İhsan Edebilecek Miyim?

Soru: Bizim dünyamızda, düşüşler esas olarak kişi tatminsiz kalacağından korktuğunda hissedilir. Bu nitelikle ilgili olarak maneviyatta hangi korkular ortaya çıkıyor?

Cevap: Korku: İhsan edebilecek miyim? Sevebilecek miyim? Her zaman egoizmimin üzerinde olabilecek miyim? Firavun’un (egoizmin) kontrolünde olan Mısır’dan çıkabilecek miyim?

Soru: Oturup “Yaradan’a ihsan edebilecek miyim, edemeyecek miyim?” diye düşündüğümü hayal etmek çok zor. Yani, hayvansal bedenim için yaşadığım korkunun aynısını mı yaşıyorum? Benzer mi?

Cevap: Az çok. Ancak prensipte, kıyaslama yoluyla bunu söyleyebiliriz.

Kişi sadece buna girmeli, bunu hayatının bir parçası yapmaya çalışmalı ve o zaman her şey yoluna girecektir.

Kişi, dünyamıza ek olarak, düşüşlerimize, yükselişlerimize ve bedensel varoluş hislerimize ek olarak, başka bir varoluş, başka bir dünya olduğunu ve onda aynı şeyin sadece başka kategorilerde gerçekleştiğini anlamaya başlayacaktır.

Yaradan Sevgisine Ne Zaman Ulaşırız?

Soru: Komşuya duyulan sevgi ile Yaradan’a duyulan sevgi arasında bir fark var mıdır?

Cevap: Bizim ıslahımızda, denildiği gibi bir fark vardır: “Yaratılan sevgisinden Yaradan sevgisine.”

Biri olmadan diğeri olamaz. İlk olarak, komşumuza olan sevgiyi yeniden oluşturmalıyız.

Ve o zaman Yaradan için sevgiye ulaşırız. O’nun aramızda olduğunu ifşa ederiz. Başkalarıyla, verme ve onların koşulları için sorumluluk hissiyatıyla ilişki kurmaya başlarsam o zaman sevme koşulu gelir. Yani, kişinin komşusuna olan sevgisi sebeptir ve Yaradan’a olan sevgisi sonuçtur.

Tüm Dünya Arkamızda

Yorum: İsrail’e yeni geldim ve İsrail’in iç savaşın eşiğinde olduğunu, bu toplumda tüm çelişkilerin birleştiğini her zamankinden daha fazla fark ettim: hem sosyo-ekonomik hem de politik çünkü sol ve sağ birbirinden gerçekten nefret ediyor, ayrıca dini ve etnik sorunlar var.

Görünen o ki, bir ülke içinde birbirini duymayan ve anlamayan beş ya da altı farklı ülke ve beş ya da altı farklı insan grubu var.

Cevabım: Evet. Bu nedenle burada İsrail’de bu sorunları çözersek, dünyanın her yerinde bu sorunları çözmek için harekete geçeceğiz.

Soru: Açıkçası, bu mümkün. Geceleri merkezinizden yayınlanan dersleri izleyip ekranda farklı milletlerin, farklı etnik grupların, farklı dinlerin temsilcilerini görmek beni hayrete düşürüyor! Başka ülkelerden öğrenciler, Müslümanlar, Budistler, Katolikler ve Protestanlar dersleri dinlerken, prensipte bunun mümkün olduğunu anlıyorum. Sürekli bundan bahsediyorsunuz, toplumu sürekli teşvik ediyorsunuz.

Ama pratikte ne olmalı? İsrail’deki insanların birbirlerini duymaya ve görmeye başlaması için ne yapmamız gerekiyor?

Cevap: Bir cevabım olup olmadığını bilmiyorum. Resmi bir cevap verebilirim, ama bu gerçekten etkili mi, sürdürülebilir mi, var olmaya ve uygulanmaya hakkı var mı bilmiyorum. Kabalistik kaynaklara göre hareket etmeye çalışıyorum, onları anladığım kadarıyla. İsrail’de veya dünyada bu sorunu çözmeye çalışan bir Kabalist görmüyorum.

Bence yine de, her şeyden önce bizler kendimiz, küçük topluluğumuzla (içinde binlerce insan olduğu için o kadar da küçük değil) çok ciddi bir etkileşime girdiğimizde, birlik olmanın gereğinin farkına vardığımız bir koşula ulaşmayı,  tüm dünyanın arkamızda olduğunun ve onun neyin ilerlediği ve neyin önünde olduğu konusunda hiçbir fikri olmadığının anlayışına gelmeyi hedeflemeliyiz. Sadece birleşmek ve en önemlisi dağıtım için çabalarımızı sürdürmemiz gerekiyor.

Manevi Yolda Düşüşler ve Yükselişler

Soru: Yaradan’ın düşüşler ve yükselişlerle bağlantılı olduğunu hissetmeye çalışmak nasıldır?

Cevap: Bizim dünyamızda alma arzusu otomatik olarak içimizde sürekli olarak çalışır ve ben dünyamızı aşağı yukarı onunla bağlantılı olarak hissederim. Manevi dünyada, benim doğal arzum ihsan etme arzusudur ve durumlarımı onun içimde dalgalanmasına göre hissederim.

Yani, Yaradan’ın (ihsan etme niteliği) daha büyük bir hissiyatı bir yükseliştir, daha küçük olanı ise bir düşüştür.

Doğal olarak, manevi dünyadaki düşüşler ve yükselişler, dünyamızdaki düşüşlerden ve yükselişlerden tamamen farklıdır, çünkü maneviyatta hepsi bizim çabalarımızdan gelir. Maddi dünyada, özel çabalara ihtiyacımız yoktur, çünkü alma niteliği olan egoizmde otomatik olarak var oluruz. Manevi dünyada ise, onun içinde minimum düzeyde bile var olabilmek için, sürekli olarak egoizmin üzerine çıkarak bir sonraki niteliğe, ihsan etme niteliğine yükselmek için çaba göstermeliyiz.

Bunlar bilinçli olarak üst ışığı çektiğimde ve o bende yeni bir özellik düzenlediğinde meydana gelen özel, içsel çabalardır. Ben ihsan etmenin içinde otomatik olarak var olamam, çünkü o zaman yeniden temel doğal özelliğimiz olan egoizmin içine düşerim.

Sanki yerin üstünde olmak istiyormuşsunuz gibi, bunu yapmak için biraz çaba sarf etmeniz gerekir. Ve çaba ortadan kalkar kalkmaz, tekrar yere düşersiniz.

Yorum: Ancak Kabalistler, bir kişi Mahsom adı verilen iki dünya arasındaki potansiyel engeli aştıysa, o zaman bir daha asla bedenselliğe düşmeyeceğini yazar.

Cevabım: Yine de sürekli anti-egoist çabalar sarf etmesi gerekir.

Soru: Manevi dünyada var olmak zor mudur?

Cevap: Hayır, zor değildir. Her şey Yaradan’ın yüceliğine, ihsan etme niteliğinin büyüklüğüne ne kadar önem verdiğimize bağlıdır. Kendimizi bu güce, onun önemine, büyüklüğüne adarsak, o zaman zor değildir ve kalıcı olabilir.

Ancak bu, çaba göstermeye başladığımızda kalıcı olacaktır. Yani bu çabanın uygulanması bizim kalıcı durumumuza dönüşebilir. Ve bu hoş bir çabadır. Kişi Yaradan’ın yüceliğini hissettiği ölçüde bu, hoş hale gelir.

2021 Yılı—Kölelik Çağının Sonu

Bir yıllık karantinadan sonra ekonomi nihayet açılmaya başladığında, yeni bir olgu ortaya çıktı: İşletmeler, yüksek işsizlik oranına rağmen üretime devam etmek için gerekli sayıda işçiyi işe alamıyor. Koronavirüs pandemisi nedeniyle işini kaybedenlerin herhangi bir iş fırsatı aramak için acele edecekleri ve çalışanlarla ilgili herhangi bir sorun yaşanmayacağı varsayılmıştı.

Ve hala, hem İsrail’de hem de dünyada büyük bir işgücü sıkıntısı var. Ve bu sadece düşük ücretli, vasıfsız işler için değil, aynı zamanda yüksek teknoloji, hukuk büroları, muhasebe için de geçerli. Bu nedenle ofisler küçük bir kadro ile ve azaltılmış bir programla çalışmak zorundalar.

Daha önce bu işleri yapanlar ise evde oturuyorlar, pandemi nedeniyle devletten iyi bir ödenek alıyor ve işe dönmek için aceleci değiller. Bu paradoksu yani devasa bir işsizlik seviyesi ile işçi bulmanın imkansız olduğunu nasıl açıklayabiliriz?

Çalışmak isteyen yeterli insan yok. Birçoğu bu arzusunu kaybetti. Sonuçta, açlık veya sosyal baskı tehlikesi altında değiller. Devlet yardımı alırken kanepeye uzanabilir, gazete veya kitap okuyabilir, TV seyredebilir veya ailenizle birlikte plaja gidebilirsiniz.

Ve aslında, bunda yanlış bir şey yok, çünkü bazen “oturup hiçbir şey yapmamak daha iyidir” deniyor. Dünya, iş yerinde aşırı zorlamak için yaratılmadı. Bir işe yaramayan bir sürü iş var, o yüzden evde oturmak daha iyi olmaz mıydı? En azından çevre iyileşecek ve kirlilik azalacaktır.

Kişi, onu zorlayan koşullara uyum sağlayan haz alma arzusu olduğu için, bunda beklenmedik bir şey yok. Üzerinde baskı yoksa, kişi kımıldamaz.

Daha önce toplum, çalışmamanın imkansız olduğu tavrını benimsiyordu: iş yok – geçim kaynağı yok. Bu nedenle, kişi geçimini sağlamak, ailesini ve çocuklarını beslemek için iyi bir meslek edinme arzusundaydı. Bugün her şey alt üst oluyor: Aile kurma, çocuk yapma arzusu yok, çalışmaya da gerek yok.

Ve aslında amaç daha çok çalışıp iş sahibini zenginleştirmek değil, ne için var olduğumuzu anlamaktır. Sabahtan akşama kadar işletme sahibi vergi ödemekten kurtulup birkaç milyon daha kazanacak diye işi nasıl çarpıtacağını düşünen bir ekonomist olarak çalışmanın ne anlamı var? Ve kendimiz için çok daha fazla oyuncak üretmemize ve oynamamıza imkan veren teknolojik ilerlemenin faydası nedir?

Bir kişinin bu zamanı ailesine, çocuklarına ayırması ve gerçekten bilim, felsefe, Kabala yani manevi ilerlemeyi çalışarak kendini geliştirmesi daha faydalı olacaktır. Kendisi için inşa ettiği yapay dünyayı değil, içinde yaşadığı doğanın doğal dünyasını çalışacaktır. Ve böylece her şey sakinleşecek, baskı ve sorun olmayacak, boşanmalar olmayacaktır.

Aksi takdirde, insanı zincire vuran sistemleri biz kendimiz destekleriz.

Bir insan evde kalırsa, dünyayı ve ailesinin, milletinin ve tüm dünyanın hayatını daha iyi hale getirmek için düşünmek için zamana ve enerjiye sahip olacaktır. Son yüz yılda bizi

“Günümüzde Neden Bu Kadar Çok İnsanda Depresyon Var?” (Quora)

Depresyon, yaşam gücünden yoksun olma hissidir. İçinde bulunduğumuz zamanda, bize kendini göstermeye başlayan başka bir yaşam seviyesine geçiş içindeyiz. Bu, dünya çapında artan karşılıklı bağımlılık ve birbirine bağlılık olarak ifade edilir ki bizler bunu olumsuz olarak hissetmekteyiz çünkü doğanın bizi içine yerleştirdiği yeni koşullara nasıl uyum sağlayacağımızı henüz anlamadık.

Depresyon, yeni bir insani gelişim seviyesine girerken birçok insanın hissettiği önemli olumsuz hislerden biridir. Büyüyen karşılıklı bağımlılığımızı ve birbirine bağlılığımızı nasıl olumlu bir şekilde gerçekleştireceğimizi öğrenmemizi talep eden bir çağın içinde ne kadar çok gelişirsek, o zaman anlamsızlık, amaçsızlık, tükenme ve genel bir canlılık eksikliği gibi artan olumsuz duygularla kendimizi bu çağın gölgesinde daha çok hissedeceğiz. Bu olumsuz hislerin amacı, olumsuz hislerimizi olumluya çevireceksek, tutumlarımızda belirli bir değişimin olması gerektiğini bize bildirmek içindir.

Karşılıklı bağımlılığımızı ve birbirimize bağlılığımızı olumlu bir şekilde gerçekleştirmek için belirli bir değişiklik yaparsak, yeni bir yaşam gücünü hayatlarımıza davet edeceğiz: doğada yaşayan olumlu gücü. O zaman, depresyon, kaygı, yalnızlık ve stres gibi kişisel düzeydeki sorunlardan, sosyal, ulusal ve ekolojik düzeydeki sorunlara kadar yaşadığımız sorunlar dizisinin nasıl ortadan kalkacağını keşfedeceğiz.

Bir yandan eskimiş egoist, bireyci ve materyalist hayata yaklaşımımızı sürdürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak artan depresyon, yalnızlık, kaygı, stres ve diğer sorunlar başarısızlığımızı göstermeye devam edecektir. Bugün doğa üzerimizde bir tür evrimsel buharlı silindir gibi hareket ediyor ve bizi burada ne için olduğumuzu, nereye gittiğimizi ve egoist dürtülerimizin ötesinde nasıl pozitif bir şekilde bağlantı kurmamız gerektiğini anlamayı içeren farklı bir varoluş düzeyine yükselmeye zorluyor. İnsanlık, şimdi özellikle bu zorlukla karşı karşıya.

Aramızdaki Bağ İçin Karşılıklı Garanti

Soru: Ben onlara kefil olmazsam, insanlar daha yüksek bir gücü ifşa edemeyecekler. Benim garantim nedir?

Cevap: Yaşça daha büyük olarak, daha deneyimli bir insan olarak, kendinizle ve tüm dünyayla bağ kurmak için tüm koşulları, tüm olasılıkları üstlenmeniz gerçeğindedir.

Burada birbirimize bağlıyız. Bu karşılıklı garanti, kendimizi içinde bulduğumuz bütünleyici sistemden gelir. Yani, evrenin tüm durumu, dünyalar yalnızca tek bir bütünsel sistemdir.

Ve her birimiz ağ ören bir örümcek gibi bu ağda bulunduğumuz noktadan hareket ederiz. Her birimiz, tüm ağın düzgün işleyişinin bağlı olduğu küçük bir örümceğiz. Ben kendi açımdan hareket ediyorum, siz kendinizinkinden, o da onunkinden vb. Hepimiz doğru bir şekilde etkileşime girersek, ağ maksimum, mükemmel durumuna ulaşır.

Soru: Bu, farklı organların birbirine kefil gibi göründüğü vücudumuzla karşılaştırılabilir.

Cevap: Evet. Kesinlikle aynı sistem üzerine kuruludur.

Soru: Vücutta bu, programlandığı gibi bilinçsizce mi olur? Bizler bilinçli olarak mı yapmalıyız?

Cevap: Bu bozuk sistemi bilinçli olarak, hepimizin karşılıklı olarak birbirimize kefil olduğumuz, birbirimizi tamamladığımız doğru duruma getirmeliyiz.

Soru: Bu kadar önemli bir bilgiyi kimsenin bilmemesinin sebebi nedir? Neden program tarafından bu şekilde ortaya konmuştur?

Cevap: Bu dünyada doğduğumuzda, onun hakkında hiçbir şey bilmeyiz. Bize öğreten ebeveynlerimiz, eğitimcilerimiz ve öğretmenlerimiz vardır. Yaşarız, var oluruz, bir şekilde gelişiriz ve ancak o zaman 15 ila 20 yaşından itibaren yaratıcı bir şekilde, belki de pratik olarak dünyayla ilişki kurmaya başlarız.

Aynı şey burada da geçerli, hem özel manevi yaşamda, bir kişi Kabala’ya gelip onunla meşgul olmaya başladığında, hem de binlerce yıllık gelişiminin içinden geçen tüm insanlıkta.

Ve ancak bizim zamanımızda, 20. yüzyıldan itibaren, bu sistemi, var olduğu yasaları zaten ortaya koyabildiğimiz ve bu sistemi tam dengeye getirmek için nasıl hareket etmemiz gerektiğini anlamaya başladığımız bir duruma giriyoruz. Ondan önce çocuklar gibiydik, bilinçsizce geliştik.

Soru: Karşılıklı garanti yasasının canlı bir organizmanın varlığının yasası olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet.

Dünya Egoizmle Sınırlı Değil

Dar odaklı niyetimizin ötesine geçebilseydik – her şeyi sadece kendi iyiliğimiz için yaparak (bilinçli ve bilinçsiz olarak, herhangi bir çabayla, zorla, her şekilde) – dünyayı kendi beş duyumuzla değil, sanki başka birinin duyuları aracılığıyla hissetmeye başlardık.

Dünyanın, diğer insanların duyu organları aracılığıyla algılanması bize tamamen farklı bir resim verir – üst dünya dediğimiz, egoist olanın üstünde, bencil olmayan. Ne de olsa kendimizden çıkmaya, kendi iyiliğimiz için olan niyetimizden çıkmaya ve kendi iyiliğimiz için olmayan niyetle bütünleşmeye başladığımız ölçüde, önceden bu güce kendi iyiliğimiz için hizmet ettiğimizi ve şimdi bu güce başkalarının iyiliği için hizmet ettiğimizi keşfederiz.

Başkalarının iyiliği için olan niyete Lişma denir.

Bu niyeti edindiğimizde, dünyayı, bize, varlığımıza, eylemlerimize ve arzularımıza bağlı olmayan, farklı şekilde görmeye başlarız. Bu dünyaya üst dünya denir. Neden? Bizim üzerimizde, bizden daha yüksek, bizim dışımızda olan güçleri, eylemleri görmeye başlarız çünkü bunlar bizim dar egoizmimiz ile sınırlı değildir.

Lişma denilen bu tam formda hareket etme imkanı, bizi sonsuzluk, mükemmellik derecesine götürür ve bize farklı bir dünyada, farklı bir alanda var olma fırsatı verir.

Soru: Yaradan burada nerede?

Cevap: Yaradan; onu kendi dışında edinmeye başladığı için kişiye bu durumda ifşa edilen ihsan etme ve sevginin genel gücüdür. Bu ölçüde, kısmen Yaradan olarak adlandırılan bu büyük alanla, onu yeni bir dünyada, yeni bir boyutta çevreleyen bu büyük güçle giderek daha fazla tanışır.

Verenin Yüceliği

Soru: Manevi dünyanın temeli, ona atfettiğimiz önemdedir. Kaynaklarda sadece bir gram ışığın ve bir gram arzunun olduğu yazılıdır ve diğer her şey buna nasıl davrandığımız, belirli olgulara ne kadar önem verdiğimiz tarafından belirlenir. Bu nasıl olur?

Cevap: Dünyamızda arzuların ve tatminlerin bir tür orantılı ölçüm standardına sahip olduğu gerçeğine alışkınız: Metre, metreküp, parsek (3,26 ışık yılı), mesafeler, ton vb.

Ancak manevi dünyada maddi boyutlar yoktur. Oradaki her şey yalnızca duyusal olarak, birinin diğeriyle ilişkisiyle ölçülür. Bu nedenle, benim için tüm evrenden ve tüm hayatımdan daha değerli olabilecek bir gram malzemeyi önemsiyorsam, diyelim ki bu gram yeni bir yaşamın başlangıcıdır, o zaman onu tüm evreni dolduran bir şey olarak değerlendiririm. Bana göre her şeyden daha büyüktür. Bu, bir nesnenin manevi değerini ölçer.

Başka bir deyişle, manevi bir nesnenin geometrik veya metrik bir boyutu yoktur ve yalnızca benim tutumumun büyüklüğü, ona olan ilgim ve nesnenin gözümdeki büyüklüğü ile belirlenir. Bunlar tamamen subjektif (öznel) ölçümlerdir.

Soru: Prensip olarak, manevi edinimi olan bir kişi veya bir Kabalist, Yaradan’ın kendisine verdiğinden değil, Yaradan’ın onun gözündeki öneminden mi haz alır?

Cevap: Yaradan’ın kendisine verdiğini hissetmez. Kişi ancak Yaradan’ın kendisine verdiklerinin büyüklüğü kadar hisseder.

Soru: Dünyamızdan bir örnek ele alalım. Diyelim ki bir fincan kahve de bu birleşik güçten geliyor. Sadece kahve içebilirim. Ama benim için önemli biri yaptıysa, doğal olarak sadece içkiyle değil, bu kişinin önemiyle, benim ve toplumun gözünde ne kadar büyük olduğu ile de tatmin olmuş olacağım. Bu şekilde mi çalışır?

Cevap: Evet.

Yorum: Ama yine de bir çeşit materyal olmalı.

Cevabım: Bizim dünyamızda materyal mutlaka vardır. Bu nedenle, ondan daha soyut kategorilere geçebilmemiz için, yaratılan maddi dünyadan başlıyoruz.

Soru: Bu, dünyanın tüm hazlarına şu şekilde davranmam gerektiği anlamına mı gelir: bu bana Yaradan tarafından verildi ve tek eksiğim bunu bana verenin önemi?

Cevap: Evet, ama aldığım kişi için önem geliştirmeye başladığımda ve benim için bu alınan nesnenin öneminden daha fazlaysa, o zaman başka boyutlara geçerim.

Yani nesnenin kendisi artık benim gözümde önemli değildir. Önemli olan tek şey, onu bana verenin önemidir. Sonra maddi dünyamızın duyumlarından üst dünyanın boyutlarına ve duyumlarına geçerim: Bunu Yaradan’dan aldım.

“Dünyanın En Büyük Hazzı Nedir?” (Quora)

Zıtlıkları uzlaştırmaktan daha büyük bir haz olmadığı yazılmıştır.

Çelişki, sanki bir pense arasına sıkışmış gibi bir kararsızlık halidir. Gerçeğin veya yalanın nerede olduğu ve nasıl davranılacağı hakkında hiçbir fikrimiz yoktur. Ancak bu çelişkiyi çözmemiz gerekir.

Çözüldüğünde, en büyük haz gibi hissedilir.

Eninde sonunda onların ortak kaynağından bir yardım talebine varabilmemiz için bize her türlü çelişkiler ve şüpheler verilir. Diğer bir deyişle, doğa, onların ortak kaynağında (doğanın daha yüksek gücü, deneyimlediğimiz her şeyin ardındaki saf özgecil nitelik) çözümlenmesine ihtiyacımız olduğu hissini bize getirmek için kasıtlı olarak karşıtları içerir.