“Küresel Farkındalık İçin Eğitim” (Linkedin)

Bugün çocuk yetiştirdiğimiz bütünsel gerçeklik, büyüdüğümüz yerden çok farklı. Birbirine bağlı bir dünyada gelişebilmeleri için, bizim ne kadar birbirimize bağlı olduğumuzun bilincinde olmalılar ve onlara bunu ne kadar erken öğretmeye başlarsak o kadar iyi.

Onlara Dünya gezegeninde yaşadığımızı açıklamalı ve onlara Dünya’nın nasıl olduğunu göstermeliyiz. Onun sadece yuvarlak şeklini değil, aynı zamanda toprak, bitkiler, hayvanlar ve insanlar ve hepimizin tek bir sistemde nasıl bağlı olduğumuzu göstermeliyiz.

Daha sonra onlara güneş sistemimizi, güneşin ve ayın Dünya’yı nasıl etkilediğini, mevsimlerin nasıl değiştiğini ve doğal güçlerin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini anlatmalıyız. Ayrıca, medeniyetlerin ve milletlerin birbirinden koptuğunda düşman olduklarını, kendilerini yakın hissettiklerinde de birbirlerine yardım ettiklerini göstermeliyiz.

Göstermemiz gereken asıl nokta, doğanın tüm güçlerinin tek bir bütünsel mekanizmadaki birlikteliği ve bunun bizi nasıl etkilediğidir. Bir mobil cihaz veya bilgisayar aracılığıyla bağlı olsak ve sanal alemde yaşıyor olsak bile, fiziksel dünyada sadece diğer insanlarla değil, her şeyle bağlı olduğumuzu görmemiz gerekiyor.

Sonuç olarak, çocuklar çevreleriyle – çevrelerindeki insanlarla ve tüm doğayla, iyi ilişkiler geliştirmenin ne kadar önemli olduğunu bilerek büyüyecekler. Hem sosyal hem de doğal olarak çevreyi önemsemezlerse, onun da kendilerine kötü davranacağını hissedecekler. Bu şekilde, bugün bizim başımıza geldiği gibi, cehaletin sonuçlarına katlanmak zorunda kalmayacaklar.

Başkalarına ve Dünya’ya yönelik davranışlarımızı daha çok bir ilişki açısından düşündüğümüzde, karşılıklılığın gerekli olduğunu görmek kolaydır. Başarılı bir ilişkinin her yönden dikkate alınması gerektiği ve arkadaşlara ve sevdiklerinize sahip olmanın faydalarının, çabalardan çok daha ağır bastığı açıktır. Hepimizin birbirine bağlı olduğunu göremediğimizde, düşünceli olmak için bir dürtümüz olmaz.

Başkalarına kasten zarar vermek istemeyen hayvanlardan farklı olarak, insanlar “insanın kalbinin eğilimi gençliğinden beri kötüdür” örneğinde olduğu gibi doğasında olan kötü niyetle doğarlar. Bu nedenle, şu anda olduğu gibi karşılıklılığı ve karşılıklı önemsemeyi geliştirmeden çocukların büyümesine izin veremeyiz. Her şeyin birbirine bağlı ve iki taraftan bağımlı olduğunu görmek için, onları ve kendimizi eğitmeli ve buna göre davranmalıyız.

Dünya Savaşlarını Önlemek

Soru: Bir Kabalist, Yaradan’ın dünya savaşları ve felaketler gibi eylemlerini haklı çıkarmalı mı yoksa onları engellemeye mi çalışmalı?

Cevap: Bunları önlemek veya haklı çıkarmak farklı şeylerdir. Bir Kabalist her durumda bu eylemleri engellemeye çalışmalı ve ayrıca onları haklı çıkarmalıdır.

Soru: Bnei Baruch bir üçüncü dünya savaşını önleyebilir mi? Yoksa Yaradan’ın bu eylemini haklı mı çıkarmalıyız?

Cevap: Bu bize bağlıdır: Birliğimizin dünya çapında ne kadar ifşa olacağına, dünyayı kendi egoizminden koruyan bir koruyucu haline ne kadar geleceğine bağlıdır. Sorun şu ki, egoizm durmaksızın büyüyor ve dünya savaşları gibi sorunları tetikleyip bunlara davetiye çıkarıyor. Burada yapacak bir şey yok. Baal HaSulam’ın üçüncü ve hatta dördüncü dünya savaşı olasılığı hakkında yazdığını görüyorsunuz. Yine de eylemlerimizin bunu engelleyeceğini ve birlik metodunu tüm dünyaya yaymamızı mümkün kılacağımızı umuyoruz. Eylem! Kendi aranızda ve çevrenizde harekete geçin.

Aile ve Kabala Çalışması

Soru: Manevi yolda olan kişinin evlenmesi gerekli midir?

Cevap: Bu erkek için arzu edilir. Kadın için gerekli değildir.

Soru: Kişi, ailede doğru kişiyle birlikte olduğunu nasıl anlar? Karı ve kocadan bahsediyoruz.

Cevap: Manevi çalışmanıza müdahale etmeyen, sizi bu konuda destekleyen, hatta belki sempati duyan ve kendisi de çalışmada yer alan kişidir bu.

Soru: Kabala bilimini çalışmaya başlayan bir çift, çocuğun potansiyelini nasıl açığa çıkarabilir?

Cevap: Bazen çocuğun önünde bu konuları konuşarak, ona internet kütüphanemizden kitaplar vererek ve böylece Kabala ile ilgilenip ilgilenmediğini belirleyerek. Bence bir şeyler onu ilgilendirecektir.

Soru: Yani, yetişkin gibi çocuğun da bu konuda bir çeşit seçme özgürlüğü var mı?

Cevap: Elbette. Sonuçta kimse onu zorlamıyor.

Soru: Manevi gelişimimizde çocuktan bir şeyler öğrenebilir miyiz?

Cevap: Genellikle çocuklar ebeveynlere bu tür birçok örnek verir. Yani yetişkinler bu fırsata sahiptir.

Maneviyatta Doğum Öncesi Gelişim

Soru:  Kişi, manevi doğum öncesi durumunu hisseder mi?

Cevap:  Bizler hepimiz Yaradan’ın içinde olduğumuzu hissetmeye başlamalıyız, şöyle yazıldığı gibi: “O’ndan başkası yoktur.”

Kendimi, Elokim denilen manevi üst annenin rahminde olduğum hissine sokarsam,  bu da beni yükselten, benimle tamamen ilgilenen ve tüm duygularımı, düşüncelerimi belirleyen Bina’nın niteliğidir, tüm gücümle ona tutunmaya çalışırım, bu da ona, rahmine bağlı olduğum ve sadece onunla uyum içinde hareket etmek istediğim anlamına gelir. Bu şekilde gelişirim.

Her zaman şunu düşünmeye çalışın: “O’ndan başkası yoktur. Ve tüm bunlar sadece beni doğru yönde geliştirmek içindir.  O, iyi ve iyilik yapandır.” Her zaman böyle düşünmeye devam edersem, o zaman üst olana hep bağlı kalırım ve manevi annenin içinde olduğumu hissetmeye başlarım.

Bu tür birçok aşamadan geçtikten sonra doğarım yani O’nu daha fazla anlamaya, hissetmeye, görmeye başlarım. Doğum süreci bu şekilde gerçekleşir, belki çok hoş değil, biraz da dramatik ama görece kısa.

Ve sonrasında, zaten daha fazlasını anladığınızda, daha fazlasını bildiğinizde, çocukça konuştuğunuzda, manevi anlamda gülümsediğinizde ve farklı bir tepki hissettiğinizde sadece daha yüksek bir seviyede sürekli akan, üst ile farklı bir bağ gerçekleştirilir.

Sizler bir bağa sahipsiniz ama sizin için asıl şeyin kavramak olduğu cansız bir seviyede değil ve hala hiçbir şey hissetmiyorsunuz. Bu, henüz ilgili algı duygularına sahip olmadığınız için size gerçekten tepki vermeyen duyarsız bir anneye benzer.

Ve sonra, algınızı geliştirerek, annesini hissetmeye başlayan bir çocuk gibi, onu farklı bir şekilde görürsünüz.

Çağların Derinlerinden Gelen Birlik

Yorum: Ortak bir ruhsal metot, “Osho öğretisi” dir. Kabala gibi, birlikten ve evrenin tek bir bütün olarak algılanmasından bahseder.

Cevabım: Çok sayıda insan birlik hakkında konuşuyor. Günümüzde fizikçiler ve hatta ekonomistler bile her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu söylüyor. Bununla ilgili olarak Rus jeolog Vladimir Vernadsky (1863-1945) “noosfer” teorisini geliştirdi. Esasen birlik, Kabala’dan önce var olan eski bir kavramdır.

Kabala dört bin beş yüz yaşındadır. Antik Babil’de ortaya çıkmıştır. Ancak bundan önce bile insanlar doğadaki her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğuna inanıyorlardı. Bir yandan güneşe, aya, yıldızlara ve doğanın çeşitli güçlerine tapıyorlar, diğer yandan ise kendilerini birleştiren bir şeyin olduğuna inanıyorlardı.

Ortaçağ bilim adamı Rambam, ilk başta tüm insanların tek bir gücün varlığına inandığını yazdı. Daha sonra doğada her türlü olayın farklı güçlerin: ay, güneş, rüzgar, su vb.nin etkisindeymiş gibi gerçekleştiğini gördüler. Kendilerinden gizlenen tek gücün, çeşitli özel güçler aracılığıyla kendini gösterdiğini fark ettiler ve bariz bir görüntü gördükleri için onlara tapmaya başladılar. Böylece çoktanrıcılık ortaya çıktı.

Başlangıçta tek tanrıcılık, tek bir üst güç olarak hüküm sürdü. İnsanlar bu üst gücün çeşitli tezahürlerine tapmaya başladıklarında bile, meleklere yani tek bir üst gücün temsilcilerine taptıklarının farkına vardılar.

Tüm bu nedenle, Osho’nun veya diğer yöntemlerin bahsettiği birlik, oldukça eski bir esastır.

 

Yaş Bir Engel Değildir

Yorum: Mutlu olmak için insanın çok düşünmesine gerek yoktur. Kişi kendine ve sağlığına uygun bir şekilde bakabilir, bu da zaten yeterli olacaktır. Ve sonra gidip başka şeyler keşfedebilir.

Cevabım: Kabala bilimine dayanarak, kişi içsel dengeden dışsal dengeye gelebileceğini kesinlikle net bir şekilde anlayabilir ve ters yönde bunun gibi, diğerleriyle doğru dışsal etkileşim yoluyla kişi kendini içsel huzura ve dengeye getirebilir.

Soru: Yani yaş burada bir engel değil mi?

Cevap: Yaş hiçbir şekilde engel değildir. Kesinlikle değil! Her şey yalnızca kişinin kendini ve etrafındaki dünyayı nasıl algıladığına bağlıdır. Ruh ölümsüzdür ve bu nedenle beden bizim üzerimizde kontrol sahibi olmamalıdır.

 

“Topluluğunuzu Geliştirmek İçin İnterneti Nasıl Kullanırdınız?” (Quora)

İnternet herkese eşittir ve eğer o herkese küresel bir sisteme ait olduğumuzu, özünde küçük bir köy olduğumuzu, tek bir sistem olduğumuzu açıklayacaksa, birbirimizle aynı doğrultuda ilişki kurmalı ve aynı zamanda gelecek nesli yetiştirmeliyiz. Bu ağda, tek bir organizmaya ait olduğumuz ve kendimizi değiştirmemiz gerektiği gerçeğinden bahsetmeliyiz. Bu konuyu internet üzerinde dile getirirsek, bu sayede tüm kıtaları ve herkesi sarmalayan bu devasa mekanizma nihai kaderini yerine getirecektir. O zaman bizi birleştirmeye hizmet edecektir. Tüm dillerde ve her seviyede, bizi birbirine bağlayacak ve bizlere adeta bu amaç için tasarlanmış olduğu hissini verecektir.

İnternet eşzamanlı olarak bizi birbirimize bağlamasıyla ve bizi gezegenin her yerinde birbirine bağlı bir grup insan haline getirebilmesi bakımından benzersizdir. Bunun yakın gelecekte gerçekleşeceğini umut ediyorum ve sıkı bağlılığımızı ve karşılıklı bağımlılığımızı (İnternet üzerinden hareket eden bilgi araçları dahil) öyle bir şekilde hissedeceğiz ki, bunun ne kadar bütünsel olduğunu keşfedeceğiz ve buna göre davranmaya başlayacağız. Bizler o zaman kültürümüzü, eğitimimizi, ekonomimizi ve hayata bakışımızı da değiştireceğiz.

Birbirine Bağlı Bir Dünyada Yom Kippur

Tarihte ilk kez, bugün dünya bize ne kadar eksiksiz bir bütün olduğunu, tüm insanların ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı olduğunu ve bu nedenle birbirlerine bakmaktan başka seçeneklerinin olmadığını gösteriyor. Her geçen gün birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu giderek daha fazla keşfediyoruz. Bu Yom Kippur’un veya Kefaret Günü’nün başka hiçbir şeye benzemeyen bir hesaplaşma dönemi olmasının nedeni budur.

Savaşlar, iklim değişikliği ve pandemi gibi dünya olayları sayesinde, iyi ya da kötü yaptığımız her şeyin herkesi etkileyeceğini artık mükemmel bir netlikle görüyoruz, bu yüzden düşüncelerimizi ve eylemlerimizi dikkatlice incelememiz gerekiyor.

Eylemlerimizi değerlendirmeye alışkınız, ancak başkalarına yönelik niyetlerimizi de değerlendirmeliyiz: Niyetlerim kendim için mi yoksa başkaları için mi? Doğası tam bir sevgi ve ihsan etme olan Üst Güç ile ilişkide ben nerede duruyorum?

Yom Kippur’un doruk noktası olduğu On Günlük Tövbe sırasında, oruç tuttuğumuzda, dua ettiğimizde ve bağışlanma dilediğimizde, tüm anılarımızı gözden geçirdiğimiz ve onları uymak zorunda olduğumuz kurallarla karşılaştırdığımızda nerede başarısız olduğumuzu gördüğümüz bir noktaya geliriz. Bütün bu ilkelerden en önemlisi, Tora’nın büyük kuralı olan “komşunu kendin gibi sev” dir.

Yahudi takviminin en kutsal günü olan Kefaret Günü’nün adetlerinin önemli bir kısmı, Yunus Peygamber’in kitabını okumaktır. Hikayede Tanrı, Yunus’a birbirlerine karşı çok katı kalpli olan Ninova halkına, eğer hayatta kalmak istiyorlarsa birbirlerine karşı olan ilişkilerini ıslah etmelerini söylemesini emreder. Ancak Yunus görevinden kaçar ve Tanrı’nın emrinden kaçmak için denize açılır.

Yunus gibi biz de görevimizden kaçıyor ve birleşmeyi reddediyoruz. İnsanlığın dengesizliklerini ve istikrarsızlaşmasını tetikleyen bizim bölünmelerimiz, sürtüşmelerimiz, kavgalarımızdır. Bu nedenle, birbirimize yaklaşmayı inatla reddetmemiz, tövbe etmemiz gereken günahtır.

Her insan, günden güne yaptıklarından kendisini sorumlu tutmalıdır. Ama Yom Kippur’da yıla imza atıyoruz, tüm yıl yaptıklarımızın hesabını kapatıyoruz ki yeni bir yıla yeni doğmuş bir bebek gibi temiz bir duyguyla başlayabilelim. Bireysel başarımızın veya başarısızlığımızın ölçüsü en önemli şey değildir. Daha da önemlisi, kaçırdığımız fırsatlar için özür dilediğimiz ve sıfırdan yeniden başladığımız bir arayış sürecidir.

Yom Kippur’a Yargı Günü de denir. Bizi tam olarak kim yargılıyor ve ne yargılanıyor? Her şeyden önce biz kendimizi sorgulamalı ve yargılamalıyız. Ancak bu sürecin geçmesi için bütün bir yılı beklemek yerine, bu değerlendirmeyi günlük olarak yapmalıyız. Uyumadan önce de o günün hesabını kapatmalı ve Yaradan’dan yaptığımız ve yapmadığımız her şey için bizi bağışlamasını istemeliyiz.

Temiz yeni bir başlangıç için niyetimiz, herhangi birisini incitmekten kaçınmak için dikkatli davranmak ve tüm insanlarla iyi ilişkiler kurmak için her türlü çabayı göstermek olmalıdır. Ve eğer başkalarına verdiğimiz zarar için gerçekten ve tüm kalbimizle bağışlanma dilersek, o zaman Yaradan’a dönüp O’ndan tam bir bağışlanma dilemeye hazır oluruz. İnsan ilişkilerimizi onarmak, Üst Güç ile olan ilişkimizi onarmanın ön koşuludur.

Diğer bir taraftan, Yom Kippur sırasında eksikliklerimiz için üzülmemiz gerekiyor. Ama bu üzüntü içinde dahi mutluyuz çünkü daha sonra özür dileme ve yılı güzel ve temiz bir şekilde, tüm borçlarımızı kapatacak şekilde bitirme fırsatını başlatıyoruz.

Yeni bir dünyanın ortaya çıktığı dönem olan, “Son Nesil” olarak adlandırılan özel bir zamanda yaşıyoruz. Bu dönem, egoist öz-çıkar niteliklerimizi, özen, işbirliği ve başkalarına verme niteliklerine dönüştürmek için ıslaha yönelik manevi arayışla karakterize edilir.

Umalım ki, tüm dünya ihtiyacımız olan değişimi çabucak anlayacak ve tüm silahları gömmek ve sadece aramızdaki bağ ve sevginin gelişimine odaklanmak kararı alacak. Ondan sonra mutlaka genel sevgi durumuna ve Yaradan’ın tüm yaratılanlara ifşasına ulaşacağız. Ancak, önce İsrail halkı yol göstermelidir. Zohar üzerine Sulam (Merdiven) yorumunun yazarı Rav Yehuda Aşlag’ın “Arvut” (Karşılıklı Garanti) başlıklı makalesinde yazdığı gibi: “Kendini ve dünyadaki insanların geri kalanını, başkalarına karşı sevginin bu yüce işini üstlenecek şekilde evrimleştirmek için nitelendirmek İsrail ulusunun görevidir.”

İnsanlarda Nelerin Değişmesi Gerekiyor?

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından hazırlanan küresel eğilimler Raporu, pandemiyi 2017’de öngördü. Önümüzdeki 20 yılın kaotik ve çalkantılı olacağı konusunda uyardılar: nüfus artışının yavaşlaması, nüfusun büyük ölçüde yaşlanması ve iklim değişikliği; fırtınalar, kasırgalar, seller sıcak hava dalgaları göçün artmasına neden olacak. Uluslararası İlişkiler öngörülemez hale gelecek, bağlar kurulamayacak ve potansiyel olarak parçalanacak. Kıtlıkta da bir artış olacak. Pandeminin uzun vadeli bir etkisi olacak. Tıp, bilim, yetkililer ve siyasete yönelik güvensizlik artacak, protestolar ve ayaklanmalar da patlamalar yaşanacak. Kısacası rapora göre kasvetli bir gelecekle karşı karşıyayız.

Değişmemiz için birçok nedenin ortaya çıktığını görüyoruz.

İnsanlığa iyi bir gelecek verin ve o tamamen vahşileşecektir. Sovyetler Birliği’nde işlerin daha iyi olacağı, on yıl içinde vaat edilen sloganla komünizme ve kapitalizme varacağımız söylendi: “Endişelenmeyin, ticaret büyüyecek ve her şey daha iyi olacak.” Görünüşe göre daha iyi bir gelecek vaadi bugün çok da iyi bir fikir değil. Bu ideolojiyi yayanlar bize şöyle diyor: “Bırakın önderlik edelim ve gelecekte her şey sizin için harika olacak. Bu süre içerisinde, olduğunuz gibi devam edin ve hayatınızdan memnun olun.” Ancak, her şeyin daha iyi olacağına dair net bir umut ve inanca sahip olmak çözüm değildir.

Doğanın yönüyle ve bizim yönümüz uyumlu değilse, doğa bizi kendimizi düzeltmeye, değişmeye zorlamalıdır. Bu bir süreçtir ve başlangıçta değişmememiz durumunda geleceğin kasvetli bir resmini görmemiz gerekir. Kişinin içsel durumu ile doğanın dışsal durumu arasında açık bir bağımlılık ve bağlantı görmemiz gerekir. Başka bir deyişle, eğer değişirsek, etrafımızdaki her şey de değişir. Doğa bizi bu şekilde, zıt, olumsuz bir bağlantı yoluyla etkiler. Bizi her türlü sorunla değişmeye zorlayacak ve bunu yaparak bu bağımlılığı keşfetmemizi sağlayacak.

Başka bir çıkışımız olmadığını ve bu çürüyen bedensel varoluştan kurtulmanın tek yolunun kendi kendini değiştiren bir varlık olmak olduğunun farkına varacağız. İnsan, Yaradan gibi olmak için çabalayan kişidir. Bu İbranice’de, “Adam” (“insan”) kelimesinin “Domeh le Elyon” (“en yükseğe benzer”) kelimelerinden kaynaklandığı şekilde ifade edilir. Yaradan, doğanın muazzam birleşik gücüdür, kendisinden yayarak her şeyi doğuran, veren güçtür. Bu güce benzer olmaya ihtiyacımız var. Dışımızdaki her şeye tam bir sevgi ile davrandığımız bir duruma ulaşmamız gerekiyor ve sonra her şey yerine oturacaktır.

Gerçekten de değişmeli ve sevgi, nezaket ve sıcaklık yaydığımız, Yaradan’a benzer bir duruma ulaşmalıyız. Bir gün bu durumu hayatın kendisinden daha çok arzulayacağız. Dahası, böyle bir uyuşmadan başka bir şeye ihtiyacımız yok. Ayrıca, salt kendi kendini dönüştürmenin ötesinde düşünmeli ve tüm dünyanın sevgi ve ihsan niteliğini kazandığı küresel dönüşümü göz önünde bulundurmalıyız. İnsan seviyesi aracılığıyla, canlı, bitkisel ve cansız seviyeler de değişecektir. Sonunda, kesinlikle her şey -cansız, bitkisel, canlı ve insan seviyeleri- karşılıklı, sonsuz ve sınırsız sevgi derecesinde olacaktır. O zaman, dört seviyede de ortak olacak olan bu büyük arzuda, üst güç tezahür edecek ve kendi içindeki her şeyi saracaktır ve dünya tekil bir form alacaktır.

Bu dönüşümün temelleri atılıyor ve bu doğa eylemine ve kişisel arzumuza, onu insanlığa seslenişimizle doğru yönlendirmek için, en uygun şekli vermeliyiz. Duyarlı varlıklar olduğumuz için, bu da olacaktır. Gözümüz korkutulabilir, diz çöktürülebilir, zorlanabiliriz ve bize bu şekilde öğretilmiş olabilir. Şu anda, doğa bize daha çok yaramazlık yapan gençler gibi davranıyor ve yapmamız gereken değişime uyanmamız için bize darbeler veriyor. Bir hayvanı terbiyeli bir hayvan olma noktasına kadar eğitebilirken, bir insanı doğasının üzerinde yükseleceği şekilde değiştirebiliriz.

Günümüz uzmanlarından gelen rapor, kibarca söylemek gerekirse, çok kabul edilebilir ve gerçekçidir. Farklı yönlerden farklı dalgalar olacak ve bizi hırpalayacaklar. Bizler daha akıllı olmadıkça, etkili çözümler üretemeyecek ve ayak uyduramayacağız. Bizi zorlayan üst güçle yavaş yavaş bir anlaşmaya varacağız. Mevcut salgın azalacak ve yerini bir sonraki dalgaya bırakacaktır. Bir sonraki dalgayla da kendi çabalarımızla başa çıkmaya çalışacağız, bu konuda bir şeyler yapmaya çalışacağız. Her türden ıstırabın bu dalgalarının, bizi ne kadar seçici bir şekilde etkileyeceğini ve bizi değişmeye zorladığını anlamaya başlayacağız.

İlk ve en önemli farkındalığımız, acının, bilgeliğin kaynağı olduğunu görmek olacak. Doğa bizi hırpalamaya devam edecek ve doğadan alacağımız nispeten sürekli darbeler sayesinde doğanın bizi nereye yönlendirdiği konusundaki anlayışımızı geliştireceğiz. Bu dalgalar zekamızın boyutuna bağlı olacaktır. Burada, şimdiden daha yüksek ve daha bağlantılı bir bilinç düzeyine girebiliriz ve bu bilinçle temas eden insanlar ellerinden gelenin en iyisini yapmalıdırlar.

Bizim Islahımız Nedir?

Baal HaSulam, “Dünyada Barış”: Nesiller boyunca, dünya yenilikçilerinin zayıflığını anlamanın anahtarı budur. Onlar; insanı düzgün işlemeyen ve tamire ihtiyacı olan bir makine gibi, yani bozuk parçalarını çıkarmak ve onları iyi parçalarla değiştirmek olarak gördüler.

Gerçek şu ki, insanda hiçbir kusur yoktur ve onda hiçbir şeyin değiştirilmesi gerekmez. Her şey ona doğa tarafından verildi, birbirinden çok farklı olumsuz nitelikler ve hatta öldürme, soygun yapma arzusu vb. hepsi ona Yaradan tarafından verildi.

Islah, kişiyi hapse atmak ya da asmak değil, içselliğini düzeltmesi gerektiğini anlayabileceği çerçevelere entegre etmektir, böylece başkalarıyla ilgili en olumsuz dürtülerinin ötesinde başkalarıyla bağ kurma dürtüsü hissedebilir.

Kişinin olumsuz niteliklerini yok etmeden bir sonraki seviyeye yükselmesi ve diğerleriyle ilgili olumsuz dürtüleri yerine olumlu dürtüleri edinmesi gerekir.

Negatif ve pozitif dürtülerini bu şekilde sergilediğinde, aynı alanın negatif ve pozitif kutupları arasında olduğu gibi, aralarındaki manevi durumu hissetmeye başlayacaktır. O zaman üst dünyayı hissetmeye başlayacaktır.