Category Archives: Bayramlar

Durmamalıyız!

Hanukkah özel bir bayramdır, yani yaratılan varlığın Malkut’tan Bina seviyesine yükselmesi demektir. Yani, kendi iyiliği için haz alma arzusuna bir sınırlama getirir ve üst ışık tarafından ıslah edilir ve ihsan etme uğruna yönelik niyeti edinir. İhsan etme uğruna ihsan etmek, Bina seviyesidir.

Hanukkah, Yunanlılara karşı kazanılan zaferin bir kutlamasıdır. “Yunan”, kişiyi bilginin üstüne değil de bilginin içine çeken gücün adıdır. Bu güç, Yaradan’a yakınlaşmaya çabalayan bir kişi bazı ihsan etme özelliklerini edindiğinde yani Bina seviyesine ulaşmak istediğinde ortaya çıkar.

Kişi ıslahı için çok çaba sarf eder, gruba, onluya, çalışmalara yatırım yapar ve ihsan etmenin ne olduğunu hissetmeye başlar. Ve işte bu zamanda, ihsan etmenin karşıtı güçler kişide uyanır: kişiyi yeniden egoizme çeken ayrılığın güçleri.

Bunun hakkında  “Yunanlılar bana saldırdı.” diye yazılıdır. İçimde egoist arzular uyanır ve onlara bir içsel savaş ilan etmem ve kişinin ihsan etmek ve bağ kurmak için mantık ötesi inançla gitmemesi gerektiği düşünceleriyle savaşmam gerekir. Onlar beni bu dünyada kalmaya, mümkün olduğunca ona yerleşmeye ve tadını çıkarmaya ikna ederler.

Bu, Yaradan’a ihsan etmeye yükselmeye çağıran Makabilerin yaklaşımına karşıt olarak “Yunanlılar” ın yaklaşımıdır. Bu iki görüş arasında, kişinin içinde olan bir savaş vardır. Bir yandan Yaradan’ı ve ruhumu ifşa etmek isterim. Ama öte yandan, hayat beni içine çeker, beni kendi zevklerinden haz almaya ve maneviyatı düşünmemeye teşvik eder.

Hanukkah’ın simgelediği ve karanlıkta gerçekleşen bu savaştır. Kişi, Yunanlıların gücü altına girdiğini yani tamamen haz alma arzusunun gücü altında girdiğini hisseder ve kişinin onu yenme şansı yoktur. Kişi, Yaradan tarafından bu şekilde yaratılmıştır.

Ve o zaman kişi, kendi içinde en azından Yaradan’la bir tür bağ arar ve bir parçacık bulur, ona tutunur ve kurtuluş için dua eder. Ve Yaradan kişiyle birleştiğinde ve onu egoizminden çıkarmaya başladığında, O, kişi için bir mum yakıyor gibi gelir. Bu şekilde kişi yavaş yavaş karanlıktan aydınlığa çıkmaktadır.

Yaradan ile bağlantısının minicik bir mumunu yakar ve o daha küçük olamaz. Fakat kişinin yaktığı mum Yaradan ile bağlantılı olduğu ve Yaradan ebedi olduğu için bu mum yanar ve yanar ve içindeki yağ yanıp yok olmaz. Kişi bu şekilde kendi egoist niyetinden çıkar ve ihsan etme niyetine,  Hanukkah’ya,  Bina seviyesine, ihsan etme uğruna ihsan etmeye ulaşır.

Yaradan’la daha önce ulaşılamayan bağa ulaştığımız “Mantık Ötesi Birlik” adlı sanal kongremiz sona erdi. Bu bağı sürdürelim ve onu yok etmemeye çalışalım. O zaman, bu ufacık bağın, bu ince mumun içinde, ıslahın sonuna kadar ihsan etme uğruna almaya ulaşana kadar, nasıl her zamankinden daha güçlü bir ateş yaktığımızı hissetmeye başlayacağız.

Hanukkah sadece yolun ortasıdır. Yolun yarısında olduğumuzu ve sadece, kongrede ulaştığımız bağı korumamız ve onu daha da geliştirmemiz gerektiğini anlayalım.

Durmamalıyız. Durmak ölüm demektir! Yalnızca her zaman devam edin. Durma yerine ulaştık ve egoizmimize yenilenmiş bir güçle saldırmak ve daha da büyük birliği sağlamak için, kendimizi yeni bir yolla, yeniden inşa etmemiz gerekiyor.

Herkes, egoizminin üzerine çıkma gücüne sahip olduğunu hissetmelidir. Ve şimdi egoizmimizin ve dostlarımızın egoizminin üzerinde birleşmeye başlayabiliriz, hem benim hem de onun tüm günahlarını sevgiyle örtebilir ve bir bağ kurabiliriz.

Haydi, bu yasayı uygulamaya başlayalım: “Sevgi tüm günahları örter.” Bu, kongre sonrasındaki çalışmamızdır. İyi şanslar!

Hanuka Nedir? (Quaro)


Hanuka (aynı zamanda ” Hanukkah ” İbranice “חנוכה” olarak da yazılır), doğanın birleşik gücünü hissetmemizin başlangıcını belirtir. Bu dünya ile manevi dünya arasındaki sınırdan ilk yapışmayı gösterir.

Hanuka kavramları ve gelenekleri, egoist ve özgecil algı arasındaki bu sınırın geçilmesi ile bağlantılıdır, bu başkalarına fayda sağlamak yerine kendine faydayı önceliklendiren, doğuştan gelen arzularımızın üzerine yükselmeyi gerektirir.

Makabiler –  Yunanlılar savaşı, içimizde, egomuzun mantıksal düşünmesi (Yunanlılar) ve doğanın gücünü bağımıza (Makabiler) çeken birleşme eğilimi arasında içsel olarak gelişir.

Fakat  bizi egoist varlıklar olarak tanımlayan insan doğamızın sınırını nasıl aşabiliriz?

Ek olarak, bir araya gelme, sevme ve başkalarını önemseme arzularımız, egoya kıyasla çok küçüktür ve bu da bizi başkalarının pahasına haz almaya sürekli zorlar.

Hanukkah mucizesi bu ikilemde devreye girer.

Kişisel çıkarlarımız üzerinde arzularımızı birleştirmeye olan ısrarımız, doğanın sevgi, ihsan etme ve bağ kurma gücünü çeker ki bu aynı zamanda Kabala bilgeliğinde “Işık” olarak da adlandırılır.

Kendimiz için alma arzularımıza yani para, onur, saygı, güç, kontrol, şöhret ve bilgi gibi materyalist arayışlarımıza kıyasla, birleşmek, sevmek, başkalarını önemsemek gibi nispeten çok küçük arzularımız olsa da, bizi kendimiz için alma arzularımızın üzerine çıkmamızı destekleyen,  teşvik eden sosyal bir atmosfer yaratarak, kendimizi egolarımızın üzerinde birleşmeye yönlendiririz.

Sonunda, başkalarının pahasına haz almak için doğuştan gelen arzularımızın üzerinde birleşmeye, sevmeye ve birbirimize değer veren bir topluma katılırız, sonra doğamız gereği egomuzun üstüne çıkamayacağımızı hissederiz. Hanuka hikâyesinde bu, Makabilerin, Yunanlıları yenmekten aciz hissetmeleri olarak kabul edilir.

Bu kritik noktada, mucizevî bir ışık belirir – doğada yaşayan sevgi, ihsan etme ve bağın birleştirici gücü, bize egoist arzularımızı birleştirici, sevgi dolu ve verici bir eğilimle yenmek için ihtiyacımız olan enerjiyi verir. Makabilerin, Yunanlılara karşı savaşı kazanmasının anlamı budur.

Bir yandan savaşı kazanmak için bir zorunluluk hissettiğimizde, diğer yandan kendimizi seçeneklerin dışında ve çaresizlik içinde yani Yunanlıların saldırısı altında bulduğumuzda başarılı oluruz. Saldırı altındayken, sahip olduğumuz her şeyle savaşmaya devam etmemiz gerektiğini hissederiz, ancak görünürde hiçbir başarı yoktur. Her halükarda, savaşı kazanmak için bir sorumluluk hissettiğimiz için, havlu atmayız, çünkü bu, egonun hücre hapsinde kilitli kalmayı kabul etmesi gibi olur.

Bu noktada mucize gerçekleşir – birlik, sevgi ve ihsan etme ışığının aydınlatması. Bizi her yerde var olan enerjisiyle yükler ve savaşı kazanırız.

Hanuka savaşı içseldir, egoist arzularla birlik, sevgi ve ihsan etme arasındaki sınırda gerçekleşir. Egoist arzularımız ve düşüncelerimiz, bizi çevreleyen ve bize nüfuz eden sınırsız sevgi ve ihsan etme gücüne ilişkin algımızı filtreleyen şeydir ve egoist arzularımızın üstünde birleşme savaşını kazandığımızda bu gücün ifşasından haz alırız.

Hanukkah, Karanlıktan Çıkış Yolu

Hanukkah, manevi gelişimimizde kutladığımız ilk bayramdır. Tüm Tora sadece insanın manevi gelişiminden bahseder ve aslında Hanukkah’tan çok az bahsedilir çünkü bu koşul henüz üst ışığın alımına ulaşmamıştır. Bu sadece ıslahlar için bir hazırlıktır.

Hanukkah, insanın ilk manevi aşama olan Bina seviyesine gelişmesidir, ihsan etme uğruna ihsan etmektir. Ve buna, egoizmimizin üzerinde, haz alma arzusunun, karşılıklı reddetmenin üzerinde ve birliğe ulaşmamızı engelleyen tüm engeller aracılığıyla gelmek isteriz.

Birliğin ilk aşaması Hanukkah, “mola/durma” olarak adlandırılır. Ona ulaştığımızda, ihsan etme gücünü kazandığımızda, o zaman bunun, bu adımdan sonra Yaradan’ı artık sadece ihsan etme niyetiyle değil, ihsan etme eylemiyle, bu niyetin pratikte, arzumuzda gerçekleştirilmesi yoluyla anlamaya başlamak için bir vesile olduğunu anlarız.

Bu zaten ihsan etme uğruna almanın, ihsan etme uğruna üst ışığın pratik alımı olacaktır, bu da bizi Yaradan’a benzer yapar ve üst güçle diyaloğumuzu açar: “Ben Sevdiğime aidim ve Sevdiğim de bana.”

Ama bu ancak daha sonra olacaktır ve şimdilik, tüm arzularımızda ihsan etme niyetini edinmeliyiz, yani Hanukkah ile sembolize edilen ihsan etme uğruna ihsan etmeyi, ıslah yolunda “durma”.

Hanukkah karanlıktan çıkmanın yoludur. Sonuçta, bizler manevi dünyayı, gerçek realiteyi görmüyoruz; tamamen karanlıkta yaşıyoruz, egoizmimizin içinde kilitli kalıyoruz. Ve eğer bu arzuları, ihsan etmeye doğru ıslah etmek istiyorsak o zaman ihsan etme ışığına gideriz. Bu nedenle Hanukkah, ışık bayramı olarak adlandırılır. Ruhumuzu açmayı ve onu doğru bir şekilde kullanmayı öğrenmeye başlarız, ruhun içindeki Hasadim, merhamet ışığını yakarız.

Eğer kişinin arzusu ıslah edilirse, ihsan etme gücü, Hasadim ışığı edinilmişse, o zaman Hanukkah bayramından sonra kişi, onu ihsan etme uğruna almak için, ruhu üst ışık NRNHY ile doldurmak ve Yaradan gibi olmak için kullanmaya başlayabilir.

Hanukkah, karanlıktan, haz alma arzusundan ışığa, ihsan etme arzusuna geçiştir ve bu nedenle ışık bayramı olarak adlandırılır. Dünyamızda, Hanukkah’da  mum yakma geleneği, ruhunuzda yapılması gereken içsel manevi ıslahları sembolize eder.

İhsan etme uğruna ihsan etmekten haz almak, egoist arzumuzun üzerine çıkmamızdır. Hanukkah mucizesi, haz alma arzusunun zıttı olan seviyeye yükselmemiz gerçeğinde yatmaktadır: Malkut’tan Bina’ya.

Maneviyata direnen bir kişinin içindeki haz alma arzusuna Yunanlılar denir. Görünüşe göre Yunanlılar ve İsrail arasında bir savaş vardır, ama elbette bu, bu dünyanın ülkelerine değil, sadece manevi kavramlara atıfta bulunmaktadır.

Yunanlılar her birimizin içindeki haz alma arzusudur, Makabiler ihsan etme niyetidir ve savaş, kendileri için hareket etmek isteyenler ile ihsan etmek isteyenler arasındadır. Böyle bir yüzleşme her insanın içinde gerçekleşir.

Bayramlar – Ruhun Islahının Aşamaları

Roş HaŞana, Sukot ve Yom Kipur ruhun ıslah aşamalarıdır. Bu dünyada kutladığımız bayramlar, ıslah yolunda her insanla ilgili, kendi içimizde gerçekleştirmemiz gereken eylemleri sembolize eder.

Yaradan’a yaklaşmak, birleşmek ve O’na bağlı kalmak için kendisini ıslah etme ihtiyacı hisseden herkes bu eylemleri yapmaya çalışır.

Yom Kipur’da kendimizi egoizmimizden, kendi iyiliğimiz için alma arzusundan nasıl uzaklaştıracağımızı öğreniyoruz. Yom Kipur, kısıtlamayı sembolize eder: alma arzumuzdan hiçbir şey kullanmadığımız zamandır, bu, bu günde alışılmış beş yasakla: içmemek, yememek, yıkanmamak vb. ile belirtilmektedir.

Bu egoist arzu kullanımını kısıtladıktan sonra, bir sonraki aşamaya geçiyoruz ve ihsan etme uğruna ihsan etmeyi öğreniyoruz. Bunu yapmak için bu arzuyu örtmemiz gerekiyor. İhsan etme eylemlerini gerçekleştirmeye izin veren arzuyu ıslah sürecine, Sukot denir.

Yom Kipur’da bu arzuyu kullanmamaya karar verdik ve yemek yemedik veya içmedik – her şey tam anlamıyla “yapma” idi. Şimdi bu alma arzusunu nasıl bir araca dönüştürebileceğimizi öğreniyoruz ki bu, inanç eylemini, Bina eylemini gerçekleştirerek ihsan etmeye başlamamıza izin verir. Sukah, saman dam örtüsü, Schach, örtü, bu ıslahı sembolize eder. Egoizmimizi, alma arzumuzu örtmek istiyoruz, çünkü maneviyata olduğu gibi öylece giremeyeceğimize zaten karar verdik.

Öte yandan, bu arzudan başka hiçbir şeye sahip değiliz: egoizm, olduğum her şey. Eylemin ihsan etme gibi olması için, alma arzusu hangi biçimde kullanılabilir? Bunu yapmak için Bina’nın niteliklerine, inanca ihtiyacımız vardır.

Sukah, aramızdaki bağdır, karşılıklı ihsan etmeye ulaşan ve inancın gölgesi altında Hasadim’in ışığıyla dolu olan ruhumuzdur. Gölge, üzerimize inşa edilmiş örtüden, perdeden gelir, bu, Yaradan’dan hiçbir şey almak istemediğimizi ama O’nun gibi olmak istediğimizi gösterir.

Roş HaŞana’da ıslah yolunu izlemeye karar verdik ve Yom Kipur’da bir kısıtlama yaptık. Şimdi ihsan etme uğruna ihsan etmeyi, Bina’nın Kli’sini inşa etmeye başlıyoruz. Ve sonra ihsan etmek için alabilecek, tam bir Kli’ye geleceğiz.

Tüm gerçekliği dolduran Yaradan’ı ifşa etmek, O’nu hissetmek, O’nu anlamak ve sonsuza kadar tüm evreni kontrol eden üst güçle bağ kurmak istiyoruz. Tüm insanlık bu hedefe ulaşmalıdır ve o zaman bu maddesel dünya yok olacaktır. Tüm fiziksel hislerimiz eriyecek ve manevi seviyeye, ebediyen var olacağımız gerçek realiteye yükseleceğiz.

Bir Sukah inşa etmek, ruhun ıslahının ilk aşamasıdır. On egoist arzu, karşılıklı ihsanla birbirine bağlanır ve aralarında ortak bir özgecil güç oluşturur, böylece Yaradan, onların bağı yoluyla Hasadim ışığını üzerlerine parlatabilir. Bu, onların Sukah’da oldukları anlamına gelir.

Sonra onlar, ihsan etme uğruna olan arzuya daha da fazlasını eklerler, Sukah’tan çıkarlar ve güneşin ışığını yani ihsan uğruna Hohma ışığını almaya gelirler. Ancak ilk aşama, tüm dostlar arasında ve onlardan Yaradan’a ihsan etmek için, Bina’nın Kli’sine, inanca, ihsan etmeye ulaşmaktır. Sukot bayramının adandığı şey budur.

Twitter’da Düşüncelerim / 7 Ekim 2020

 

Yaradılış amacına bu formda ulaşamazsınız, çünkü İbrahim’in niteliğinde yaratılış niteliği yoktur, haz alma arzusu …

Sukot bayramı, ruhun inşasının başlangıcıdır. Ruh, İbrahim’in (Hesed, ihsan etme) niteliğinden başlar, tüm yaratılanlar için sevgiye yönelik açık bir kalp, onların faydası için.

İbrahim, Hesed niteliği, Yaradan’ın yarattığı tüm alanı doldurur. Yaradan, tüm yarattıklarını O’nun ile sevgi ve birlik içinde birleşmiş görmek ister. Yaratılış, ancak İshak’ın doğumundan sonra ortaya çıkar – İbrahim’in ihsan etme niteliğine bağlı haz alma arzusu.

Ardından, İbrahim’in niteliği olan Hesed’i, mantık üstü inanç yoluyla İshak’ın niteliği olan Gevurah ile birleştirmek.

İnsan, içinde tüm değişiklikleri yaşamalıdır: Hessed niteliğinden önce kendisini tamamen iptal etmek. Eleştirel düşünceyi biraz uyandırmak ve haz alma arzusunun tezahür etmesine izin vermek.

Sadece ona ihsan etme arzusunun otoritesini dayatmak için haz alma arzumuzu kullanırız. Sadece bu formda kendimize, egomuzla çalışma izni veririz. Ve bunu bu şekilde ıslah ettiğimizde, orta çizgi, Yakup ortaya çıkacak.

Yakup, en önemli manevi niteliktir. İbrahim Yaradan’dan ihsan etmeyi sembolize eder, İshak ise yaratılıştan haz alma arzusunun açığa çıkmasını ifade eder. Yakup, bu iki niteliğin birleşimidir: ihsan etme ve alma, sağ ve sol çizgiler insanın içsel çalışmasının bir sonucu olarak. Kişi iki çizgiyi birleştirdikçe, Yaradan gibi olur.

Bunlar, Yaradan’ın yaratılışta ortaya çıkan nitelikleridir.

İnsan (Adam) Yaradan’a “benzer” (Dome) anlamına gelir. Yakup, Yaradan’a benzerliği ölçüsünde insanın içinde ortaya çıkan nitelikler olan üç Patrik arasında en önemlisidir. Yakup’un niteliğine Tiferet (güzellik, büyüklük, şeref) denir.

Yukarıdan iki nitelik alıyoruz: iyi ve kötü eğilimler. İyi eğilim, İbrahim aracılığıyla Yaradan’dan gelir. Yaradılışta tezahür eden kötü eğilim, onu yaratan Yaradan’dan gelir. Bu iki kuvveti doğru şekilde birleştirmek bizim işimiz ve bunu gerçekleştirmeliyiz.

İhsan etme kuvveti ve alma kuvveti, orta çizgide birbirini güçlendirerek uygun formda birleştiğinde, insanda sadece basitçe sağ ve sol çizgilerin toplamı olarak tezahür etmez, daha ziyade her çizgi diğer çizginin zıtlığını ortaya koyar ve onu yüceltir.

Twitter’da Düşüncelerim / 4 Ekim 2020

İngiltere’nin eski Tıbbi Baş Sorumlusu Sally Davies: Bundan sonra en az beş yılda bir salgın veya sağlıkla ilgili bir acil durumla karşılaşacağız. Benim yorumum: Yalnızca insanlar arasındaki bağ salgınlara karşı bir engel oluşturacaktır!

Hiçbir şeyi kaydedemem veya tutamam çünkü manevi kabım yalnızca bir nokta, bir pikseldir. Onludaki diğer piksellere bağlı olmalıyım. Aksi takdirde başardığımı hemen kaybederim. Maneviyat içimizde değil, sadece aramızdaki bağda tutulabilir.

Bir araya geldiğimizde, başardığımızı kaybetmekten korkmayın. Birliğimizi önemsediğimizde, bir kayıp bile eskisinden daha önemli, yeni bir şey almak için olacaktır. Daha da ilerlemek için önceki başarıları unutmalıyız.

Her seferinde sizin için her şey yeni gibi olacak.

Hepimize iyi bir Sukot bayramı diliyorum. Parlak, tatlı, başarılı ve sıcak olsun. Hep birlikte büyük bir çadırda oturalım – tüm insanlık.

Rosh HaŞanah — Af Dileme Zamanı

Rosh HaŞanah, Yaradan’dan kişinin suçları için af dileme zamanıdır. Yani, Yaradan’ın önemini ve büyüklüğünü hissetmediğimi hissederim ve bunun için af dilerim. Sonuçta, Yaradan’ı büyük ve önemli hissetseydim, o zaman elbette farklı davranırdım. Anlaşılan o ki sadece Yaradan hissinden yoksunumdur.

Bu yüzden: “Seni hissetmeme izin ver ve ben farklı olacağım!” diye talep ederim. Bir insanın Yaradan’a söylemesi gereken budur; bu doğru bir talep ve doğru bir özürdür. Neden suç işlerim? Çünkü inanç denen Yaradan hissinden yoksunum. Yaradan’a dair hiçbir his yok, inanç yok ve bu yüzden beni durduracak kimse yok. Başka türlü davranamam çünkü Yaradan bana hükmetmezse, o zaman kötü eğilim, egoizm hükmeder.

Bu nedenle Yaradan’dan, bana hükmetmesini talep ederim.  Bu benim ana talebimdir ki sonrasında Roş HaShanah’ya, krala yani O’nun bizim üzerimizde hükümmetmesini istemeye geliriz.

Tüm günahlarım için tövbe etmek, yani ıslahımı engelleyen her şeyi bilmek ve hissetmek isterim.  Yaradan’dan gözlerimi açmasını ve suçun nerede olduğunu ve emrin nerede olduğunu hissetmeme izin vermesini talep ediyorum, böylece O’nun emirlerini – ihsan etmek, sevmek, birlik olmak ve tam tersini yaptığımda- nerede yerine getirdiğimi anlayabileyim.

Ne de olsa şimdi hayatımın her anında bunu hissetmiyorum. Ve eğer hissetseydim, kesinlikle kendimi ıslah ederdim.  Sorun şu ki, karşısında kendimi kontrol edebileceğim, ihsan etme gücü olan Yaradan’ı hissetmiyorum. Bununla Yaradan’a dönerim ve O’nun, bana kendimi ihsan etme gücü karşısında kontrol etme fırsatı vermesini talep ederim ve o zaman asla suç işlemem.

Geçmişi hatırlamıyoruz ve onun için af dilemiyoruz. Olanlarla ilgili değil, ıslah için çabalamadığım ve Yaradan’dan bu konuda bana yardım etmesini istemediğim gerçeği için ağlamalıyım. İlerlemek isterim, geçmişi didikleyip, yaptığım şey üzerine gözyaşı dökmek değil.

Gerçekten bir şey yaptım mı? Bir şey yapmadım. Her şeyi Yaradan yaptı. Ve O, bunu bilerek yaptı, böylece şimdi neyi düzeltmem gerektiğini biliyorum. Yeni ifşa olmuş bu kötülüğü, bu suçu alırım ve ıslah etmeye başlarım. Bütün çabalarım ileriye yöneliktir, geriye değil. Aradaki fark budur!

Roş HaŞanah — Yeni Bir Hayatın Başlangıcı

İnsan, egoizminin üzerine yükselerek “Mısır’dan Göç” ten çıkar. Egoizminden çıkana kadar, egoist doğasının kudreti altında olduğundan henüz bir insan olarak kabul edilmez. Egoizmin üzerine yükselerek, kişi en azından biraz Yaradan’a benzer hale gelir ve Adem olarak adlandırılır.

Bu nedenle, insan derecesi, Pesah ile başlar. Ama sonra, alma arzusundan ihsan etme arzusuna geçiş esnasındaki Sefirot sayısına göre, yedi aylık bir dönemden geçmemiz gerekiyor. Pesah Bayramı’ndan sonraki yedinci ayda Roş HaŞanah (yeni yıl) başlar; gerçekten yeni bir manevi derece inşa etmeye başladığımız, yeni bir başlangıç.

Ancak bundan önce dürüst bir hesaplama yapmak gerekiyor: Ben neyim, nereden gelmekteyim, neyi inşa etmeliyim, neyden uzaklaşmalıyım ve neye yakınlaşmalıyım? Bu nedenle Slichot (pişmanlık) olarak adlandırılan, yeni yıl öncesinde sorgulama yaptığım bir dönem vardır: nereden geliyorum, hangi nitelikten geliyorum ve hangi niteliğe ulaşmak istiyorum? Almaktan ihsan etmeye, hayvansal akıldan mantık ötesi inanca yani manevi akla, Yaradan’ın düşüncesine geçmek isterim.

Dünyayı hayvansal gözlerle görmek, hissetmek ve algılamak yerine, yeni bir gerçeklik algısına gelmek ve her şeyi ihsanın gözünden, inancın gücüyle görmek isterim. O zaman bu dünya yerine gelecek bir dünya göreceğim. Tüm bunlar Roş HaŞanah’ı – yeni değişikliklerin başlangıcını simgeler.

Bu yıl çok özel çünkü tüm insanlıkta büyük değişiklikler oluyor. İlk defa, tüm insanlık böyle radikal bir değişim yaşıyor; bu gerçekten Rosh HaŞanah’dır – yeni bir yılın başlangıcı, herkes için yeni değişikliklerdir.

Bunu, Yaradan’ın vaadinin gerçekleşmesi olarak görebilirsiniz. Bunu anlamaya çalışanlar ve insanlığın bunu doğru, hızlı, herkese sevgiyle ve Yaradan’a sevgiyle yapmasına yardımcı olanlar, Yaradan’a doğru (Yaşar El) anlamına gelen, İsrail olarak adlandırılırlar.

Bu koşula, ancak Adam HaRişon’un parçalanmış ruhunun ıslahıyla ulaşılabilir. Yaradan onu kasıtlı olarak kırdı, böylece onu, tıpkı çocukların LEGO bloklarını bir araya getirmesi gibi, şimdi bir araya getirebiliriz ve ve bundan da ulaşmamız gereken manevi hayatı daha iyi anlayabiliriz.

Bu nedenle her gün egoist doğamızın kötülüğünü açığa çıkarmak ve iyiyi tanımak yani sadece iyi bir bağın insanlığı kurtarabileceğini anlamak için, büyük adımlar attığımızdan dolayı memnunuz.  Koronavirüsün tek tedavisi budur.

Bu yüzden, değişimlerin başlangıcı olan Rosh HaŞanah’ın bu özel bayramını memnuniyetle karşılıyoruz.

Öyleyse neden bu bayramdan önce af dilemek gelenekseldir? Yaradan’ın bizim tövbemize ihtiyacı yoktur. Bağışlanmayı dilediğim bütün koşulları yaratan O’dur. Onlara doğru bir şekilde tepki verirsem, bu, Yaradan’ın benim üzerimdeki çalışmasını doğru bir şekilde anladığım ve O’nun ortağı olarak O’nunla çalıştığım anlamına gelir. Bu ortaklıkta birçok derece vardır: bir hizmetçi, bir günahkar, bir dost, sevilen biri ve diğer birçoğu.

Yaradan’ın bizim tövbe ve ıslahımıza ihtiyacı yoktur. Cehaletten, yanlış anlamadan ve bilgiye duyarsızlıktan çıkmak ve Yaradan’ın programını anlamak için, üst sistem ve onun işleyişi ile birlik için onlara ihtiyaç duyan bizleriz.

Bu programı sadece anlamıyoruz, aynı zamanda kontrol etmeye başlıyoruz. Bu, dünyadaki ilk ürkek adımlarını atan, içinde yaşamayı öğrenen ve sonunda büyüyüp onu kontrol etmeye başlayan çocuklara benzer.

Aynı şekilde, Yaradan’ın anlayışına ve O’nunla birliğe ulaşana kadar yavaş yavaş manevi gerçekliğe dahil oluruz ve hatta kontrolün dizginlerini O’ndan alırız, “Oğullarım Beni yendi.” diye yazılmış olduğu gibi. Aslında, sadece biz kötü eğilimi kontrol edebilir ve onu iyi bir eğilim haline getirebiliriz.

Sadece bize neyin bağlı olduğunu sorabiliriz yani Yaradan’dan, bize bıraktığı doğru eylemleri gerçekleştirmemiz için bize güç, sebep, hissiyatlar ve yetenek vermesini isteyebiliriz. Bu şekilde, Yaradan’ın yarattığı dünyaya dahil oluyoruz ve onun son ıslahına doğru ilerliyoruz.

Dünyanın son ıslah aşamasındayız. Şimdiye kadar, dünya seçici olarak, küçük parçalar halinde düzeltildi, sanki bir arabada birbiri ardına parçalar değiştirilmiş gibi: motor, vites kutusu, şanzıman vb. Ama sonra tüm düzeltmeleri bir araya getirip tüm sistemi başlatırız.

Bu zamana kadar, geçmişin tüm Kabalistleri, Adam HaRişon’un ortak ruhunun sisteminde kişisel, kısmi ıslahlar yapıyor, parça parça ıslah oluyorlardı. Ancak şimdi, en önemli işin zamanı geldi: parçalar arasında iletişim kurmak ve tüm sistemi birlikte başlatmak.

Bu farklı bir iş. Çok özel. Sonuçta, ne olması gerektiğini anladığımız için tüm parçalar arasında bir bağ kurmamız gerekiyor. Bu nedenle bu ancak hafiften ağıra, içeriden dışarıya karşılıklı bağımızla mümkündür. Ama sonunda tüm sistemi başlatmak zorundayız.

Yaradan’dan, Kendisini ifşa etmesini istemiyoruz ama bizler Kli’mizi bir araya getirerek, O’nu ifşa etmek istiyoruz. Kli, Yaradan ile aynı şekilde çalışacaktır ve bu çalışmadan Yaradan’ı anlayacağız. Bu, arzuladığımız üst gücün ifşasıdır.

Bu sanki sadece hikayeleriyle değil, hayatımı onları anlayıp hissedecek şekilde organize ederek, babam ve annem gibi olmak istemem gibidir. Hayattan, onlara gerçekten ne olduğunu ve benimle nasıl ilgilendiklerini ve benim için her şeyi yaptıklarını anlayacağım. Buna “Seni Eylemlerinden biliriz” denir ve yeni bir dönemi, yeni bir yılı tanımlar. Dünya böyle bir ıslaha doğru ilerliyor.

Bayramlar — Manevi Eylemler Zinciri

Soru: Bayramlar, bir kişinin belirli bir egoizm düzeyini ıslah ettiği ve daha sonra bir sonraki düzeyi ıslah etmek için her şeye baştan başladığı bir manevi eylemler zincirini mi sembolize eder?

Cevap: Ve bu her derece ve her gün olur.

Üst dünyayı ifşa etmeye ve kendi üzerimizde ihsan etme ve sevgiye doğru çalışmaya başladığımızda, tüm bunlar bize olur, o zaman dünyamızda bayramlar gibi dünyevi, sıradan bir şekilde yorumlanan tüm bu dereceleri ediniriz.

Manevi Bayramlar, Bölüm 9

Her Şey Pesah’tan Başlar

Soru: Şu net değil, neden Purim’den sonra yani kişinin arzularını ıslah etmesinden, Yaradan’a benzer hale gelmesinden sonra, yeniden Pesah başlar?

Cevap: Çünkü tüm bayramlar (Hagim) bir çemberdir,  “Mechuga”, daire içinde hareket eden kelimesinden gelir.

Her şey Mısır’dan çıkışı temsil eden Pesah’tan başlar yani egoizmin ifşasıdır.

Firavun, içimizde gitgide ifşa olan egoizmi temsil eder.

Musa (Moşe), “Limşoh” kelimesinden, bizi egoizmden çıkaran ve Mısır’dan çıkaran güçtür.

On veba, bizi Mısır’dan çıkmaya iten on kısıtlamadır; onlar olmadan terk etmezdik.

Soru: Bu, kişinin egoizmi üzerinde on darbe hissetmesi gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet. Onlar egoistik kötülüğün farkındalığında tezahür ederler. Doğanızın kötü olduğunu anlamaya başlarsınız.

Bir kişi Mısır’a girdiğinde, karanlık, tamamen umutsuzluk hisseder, hayatıyla, kendisiyle hiçbir şey yapamaz çünkü egoizm onu diri diri toprağa gömmektedir.

Bu Kabalistler tarafından, onların içsel duygularına dayanarak tanımlanmıştır.

Soru: Mısır vebalarından biri, tüm ilk doğanların öldürülmesidir. Bu ne anlama gelmektedir?

Cevap: Çocuklar bizim geleceğimizdir. Onları öldürmek, kişinin egoizminin içinde geleceği görmemesi anlamına gelir.

Soru: Yani Kabalistler bu koşulları hissettiler ve bizim dünyamızın benzetmesini yaptılar örneğin, ilk doğanın öldürülmesi ve Mısır karanlığı, onları mı tarif ettiler?

Cevap: Manevi dünyadaki bu eylemlerin, dünyamızda bu tür sonuçlar doğuracağı kesinlikle açıktır. Bu yüzden bu, dünyamızın dilinde tarif edilmektedir.

Soru: Bu ilk doğan bebekler, gerçekten Mısır’da öldüler mi?

Cevap: Hayır. Tora, içimizde kendi üzerimizde çalışırken, üst derecelerde olan her şeyi tanımlar; Mısır’dan çıkmaya çalışma, “Tora” adı verilen ışığı, İsrail Toprakları olarak adlandırılan manevi bir yükselme durumu olarak alma ve benzeri gibi.