişim ve etkileşim sürecinin gerçekleştiği canlı bir sistemdir.

Manevi Dünyaya Bir Asansör

Mantık ötesi inanç, sürekli geri dönmemiz gereken bir konu. Bununla ilgili olarak, yükselişler ve düşüşler yaşayacağız, tüm çalışmalarımız bu noktaya odaklıdır.

Mantık ötesi inanç, ihsan etmenin almaktan daha üstün hale gelmesidir, yani kişinin ihsan etme gücüyle yaşadığı bir koşula girmesi demektir. Doğal olarak, kişi yükselir ve tekrar düşer, ancak yavaş yavaş bu alanı, “Yaradan’ın kutsadığı alanı” fethetmeye başlar ve burada anlayış, farkındalık ve inanca tutunma arzusu içinde kalır.

Aldığım şeyi kontrol etmezsem, buna mantık ötesi inanç denir. Akıl yürütmediğim için, aldığımı doğrulamadım, sadece körü körüne inandım. Bu tür bir inanç aslında akıldan daha düşüktür; bilgi yoktur, sadece körü körüne inanç vardır. Maneviyatta bu durum inanç olarak kabul edilmez, sadece dinde kabul edilir.

Mantık ötesi inanç için, önce kendi fikrime sahip olmalı ve ona göre neler olduğunu bilmeliyim. Zarfta 1.000 dolar değil, 999 dolar, hatta sadece 1 dolar olduğunu biliyorum, ama yine de onu 1.000 dolar olarak kabul ediyorum. Bu fark, benim manevi derecemi belirler. Bu net iki noktaya sahip olmalıyım; mantık ve inanç, Malhut ve Bina.

Mantık ötesi inanç, o 999 doları tüm kalbimle 1.000 dolar olarak kabul ettiğim anlamına gelir. Elbette, bir mağazada bu şekilde davranmamalısınız, biz bu dünyadan değil, sadece manevi dünyadan bahsediyoruz. Manevi alemde, kişi mantık ötesi inançla ilerlemelidir, çünkü orada kendi anlayışımızın ötesinde, her seferinde daha da fazla Yaradan ile olan ilişkimizi inşa ederiz. Maneviyat, aklın gücüne değil, inancın gücüne dayanır.

Kabalistler’in söylediklerine dayanarak ilerlerim, çünkü kendi egoizmimin görüşüne güvenmek istemem. Üst olanla ilişkide kendimi iptal ettiğim ölçüde, üst olanın aklı ve kalbiyle birlikte ilerleyebileceğim inanç gücünü edinirim.

Maddi dünyada bu işe yaramaz, çünkü tek bir boyut vardır. Ancak manevi dünyada iki derece vardır: ben ve üstteki (üsttekinin AHP’ı). Üsttekinin AHP’nın görüşünü takip ederim. Kendimi üstteki görüşe dahil ederim ve ona bağlı kaldığım için onunla birlikte yükselebilirim. Bu, ancak onun inancım haline gelen görüşünü kabul ettiğim için mümkündür.

Aşağı ve yukarı dereceler arasındaki fark budur. Yukarıdakinin algısında (Kelim) orada 1.000 dolar vardır; benim algımda ise 999 dolar. 1 dolar eksik olduğunu, cebimde 1.000 dolar değil, 999 dolar olduğunu biliyorum, hissediyorum ve anlıyorum. Ama üstte olanın Kelim’inde 1.000 dolar var ve ben içimdeki o boşluğu üst olanın gücüyle dolduruyorum, O’nun sayesinde kendimi bütün hissediyorum.

Mantık ötesi inanç hakkında şöyle denir: “Gözleri var ama görmezler; kulakları var ama duymazlar.” Benim gözlerim, kulaklarım, kalbim ve zihnim var; ben zeki biriyim; kendi seviyemde her şeyi anlıyor ve hissediyorum, “sadece gözlerimin gördüklerine göre yargılıyor”, sağlam bir şekilde ayaklarımın üzerinde duruyorum.

Ama soru şu: Kendimden daha yüksek bir seviyeye nasıl yükselebilirim? Ne tür bir asansörle? “Ben” durumundan “Ben + 1” durumuna yükselmek için, duygularımı ve aklımı daha yüksek bir seviyedeki duygular ve akıl ile değiştirebileceğim asansör nerede?

Bunun için, mantık ötesi inançla gitmeliyim.

Yukarıdan, bana sürekli boş bir alan ifşa edilir ve ben bu alanı inançla doldurmalıyım. İnançla doldurduğumda, bu alanın akılla dolduğunu hissederim. Sonra yine karanlık açılır, inançla doldurulması gereken boş bir alan.

Ve bu inanç gücüyle, bir sonraki dereceye yükselirim ki bu da yine akıl olur.

Bizler böylece büyürüz: İbur–Yenika–Mohin (embriyo–emzirme–olgunluk), her seferinde yükselir ve bize ifşa olan karanlığı ve boşluğu, üstümüzde, bir sonraki derece olarak algılarız.

Yaradan’ın Yüceliği Her Şeyi Örter

Atalarımızın yazdığı gibi (Berachot 32): “Kabalist Şamlay dedi ki, ‘Kişi, her zaman Yaradan’ı övmeli ve sonra dua etmelidir.’ Buraya nasıl geldik? Musa’dan, şöyle yazdığı gibi: ‘Ve o anda Yaradan’a yalvardım.’ Ayrıca yazılıdır ki, ‘Ey Efendimiz, Tanrı’mız, Sen başladın,’ ve ‘Sana dua ediyorum, bırak geçeyim ve iyi toprakları göreyim.’”

Ve Yaradan’ı övmekle başlamak zorunda olmamızın nedeni şudur, birisi, diğerinden başka bir şey istediği zaman, iki koşulun olması doğaldır:

  1. O, ondan istediğim şeye sahiptir; zenginlik, güç ve saygınlık gibi.
  2. Onun iyi bir kalbi, yani başkalarına iyilik yapma arzusu vardır.

(Rabaş, Makale 17, Toplantının Gündemi”).

Soru: İnsan neden önce Yaradan’a övgüde bulunmalıdır?

Cevap: Çünkü hayatta veya dünyada Yaradan’ın yüceliğinden başka hiçbir şey hissetmek istemiyorum. Daha fazlasına ihtiyacım yok.

Bu, tüm düşüncelerimi, arzularımı, eylemlerimi ve dünyaya bakış açımı belirler. Dünya görüşümü şekillendirir ve gerçekliğin doğru bir resmini oluşturur. Yaradan’ın yüceliği her şeyin üstündedir.

Eğer bir tutarsızlık, sorun veya tehdit ortaya çıkarsa, Yaradan’ın yüceliği her şeyi örter. Bunu önüme koyanın, O’nu gözümde daha da yüceltebilmem için bizzat O olduğunu anlarım. Üzerinde çalışmam gereken tek şey budur.

O’na ihsan etmek, O’nun rızası içim hareket etmek ve kendimi düşünmemek için Yaradan’ın yüceliğine ihtiyacım vardır, böylece O’nun önemi egoizmimi gölgeleyecektir.

Soru: Peki Yaradan bu konuda bana yardım eder mi?

Cevap: Eğer O’ndan talep edersem bana yardım etmeye hazırdır. Ama her seferinde, O’ndan talep etmek ve O’nun yüceliğini hissetmem gerektiğine ikna etmek benim için daha da zorlaşır; aksi takdirde, sürekli olarak O’na yönelmiş kalamam.

Soru: Bu, Yaradan’ın sürekli olarak Kendisine dönmemi istemesinden mi kaynaklanıyor?

Cevap: Yaradan kesinlikle Kendisine dönmemizi ister, ancak bizi özgür irademizden mahrum bırakmamak için asla Kendine doğru çekmez.

Soru: Peki, bu tek noktaya saldırmak için mi çevreye (onlu, grup, öğretmen) ihtiyacımız var?

Cevap: Evet, yalnızca Yaradan’ın yüceliğini ifşa etmek için. Tek başıma bunu ifşa edemem. Diğerleriyle çalışmalıyım. Yaradan bana yalnızca onlu aracılığıyla ifşa olur. Onlu, O’nun bana etki ettiği prizmadır.

Soru: Bu durumda, dostlar için dua nedir?

Cevap: Orada ne dostlar ne de “ben” vardır. Orada yaratılışın tamamı, Yaradan’ın yarattığı her şey, ben ve O varız. Yaradan’ın ışığının tüm yaratılanlara iletimi için bir kanal olmak isterim. Yaradan’ın hizmetkarı olmanın anlamı budur.

Her Ruhtan Eşsiz Bir Mesaj

Yaradan için çalışmak isteyen kişi, kendini tüm yaratılanlara dahil etmelidir yani onların arzularını hissetmeli, tüm ruhlarla birleşmeli ve kendini onlara, onları da kendine dahil etmelidir.

İnsan, yalnızca Yaradan ile bağ kurmak için gerekli olanı kendisi için bırakır ve geri kalan tüm arzuları genel yaratılışa dahil olur. Arzu bize sadece bu amaçla yani herkesle bağ kurmak için verilmiştir.

Bunun için, kişinin tüm yaratılanlarla bağ kurması ve onları köklerine kadar yükseltmesi gerekir. Sonuç olarak, her birimizde sadece kalpteki nokta kalır ve diğer tüm nitelikler, arzular ve niyetler yalnızca herkesle bağ kurmak için, herkesin bu kalpteki nokta aracılığıyla Yaradan’la bağ kurmasını sağlamak ve bu kalpteki nokta aracılığıyla da Yaradan’ın yanıtını herkese iletmek için gereklidir.

Bu şekilde çalışan kişiye “Âdem” denir ve tek bir ruhun tüm büyük kabının haznesi olur. Her birimiz böyle bir kişi olabiliriz çünkü herkes kalbinde, Yaradan’la bağ kurduğu ve herkesten Yaradan’a, Yaradan’dan da herkese benzersiz bir mesaj ilettiği, kendine özgü bir noktaya sahiptir.

Anlaşılıyor ki her insan tam bir Adam’dır ve Yaradan tarafından, ruh tarafından yaratılan bu bütün yapı herkese aittir. Ancak her insan kendine özgü bir noktaya sahiptir ve kalpteki nokta aracılığıyla birbirine bağlıdır.

Yaradan, her birimize kalpteki noktayı vererek, diğer her şeyin ona bağlanmasına izin verdi ve onu her birimizin kendine özgü, bireysel, kişisel bir ruhu haline getirdi. Ve sonra kalpteki tüm noktalar tek bir ortak Kli’de: Adem’de birleşir.

Manevi Kimlik Kartı

Mantık ötesi inanç, manevi dünyaya giriş niteliğindedir çünkü tam olarak yerimizi belirleyen şeydir. Kişinin kim olduğunu, insanlıkla, egoizmle, Yaradan’la ve tüm realiteyle ilişkisinde nerede durduğunu gösteren bir kimlik kartı gibidir. Bu tek parametre – mantık ötesi inanç – kişiyi eksiksiz tanımlar.

Günbegün, yavaş yavaş ona girene kadar, mantık ötesi inanç üzerinde tekrar tekrar çalışırız. Bu uzun zaman alabilir, ancak her seferinde bir adım daha ileri gideriz.

Ve ayrıca, her gün bu olguya doğru ilerleyeceğimize ve bunun bir kişinin parçası haline gelip manevi derecesini belirleyeceğine: hakikat dünyasında yani manevi dünyada, dostlarla ve Yaradan’la bütünleşmiş ve manevi merdiveni çıkan bir kişi haline geleceğine, mantık ötesi inançla inanmalıyız.

Görevimizin çaba göstermek olduğu ve Yaradan’ın kurtarışının göz açıp kapayıncaya kadar geldiği söylenir. Bu, tüm dostları sevme özlemi duymaya başladığımız anlamına gelir. Ekrandaki tüm bu farklı yüzler içimde sevgi uyandırır çünkü onlar bana en yakın insanlar, hatta kendi ailemden bile daha yakınlar, çünkü bizler ortak ruh Adam HaRishon sistemi içinde birbirimize en yakın olanlarız.

Ve birinin Afrika’dan, birinin İtalya’dan, üçüncüsünün Uzak Doğu’dan olması önemli değil; bunun hiçbir önemi yok çünkü biz bu dünyanın maddi niteliklerine göre değil, manevi niteliklerine göre yargılıyoruz. Bu anlamda, birbirimize en yakın insanlarız, aynı ruhun yakın parçalarıyız.

Aramızdaki bağ, ancak her birimiz diğerine tutunmak, ona yardım etmek istediğinde oluşan sevgi duygusuyla mümkündür. Sevgi tüm günahları örter ve tüm zorluklara rağmen dostlarımla birleşmeyi arzularım.

Bu nedenle, ıslah için özlem, sevgi için özlemdir. Kabala bilgeliği yalnızca hislerden bahseder, zira Yaradan haz alma arzusunu, doyum hissetme arzusunu yaratmıştır. Dolayısıyla, ne hissetmek istediğimizi ve hangi algı organlarında hissetmek istediğimizi netleştirmeliyiz.

Yaradan’a Yaklaşmanın İşaretleri

Önümüze çıkan tüm engeller ve gecikmeler, bir nevi yaklaştırmadır, Yaradan bizleri yakınlaştırmak ister ve tüm bu engeller sadece bizleri yakınlaştırır, zira bunlar olmasaydı, Yaradan’a yakınlaşma imkânımız olmazdı. Bu böyledir çünkü doğamız gereği, Yaradan yücelerin yücesi iken bizler saf maddeden yaratıldık, bundan daha büyük bir mesafe yoktur. Ancak kişi yaklaşmaya başladığında, aramızdaki mesafeyi hissetmeye başlar. [Kendisiyle Yaratıcı arasındaki mesafeyi. Bu uçurumun şimdi ortaya çıktığını düşünmesin. Kesinlikle hayır! O oradaydı ve kendini ona ancak şimdi ifşa ediyor.] Dolayısıyla, üstesinden gelinen her engel [bu sadece bağ içindedir], o kişi için, yolu daha da yakınlaştırır.

(Bu böyledir çünkü kişi, uzaklaşan bir çizgide ilerlemeye alışır. Dolayısıyla, kişi her ne zaman uzak olduğunu hissetse, bu, süreçte herhangi bir değişikliğe neden olmaz çünkü uzaklaşan bir çizgide ilerlediğini baştan biliyordur çünkü gerçek budur, Yaradan ile aramızdaki mesafeyi tarif edecek kelime yoktur. (Baal HaSulam, Şamati 172, “Engeller Ve Gecikmeler Konusu”)

Başlangıçta, Yaradan’dan son derece, kutupsal olarak, azami derecede uzak olduğumuzu ve her yeni koşulumuzun – ne olursa olsun, mutlak değer açısından bir ölçüye göre – bize daha uzak görünse de, Yaradan’a her zaman daha yakın olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sonuç olarak ben kendi gerçek durumumu ifşa ederim ve sonra onu ıslah ederim – sol adım, sağ adım ve bu şekilde devam eder.

Gördüğümüz gibi, bir insanın bu yoldan sapmadan tutunmasına yalnızca çevre yardımcı olabilir. Kendini daha kötü hissettiğinde, gerçekte artık Yaradan’a daha yakın olduğuna kendini nasıl ikna edebilir? İçlerindeki her şey onlara daha uzakta ve daha kötü olduklarını söyler. Kendilerini lanetlerler ve kınarlar.

Ama aslında ona ifşa edilen şey, sadece daha önce orada olandır, ancak şimdi onu ıslah etmek ve böylece gruba daha da yaklaşmak ve diğer hesaplara rağmen onlarla birleşmek için görmüştür.

Bu nedenle, giderek artan bir mesafede yürümeye alışmamız gerekir. Sonuçta, yolumuzda büyük uzmanlar hâline gelirsek, her küçük dönemeç ve her küçük engel bize büyük görünecektir.

Küçükken bu engelleri görmeyiz, fark etmeyiz ve bize hiç yokmuş gibi gelir. Ve sonra her küçük sapma, her küçük değişiklik büyük bir engel olarak hissedilecektir. Bir uzman ile sıradan bir insan arasındaki fark budur.

Bu nedenle, Yaradan’a yaklaştıkça, Rabbi  Şimon’un öğrencileri gibi, birbirimizi daha çok iteceğiz ve birbirimizden daha fazla nefret edeceğiz.

Yaklaşmak istemeyeceğiz; onluları kınamaya, hissettiklerimize ve gördüklerimize inanmaya başlayacağız: “Bu insanların yanında nasıl olabilirim? Eskiden farklıydılar! Onlardan uzaklaşmam lazım!” Ve benzeri şeyler. Bizi ancak karşılıklı yardım, karşılıklı destek, karşılıklı garanti kurtarabilir.

Yol boyunca “vagonumuzdan” düşen kaç arkadaşımız oldu! Yazık mı? Elbette, onlar geri gelecekler. Ama her seferinde, her adımda, öyle bir onlu, öyle bir Kli (kap) yaratacağımızı düşünmeliyiz ki, kimse ondan düşmeyecek.

Yaradan’ın Tiyatro Okulu

Tıpkı tiyatrodaki aktörlerin her şeyin gerçek olduğunu düşünmemize sebep olacak kadar rollerini en iyi şekilde yapmalarını beklediğimiz gibi, din yorumcularımızın da din inancını gerçek realiteymiş gibi algılamamız için kalbimize derinden dokunmalarını bekleriz. (Baal HaSulam, Son Neslin Yazıları)

Kabalistler insanlara daha yakın olmalı ve onlara yaklaşmalıdır ki böylece sözleri insan kalbine hitap etsin ve kalp onları anlasın. Burada hala yapılacak daha çok iş var çünkü egoist insan kalbi sadece belirli klişelere açık olmaya alışkındır. İnsanlar söylediklerimizden çok uzak. Bu, onlar için anlaşılmaz, yabancı ve iticidir.

Kabala bilimi ile modern, kaba insan bilinci arasında, özellikle gerçekliğin algılanması, özgür irade ve karşılıklı sevginin, yani zihnin kabul etmediği şeylerin farkına varılması konusunda büyük bir mesafe vardır. Sonuçta, hayvansal beş duyumuzla gördüğümüz maddi dünyamızı değil, bambaşka bir boyutu var olan bir gerçeklik olarak algılamalıyız.

İnsanların bunun farkında olmadığını anlamalıyız. Onlar, biz Kabalistlerin gördüklerini ve hissettiklerini göremezler veya hissedemezler. Burada kendi zayıflığımızla karşılaşırız. Bizi anlamadıkları için insanları suçlayamayız. İnsanları anlamadığımız için kendimizi suçlamamız gerekiyor.

Yorum: Baal HaSulam neden sanatçılarla net bir karşılaştırma yapıyor?

Cevabım: Ebeveynler de çocuklarıyla aynı şekilde oynarlar. Sanatçı olmak ne demektir? Bu, başkalarından daha yüksek bir seviyede duran bir kişinin, izleyicinin bunu gerçek olarak hissedebilmesi için gerileyip daha düşük bir seviyede hareket etmesi gerektiği anlamına gelir.

Bir Kabalist, tıpkı bir sanatçı gibi, her şey hakkında doğru konuşmalı ve başkalarının bu metodun nasıl uygulandığını anlaması için örnekler kullanmalıdır.

Genellikle insanlar bizim onların seviyesine inmemizi değil, onları yükseltmemizi isterler. Ve eğer kitlelere ulaşırsak, dünyadaki insanların %90’ının, hatta daha fazlasının bu metodolojiye hâkim olmaktan aciz olduğunu anlamalıyız.

Bu nedenle onlara kendi seviyelerinde açıklamalıyız ki, küçük olanın büyüğe tutunması gibi, onlar da bize katılsınlar ve böylece doğru yolda olduklarından emin olsunlar.

Soru: Genel kitleler için hareket etmenin yanı sıra, her şeyden önce birbirimiz için mi hareket etmeliyiz?

Cevap: Elbette, birbirimizle daha fazla bağ kurabilmemiz için, her birimiz başkalarının özelliklerini özümseyerek bütünsel olarak bir araya geliriz.

Soru: O zaman neden babasının serçe parmağını tutan bir çocuk gibi bizi takip eden bir dış insan çemberine ihtiyacımız var?

Cevap: Gerçek şu ki, biz onlar için varız. Yaradan, onların Kendisine yaklaşmalarını ister. Biz ise aracı halkayız, O’nun elçileri ve işçileriyiz. Bu yüzden bize Yaradan’ın işçileri denir. Ve onlar ise Yaradan’ın Kendini göndermek istediği adrestir; O, bizim aracılığımızla onların Kendisine bağlanmasını ister.

Soru: Onları doldurduktan sonra, aktarıcı olarak bizden geriye bir şey kalır mı?

Cevap: Hiçbir şey, sıfır ve bundan büyük bir memnuniyet duyarız.

Soru: Aktarıcılar neden aktör olmak zorundadır?

Cevap: Oyunculuk, bir yandan bağlı olduğunuz Yaradan seviyesinden, diğer yandan insanların daha düşük seviyesine iniş ve bunun kendiniz aracılığıyla dönüşümüdür. Yaradan’ın rolünü üstlenmeli, O’nu metodolojisi, yönetim sistemi ve diğer her şeyle öyle bir şekilde oynamalısınız ve seviyeleri kademeli olarak düşürmelisiniz ki küçük olanlar için her şey açık olsun.

Soru: Oyunculuk becerilerim yoksa ve oyunculuk yapamazsam ne olur?

Cevap: Yapabilirsiniz! Kabalistler de dahil olmak üzere birçok bilim adamı insanlığın geleceği hakkında düşünüyor. Düşüncelerini kitlelere nasıl aktaracaklarını düşündüler ve zekice şeyler yazdılar. Ama kimse bir şey anlamadı!

Ve bazıları roman yazdı. Onlar sadece yazarlar değil, aynı zamanda düşüncelerini sanatsal bir biçimde ifade eden büyük filozoflar ve öğretmenlerdi. Hayat felsefelerini anlaşılabilir bir şekilde aktarmak isteyenler, romanlarının karakterleriyle ilişki kuran kitleler için daha erişilebilir olduğu için, onu edebi bir eser şeklinde sunmuşlardır.

İnsanların her şeyi algılamasının ve özümsemesinin tek yolu budur; aksi takdirde yapamazlar. Onlara aynı şeyi bilimsel terimlerle anlatmaya başlarsanız, her şey hemen kurur.

Soru: Yani Kabalistler olarak bizim sanatımız, insanların empatisini uyandırmak mı?

Cevap: Kesinlikle. Her türlü semineri düzenliyorsunuz ve bu onları yavaş yavaş yeni bir koşula getiriyor.

Soru: Her kültür ve ulus kendisine uygun bir şey düzenleyebilir mi?

Cevap: Elbette. Kendine özgü bir şekilde, biçim olarak ulusal, içerik olarak Kabalistik.

Yükselişi Seçin, Pişman Olmayacaksınız!


Dünyevi hayatta hiçbir özgürlüğümüz yoktur. Ancak manevi gelişimde, çevremizi, bu çevrenin bize aktaracağı arzuyu ve topluma karşı tutumumuzu seçebiliriz.

Halen bu sistemin belirlediği sınırlar içinde hareket etsem de, manevi yolun iki noktası olan başlangıç ve bitiş noktaları arasında ilerleyeceğim şekli seçebilirim.

Bu noktaları değiştiremem çünkü son hedef ruhumun kökünde, bir zamanlar indiğim ve şimdi geri dönmem gereken yerdedir. Farklı bir yol izleyemeyeceğim açıktır.

Ancak, ilerlememin niteliğini seçebilir, gelişim için araçlar ve fırsatlar arayabilirim ve bunu yaparak Yaradan’ın aklını edinir ve O’na benzer hale gelirim. Bu sayede, şimdiki ve gelecekteki koşullarımla ilgili belirli bir ölçüde özgür irade kazanırım.

Bugün içimde, üst olanın AHP’ı olarak adlandırılan, gelecekteki koşulumun bir parçası vardır; bu benim bir sonraki seviyemdir, “Ben+1”. Bu, manevi dünyada zaten mevcuttur ve onun alt kısmı (AHP) şu anda benim içimdedir.

Bunu ifşa edebilir ve bu bir sonraki koşulu arzu edebilirim; yani, bunu gerçekleştirmek ya da gerçekleştirmemek konusunda özgürümdür. Zaten “bugün” ve “yarın” arasında bir seçimim vardır.

Ama sadece bu dünyada yaşıyorsam, yarın yani bir sonraki an hakkında hiçbir şey bilmem. Peki, seçim sadece gelecekle ilgiliyse, gerçekte neyi seçebilirim?

Köle Olmayın

Yorum: İnsan güzel giyinmek ister. Bu onun doğasında vardır.

Cevabım: Eğer dışsal koşullar tarafından buna zorlanmıyorsa, o zaman içsel koşulları bakımından eskisi gibi yaşamaya devam edebilir.

Soru: Eski bir giysiyle mi?

Cevap: Elbette.

Yorum: O halde ilerleme olmaz.

Cevabım: O hâlde o türden bir ilerleme olmaz.

Yorum: Şimdi biraz doğaya karşı çıkıyorsunuz. Etrafınıza bakın, her şey bir ev satın almak, güzel giyinmek, moda üzerine kurulu. Bugün her şey böyle.

Cevabım: Her şey, sadece amacınız uğruna rahat yaşamak için gereklidir ki, eşyaların kölesi, zamanın kölesi ve çevrenin kölesi olmayasınız. Hepsi bu. Ve kalan tüm boş zamanınızı sevgili benliğinize ayırın.

Soru: Peki kişi böyle mi yaşamalı?

Cevap: Evet, sizin de söylediğiniz gibi, neden bir giysi için, bir masa için ya da başka bir şey için çalışayım ki?

Soru: “Kendinize iyi bakın” derken ne demek istiyorsunuz?

Cevap: Gerçekten istediğinizi, önemli olduğunu düşündüğünüz şeyi yapın. Çevrenin dikte ettiğini değil, sizin önemli gördüğünüz şeyleri.

Soru: Yani sizin tavsiyeniz durmak mı?

Cevap: Durmak bile değil, en başından buna hiç girmemek. Karışmayın, içine dalmayın.

Soru: İçten içe dönüp duruyorsam, huzursuz olsam bile mi?

Cevap: Bu, insan gelişiminin düşük bir seviyesinde, hayvansal seviyesinde ulaşılması gereken bir hedeftir yani başka hedeflere ya da alanlara kapılmaması içindir. Kendiniz için yaşayın! Egoistçe görünse bile.

Yorum: Az önce çok egoistçe bir formül verdiniz: başkaları için değil, kendiniz için yaşayın.

Cevabım: Bir hedef seçin ve onun için yaşayın. İnsan yolunu gözden geçirmeli, kendi hayatı da dahil olmak üzere kimseye zarar vermeyecek şekilde yönlendirmeli ve düzenlemelidir. Hepsi bu.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 271

Soru: Kişinin çilecilikle mücadele ettiği egoizm ile insanlar arasında bağ kurmaya çalışırken ortaya çıkan egoizm arasındaki bağlantı nedir?

Cevap: Amaçtır. Egoizminin içinde çalışan kişi, egosunda kalmak ve gelecekte kendisini bekleyen her şeyi hissetmek ister. Egosundan kurtulmaya çalışmayan kişi ise bencil arzularına saplanıp kalır.

Soru: Baal HaSulam, TES’e Giriş’te sık sık “mutlu yaşam” terimini kullanır. En yüce Kabalistik anlayışta mutluluk nedir?

Cevap: Mutluluk, bir şeyi arzulayıp onu gerçekleştirebildiğiniz zamandır.

Soru: Yaradan’la buluşmamızı, tüm hayatımızı dolduracak şekilde nasıl gerçekleştirebiliriz?

Cevap: Bu kolay değildir. Bu buluşmaya hazırlanmaya çalışın. Dostlarınızla bir araya gelmeden önce kalbinizi nasıl açacağınızı anlatan bir şeyler okuyun, başaracaksınız.