Pesah- Islahın Başlangıcının Bayramı

Islahın başlangıcını simgeleyen Pesah bayramına yaklaşıyoruz. Her şey Mısır’dan çıkışla başlar ve ardından Tora’nın verilmesi gerçekleşir.

Islahlar, yalnızca Mısır sürgününden geçmiş bir kişi için mümkündür. Yaradılış, Bilgi Ağacının günahı ve ruhun parçalanmasıyla başlar ve ardından ıslah süreci başlar.

Bu nedenle, her şeyden önce kötülüğün farkına varmamız, ruhun şimdi bir araya getirmemiz gereken birçok parçaya bölündüğü Bilgi Ağacı’ndaki parçalanmadan sonra kendimizi bulduğumuz durumu netleştirmemiz gerektiği açıktır. Ve bu, şimdiye kadar aramızda hüküm süren egoist alma arzusuna rağmendir.

Böylece, eski haline getirmekte olduğumuz ruha, ifşa olan tüm kötü eğilimi, yani bir zamanlar ruhu dolduran ve her parçanın diğerlerinden ayrılmasına neden olan ışığın gücünü ekleriz. Onları tekrar birbirine bağladığımızda, ruhu dolduran ve şimdi ona düşman olan ışığın gücüne karşı çalışarak, Yaradan’ın niteliklerine ve ıslah olmuş yaratılışın niteliklerine ulaşırız.

Bununla birlikte, tüm bunlar şu anda içinde bulunduğumuz durumun kötülüğünün farkına varılmasıyla, aramızda hüküm süren egoizmin ifşasıyla başlar: reddetme, nefret, yanlış anlama ve herkesin ne ölçüde yalnızca kendi içine dalmış olduğu ve oradan çıkamadığını açıklığa kavuşturmak. Bütün bunlar, Yaradan çalışması yolundaki ilk ve gerekli aşamadır.

Pesah ile ilgili tüm yazıları, sadece ayrılığımız ve bağımızla ilgili olarak algılamamız gerekir.  Birbirimizden uzaklaştığımızda kötü güçler yükselir ve içimizdeki sürgün hissini ortaya çıkarır.

O zaman hemen bağ ve ıslah hakkında konuşabiliriz ve kefaret başlar. Yani her şeyi, sürgün ve kurtuluşun, birbirimizden uzaklaşıp yakınlaşmanın, parçalanmanın ifşası ve onun ıslahı ışığında görmemiz gerekiyor.

“Okulda Öğretilmesi Gereken, Hâlihazırda Öğretilmeyen Tek Şey Nedir?” (Quora)

Tüm öğrenciler arasında dostça bağlar kurmak için arkadaşlığa daha fazla vurgu yapılmalıdır.

Mutlu ve kendine güvenen bireylerden oluşan destekleyici bir toplum oluşturmak için çoğunlukla öğrencileri nasıl olumlu bir şekilde bağ kurduracağımıza odaklanmalıyız.  Nihayetinde insanlar, hayattaki mutluluklarının ve başarılarının birbirlerine ne ölçüde olumlu bir şekilde bağ kurduklarına bağlı olduğunu düşünerek okuldan ayrılmalıdırlar.

Okulların öğrencilere yönelik amacı öğrencilerden mutlu, kendine güvenen ve başarılı insanlar yetiştirmek haricinde meslek odaklı olmamalıdır.

Öğrenciler sürekli olarak bir dizi egoist ilişkiyi sürdürmek zorunda kalırlarsa, ki burada her biri başkalarının pahasına kişisel faydayı en üst düzeye çıkarmaya çalışırsa, o zaman hayatta asla gerçekten mutlu, kendine güvenli veya başarılı olamazlar.

Ayrıca, Daha önce hiç olmadığı kadar küresel olarak birbirine bağlı ve birbirine bağımlı zamanlara doğru ilerlerken, bugünün neslinin diğerlerinden farklı olduğunu anlamamız gerekiyor, aynı şekilde, mutluluğumuzu, başarımızı ve güvenimizi günümüze uygun bir şekilde güvence altına almak için böylesi birbirine bağlılığı ve karşılıklı bağımlılığı olumlu bir şekilde nasıl gerçekleştireceğimizi öğrenmeliyiz. Şu anda öncelikli olarak ele aldığımız meslekler ikinci sırada yeniden önceliklendirilmeli ve ilk sırada olumlu insan bağlarına verilmelidir.

Öğrenciler okula gittiklerinde kendilerini rahat hissetmeli ve hatta diğer öğrencilerle bağ kurmaya istekli olmalı ve öğrenciler arasında hiçbir korku veya eleştiri olmamalıdır. Öğrencilerin bağlarını geliştirmek amacıyla böylesine olumlu ve destekleyici bir atmosfer oluşturmak için, öğretmenlerin her şeyden önce, birlik ve karşılıklı saygı değerlerinin önderlik ettiği bir toplumun yaratılmasına katılım yoluyla öğrencilerin mutluluk, güven, güvenlik, denge ve refah dolu bir hayat hissetmeleri için birbirleriyle ve öğrencilerle olumlu ilişki kurmayı öğrendikleri bağ zenginleştirme sürecinden geçmeleri gerekiyor.

“Kutsal Kitaptaki İlk Emrin Anlamları Nelerdir: ‘Sizi Mısır Topraklarından, Kölelik Evinden Çıkaran Efendiniz Tanrınız Ben’im. Benden Başka Tanrınız Olmayacak’ Mı Demek? ”(Quora)

Bu en temel emirdir. Bu, dünyada her şeyin üstünde ve ötesinde olan tek bir güç olduğu anlamına gelir. Bu güç bizi doğanın cansız, bitkisel ve canlı seviyelerinden, İbranice’de “Adam” olan, “konuşan” veya “insan” olarak adlandırılan seviyeye kadar geliştirir.

“Adameh le Elyon” dan (“en yüksek olana benzer”) gelen Adam (“insan”), doğanın her şeyi kapsayan gücü olan Yaradan’ı anlayan ve onunla bağlantı hisseden kişidir.

İnsanlık bilim, teknoloji ve sanattaki ilerlemesine rağmen, insanlığın büyük çoğunluğu hayvansal seviyede var olmaktadır. Hayvansal seviye yani hayvan halimiz, başkalarına ve doğaya fayda sağlamaktan ziyade kendi kendine fayda sağlamaya yönelik temel düşüncemizi tanımlar. Başka bir deyişle, doğuştan gelen egoist doğamızda hapsolduğumuz zamandır.

Bizler egoist doğamızdan yani “Mısır topraklarından, kölelik evinden” çıkabiliriz ve gerçeklikte daha yüksek gücün yani Yaradan’ın ya da emirde yazıldığı gibi “Ben senin Efendin Tanrınım” ın etkisini kabul ettiğimiz insan seviyesine yükselebiliriz.

Bilincimizi Keşfetmek Mümkün Müdür?

Yorum: Bilimde, bilinç, mantık ve akıl arasında büyük bir kafa karışıklığı vardır. Her şey tek bir yığın halinde kümelenmiştir.

Benim Cevabım: Şimdi bu tanımları anlamaya çalışalım. Açık konuşmak gerekirse bunu asla bilerek yapmadım. Öğretmenimi genç yaşta buldum ve o beni her şeye kesinlikle açık, sistematik bir yaklaşımla “satın aldı”.

Yorum: Sorun şu ki, bu konuda yüzlerce yıldır neredeyse hiç ilerleme kaydedemiyoruz. Örneğin Descartes beyinde ruhu aradı, epifiz bezini buldu ve “Bu ruhtur” dedi. Ve bugün de aynı: Bilinç beyinde aranıyor.

Şaşırtıcı bir şekilde, öyle görünüyor ki, tam da bu alanlarda büyük ilerleme var, tomografi var, çok sayıda alet var, ancak herhangi bir ilerleme kaydetmedik.

Benim Cevabım: Gerçek şu ki, bu cihazlar bize ruh, bilinç veya zihin hakkında herhangi bir izlenim veremeyecek.

Yorum: Ne yazık ki bilim adamları araştırmalarına bu yönde devam ediyor. Bazıları “Bilinç araştırması zaman kaybıdır” diyor. Diğerleri çıkmaza girdiklerini ve hiçbir şey yapamayacaklarını düşünüyor. Yine de hepsi tamamen materyalist bir yaklaşıma bağlı kalmaya devam ediyor.

Benim Cevabım: Kabala aynı zamanda saf materyalizmle de ilgilenir. “Doğamızın üzerine yükselmenin bir yolunu bulmak gerekiyor. Tüm doğamız egoizmdir. Bunun üzerine yükselmeye çalışmalıyız.” der.

Bu fırsatımız var mıdır, yok mudur? Kabala ona sahip olduğumuzu söyler ve buna göre bazı araçlar, bazı fırsatlar verir.

Bir yandan, bu prensipte açık, ölçülü, materyalist bir yaklaşımdır. Öte yandan, doğamıza, egoist arzularımıza aykırıdır. Bu nedenle bilim adamlarının buna ihtiyacı yoktur.

Doğamız çerçevesinde bilim adamları her konuda hemfikirdir, çünkü yatırım yaptığınız yerde gözle görülür bir fayda vardır. Risk almaya ve kendilerini feda etmeye isteklidirler, ancak bunu zihinleriyle aynı düzeyde anlarlar. Bilim adamlarının tehlikeli deneylerde, hayatlarını gerçekten feda ettiklerine dair iyi bilinen örnekler vardır.

Ancak, ortalama bir kişi Kabala’nın ne sunduğunu anlayamaz. Burada farklı bir atmosfere, farklı bir laboratuvara ihtiyacımız var. Burada siz kendiniz laboratuvarsınız.

Onun üzerine çıkmaya çalışmazsak, zihin hakkında nasıl konuşabiliriz ki ?! Onu nasıl çalışabiliriz ?! Bu herkes için açıktır: Bir şeyi araştırmam gerekirse, bu araştırma nesnesinden en azından küçük bir adım daha yukarıda olmam gerekir. Kendinizden çıkmadan bir şey yapmak imkânsızdır. Dolayısıyla bunun, kendi kontrolleri dışında olduğunu söyleyenlere katılıyorum.

Kabala’nın sunduğu (çevremizdeki dünyadan, bizi çevreleyen alandan, doğamıza zıt bir güç ortaya çıkarmak ve bizi değiştirmesini sağlamak için, bizi doğamızın üzerine bir sonraki seviyeye yükseltmek için) yardımcı araç olmadan şu anki derecemizi keşfetmek imkânsızdır. O zaman zihnin ne olduğunu ve bilincin ne olduğunu bileceğiz. Bu herkes için mümkün olacak.

Bu arada, bizi bir sonraki dereceye taşıyacak böyle bir gücün olduğunu, kanıt olmadan kabul etmeliyiz. Daha sonra bu dereceden bilincimizi ve zihnimizi keşfedeceğiz.

Her Durumda Nasıl Kazanılır?

Soru: Bir keresinde Avrupalı bir öğrenci, Fransız boks ve güreş dünya şampiyonu eski bir dövüş sanatları öğretmenine geldi ve sordu: “Bana ne öğretebilirsin?”

Eski usta şöyle dedi: “Şehrin etrafında yürüdüğünüzü ve kazara sizi soymak ve kaburgalarınızı kırmak isteyen birkaç haydutun sizi beklediği bir caddede dolaştığınızı hayal edin.” Öğrenci şöyle der: “Ve sen bana onları nasıl yeneceğime dair numaralar öğreteceksin?” “Hayır, sana oraya gitmemeyi öğreteceğim.”

Soru şu: Eğer güçlüyseniz, düşmanlarınızı yenmek için ileri doğru gider misiniz yoksa onlardan uzaklaşır mısınız? Ne yaparsınız? Bugün her türlü tehlikeyle karşı karşıyayız. Biri tehlikenin içine girer ve onun cesur olduğunu söylerler. Biri bundan kaçınır, o bir korkaktır.  Kişi nasıl davranmalı?

Cevap: Her türlü tehlikeli oyunlara, kavgalara ve çatışmalara dahil olmayı seven insanlar vardır. Onlar için tam da bu durum, bu olay öyle bir heyecan verir ki, bunun için insanın yaşaması gerektiğine inanırlar. Tüm bu olaylar, tüm bunlar kesinlikle faydasızdır.

Ve bunu istemeyen insanlar vardır; bunlar sonuçlarla ilgilenirler. Tüm bu toplanmalarda dönen bu değersizliklerle herhangi bir açıklamaya ve genel ilişkilere karışmadan ihtiyacım olanı başarabilirsem, o zaman bunu neden yapmalıyım ki?

Tutum şu şekilde olmalıdır: hedefe daha yakın ve tüm bu çatışmalardan uzak. Sizi zorlayacaklar, sizi toplumlarına bağlayacaklar ve onlara cevap vermeniz gerekecek. Size yapışacaklar ve bırakmayacaklar. Sizi kendi çevrelerinde döndürecekler. Buna kesinlikle ihtiyacınız yok. Yol boyunca kafanız karışacak ve hedefe ulaşamayacaksınız.

En iyisi, rakiplerle savaşmak için bu sanatlara ihtiyacınız yok. Kesinlikle! Oradaki herhangi bir teknik bilgiye ihtiyacınız yok. Bu hedefe kısa ve basit bir şekilde nasıl ulaşabileceğinizi bilmeniz gerekir. Bu da genellikle ulaşmak istediğiniz durum simüle edilerek yapılır.

Soru: Bu caddede nasıl dolaşabilirsiniz? İnsanın dolaşmayı öğrenmesi gereken aslında bu bilgelik değil mi?

Cevap: Ne amaçla oraya gidiyorsun, dolaşıyorsun ya da herhangi bir yere mi gidiyorsun?

Yorum: Amaç belki basitçe bu soyguncuyu veya bu politikacıyı yenmektir.

Cevabım: Bu başka bir mesele. O zaman oraya gitmeli ve orada bir şeyler yapmalısın.

Ve amacınız erkekler için değil, doğada bir toplumun veya devletin doğasında bir tür değişiklik yapmaksa, o zaman her türlü küçük gangster çekişmesine ihtiyacınız yoktur.

Soru: İnsan, tüm bunların saçmalık olduğunu anlaması için bu çatışmalara hiç girmemek için hala hangi hedefe sahip olmalıdır?

Cevap: Saf bir hedeften bahsediyorsak, o zaman onu kendim için belirlemeli ve buna ancak daha yüksek bir gücün yardımıyla ulaşılabileceğinin farkına varmalıyım. Ve bu yüzden, bu daha yüksek gücün faaliyet gösterdiği bölgeye gitmeli, onunla temas kurmalı ve onunla müzakere etmeliyim ki gerekli olanı yapsın.

Bencil değil özgecil alanlara girin. Ve orada Yaradan ile bağ kurmalı ve O’nu insanlığı değiştirmenin gerekli olduğuna ikna etmeliyim, yalvarmalıyım.

Soru: Özgecilik alanda ne tür numaralar var?

Cevap: Bunun tersi doğrudur. Bu, içeri girdiğim ve herkese ne kadar havalı olduğumu göstermeye çalıştığım egoizm değildir, özgecilik, içeri girdiğimde ve herkese başkalarının iyiliği için kendimi ne kadar geçersiz kılabileceğimi gösterdiğim zamandır.

Soru: Buna gerçek cesaret mi deniyor?

Cevap: Evet, tabii ki.

Soru: Ve siz oraya savaşmak için mi gidiyorsunuz? Bu da bir kavga mı?

Cevap: Burada başka bir savaş olacaktır: kendinizle savaşmalısınız. Çünkü tüm doğanızın buna karşı olduğunu hissediyorsunuz.

Not: Yani, asıl mesele başkasıyla değil, kendinizle savaşma tekniklerinde ustalaşmak mı?

Cevap: Ve bu çok uzak değil.

Soru: İnsan buna gelecek mi?

Cevap: Gelecek.

 

Sonsuza Kadar Mısır’da Kalmayın

Sonsuzluk ışığına ulaşma arzusunu nereden bulabiliriz?  Şimdi sonsuz bir ışık okyanusundayız, ancak bundan yoksun olduğumuzu düşünüyor muyuz?  Asla.  Bizler, önümüzde gördüklerimizi, egoizmimiz tarafından algılanabileni arzuluyoruz.

Ve işte bu yüzden İbrahim Yaradan’a sordu: “Onu miras alacağımı nasıl bileceğim”, çünkü onlar Kelim [kaplar] ya da oğullarıma vereceğinizi bana gösterdiğiniz büyük mirasa ihtiyaç duymuyorlar;  ihtiyaçları yok.”  Sıradan bir insan bu tür düşünceleri nereden alır, çünkü sadece sessiz bir hayat istiyor ve başka bir şey istemiyorlar?

Ancak Yaradan şöyle der: “Hayır!  Sizin için tüm kötülüklerin özü olarak Mısır sürgününü hazırladım.  Bu döneme girecek ve öyle arzular edineceksiniz ki onlardan kurtulmak isteyeceksiniz.  Size zararlı olduklarını hissedeceksiniz.”

Bir yandan onlardan kurtulmak için güç yok, diğer yandan onların içinde kalmak imkansızdır.  Sürgün öyle bir hapishanedir ki sizi boğan, nefessiz bırakır ama ondan o ölçüde de kaçamazsınız ki egoizm sizi boğar.

Ve sadece, her şeyi kendisi için almak olan egonuz için çalıştığınızı görürsünüz.  Sanki deliklerle dolu bir kovadan içmeye çalışıyormuşsunuz gibi: suyu alırsınız, susuzluktan ölürsünüz, ağzınıza getirirsiniz ve o boştur.  Ve sonra bu hapishaneden kaçmaktan başka çare kalmaz.

Egoist olarak kalan ve vermeyi öğrenmek istemeyen kişiye Yahudi değil Mısırlı denir.  Ne de olsa Yahudi birlik (Yihud) demektir ve bir Mısırlı, birlik için çabalamaz ve Mısır’da kalır.

Yaradan tüm bunları İbrahim’e açıkladı.

İnsan Doğasını Değiştirmek Ne Demektir?

Soru: Bir bilim insanı, bu deneyime bizzat katılmadan insan doğasını değiştirmenin ne anlama geldiğini anlayabilir mi?

Cevap: Elbette. Bunu anlamak çok kolaydır.

Doğada egoizm vardır ve onu tersine, özgeciliğe doğru değiştirebilecek bir güç vardır. Bizi düzeltmesi için bu gücü nasıl çekeceğimizi bilmemiz gerekiyor. Bu, küçük gruplar halinde, kendimizi diğerlerinden önünde, tamamen mekanik olarak, bir oyundaymış gibi feshettiğimiz özel çalışmayla başarılır.

Ama biz egoistler, kendimizi feshedebilir miyiz? Yapabiliriz. Bizler, bu tür çabalar sarf ederek doğanın olumlu gücünü çekiyoruz.

Doğa, olumlu ve olumsuz olmak üzere iki güçten oluşur. Bugün sadece olumsuz güç tarafından kontrol ediliyoruz. Ve olumlu olanı kendi çabalarımızla çekebiliriz. O zaman hem bu iki güç hem de dengeleyici doğa arasında var olurken, onu anlamaya ve kendimiz kontrol etmeye başlayacağız.

 

Twitter’da Düşüncelerim / 6 Nisan 2021

Toplumda işleyen iki güç vardır: birleşme gücü, sevgi, yakınlaşma, diyalog, işbirliği ve insanları ayıran, onları birbirine düşüren ve rekabet yaratan güç. Bu gelişmelerin her birinin dönemleri vardır. Bu tür süreçleri kontrol edemeyiz.

Ne birbirimizle birleşemeyiz , birlik olmadan da var olamayız. Birbirimizi yenemeyiz ve kendimizi kötülüğün, egoizmin gücünden de kurtaramayız. Bir çıkmazdayız ve ne yapacağımızı bilmiyoruz. Ancak öyle ya da böyle sonucu değiştirme fırsatımız var.

Birleşme, insanın arzusu içinde gerçekleşir. Tüm arzular birleşir ve tek arzuda Üst güce benzemeye başlar. Her şey benzerliğe gelir: “Aşağıda” insanlar ve “yukarıda” doğanın Üst kuvveti. Aralarında temas ve destek geliştirirler ve birbirlerini hissetmeye başlarlar.

Üst güç, doğanın genel gücüdür. Tüm doğa bir programdır, tüm parçaları birbirine bağlıdır ve birleşiktir. Üst Güç ile uyum bize iyi bir gücün içinde yaşama hissini verir – herkes yaptığı her şeyde başarılı olabilir, çünkü bunların hepsi birleşmeyi amaçlamaktadır.

Dünyamızda, gerçek bir yalandır. Onsuz yaşayamayız. 1 Nisan Şakası sadece yılın bir günü değil. Yıl boyunca sürekli birbirimize yalan söylüyoruz. Kötü eğilim, egoizm bizi yalan söylemeye zorlar çünkü birbirimize gerçeği değil, bize faydalı olanı söylemek istemeyiz.

Çevremizdeki her şey bir yalandır. Bir yalanı Yaradan’dan geliyor, bizi doğru safhaya yönlendiriyor gibi ele alırsak, o zaman bizim için bu yalan gerçeğin bir parçasıdır. Beni gerçeğe götürürse bir yalanda olmaya hazırım.

Sonra anlayabilirim, hissedebilirim ki o beni değiştirecek, beni gerçeğe götürecek.

Yaratan Üst Güçtür ve gerçek O’nun programıdır. Program, ters formu, yalan içeriyorsa çalışabilir. Yaradan’da yalan, O’nun zıddıdır. Yaradan’ı anlamak için yaratılanlar iki formdan yaratılmalıdır: hakikat ve yalan.

Gerçek ile yalan arasında, Yaradan denen forma girebiliriz. “Bo-re” – “gel ve gör”. Bir yalandan geliyorum, O’nun zıt halinden, O’na, gerçeğe. Tüm edinim gerçeğin açığa çıkmasıdır. Gerçek, her şeyi keşfettiğimiz ve hissettiğimiz yaşamın kaynağıdır.

Ruhsal ilerleme, birbirimize karşılıklı dahil olmamız yoluyla gerçekleşir: aramızdaki mesafe ne kadar küçükse, Yaradan’a o kadar yakın oluruz. Bunun aynı mesafe olduğunu hissetmeye başlayacağız. Ve sonra, bizi ayıran Firavun’un bizim iyiliğimiz için çalıştığını göreceğiz.

 

 

Kabala ve Sufizm – Tek Öğretinin Dalları

Soru: Sufizm’in canlanmasına katkıda bulunan biriyle ilgilenir miydiniz? Aslında bu da Kabala ama İslami.  Aynı zamanda daha anlaşılır çünkü daha geniş bir insan kitlesine yöneliktir.

Sufizm bir şekilde yeniden doğarsa, bu iki akım bir çekişme yaratmadan aynı anda var olabilir mi?

Cevap: Birincisi, Sufizm ve Kabala asla birbiriyle ter düşmeyecektir. Aralarında herhangi bir çekişme olamaz.

İkincisi, hem Sufizm hem de Kabala dışlanmıştır çünkü her iki öğretiden de hem İslam’ın hem de Museviliğin dini liderleri nefret etmektedir.

Üçüncüsü, yeniden canlanmaya ihtiyaçları olduğu için Sufizm ile Kabala arasında henüz bir bağlantı olamaz. Her ikisine de hayat vermeliyiz. Sufizm sürgünde.

Sufilerle yurtdışında tanıştım: Hollanda’da, İngiltere’de, Amerika’da. İran ve Irak’tan kaçmak zorunda kalmışlar. Ama olgun ya da yaşlı insanlardı. Artık bizimle olduklarını sanmıyorum. Ve hemen hemen hiç öğrencileri yoktu.

Ama gerçekten umuyorum ki Kabala Musevilik’te yeniden doğuyorsa, Sufizm de İslam’da yeniden doğacak ve tüm dünyaya yayılacaktır. Sufizm ile ilgilenenler onu uygulamaya başlayacak. Kabala ile ilgilenenler bunu uygulayacaklar. Bu önemli değildir! Asıl mesele, bir insanın kendi üzerinde çalışması ve kendini geliştirmesidir.

Uygulama olarak hem Sufizm hem de Kabala aynı şeyi öğretir. Sufizm, Kabala gibi, İbrahim’den doğmuştur. Ancak Sufizm’i manevi bir öğreti olarak en büyük oğlu İsmail’e, Kabala’yı ikinci oğlu İshak’a geçirdi. Ama aslında, bunlar birbiriyle ilişkili yöntemlerdir.

Aralarında çelişki yoktur. Önemli olan onları geliştirmek ve yaymaktır.

Ancak, onları karıştırmanızı tavsiye etmem. Bırakın gelişsinler. Ve sonra düşünmeye ve harmanlanmasının uygun olup olmadığını ve nasıl olduğunu anlamaya başlayacaksınız.

“Kötü Huylu İlişkiler” (Linkedin)

Kanser binlerce yıldır insanlığı rahatsız ediyor. Bazı kanser raporları MÖ yedinci yüzyıla kadar uzanmakta ve Mısır’daki eski parşömenlerde göğüs kanserinden bahsedilmektedir. Çağlar boyunca sayısız tedaviler hazırlanmıştır, ancak kanser yine de yayılıyor. Bazı bilim adamları, her vaka ve her bir kişi benzersiz olduğu için, kanserle vaka bazında mücadele etmemiz gerektiğine inanıyor. Benim görüşüme göre, tüm kanser türlerinin tek bir nedeni vardır; nedeni ortadan kaldırırsanız kanseri ortadan kaldırmış olursunuz.

Kanser, bazı hücrelerin bencilce davranmaya başladığı, çevrelerini ve nihayetinde tüm organizmayı yok ettiği ve ölümüne neden olduğu hücreler arası ilişkilerde bir bozulmadır. Ancak vücudumuzdaki hücreler doğası gereği bencil değildir; işbirliği yapmaya ve hatta gerekirse bedenin iyiliği için kendilerini feda etmeye programlanmışlardır. Kanserli hücreler, içlerine kötü amaçlı bir yazılım yüklenmiş gibi yapılarını bozan ve komşularına kötü davranmalarına neden olan doğal programlarına aykırı davranmaya başlarlar. Bu kötü amaçlı yazılım, kanserin bedenlerine zarar verdiği insanlar, bizleriz. Birbirimize düşman olduğumuzda, kendi hücrelerimiz de dahil olmak üzere doğanın diğer tüm seviyelerine kötülüğü yayarız. Sonuç olarak onlar da ölene kadar birbirlerine düşman olurlar ve biz de onlarla birlikte ölürüz. Diğer bir deyişle, ruhumuz kötü davranışlarla boğuşursa, hücrelerimiz için de öyle olacaktır.

Birbirimize karşı kötü davrandığımızda, acı çekenlerin mutlaka zorbalar olması gerekmez. Aslında acı çekenler genellikle zorbalar değildir, ama sonunda herkes acı çeker. Suçlulara verilen ceza her zaman belirgin olmasa bile, kötü davranıştan dolayı kimse kazanmaz. Aynı şey kanser için de geçerlidir: Hastalananlar her zaman bencil hücreler değildir; genellikle önce başka bir organ etkilenir. Ancak sonunda, tüm vücut yok olurken, her biri eşit derecede acı çeker.

Adalet ilahi olsaydı, kanser sadece bencillere ızdırap verirdi. Ancak işler bu şekilde yürümemekte. Tıpkı tüm hücrelerin birbirine bağlı olması ve bir yerdeki zayıflığın başka bir yerde bir hastalığa yol açması gibi, bencil bir kişi de başka bir kişide hastalığı tetikleyebilir. Diğer kişi hiçbir şekilde bencil olmayabilir, ancak hepimiz bağlı olduğumuz için tüm sistem zarar görür ve insan zinciri boyunca bir yerlerde bir bağ kopar. Sonunda, vücutta olduğu gibi tüm zincir acı çeker, yani sonu beklersek adaletin yerine geldiğini görecek kimse kalmayacaktır.

Bu nedenle, kansere çözüm vakaya göre bir tedavi değil, herkes için aynı tedavidir: Vücudumuzdaki hücreler arasında, doğal olarak var olanlarla ilişkilerimizin düzeltilmesi. Birbirimize karşı kötü niyetimiz aracılığıyla kendi hücrelerimizi hasta etmek yerine, onlardan asıl sağlıklı bir vücut gibi çalışılacağını öğrenmeliyiz. Birbirimize saldırmak yerine birbirimizi savunduğumuzda, beden, zihin ve ruh olarak sağlıklı olacağız.