Öğretmen Öğrenci Bağlantısı

Soru: Diyelim ki bir öğretmen seçtim ve iki ya da üç yıl sonra ondan öğrenecek hiçbir şeyim olmadığını ve hatta ondan daha fazlasını bildiğimi gördüm. Dünyamızda böyle şeyler müzik, spor vb.de olmakta. Kabala’da da olur mu?

Cevap: Evet, burada da aynı şey olabilir. Öğretmeni değiştirmeye değmesi, oldukça mümkündür. Ancak burada kimi değiştirdiğinizi anlamanız/bilmeniz gerekir. Ya daha fazla çaba göstermek istemediğiniz için ya da eski öğretmenle daha fazla ilerleyemediğinizden buna acil ihtiyaç duyduğunuz için öğretmeninizi değiştirirsiniz.

Soru: Öğretmen ve öğrenci arasında belirli bir bağ var mı?

Cevap: Öğretmen, öğrenciye daha yüksek enerjinin, daha yüksek ışığın ve daha yüksek bilginin iletkenidir. Bu nedenle, öğrencinin öğretmenine bağlı olması bizim için önemlidir çünkü bu bağ yok olmaz.

Yorum: Daha önce gruplar çok küçüktü ve bu nedenle öğretmen ve öğrenci arasında gerçekten yakın bir ilişki vardı. Bugün milyonlarca öğrenciniz var ve doğal olarak, sadece az bir kısmını biliyorsunuz.

Benim Yorumum: Kimi tanıdığım önemli değil, hangisinin kendini benim öğrencim olarak gördüğü, kişinin bana karşı tutumu/düşüncesi önemlidir. Bu kapsamda öğrenci içsel hareketiyle bana doğru koşar ve benim aracılığımla kişi daha yüksek bir güçle temasa geçer.

 

Seçme Özgürlüğü, Bölüm 3

Birey Neden Çevrenin Etkisine İhtiyaç Duyar?

Soru: Neden her şey böyle yaratıldı ki ben, birey olarak toplumdan etkileniyorum? Bu bana ne verir? Bunu, manevi gelişimim için nasıl kullanabilirim?

Cevap: Gerçek şu ki, çevreleyen toplumun yardımıyla kendimi kontrol edebilirim. Eğer kapalı bir sistemsem ve kendimle ve kendi içimde hiçbir şey yapamazsam, o zaman kuyruğunu kovalayan bir köpek gibi, nasıl dönersem döneyim, bunların hiçbiri işe yaramaz çünkü belirli özelliklere, niteliklere sahibim ve eğer onları kullanırsam o zaman o, aynı “ben” olur.

Kendimi kendimden nasıl çıkarabilirim ve dışarıdan üzerimde etkiyi kullanabilirim? Kabala biliminin bize çok ilginç bir ilke gösterdiği yer burasıdır.

Eğer çevreye karşı açık, seçici bir tutumum varsa: “Bu benim için iyi ve o kötü. Bunun beni daha fazla etkilemesini ve onun beni daha az etkilemesini istiyorum. ” gibi, o zaman bu şekilde üzerimdeki etki kaynaklarını seçtiğim, onları sıraladığım ve kendimi onların etkisine soktuğum söylenir. Bu nedenle kendimi,  çevreleyen toplum vasıtasıyla kontrol ederim.

Belki bir grup insandan etkilenmek için iki saate, diğerinden üç saate ya da televizyonda bir haber dinlemeye, gazetede bir makale okumaya ya da internette gezinmeye ihtiyacım vardır. Hangi dış etkilerin seçileceğini sürekli olarak gözlemlemeliyim çünkü kendimi bu şekilde yaratırım. Bu, kendimi yaratma sürecimdir. Önemli olan budur. Bu benim özgür irademdir. Böyle bir fırsat, böyle bir özgürlük bize Yaradan tarafından verilir.

 

Üst Amaca Ulaşma Yolu, Bölüm 3

Dünyada Nüfus Değişikliğinin Nedenleri

Kabala ilmi, üst güçlerin, direkt ışığın dört safhasında, sonsuzluk dünyasının Malhut’ta ortaya çıkardığı ve sonra Tzimtzum Alef (ilk kısıtlama) aracılığıyla bize inen niteliğin basamaklanma sırasını inceler.

Sonra Partzufim Galgalta, AB, SAG, MA ve BON oluşur, daha sonra Atzilut, Beria, Yetzira ve Assiya dünyaları  ve daha sonra Adem veya ortak ruh olarak adlandırılan özel yapı oluşturulur ve bu ruhun parçalanması meydana gelir. Biz bu parçalanmanın parçalarıyız.

Egoizm, bir tür yükseliş imkanı yaratmak ve onunla çalışmak için gittikçe daha daha fazla tezahür ederken, genel egoist kitle giderek daha fazla parçalara ayrılır. Bu nedenle, dünyamızda çoğaldığımızı  – gezegenin nüfusunun büyüdüğünü hissediyoruz.

Tersine, birbirimizle olumsuz bir ilişkiye girersek, o zaman yıkım ve savaşlar başlar yani nüfusun belirli bir kısmı ortadan kaldırılır.

Bu bizim düşündüğümüz gibi savaşın insanları öldürmesi nedeniyle değil, ancak bu koşulda insanlığın çok sayıda insana ihtiyacı olmadığı için azaltılabilir. Eğer ıstırap varsa, daha az ruh da amaçlarını yerine getirebilir. Dünyadaki nüfus artışına veya azalmasına böyle bakmak gerekir.

 

Erkek ve Kadın, Bölüm 5

Kadın Erkek İlişkilerinin Gelişimi

Soru: Kabala bir erkek ve bir kadın arasında ilişki kurmaya nasıl yardımcı olabilir?

Cevap: İnsanlık geliştikçe bunun gittikçe zorlaştığını görmekteyiz. Eskiden erkek ve kadın arasındaki ilişkiler toplum tarafından düzenlendi: bir köy, küçük bir kasaba, dinler, yerleşik gelenekler vb.

Örneğin, erkeklerin hakları vardı, kadınlar yoktu ve her şey bu şekilde düzenlendi.  Her şey çok basitti. Bir kadın amacının ne olduğunu biliyordu. Bir erkek amacının ne olduğunu biliyordu.

Prensip olarak, ikisi de ne için var olduklarını ve nasıl yaşamaları gerektiğini anlamışlardı. Yeni bir aile türü icat etme, “taviz” veya başka bir şey gibi yeni işbirliği türleri konusunda hiçbir şansları yoktu. Her şey sakin ve açıktı.

Kız ailesinde, genç adam ailesinde büyüdü. Ebeveynlerinin ilişkisinden, bir aile hayatı yaşamanın ne anlama geldiğini gördüler. Bunun için büyüdüler, evlendiler ve bu şekilde var oldular.

Bütün bunlar insanlık, kendi çerçevesinin ötesine geçene kadar devam etti.

Egoizmin gelişiminde seviyeler vardır: yemek, cinsellik ve aile gibi temel arzular ve zenginlik, onur, güç ve bilginin toplumsal arzuları. Arzuların gelişimi temel olanların ötesine geçmediği sürece her şey sakindir; bu tür toplumlar normal bir şekilde var olabilir. Yüksek dürtülere sahip değillerdir.

Toplum, servet, güç ve bilgi ile ilgilenmeye başladığı seviyeye girer girmez sorunlar ortaya çıkar çünkü insanlardaki bu arzular yemek, cinsellik ve aile arzularından çok daha güçlüdür.

Bu nedenle, kişi daha yüksek hedeflere ulaşmak için aileden ayrılır. Genel olarak burada, zamanımızda gördüğümüz kafa karışıklığı vardır.

 

Kabalistik Bir Grubun Amacı, Bölüm 4

Onlu’nun Yapısı

Yorum: İbrahim’den sonra, Musa manevi metodu geliştirmeye devam etti. Yahudi halkını onlulara, herkesin bir şekilde ihsan etme ve sevgi niteliğini ifade edebileceği küçük gruplara ayırdı.

Kitaplar bile Kabalistler tarafından bireysel olarak değil, onlularda, gruplarda yazıldı. İlginç bir şekilde, onlu, fiziksel on beden değil, bir grup arzu anlamına gelir. Bu nedenle iki kişi de onlu olarak kabul edilebilir.

Cevabım: Onlu tam bir ortak arzudur. Bu şekilde Zohar Kitabı yazılmıştır. Bizler son nesilde, son ıslahta olduğumuzdan, Zohar Kitabı’nı yazanlar gibi aynı grubu inşa etmeye çalışmalıyız.

Soru: Siz ve öğretmeniniz de bir onlu, bir grup muydunuz?

Cevap: Evet, ama bugünün aksine tamamen farklı bir koşuldu.

Arzuların Gelişimi, Bölüm 5

Arzularımızı Dengelemek Mümkün Mü?

Soru: Doğu yöntemlerinde alışılageldiği gibi arzularımızın dengelenebileceği söylenmekte. Çok az istemek için ne yapılabilir? Sonuçta, ne kadar az istersen, o kadar az acı çekersin.

Cevap: Bu doğrudur ama sadece arzularımı haz veya ıstırap açısından değerlendirmeye başlarsam. O zaman daha az acı çekmeye istekli olduğum sonucuna varabilirim. Bu, daha rahat bir koşula ulaştığım, belirli  istemli bir uygulamadır.

Soru: Peki bu arzuları nasıl kontrol ederim?

Cevap: Prensip olarak, onları kontrol etmiyorum, ancak daha az haz alma veya daha az acı çekme arzusu, arzularımı ne kadar azaltabileceğimi kontrol eder ve belirler.

 

Dünya Gerçeklik Mi? İllüzyon Mu? Bölüm 7

Dünyayı neden bozuk görüyoruz?

Soru: Kişinin realiteyi ve dünyayı gerçek bir bozukluk olarak algıladığını duydum. Bu doğru mu?

Cevap: Evet, elbette.  Bizler her şeyi sadece duyu organlarımızda algılıyoruz ve onlar bozulmuş, ıslah olmamış ve parçalanmış olduklarından doğal olarak dünya da buna benziyor.

Gerçek şu ki, etrafımızdaki dünya mükemmeldir  ama onu mükemmel olarak algılamıyoruz çünkü onu parçalanmış, kusurlu duyu organlarımızda hissediyoruz. Bu yüzden dünyanın kendisi hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz ama sadece onu algılama şeklimiz hakkında konuşabiliriz.

Bizim metodumuz,  algımızı düzeltmek üzerinedir. O zaman dünyayı, kendimi düzelttiğim ölçüde mükemmel olarak göreceğim. Başka bir şey gerekmez. Dünyayı düzeltmem gerekmez. Aksine bu, Kabala’da tamamen yanlış bir hareket olarak kabul edilir.  İnsanlık tarihi boyunca insanların nasıl olduğuna ve hali hazırda dünyanın reformcuları olduğuna bakın.

Ancak, dünyaya Kabala Bilgeliği’nin önerdiği şekilde yaklaşırsak, kendimizi düzelterek, belli ki çevremizdeki dünyanın ideal, mükemmel, sonsuz ve ebedi olduğunu göreceğiz. Dünyada, kendimizi düzeltmekten başka yapılması gereken bir şey yoktur.

Bu nedenle, tüm bilgelik, kişiye kendini nasıl düzeltebileceği konusunda tavsiyede bulunmaya dayanır. Kendini nasıl düzeltir, bir bütünün ayrılmaz parçası yapar? Aksi takdirde, daha büyük sorunlara ve dünyanın daha yanlış algılanmasına batacağız.

 

Kabalistik Bir Grubun Amacı, Bölüm 3

En Yüksek Arzu — İsrail

Soru: Evrim, doğanın bazı kısımlarını sürekli olarak ayırmaktadır. Belli bir gelişim yoluna sahip olan “İsrail” adı verilen bir grup insanın evrim tarafından seçildiği ortaya çıkıyor. Daha sonra “Onlular” adı verilen her türlü küçük gruplar, bu grubu oluşturur.

Tüm insanlıkla çalışmak neden imkansızdır? Neden küçük bir grup insanda kilitlenmek/kenetlenmek gerekir?

Cevap: Gerçek şu ki ruh yani Yaradan’ın yarattığı genel arzu, birçok farklı seviyeye ve alt seviyeye ayrılmıştır. Örneğin, arzunun en yüksek, en hassas seviyesini alırsak, o zaman o, en egoisttir ve aynı zamanda ışığa ve ileri-geri etkisine en yakındır. Yani o, ışığa yönlendirilir ve ışık ona yönlendirilir. Işık, Yaradan’ın bir arzu üzerindeki etkisidir.

Bu nedenle, ilk etapta, Yaradan’a olan arzusu nedeniyle “İsrail” olarak adlandırılan, “Yaradan’a doğru” anlamına gelen, bu en yüksek arzu gelişmeye başlar. Ona en yakın varlık/yapı, önce Yaradan ile temasa geçmelidir ve sonra onun aracılığıyla Yaradan’ın etkisi diğer arzulara geçer.

Açıklama: İsrail grubunun,  eski Babil’in çeşitli kabilelerinin en az egoist temsilcilerinden toplandığından, bunun milletlerle ilgisi olmadığını biliyoruz.

Benim Yorumum: Daha az egoist olduklarını söylemem. Aksine, her türlü kötü duruma karşı daha bağımsız ve daha duyarlı hissediyorlardı. Bunun bir sonucu olarak, hayatın anlamını edinmek zorunda olduklarını ya da alegorik olarak, onun nereden geldiğini, onları kimin yönettiğini ve hayatlarını nasıl değiştirebileceklerini edinmek zorunda olduklarını hissettiler.

Bu nedenle, onları manevi edinime çağıran İbrahim’in etrafında toplandılar. İbrahim, onlara bunun ancak kendi aralarında birlik içinde, birlikte çalışmaya başladıklarında mümkün olacağını açıkladı.

 

Seçme Özgürlüğü, Bölüm 2

Çevresel Etki

Soru: Kabala’ya göre kalıtım ve çevre, kişiyi bilinçsiz düzeyde etkileyen faktörlerdir.

Kalıtımla ilgili her şey nettir. Çevreye gelince, içinde bulunduğumuz çevre, %100′ ümüzü etkiler mi? Yani, onun etkisi altına girmememiz mümkün değil mi?

Cevap: Açık bir şekilde belirli bir ortam seçmesek bile, ancak onunla bir tür temas halindeysek, hâlâ bizi az çok, açık veya dolaylı olarak etkiler. Üstelik, kendimizi nasıl onun etkisi altına koyduğumuzu bile anlamayız bile. Sonuçta, onunla temas kurmak istemeyebilirim ama yine de beni çok etkiler.

Burada çok ciddi bir çalışma ve araştırma yapmak gerekiyor, böylece kişi bizim için en önemli şeyin çevremizi, onu tam olarak etkileyen şeyi anlamak olduğunu fark eder. Bazen içinde bulunduğumuz çevre bizi insanlardan daha fazla etkileyebilir; Bizi tamamen mantıksız eylemlere, tepkilere, vb. teşvik eder. Bu nedenle, çevrenin bir insan üzerindeki etkisini, onun: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan tüm parametrelerinde, dikkatle araştırmak gerekir.

Soru: Bu cansız doğanın da insanları etkilediği anlamına mı geliyor?

Cevap: Tabii ki. Hava ruh halimizi ve sağlığımızı etkilemez mi? Ya da yaşadığınız şehir ve ev? Şu an insanlar hakkında değil, diğer her şey hakkında, özellikle cansız seviyeden bahsediyorum. Bunların hepsi  bizi çok etkilemektedir.

Birisini başka bir yere koyun, bir kişiyi bir ormana veya kırsal bölgeye koyun ve kişinin çevresindeki doğa faktörü güçlü olduğu için tamamen farklı bir kişi göreceksiniz.

Yorum: Depresyonda olan bir kişinin yanındaysanız, depresyonunun size de bulaşabileceğini söylüyorlar. Ve hatta dahası, depresif bir toplumdaysanız.

Benim Yorumum: Kesinlikle.

 

Yaradan’ın Eşsizliği, Bölüm 7

Egoizm Tarafından Bozulmamış Edinim Yöntemi

Soru: Tüm doğa yönetimi teoriler çok çeşitlidir ve zıtlıkların bir birleşimidir. Zıtlıkların birleşiminde, tam olarak aralarında, dünyamızın ya da Yaradan’ın hissiyatı ifşa olur mu?

Cevap: Hayır, ben öyle düşünmüyorum çünkü tüm bu teoriler egoistiktir. İnsan, egoizmini ıslah etmeden onu temel alarak; tek Tanrıcılığı, çok Tanrıcılığı, vb. icat etti.

Var oluş hakkına sahip olan tek teori, kişinin kendisinin dışına çıkması, kendisinin üzerine yükselmesi, kendisi yerine başkalarını hissetmeye başlaması, başkalarının içinde, kendi dışında neler olduğunu hissetmesidir. O zaman, kişi gerçekten; kim olduğu, nerede olduğu ve etrafındaki şeyin ne olduğu ile ilgili nesnel bir izlenim edinir. Bu “teori” egoizmimiz tarafından bozulmayan, evrenin doğru bir izlenimini edinmemizi sağlayan “Kabala metodu” olarak adlandırılmaktadır.