Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 143

Arzunun Büyüklüğü İle Arzunun Bayağılığı Arasındaki Fark Nedir?

Büyüklük ve bayağılık aynı şeydir. Her ikisi de büyür. Bu nedenle, “Kim dostundan büyükse, eğilimi de ondan büyüktür” ya da Tapınağın yıkılmasından sonra, Yaradan’a hizmet edenler için yakınlığın tadının kaldığı yazılmıştır. Yakınlık, tüm hazların temelidir. Yani, Yaradan’a hizmet edenler, Yaradan’a olan arzularını artırmak için kendileri üzerinde çalışanlardır ve buna bağlı olarak diğer arzuları da büyür. Islahın sonuna kadar, sürekli olarak birbirlerine karşı büyürler. Ayrıca, başarısızlıklar bize her zaman onları ıslah etme yeteneğimize göre verilir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 142

Kalpteki Nokta En Bayağı Arzu Mudur?

Kalpteki nokta en bayağı arzu değildir. Yeni manevi arzu, dünyevi arzulardan daha yüksektir çünkü bizi Kabala çalışmaya yönlendirir. Uykumuzdan uyanmamıza, sıcak yatağımızı terk etmemize ve maddeci, dünyevi meseleleri daha az önemsememize neden olur. Bu ne anlama gelir? Bu, maneviyat arzusunun diğer arzulardan daha yüce olduğu anlamına gelir, ancak sadece yukarıdan verildiği anda.

Daha sonra bize özgür seçim hakkı verilir ve o noktadan itibaren arzularımızı incelemeye başlamalı ve manevi arzuyu diğerlerine tercih etmeliyiz. Bu, kalpteki noktayı, kalbin arzuları üzerinde büyütmemiz gerektiği anlamına gelir. Ancak daha sonra bedensel ve dünyevi arzular yeniden yükselmeye başlar. Hem kalpteki noktada hem de kalbin kendisinde yorgunluk ve hayal kırıklıkları geri döner; onlar birbirlerine zıttırlar ve biz de bunlar arasında gidip gelmeye başlarız.

Bu nedenle, bazı insanlar bir iki ay ya da bir iki yıl çalışma çerçevesini terk eder ve sonra geri dönerler. Bazıları tek bir günde bile pek çok farklı koşulu deneyimler ki buna “mancınık” denir. Bedensel ve insani arzuların kargaşasına atılır, sonra tekrar tekrar maneviyata geri fırlatılırız. Ve bu sayede büyürüz. Bu, insanlık tarihi boyunca, önceki reenkarnasyonlar boyunca, amacın yalnızca bu dünyaya dair arzuları genişletmek olduğu bir dönemde büyüdüğümüz gibi değil. Bunun yerine, şimdi bu dünyaya yönelik arzulara karşı öteki dünyaya yönelik bir arzu geliştiriyoruz.  Başka bir deyişle, şimdi fiziksel hazlara, para, onur ve entelektüel arayışlara yönelik arzulara karşı Yaradan’a yönelik bir arzu geliştiriyoruz.

Işığın Yukarıdan Aşağıya Yayılması

Soru: Işığın aşağıya yayılması nedir ve neden potansiyel olarak adlandırılır?

Cevap: Işığın yukarıdan aşağıya yayılması, küçük bir arzudan, daha büyük bir arzuya doğru gerçekleşir.

Başka bir deyişle bu, ışığın Yaradan’dan yaratılan varlıklara yayılmasıdır ve ardından her yaratılanın içinde, bu arzunun ifşa olduğu yere, ta ki tamamen ışıkla dolu gerçek haline ulaşana kadar yayılmasıdır.

Erdemlilerin Eylemleri

Soru: Tora’yı, Yaradan’dan kopmamak, O’na bağlı olmak niyetiyle çalışmamız ne anlama gelmektedir?

Cevap: Bizler her şeyi yapabiliriz, ancak hepimizin içinde var olduğu evrende bir güç vardır. Bu güçten, içimizde değişiklikler almak istiyorsak, o zaman üst ışığın üzerimizde etkisini yaratabilecek böyle bir eylem hayal ederiz ve sonra değişiriz. Niyetlerimiz değişir, eylemlerimizden beklediğimiz şey değişir. Erdemlilerin eylemlerinin getirdiği değişiklikler bunlardır.

İhsan etme niyeti, kendiniz için hiçbir şey istememeniz, yalnızca Yaradan rızası için hareket etmek istemeniz anlamına gelir. Hiçbirimizin böyle bir niyeti olmadığı açıktır. Ancak TES’te (On Sefirot’un Çalışılması) söylendiği gibi, bu ışığı ve bizi ıslah edecek bu gücü çekebiliriz. O zaman, böyle bir fırsat olarak gördüğümüz şeyde, Yaradan rızası için hareket etme niyetine sahip olacağız.

Kendini Süslemek Mi Yoksa Başkasını Süslemek Mi?

Soru: Kendini süsleme arzusu ile başkasını süsleme arzusu arasındaki fark nedir?

Cevap: Kendini süslemek, basit bir egoizmdir ve başkasını süslemek belki de özgeciliktir: kendinden başkasına.

Soru: Kli, kendini mi süsler yoksa ışık mı Kli’yi süsler?

Cevap: Kli, ışığa benzerlik niteliklerini yani ihsan etme niteliklerini vurgulama fırsatı vererek kendini süsler.

Bu, yansıyan ışıkta gerçekleşir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 256

Soru: Baal HaSulam bazen metinde şöyle ekler: “Bunun üzerinde düşünün ve iyi anlayın.” Hangi noktalara değinmek istiyor? Bizler ne tür bir çalışma yapmalıyız?

Cevap: Yavaş yavaş her şeyi hissedeceğiz. Kelimelerle açıklanamayan şeyler vardır çünkü anlayış, birlikte çalışmanın bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Soru: Işığı ilk uyandıranın Yaradan olduğunu ve yaratılanın kendisinin hiçbir şeye neden olamayacağını söylediniz.

Ancak, “Ben şafağı uyandırırım, şafak beni uyandırmaz” denir. Öyleyse, hiçbir şey yapamıyorsam neyi uyandırıyorum?

Cevap: Yaradan’ın eylemlerine kendi eylemlerinizle eşlik edebilirsiniz. Alttakiler bunu yapabilir.

Soru: Hasadim ışığını çeken Aviut’un büyümesi, sonsuzluk tarafından mı yoksa yaratılan tarafından mı gelir?

Cevap: Yaratılan tarafından.

İnsanın Çabalarının Sonucu

Soru: Yaratılanın, kendi arzusuyla, Yaradan’dan içine yayılan ışığın ölçüsünden daha büyük bir doyum çekmesi gerektiği yazılmıştır. Neden Yaradan’dan bize gelenden daha büyük bir doyum çekmek zorundayız?

Cevap: Yaradan’ın tarafından gelenler üzerinde neredeyse hiçbir etkimiz yoktur. Ancak, gerçek şu ki ışıkla daha önce olduğundan daha büyük bir doyuma ulaşma arzumuzu yükseltebiliriz, dikkat edilmesi gereken de budur. Sonuçta, bu tamamen insanın çabalarının doğru sonucudur. Bu yüzden çabamızdan bu şekilde bahsediyoruz.

Soru: Yaratılan, her zaman ışığın bir sonucu gibi görünüyor. Ve yine de aniden, başlangıçta içine yerleşmiş olandan daha fazlasını alabilecek hale gelebiliyor. Yaratılan, bu yeteneği nereden edinir?

Cevap: Yaratılan, tam olarak hangi arzusunun, hangi ölçüde ve hangi biçimde yerine getirilmesini istediğini seçebilir ve ardından Yaradan da bu arzuya göre hareket eder.

İlerleyin Ve İfşa Edin

Soru: Dünyamızdaki çok sayıda yaratılan formu içinde, Yaradan’ın birliğinin gücünü bulmak ve O’nun iyiliğinin alıcısı olmak ne anlama gelir? Bu gücün içimizde ifşa olmasından çıkan doğru izlenim nedir?

Cevap: Yaradan’ı, O’nun tüm eylemlerinde ifşa ederiz ve bunların O’nun planında yalnızca tüm yaratılışın tamamını ifşa etmekten başka bir şey olmadığını bize göstermek için tasarlandığını anlamaya başlamalıyız, böylece O’nun sadece bizim iyiliğimizi düşündüğünü görebiliriz. Ve bu bizim doğamız haline gelmelidir: ilerleyin ve ifşa edin.

Bir, Eşsiz Ve Birleşik

Ancak O’nun içinde, bilgelik, haz, tatlılık ve acılık, işleyiş ve işletici ve diğer bu tür farklı ve zıt formların hepsi, O’nun basit ışığında tek ve bir olarak bulunur. “Bir, Eşsiz ve Birleşik” terimi gibi, aralarında hiçbir ayrım yoktur.

“Bir”, tek bir eşitliği ifade eder. “Eşsiz”, O’ndan uzanan her şeyin, tüm bu çoklukların, O’nun içinde, O’nun kendisi kadar yegâne olduğunu ima eder. “Birleşik” ise, O’nun birden fazla eylemde bulunmasına rağmen, hala bunları gerçekleştiren tek bir güç olduğunu ve hepsinin Bir olarak geri döndüklerini ve birleştiklerini gösterir. Gerçekten de bu tek form O’nun operasyonlarında görünen tüm formları yutar.  (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, “İçsel Gözlem”, Bölüm 1).

“Bir, eşsiz ve birleşik” olan bu üç nitelik, edinimimizde, duygularımızda ve hatta arzularımızda bir araya gelmelidir ve biz de bunlara bir radyo alıcısı gibi uyum sağlarız. Sonra bunların Yaradan’ın nitelikleri olduğunu hissetmeye başlarız.

Üstelik bunların birbirleriyle doğru bir şekilde bağlı olması, bize bunların bir, eşsiz, birleşik değil, hepsinin birlikte olduğu anlayışını verir.

Kesinlikle Her Şey Görecelidir!

Soru: “Edinilmeyen şeye isim vermeyiz” ne anlama gelir?

Cevap: Kabala bilgeliğinde, felsefenin ve dünya algımızın aksine, kendi başına var olan hiçbir şey yoktur. Her şey yalnızca benim algımda ve hissiyatımda vardır. Ve yalnızca bu konuda konuşma hakkına sahibimdir.

Yaradan, yaratılış, dünyalar, var diyebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Sadece ben bunun var olduğunu hissediyorum, düşünüyorum, görüyorum. Ancak bu şekilde onun hakkında bir şeyler söyleyebilirim. Her şey duyularımla algılanır, benim tutumuma bağlıdır ve tamamen bana görelidir.

Bu nedenle, yalnızca kişinin ifşa ettiği ve edindiği şeylerden bahsederiz. İbranice’de Yaradan’a “Bo-Reh” yani “Gel ve Gör” denir. Yaratılan olmadan Yaradan yoktur.

Kelim’imizin içinde, bizim için erişilemez olan, dışarıdaki bir şeyle form eşitliğine göre ifşa olan ihsan etme niteliğine Yaradan (“Gel ve Gör”) deriz: “Bak, ne gördüm!” Ama ben O’nu, dönüşmüş niteliklerim içinde, değişen duyu organlarımda algıladım. Bu değişim benim içimdedir.

“Yaradan içimde kıyafetlendi!” derim. Neden? “Aldığım forma bakın!” Bu forma Yaradan derim. O’nun Kendisine işaret etmiyorum, bende kıyafetlenen formdan bahsediyorum. Bu forma Yaradan diyorum. Madde yani alma arzusu, ihsan etme arzusunun formunu almıştır.

Bu nedenle, her şeyi yalnızca edinen kişiye göre değerlendirir ve tanımlarız, asla onun dışında olana göre değil. Tüm dünyalar benim Kelim’imdir, algı kaplarımdır. Sadece bana dışarıda var olan şeyler gibi görünürler.

İçsel arzumda kendimi algılarım ve dışsal arzumda dünyayı algılarım, çünkü Kelim’im içsel ve dışsal olarak ikiye ayrılır. Ama bir araya geldiklerinde, ruhumun 10 Sefirot’una sahip olacağım ve sonra dünya kaybolacak, her şey içime girecek.

Şimdi etrafımdakilerin hepsinin dışarıda var olduğunu hissediyorum, çünkü Kli’m eksik, kırık. Eğer bütün olsaydı, etrafımdaki hiç kimseyi ayırt etmezdim. Her şeyi, Ein Sof (Sonsuzluk) dünyası olarak algılardım.