Category Archives: Yaradan

Yaradan’a Verilen Sözü Yerine Getirin

Soru: Söylendiği gibi, sonunda kazanacak olan bu iyi eğilim nedir? “Büyük olan küçüğe hizmet edecektir”? Bu ne anlama gelmektedir?

Cevap: Bu, atalarımızda olduğu gibi, kişinin en son ortaya çıkanı seçmesi gerektiği anlamına gelir. Ne de olsa, iyinin gücü bize en son görünür.

Soru: Ona nasıl hizmet edebilir ve her seferinde onu seçebiliriz?

Cevap: Birliğimiz bunun içindir, her zaman iyiliğin gücünü seçme gücüne sahip olmamız içindir.

Soru: Ama insan iyiliğin gücünde kalamaz; sürekli kötülüğe düşeriz. Burada özgür seçim var mı?

Cevap: Var. Kişi her zaman Yaradan’a doğru hareket etmek için bir söz verir ve egoizmine karşı sürekli olarak dostlarıyla ve Yaradan’a doğru bağ için çabalar. Kişi bu şekilde davranarak Yaradan’a verdiği sözü onaylamış ve tutmuş olur.

Yaradan’a Duyulan Sevgiyi Nereden Bulabiliriz?

Soru: Kişi Yaradan’a duyulan sevgiyi nerede bulunabilir?

Cevap: Dostlar arasında. Eğer onlarla birlikte olmak ve onları desteklemek istiyorsanız, o zaman onların arasında Yaradan’a olan sevginizi bulursunuz. Aksi takdirde, bulamazsınız.

Soru: Yaradan’a duyulan sevgi nedir?

Cevap: Bunu kendiniz keşfetmelisiniz. Yaradan’a duyulan sevgi, dostlara duyulan sevgi aracılığıyla ifşa olur.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 21

Çalışmamız Doğru Yönde Gitmemize Ne Kadar Bağlıdır?

Yaratılışın amacının ne olduğunu, Yaradan’ın bizden ne istediğini ve kalbimizin arzusunun ne olduğunu anlamamız gerekir ki buna “kötülüğün farkındalığı” denir. “Benliğimizin” şu anki koşulumuzda olması gerekenden ne kadar uzakta ve ne kadar farklı olduğunu inceler ve öğreniriz, ideal olarak ıslahın tamamlanmasında kökünde nasıl olması gerektiğini değil, şu anki halini.

Her zaman mevcut koşulumuza göre gelişmeli ve kendimizi başkalarının koşullarıyla ya da kendi koşulumuzdan farklı bir gelişim aşamasıyla kıyaslamamalıyız. Beş yaşındaki bir çocuğun on yaşındaki bir çocuk olarak değil de beş yaşındaki bir çocuk olarak görülmesi gibi, bu çocuğun büyüme geriliğinden muzdarip olması ve çeşitli tedavi ve düzeltmelerin desteğine ihtiyaç duyması cesaret kırıcı olacaktır.

Her an, nasıl olmamız gerektiğini ve doğru yönde ilerleyip ilerlemediğimizi keşfetmek, incelemek, görmek ve anlamak için gereken tüm verilere sahibiz. Bu yalnızca bizim çabamıza ve emeğimize bağlıdır. Yukarıdan gelen bir bozulma yoktur; tüm bozulma kişinin içinde mevcuttur ve bize bunu keşfetme ve iyileştirme izni verilmiştir.

Ancak, ıslah eden ışığın gelip yolumuzu aydınlatmasına ihtiyacımız vardır. Bu ışık doğamızı ifşa eden ve çeşitli düşünceler, dürtüler ve arzular tarafından ne ölçüde lekelendiğimizi netleştiren bir ışıktır. Bu ışığı, Kabalistik metinleri çalışarak çekeriz. Dolayısıyla, her şey bizim elimizde; sadece çalışmak mevcut “benliğimiz” ile ideal “benliğimiz” arasındaki uçurumu görmemize yardımcı olabilir.

Dahası, kimlikler arasındaki sapmanın boyutunu hemen görmeye yönelik aşırı güçlü bir arzu da yardımcı olmayacaktır; çünkü günahlar, hatalar ve mesafe, eşitsizlik ve doğru koşuldan ayrılma duyguları yavaş yavaş birikir ve yüzeye çıkar. Bunlar özellikle ifşayı hissettiğimiz yerlerdir. Bu nedenle, bu tür bilgi toplama uzun bir zaman gerektirir. Bu algılama yeteneğini, çabamızın niceliğine ve niteliğine bağlı olarak yıllar içinde geliştiririz.

Mekanizma her zaman dua ve duanın, kalpteki arzunun ıslahı üzerine olacaktır. Dünyadaki varlığımızı her hissettiğimizde, her an, esasen kim olduğumuz, kalbimizde ne olduğu ve kim olmamız gerektiği arasındaki boşluğu keşfederiz. Günün sonunda, dünyanın sağladığı baskılar veya hazlar üzerimizde etkili olan ıslah güçleridir.

Islah olmuş bir kişi için dünyalar yok olur. Tüm dünyalar kişinin içinde var olur. Onlar bizi sürekli çevreleyen ve ıslah eden bir mekanizma, bir sistemdir. Bizi hedefe daha da yaklaştırırlar. Hedefe ne kadar yaklaşırsak, dünyalar da o kadar saflaşır. Asiya dünyasından Yetzira, Beria ve Atzilut dünyalarına kadar arınırlar, ta ki yok olup yerlerini basit ışığa bırakana kadar.

Hedefe ulaşmış bir kişide dünyalar yoktur. Artık basit ışık ile kişi arasında bir dünyalar mekanizması yoktur; bunun yerine kişi basit ışığa uyumlanır.

Talep Etmekten Ve Almaktan Korkmayın

Soru: Sürekli büyüyen egoizmimden nasıl kurtulabilirim?

Cevap: Egoizm başlangıçta yaratıldığı ölçünün ötesinde büyümez. Sadece zaman içinde kendini daha fazla ifşa eder. Bu ifşadan sevinç duymalı ve bunu Yaradan’a atfetmelisiniz. Yaradan bu şekilde size onu ıslah etme fırsatı verir.

Soru: Artan egoizmim yüzünden onluyu kaybetmekten büyük korku duyuyorum. Sonuçta onları çok seviyorum ve onlara zarar verebileceğimi hissediyorum. Ne yapmalıyım?

Cevap: Kendinizi, Yaradan’a yaklaşma ve O’ndan alma arzusunu kullanmanın tüm onlunuzun koşulu olduğuna kendinizi ikna etmelisiniz. Bu nedenle, almaktan, talep etmekten ve tekrar almaktan korkmayın.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 207

Soru: Yaratma eyleminde Yaradan ile ortak olmak ne anlama gelir?

Cevap: Bu, çabalarınızla tüm dostlar arasında ve sonra da onlarla Yaradan arasında bir bağ kurmaya çalıştığınız anlamına gelir.

Soru: Grubun birliğinin maddi seviyesi zihinlerimizi doldururken, birliğin manevi seviyesinin kalplerimizi doldurduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet, bunu söyleyebiliriz.

Soru: Bir kişi ihsan etme uğruna çalışmaya başladığında, inançtan başka bir desteği var mıdır?

Cevap: Başka hiçbir desteği yoktur. Sadece dostlarla olan bağı ve bu bağ yoluyla elde ettiği şeye olan inancı.

Soru: Benim içsel çalışmamda veya grubun çalışmasında aşağılanma duygusu olmamalı mı?

Cevap: Kesinlikle hayır! Aksine, Yaradan çalışmasıyla meşgul olmaktan gurur duymalıyız.

Soru: Aptallığı kutsallığa dönüştürmek için ne istemeliyiz?

Cevap: Tüm dostlar arasında düzgün, normal ve sağlıklı bir bağ isteyin. Bu en önemli şeydir ve sizi doğru yolda tutacaktır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 20

Nazik Bir Yol Gösterici Dokunuşla Islah: İçsel, Orta ve Dışsal Arzu

Kendimizi güçlü ya da zayıf, cesur ya da korkak, bilge ya da aptal olarak yargılamak bizim rolümüz değildir. Eğilimlerimize ve içsel doğamıza göre gelişim sürecinde elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerekir.

“Her ağzın duası” diye yazılmıştır. Bu, Yaradan’ın her insanın duasını işittiği anlamına gelir. Başka bir deyişle, kim olduğumuz ya da ne hissettiğimiz önemli değildir; her birimiz kendi duygularımızla ve daha da derinde, kalbimizle Yaradan’a dua ederiz. Bu eksiklik bizim Yaradan’a karşı tutumumuzu ve Yaradan’ın bize karşı tutumunu etkiler.

Kalpte, arzularımızı hissettiğimiz ve onları Yaradan’a yönlendirebileceğimiz bir üst ve dış katman vardır. Örneğin, manevi çalışmaya ait olan ve yaratılışın amacına yönelik özel bir arzuyla Yaradan’a hitap etmek isteyebiliriz. Böyle bir arzu, onu uyandırdığımızdan beri dışsal ve yapay olsa da yukarıda kabul edilir. Bununla birlikte, bizim için dışsal olduğu ölçüde, yukarıda da dışsaldır.

Kalbimizin gerçekten ne istediğini değerlendirerek daha derine iner ve en içteki arzumuzu incelersek, kalbimizin duamızın nesnesine özlem duymadığını keşfedebiliriz. Yaratılış amacına giden yolda ilerlemek ve yüce meseleleri hedeflemek yerine aslında dinlenmeyi ya da küçük bir zevki arzuladığımızı fark edebiliriz. Böyle bir duygu da duanın bir parçasıdır. En içteki arzumuzu ne kadar açığa çıkarırsak, yukarıda o kadar çok kabul görür.

Kalpte, farkındalık ve his seviyemizin ötesinde olan daha da derin bir içsel arzu vardır. Bizden tamamen gizlenmiştir. Ancak en içteki, en gerçek ve en derin arzu olduğu için, tüm gücü ve kuvvetiyle yukarıdan tam olarak alınır. Bu duaya, bu gizli arzuya yukarıdan bir yanıt geldiğinde, nadiren anlaşılır.

Herkes her an kalbindeki duadan kaynaklanan duygudan kaynaklanan bir koşulda bulunur. Ancak, kalbimizin en derin arzusunun farkında olmadığımız için, kalbin içsel, orta ve dışsal dualarını Yaradan’ın yanıtıyla nasıl ilişkilendireceğimizi bilmiyoruz.

Bu arzunun farkında olsaydık ve mevcut koşulumuzdan bile, mevcut niteliklerimize ve hislerimize dayanarak onu hissetseydik, yaratılış amacına doğru ilerlemek için hissetmemiz gerekenden ne ölçüde saptığımızı anlardık. Eğer bu sapmayı hissedersek, yukarıdan hangi belirli ıslahın yapılması gerektiğini biliriz ve o zaman Yaradan’ın bize ıslah olmamız için gönderdiği manevi koşulları anlarız. Ancak, şimdilik bu tür koşullar bizden gizlenmektedir.

Yine de, her zaman ve her koşulda, bir dua, MAN yükseltir ve karşılığında MAD alırız. Başka bir deyişle, kalbimizden yükselen şey yukarıda, kişisel olarak üzerimizde işleyen mekanizmayı da içeren genel sistemde alınır. Yanıt bize geri döner ki bu da esasen yönün bir ıslahıdır. Bu, ruhumuzun köküyle ve ulaşmamız gereken amaçla uyumlu olan bir sonraki manevi koşulumuzdur.

Maneviyata girmeden önce, bu mekanizmanın bu şekilde işlediğine dair bir anlayış ve duygudan yoksun oluruz. Ancak maneviyata girdiğimizde bunu net bir şekilde görmeye başlar, MAN ve MAD ile yakın bir şekilde çalışmaya başlarız. Yaradan’la, bizi O’na bağlayan ve her eylemimizi ve hayatımızın gidişatını belirleyen karşılıklı bir ilişki kurarız. Buna “yarım şekel” denir. İşin yarısı kişi tarafından, yarısı da Yaradan tarafından verilir.

Baal HaSulam, Negev’de yükselttikleri duadan tamamen habersiz olan çiftçilerden bir örnek verir. Yine de yağmur talepleri yukarıdan alınır ve aşağıdan yanıt alırlar. Kalbimizin her katmanı – iç, orta ve dış – yukarı doğru yükselir ve yaratılan her varlığı ıslah etmek ve köküne kavuşturmaktan sorumlu mekanizma tarafından hissedilir ve alınır. Buna göre, yaratılış amacına doğru yönümüzü sürekli olarak düzelten çeşitli dış koşullar aracılığıyla arzumuz olan kalbi ıslah ederiz.

İçsel arzu tam olarak yaratılış amacına ne kadar çok yönlendirilirse, yönün düzeltilmesi de o kadar hassas olacaktır. Yani, yürümeyi öğrenirken çocuğunu şefkatle destekleyen bir anne gibi, nazik, yol gösterici bir dokunuş olarak hissedilen küçük ve yumuşak bir düzeltme olacaktır. Yaratılış amacına yönelik mevcut koşulumuzdaki his ile kalbin memnuniyeti arasındaki sapma ne kadar büyükse, düzeltme o kadar kayda değer olacak ve mevcut koşul ile arzu edilen koşul arasındaki boşluğu kapatma çabası da o kadar acı verici olacaktır. O zaman bizi iyiliğe yönlendiren gücü daha şiddetli bir şekilde hissederiz, çünkü içinde bulunduğumuz çevresel koşullar daha zorlu hale gelir.

Ruhlardan Atzilut’un Malhut’una doğru MAN ve MAD’ın bu mekanizması ve ruhlar üzerindeki geri dönüş etkisi, On Sefirot Çalışması kitabında incelediğimiz basit bir mekanizmadır.

Duygular Yoğunlaştığında

Soru: Bağın önemine dair ortak bir anlayışın ve başkalarını sevme arzusunun olduğu, ancak belirli açılardan duyguların alevlendiği ve ıslahı ve Yaradan’ın bizden ne istediğini kavramayı imkânsız hale getirdiği koşullar nasıl ele alınmalıdır?

Cevap: Bu gibi koşullarda doğru çalışma, önünüzde duran şeyin tam da bu çalışma olduğu düşüncesinden asla sapmamayı içerir.

Tüm yaşam koşullarında, kiminle etkileşim içinde olursanız olun ya da kiminle çalışırsanız çalışın, içinizde ne kıpırdanırsa kıpırdasın, tek arzunuz birbirinizle bağ kurmaktır, böylece Yaradan’ın rızası için almak amacıyla daha büyük bir güç kazanabilirsiniz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 19

Neyi Aramak Doğru? Kötülüğün Farkındalığı Mı Yoksa Yaradan’ın Yüceliğinin Hissedilmesi Mi?

Kabalist Yehuda Aşlag’ın (Baal HaSulam) “O’ndan Başkası Yok” adlı makalesinde yazdığı gibi, ilerlemek için en doğru hareket tarzı üst güç olan Yaradan’a bağlanmak, tutunmak ve yapışmaktır. Ayrıca her gün yarım saatin öz yansıtma ile geçirilmesi gerektiğini, yukarıya değil, içe bakılması gerektiğini yazar. Ayrıca, içimize bakarken bile, Yaradan’da ne hissettiğimizi, incelediğimizi ve gördüğümüzü kontrol etmeliyiz.

Kendimize rutin bir şekilde odaklanmaya “bu dünyanın seviyesine tam bir düşüş” denir. İlerleme değil, umutsuzluk getirir. Düşüncelerimiz neredeyse biz de oradayız. Biz kimiz? Düşüncelerimiz. Eğer düşüncelerimiz materyalizme odaklanmışsa, materyalizmin içindeyiz demektir. Eğer Tanrısallığa odaklanırsak, Tanrısallık içinde oluruz. “Yükselişler ve düşüşler” dediğimiz şey budur.

Bu nedenle Tanrısallığa mümkün olduğunca özen göstermek faydalıdır. Kabalist Baruh Şalom Aşlag’ın (RABAŞ) yazdığı gibi, grup sürekli olarak Tanrısallığı yükseltmek için çalışmalı ve Yaradan’ın yüceliğini nasıl yükseltebileceğine odaklanmalıdır. Kendimiz hakkında değil, Yaradan’ın yüceliği hakkında düşünmeliyiz. Neden mi? Çünkü yukarıdan aldığımız şeylerden ilham alırız.

Elbette, içsel hedefi ve kötülüğün farkına varma arzusunu ihmal etmemeliyiz, ancak umutsuzluğa neden olduğu için olumsuzlukta çok uzun süre oyalanmamalıyız ki bu da yararlı değildir. Yalnızca Yaradan ile bağ kurmak faydalıdır. Kötü olduğumuz için kendimizi sürekli cezalandırarak, aslında Yaradan’ı cezalandırarak kendimizi ıslahtan uzaklaştırırız. Dolayısıyla, neşe, uyanış ve ruhun yükselişi doğru yönde ilerlediğimizin işaretleridir. Tersine, üzüntü, zayıflık, kendini cezalandırma ve suçluluk duygusu ilerlemenin değil durgunluğun işaretleridir.

Tanrısallık yönünde ilerlemek için genel yaklaşım budur. Grupta sağlıklı bir mücadele ve üstesinden gelme ruhu varsa, herkes şüphelerini daha kolay ve hızlı bir şekilde terk edecektir. Şüpheler sürekli olarak ortaya çıkar ve sürekli olarak bir kenara bırakılmalıdır. Sonsuz gibi görünebilir ama birkaç yıllık çabadan sonra gelen bir son vardır. Gereken zaman kısalmaktadır. Daha önceki zamanlarda Tanrısallığa erişmek yirmi ya da otuz yıl sürerdi ama zaman ilerledikçe daha gelişmiş ruhlar dünyaya girer ve ilerleme hızı artar, öyle ki bugün sadece birkaç yıl içinde Tanrısallığa erişmek mümkündür.

Ortak Ruhu Hissedin

Soru: Bir insanın kendine ait hiçbir şeyi olmadığını, sadece Yaradan’dan aldığı ve başkalarına verebileceği şeyleri olduğunu söylediniz.

Eğer herkesin ortak ruhu hissetmesi gerekiyorsa, hangi noktada onu baştan sona görmeye başlar?

Cevap: Manevi bir embriyo haline geldiğimizde ortak ruhu hissedeceğiz. Bu, yükselmeyi hedeflediğimiz ilk manevi derecedir.

Birinci bağ derecesine ulaşır ulaşmaz, kendimizi hemen Aviut de Shoresh seviyesinde, yani tüm ruhun 1/125’i seviyesinde tek bir bütün olarak hissetmeye başlayacağız. Bununla birlikte, bu hepimiz için birlikte hissedilen bir his olacaktır.

Karşılıklı Garanti Ve Destek

Soru: Gebelikten (Ibur) önce veya sonra karşılıklı garantiye (Arvut) ulaşabilir miyiz?

Cevap: Arvut, embriyonun oluşması için gerekli bir koşuldur, ancak özellikle şu anda içinde bulunduğumuz koşullarda.

Her an farklı koşullardayız ve dostlarımızın önünde kendimizi iptal etmek ve diğerleriyle karşılıklı destek içinde bağ kurmak için çalışmalıyız. Bu koşula karşılıklı garanti ve karşılıklı destek anlamına gelen karşılıklı garanti (Arvut) adı verilir.