Temel İçgüdü

Yorum: Geçenlerde televizyonda nelerin popüler olduğuna baktım. Neredeyse her şey iki parametre üzerine kurulu: seks ve şiddet. Vücut ne kadar çıplaksa, o kadar iyi.

Cevabım: Doğal olarak, çıplak bir beden insanları her şeyden uzaklaştırır, zira bu bizim en önemli içgüdümüz, sözde “temel içgüdü”dür.

Seks, tüm hazların temelidir, çünkü Yaradan ile olan bağımızdan kaynaklanır ve bu bağ, bedensel dünyada karşı cinslerin birleşmesi şeklinde tezahür eder. Bu, insanı diğer tüm sorunlardan uzaklaştıran en güçlü çekim ve en büyük dikkat dağıtıcıdır.

Seks her zaman hoş bir his uyandırır, zira kökeni Yaradan’ın arzumuza ışık girmesini sağlama arzusundan gelir ve bu da cinsel birleşme olarak hissedilir. Kabala’da buna çiftleşme, “Zivug de haAka’a” denir.

Ve şiddet rezil bir şeydir. Bir insanı özellikle cezbettiğini düşünmüyorum. Ancak günümüzde, kötülüğün doğasını anlamak için gereklidir. Daha sonra ortadan kalkacaktır.

Ana Dua

Soru: Üst olan, arzusunu alttakine aktarabilir mi?

Cevap: Aslında O’nun yaptığı tam olarak budur, ancak yalnızca bizim: “Bize doğru arzuları ver!” talebimize yanıt olarak. Biz sadece arzu için dua ederiz, yani arzumun O’nunki gibi olması için, “arzunuzu Yaradan’ın arzusuna benzer kılın.”

O’ndan başka bir şeye ihtiyacım yok, sadece davranışlarım için yeni bir programa, ne yapacağıma ihtiyacım var. Materyalimle doğru bir şekilde çalışabilmek için O’ndan akıl, güç ve bilgi almam gerekiyor.

Yani, mevcut davranış programımın bozukluğunu, O’nun işleyiş biçimine zıt olduğunu fark etmem ve O’na benzer olanla değiştirilmesini istemem gerekir. Bu da Yaradan’ın benzerliğinde ıslah olmam anlamına gelir.

Işığın Eylemlerini Anlayın

Soru: TES’te şöyle denir: “Arzunun noktası, bunu O’nun özünden dolaylı bir uzantı olarak hissetti.” İçimizdeki “dolaylı uzantı” nedir?

Cevap: Baal HaSulam burada şunu kastediyor bir darlıktan geçsek bile, hâlâ ışığın etkisi altındayız.

Işığın tezahürünün etkileri içimizde birikene kadar beklemeliyiz. Her defasında bizi aydınlatarak, eylemlerini doğru bir şekilde anlamamız için bizi yavaş yavaş hazırlar.

En Yüksek Dereceye Yaklaşın

Soru: Işık ve Kli var. Malhut’tan önceki üç safha, daha çok neye ilişkindir – ışığa mı yoksa Kli’ye mi?

Cevap: Size cevap veremem çünkü sizin gördüğünüz resmi göremiyorum. Benim için durum farklı.

Işık, en yüksek dereceden en düşük dereceye doğru gelen şeydir. Alt derecede belirli eylemler gerçekleştirdiğimizde, üst derecedeki değişiklikleri hissetmeye başlarız ve o da bize daha yakın olmak için kendini değiştirir. Prensipte yapmamız gereken tek şey budur.

Dal, Üst Kökün Bir Sonucudur

Soru: Kabala, “dal” derken neyi kastediyor?

Cevap: Dal, üst kökün bir sonucudur. Bu, duygularımızı ve tüm bedensel konuları kapsar. İçimizdeki her şey, Yaradan’dan gelen bir daldır. Bu, direkt veya ters olabilir.

Soru: Kök, dala göre neyi kontrol eder?

Cevap: Kesinlikle her şeyi! Yaradan bizi tamamen kontrol eder. Eğer bize Yaradan’dan gelmeyen eylemler varmış gibi geliyorsa, bunun tek nedeni O’nun kontrolünün genel resmini hayal edemememizdir. Her şey O’ndan ya doğrudan etki ya da ters etki yoluyla gelir. Ancak ters etki, kişinin niteliklerine bağlıdır.

Soru: Her insanın kendine özgü bir manevi kökü var mıdır?

Cevap: Evet, her insanın kendine özgü bir kökü vardır. Bizi birbirimizden ayıran şey budur. Geri kalan her şey, manevi kökümüze eklenen katmanlardan ibarettir. Biz Yaradan’dan bir üst ışık alırız, ama her birimizde kişisel kökümüze bağlı olarak farklı şekilde yorumlanır, gerçekleştirilir ve hissedilir.

Işık Ve Kli’nin Karşılıklı Etkisi

Soru: Kli, ışıkla eşdeğer olduğunu hissediyorsa, aralarındaki bağın doğru ve iyi olduğunu söylediniz. Ancak değilse, bu, ikisinin de gelişmesi gerektiği anlamına gelir. Kli’nin gelişimi bir şekilde anlaşılabilirken, ışığın gelişimi ne anlama gelmektedir?

Cevap: Işığın Kli üzerindeki ve Kli’nin ışık üzerindeki karşılıklı etkisinde, ilk eylemden itibaren birbirlerinin koşulunu ne ölçüde belirlediklerini görürüz.

Bu nedenle, Kli’yi genişletmezsek, ışıktan daha fazla etki alamayacağımızı hissetmeye çalışmalıyız.

Alma Arzusunun Sınırı

Soru: Alma arzusu, her zaman utanç duygusu yaratır mı? Sonuçta, hiçbir sorumluluk hissetmeden sonsuza dek alabilen insanlar var.

Cevap: Hayır, bir sınır vardır; kişinin utanmadan veya arzusundan endişe duymadan alabileceği bir sınır.

Soru: Alma arzusu neye dönüşmelidir?

Cevap: Üst ışığın etkisi altında bu arzu, almaktan ihsan etmeye dönüşür.

 

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 252

Soru: Kişi ne zaman özgür yaratılanın ne olduğunu gerçekten hisseder?

Cevap: Özgür yaratılan, kişinin kendi üzerinde incelediği bir şeydir. Kişiye özgür değilmiş gibi görünse de, aslında içinde bulduğu özgürlüğü ifşa eder.

Soru: Yaratılışın amacının O’nun yarattıklarını memnun etmek olduğu söylenir. O’nun bize vermek istediği hazzı hissetmeli miyiz?

Cevap: Hepimizin tüm evreni, tüm dünyaları, ama yavaş yavaş mutlak bir şekilde hissetmemiz gerekir.

Soru: Kabala bilimi, entropiye zıt süreçlere ne ad verir?

Cevap: Entropiye zıt süreçler yoktur.

Yaradan’ın Birliğini İfşa Etmek

Bu dünya denen özel realitede var olan bir insanın tüm görevi, üst gücün mutlak otoritesi altında olduğunu ifşa etmek ve onunla özdeşleşmektir.

Bir insanın kendini var olarak keşfedebilmesi için, ona kötü eğilim yani üst güce zıt düşünceler ve arzular verilmiştir; bu, tüm yaratılışta Yaradan’ın birliğini onaylaması ve O’nunla bütünleşme arzusu duyması için kasıtlı olarak verilmiştir.

Kişi, kendisinde, düşüncelerinde ve arzularında üst gücün hüküm sürdüğünü ve tüm gerçekliği, yani kendisini ve çevresindeki dünyayı algıladığı tüm verileri düzenleyenin tam da bu güç olduğunu ifşa etmelidir. Aynı şekilde, onun dışında, dışsal olarak algıladığı şeyde de her şeyi belirleyen ve onun için dünyanın resmini çizen aynı güçtür.

Ve bunda da, O’ndan başkası yoktur; Yaradan, bu resmi oluşturan milyonlarca ayrıntıyla, her türlü formda kendini insana sunar.

Kişi, çok zaman alan büyük ve çok zorlu çabalarla, tüm cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ve insanlık da dahil olmak üzere, Yaradan’dan başkası olmadığını ifşa etmelidir.

Kişinin kendisi de, her şeyi gözlemlediği ve tüm gerçeklikte Yaradan’ın birliğini onayladığı o tek noktanın dışında, Yaradan’ın tam otoritesi altındadır. Bu nokta da, yapay olmasına ve yalnızca Yaradan onu öyle yarattığı için var olmasına rağmen, Yaradan’ın dışında olmalıdır. Yine de, var olduğuna göre, kişi Yaradan’dan başka hiçbir şeyin olmadığına hükmedebilir.

Bu bizim tüm çalışmamızdır. Ve Yaradan’ın mümkün olan tüm formlarda, koşullarda, eylemlerde ve adlarda: Adonai, Elochim ve diğerleri – Bir olduğuna hükmetmek ve ifşa etmekten başka bir emrimiz yok. Bunların hepsi, yalnızca tüm gerçekliği bizim için düzenleyen üst güçten bahseder. Ve biz her koşulda bu gücü “O’ndan başkası yok” olarak ifşa eder, manevi merdivenin belli bir basamağına ulaşırız.

Kabala’da Eğitim Ve Edinim

Kabala Bilgeliğini çalışmaya başladığımızda, ilk başta her kelimenin içsel anlamını anlayamayız ve arkasında duran üst gücü ifşa edemeyiz. Ancak yavaş yavaş daha derin anlamları ortaya çıkarmaya başlarız.

Bu demektir ki artık sadece bir kelime okumuyorum, arkasında duran manevi nesneyi hissetmeye ve ifşa etmeye başlıyorum, sanki bir sisin içinden yavaş yavaş çıkıyorum.

Bu şekilde yavaş yavaş manevi edinime ulaşırız. İki aşama olduğu anlaşılmaktadır: eğitim ve edinim. Eğitim, çalıştığımız ama henüz ulaşmadığımız, sadece anlama yaklaştığımız anlamına gelir. Ve daha sonra, onu gerçekten edinmeye başlarız.

Mesele şu ki, edinim, kişinin ne kadar iyi çalıştığına veya kitapta yazılan her şeyi ne kadar iyi bildiğine bağlı değildir. Bu hiç önemli değil. En önemli şey, kişinin egoist niteliğini düzeltmesi ve onu almaktan ihsan etmeye, başkalarını sevmeye dönüştürmesidir.

Hatta kişi, materyal hakkında çok bilgili olmayabilir, pek zeki de olmayabilir. Ancak başkalarına karşı tutumlarını ıslah etmişlerse, o zaman bu ıslah olmuş ilişki içinde manevi kavramları hissedecek ve onları edineceklerdir.

Soru: Kendi aklıma güvenmezsem, yazılanların anlamını anlamazsam ve manevi edinimi hiç deneyimlememişsem nasıl çalışabilirim? Örneğin, Çince öğreniyor olsaydım, her gün yeni kelimeler öğrenir ve yavaş yavaş yazılanları anlamaya başlardım.

Cevap: Bunun nedeni, Çince söz konusu olduğunda, algıladığınız bir gerçeklikle uğraşıyor olmanızdır. Ancak Kabala henüz hissetmediğiniz bir gerçeklikten bahseder. Dolayısıyla bu kitapları bin yıl okuyup hala neden bahsettiklerini anlayamayabilirsiniz.

Bütün soru şudur: Kişi okuduğu şeyin hissiyatını nasıl edinebilir?

Ve bu hissiyat ancak doğuştan sahip olduğumuz alma niteliğine ek olarak, ihsan etme niteliğini de edinmemiz koşuluyla mümkündür. Tüm hayatımızı bu doğuştan gelen alma niteliklerini geliştirerek, nasıl alacağımız hakkında giderek daha fazla şey öğrenerek geçiriyoruz. Bu dünyadaki tüm düşüncelerimiz sadece mümkün olduğu kadar çok faydayı nasıl elde edeceğimiz ve zarardan nasıl kaçınacağımızla ilgilidir.

Ama şimdi, diğer insanlarla birleşmemiz ve onlar için çalışmaya başlamamız gerekiyor; onlara faydalı olanı vermeye ve onları zarardan korumaya özen göstermeliyiz, sanki onlar kendi bebeklerimizmiş gibi. Ancak kendi bebeklerimiz söz konusu olduğunda, içgüdüsel, doğal bir sevgiyle, bu dünyadaki ebeveynlerin doğal olarak sahip olduğu türden bir sevgiyle hareket ederiz. Fakat diğer insanlara gelince, böyle bir tutumu egoizmimize karşı ve onun direncine rağmen geliştirmeliyiz. Ve bu hiç de basit değildir.

Ancak bunu yapmayı başarırsak, reddetmenin ötesinde, yeni bir seviyede bir bağ kuracağız. Altta egoizm, başkalarına karşı nefret, ayrılık kalır, ama ben bunların hepsinden öte, onlarla bir bağ kurarım.

O zaman, altta eksi ve üstte artı arasında, içinde dolaşımın başladığı ve üst güç adı verilen, yeni bir kuvvetin ortaya çıktığı çeşitli bağ formları yaratırız.