Yaratan’ı Nasıl Tadarız

Soru: Derslerinizin birinde bebek örneğini vererek onların her şeyi ağızlarına götürüp tat alarak dünyayı keşfettiklerini söylemiştiniz ve şu deyimi çağrıştırdı “Tattı ve gördü ki iyi oldu” fakat nasıl tattı ?

Cevap: “TATMAK” Bu tat alımına verilmiş ve sonra reddedip alma ya da kabul etme demek değil.

Deyimde diyorki eğer yalnızca tat alırsan göreceksin ki Yaratan ihsan etme niteliğidir, sadece iyiyi ve daha iyiyi oluşturandır. Sen bunu “Tat alma vasıtasıyla” tespit edeceksin, yani kendinde, kendi içinde.

Buradaki düşünca ve niyet, senin gidip satın alman ve sonra aldığının ne olduğunu tatman. Çünkü ihsan etme niteliğine gidiyorsun ve alma niteliğine değil ve dolayısıyla anla ki bu en iyi olandır.

Antalya Kongresinden

Sevgi Diye Sandığımız Şey Maskelenmiş Egoizmdir

Soru: Niçin ‘başkalarını sevmenin’ ne olduğunu bilmediğimizi veya anlamadığımızı söylüyorsunuz?

Cevap: İnsanlar genellikle ‘sevginin’ cinsellik, bir çocuğun bakımı, hasta veya muhtaçlara yardım gibi şeylere bağlı olduğunu sanıyorlar. Şimdi bu nosyonu gerçekten anlamanın zamanıdır ki şimdiki patlak veren krizin nedeni olarak. Bu kriz, sevginin ne olduğu ve sevgi eksikliğinin ne anlama geldiğini realize etmemizi sağlamak için var. Bu durum gerçekte krizin özüdür.

Finans, endüstri ve diğer alanlarda gerçekleşen her şeyin tek amacı, gerçek sevginin aslında ne olduğunu bize göstermek içindir. Sonra biz diğer her şeyi bu nosyonla kıyaslayabilecek ve şimdi bizim tek niteliğimizin egoizm olduğunu realize edeceğiz.

İnsanlar, ‘Kötülüğün İfşası’ olarak adlandırılan bu süreci çekmek zorunda kalacaklar. Aslında zaten başkalarını sevdiklerini düşündükleri şeyin, onların şimdiki sevgi anlayışlarının kötü olduğunu görmek zorunda kalacaklar. İnsanlar sonra realize edeceklerdir ki eğer birbirlerine bu yolla davranmaya devam ederlerse, herkes bireysel ve kolektif olarak kötü hissedeceklerdir. Kişisel olarak iyi hissedebilirim fakat başkalarını sevmediğim sürece hala kötü bir koşuldayım.

‘Başkalarını sevmenin’ gerçekte ne olduğunu tanımlamak zorundayız, zıttı ve nefretiyle birlikte. Çünkü ‘Işık karanlığın üstünde bir üstünlüğe sahiptir.’ Başkalarından nefret ettiğimizi ancak kendimizi sevdiğimizi kabul etmediğimiz sürece sevgi tarafına geçmeyi beceremeyeceğiz. Bu ilk aşamadır ve insanlık şimdi buna doğru yaklaşmaya başlıyor.

İnsanlar şimdi, ‘evet birbirimizi yeterince sevmediğimiz olasıdır’ diye düşünüyor ve bu konuda hem fikirler. Ancak aramızda egemen olan nefretin henüz farkına varmaya başlamadılar.

Maneviyatta Bebek Dahi Bilge Olmalı

Maddi dünyamızda anne bebeğinin ne zaman acıkıp yemeğe ihtiyacı olacağını bilir fakat maneviyatta bebek (maneviyata aday) yemeğini kendi istemeli annesinden. Bir üst basamağa yükselmesi için ışığa nasıl yönelmesi gerektiğini kendi bilmelidir. Her şey aslında aşağının (insan) doğru isteğine bağlı olarak gerçekleşir. Dönüşmek ve yukarıya (Yaratan) benzer olmak. Maneviyatta tüm faaliyetler ya Reşimot (kişiyi var eden anı-kayıtlar) nezdinde ki bizim tercihimize bağlı değildir ya da bizim tercihimize (katkımız) bağlı olarak ıslah olma arzusu nezdindedir.

Tarafımızdan yapılan Dualar (ıslah için talepler). Fakat gerçek olmayan taleplerin bize hiçbir faydası yoktur. Eğer talep samimi ve içten ise o zaman zaten ıslah edici üst ışığı kendi davet eder. Yukarısı (partsuf, Yaratan) her zaman hiç değişmeyen konumdadır, değişen sadece içimizdeki Reşimot‘tur ve kendimizi değişmiş dünyada hissederiz. Beyaz ışık, Yaratan. Algımız değişince dünyaya bakışımızda değişiyor.

Bizi uyandıran Reşimot ile işbirliğine girmediğimiz taktirde manevi gelişmede ilerleme kaydedemeyiz. Aslında bizler karşılaştığımız sıkıntılar ve yaşadığımız sorunlar vesilesiyle biraz akıllanıp manevi gelişme arayışına yöneliyoruz. Oysa ruhsal gelişme ile ilgili bir gruba katılarak izlenimleri Reşimotları oradan edinmeye başlarız -diğer ruhlar ile birleşmeden doğan izlenimler- kendi çabamızla edindiğimiz izlenimlerin ıslahı, üst dünyaların ifşası dualarımızda aşmaya ve üstesinden gelmeye çalıştığımız ıslah taleplerimizde bulunmaktadır.

Yıllarım Benim Hazinem

Yeni bir doğa edinebilmemiz için var olanı Egoizmimizi beğenmememiz, onu kötü olarak hissetmemiz hatta çabamızı sabote eden bir düşman gibi görmeliyiz.

Bu tarz bir yaklaşım bizi doğru bir çevre-kvutsa etkisi ve ışığı temin etmeye getirir. Böylece sadece üst-ışığın bizi ıslah edebileceğini keşfederiz, yaratılışımızı ve de doğamızı yok etmeyip bilakis onu kullanıp aşarak.

Egoizmimden öte sahip olduğum bir şeyim yok ve onu pahalı bedeller ödeyerek enkarnasyonlarım boyunca edindim. Bir çok darbeye, ıstırap ve çabama ihtiyacım oldu bu yegane mirası edinmem.

Tüm talebim Işığın doğamı doğru kullanmama yardımcı olmasıdır.

30-10-09 Derse Hazırlıktan.

Gelecek Durak Islah Sonu

Soru: Hayatımız öyle bir hal aldı ki ünlü fıkra örneği Yaratan‘dan neredeyse “Dünyayı durdurun inecek var “ talebinde bulunacağız.

Cevabım: Eğer bu trenden inersen bir sonraki gelene kadar aynı durakta bekleyecek ve yenisiyle yoluna devam edeceksin.

Dünyamızın tekamülünü tamamlamaya 230 sene kaldı ancak herkes kendi tekamülünü daha önceden tamalayabilir. Bu gerçekleşmedikçe, doğal gelişim yasası gereği tekrar ve tekrar doğum-yaşam-ölüm döngüsünü yaşamak zorundasın.

Egoizm Kırmızı Çizgiye Dayandı

Dünyamıza ait arzu ve istekler had safhaya geldiler ve gelişecek bir şey kalmadı, doygunluğa eriştiler.

Tüm bedensel arzularımız; beslenme, seks, aile ve sosyal arzularımız; zenginlik saygı, bilgi hepsi kriz içinde. Demek ki isteklerimiz artık maximum seviyeyi aştılar ve mutasyona uğramakta. Dolayısıyla dünyamızda artık egoizmle ilgili bir gelişme beklenmemekte olup egolarımız bizi birbirimizle ilişki kurup karşılıklı bağımlılığa zorluyor. Böylece bütünleşmiş bir bağ hissi uyandırlarak ötekini kendimiz gibi sevmeyi ve dolayısıyla aramızdaki tüm sorunların çözümünün sadece bu bilinçte yattığını keşfedeceğiz.

23-10-09 Antalya Kongresi Ders-2 içinden.

Gerçeği Satın Al Ancak Satma!

Her insanın hayatında en az bir kez olsun “Kalbindeki Nokta” uyarılmıştır. Kendini bir boşlukta ya da maddi dünyanın verdği sıkıntıların hissettirdiği kötü konumda hisseder ve ne yazık ki ruhsal-gelişim uyanışının farkına varamaz.

Birçok farklı yaşam ve müteadit enkarnelerle uyarlmaya ve tekamülü için başına gelenlerin özellikle üst dünyalardan değilde maddi dünyamızın neden olduğunu sanır. Ancak uyarışların dozu arttıça birşeyler anlamaya, başına gelen olumsuzlukları sorgulamaya başlar.Bu duruma kötüyü-tanıma denir: Gerçekle yüzleşme onunla bağ kurma.

Niyeti değiştirme ancak çevre ve onun getireceği ıslah-ışığı gerçekleştirir. Ancak bu kuvvetle doyum eksikliğine razı olup egoizmimize kısıtlama getirebiliriz. Önemli olan İHSAN‘A GELMEKTİR.

Kişi anlamalıdır ki kafasındaki sorular ve düşünceler onu zorlamaya başladığında Neşaması ifşa yolundadır ve ıstırablardan kurtulmanın tek yolu da onu, neşamasını geliştirmek zorunluluğudur.

Gerçek Zevk İhsan Etmekte

Yaratan yaratılanın kendisi ile benzer hale gelmesini ister; ebedi ve mükemmel. Bu yüzden kırılma vesilesi ile ihsan etme niteliğinin yaratılanın alma niteliğine yayılmasını sağlar. Üst dünyanın bu kırılması sayesinde bizler de dünyamızda küçük egoistler olarak doğuyoruz ve tekamül etme planımızda ihsan etme niteliğini ifşa etmeye başlıyoruz.

Neslimiz maximum Ego‘ya ulaşarak hiçbir şeyden tatmin olmayan, hiçlik duygusu içinde yaşayan konumu ile manevi dünyaların keşfini aralamaya ve doyumu bulacağı arayışlara başladı.

Bu yeni istek bizlere ümit vaad ediyor. Neslimizin büyük çoğunluğu içinde bulunduğumuz bu egoizmin bilincinde artık.

Eski nesillerde “kalpteki noktanın” kıvılcımlanması çok özel ve seçilmiş kişilerde olup kabalistlere dönüşürlerdi. Günümüzde ise artık milyonlarca insan bunu hissetmekte.

Bu yeni istek “hayatın anlamı ne” soru ve arayışıyla gündeme gelerek egomuzu tatmin edemediğimizi ve kendimizi boşlukta hissettiğimizi gösterir oldu. Böylece “nasıl mutlu olurum” yerine “kimi mutlu edebilirim” alternatifi ile insan yeni ve gerçek bir doyuma erme olanağını keşfetmeye başlar.

30-10-09 Derse hazırlık içinden.

Zohar Kitab’ının Sırrı

Bizim tüm anlayışımız; geçmişte yaşadığımız hisler ile şu an içinde bulunduğumuz hislerin kıyası temeline dayanmış olmasıdır.

Dünya’ya gelişimizde ailemiz ve yakınlarımızın bizde oluşturduğu model sayesinde anlayış sahibi olur ve tüm varoluşu buna göre algılar, kavrarız.

Hafızamızda yereden bu modeller vasıtasıyla karşılaştığımız her yeni şeyi kafamızdaki modelle kıyaslar ve “neye benzediğini”, “ne olabileceğini” bulmaya ve anlam vermeye, gerçeği kavramaya çalışırız.

İçimizde bize öğretilen Manevi modeller olmadığından bu ruhsal dünyayı nasıl kavrayıp anlam yükleyeceğimizi bilemeyiz.

Oysaki şu anda önümde var olmasına rağmen bendeki eksiklik yüzünden bu realite algılanamamakta.

Zohar kitabı, okunduğunda üzerimizde çalışıp bizde eksikliğini hissettiğimiz manevi modelleri oluşturmaya başlar. Henüz manevi dünyayı algılamayız ancak yavaştan anlamaya başlarız, manevi niteliklerin neyi temsil ve sembolize ettiklerini hissetmeye başlarız; yukarısı-aşağısı, yukarıda ne var ve aşağıda ne, içimizde ne dışımızda ne, daha zayıf olan ne, daha güçlü olan ne, kırmızı ne beyaz ne gibi.

Zohar kitabi bize manevi dünyada bir model rehber olur, aynen bizim maddi dünyada çocuklarımıza oluşturduğumuz model örneği gibi. Böylece sonrasında artık ruhsal resmi görüp anlamaya başlar ve onu bildik parçalara (elementlere) ayırırız. İlginç olan şudur ki daha önce de görmüş olduğumuz bu resmi benzetecek modelden yoksun olduğumuzdan algılıyamamış ve hissedememiştik.

03-11-09 Halka açık Kabala Konferansıdan.

Kabalistlerin Kitapları Herkese ve Herbirimize

Soru: Kabalistler kitaplarını kimler için yazdılar?

Cevabım: Baal HaSulam “Talmut Eser Sefirota Giriş” te şöyle yazar. Kabalistler hepimizin kabala kitaplarını okumamızın zorunlu olduğunu ve hatta anlamasakta onun ıslah edici etkisinden fayda temin edeceğimizi belirtir.

Böylece bu kitapların herkes için olup, maneviyatı keşfedip ilerlemek isteyenlere olduğu kadar üst alemleri keşfetmiş olanlar için de geçerlidir. Başlıyanlara ilerlemeleri için mucize, keşfetmişlere ise yollarına rehber olur.

Aslında kabalistlerin çoğu başlıyanlardan çok keşfetmişler için yazmışlardır kitaplarını. Sadece bazı özel ruhlar (Baal HaSulam, Ramhal) büyük çabalar harcıyarak başlıyanlar için “özel-ışık” temin edecek kitaplar yazmışlardır.

04-11-09 tarihli Kabala ve İçeriği dersinden alınmadır.