Category Archives: Yaradan

Gözyaşı Kapılarında Durmak

Bilgelerimiz şöyle der (Berahot 59): “Rabbi Elazar dedi ki: ‘Tapınağın yıkıldığı günden beri dua kapıları kilitlidir. Dua kapıları kilitlenmiş olmasına rağmen, gözyaşı kapıları kilitlenmemiştir.’” (Rabaş, Madde 3: Gözyaşı Kapısı ile Diğer Kapılar Arasındaki Fark Nedir?)

Bizler birleşmeye çabalıyoruz. Gerçek bağın ne olduğunu simgeleyen birlik günleri ve diğer etkinlikleri düzenliyoruz. Yaradan’la birlik, yaratılanlar arasında, birbirimizle birleşerek ıslah ettiğimiz ortak bir Kli aracılığıyla elde edilir.

Bunu yapmak için, kişinin Yaradan ile birliğe ulaşmanın koşullarını derinlemesine düşünmesi ve böylece bu koşulları net bir şekilde tanımlayabilmesi için tüm bileşenleri doğru bir şekilde düzenlemesi gerekir.

Bu koşullar üzerine düşündükçe kendilerini sorgulamaya başlarlar: Yaradan ile birlik olma ihtiyacı hissediyor muyum? Dostlarımla gerçekten birleşmek istiyor muyum?  Onların önünde eğilip, onları neslin en yücesi olarak kabul etmeye hazır mıyım?

Elbette bu, dostların bedensel bağını değil, ruhsal bağını ifade eder. Baal HaSulam, dostların önünde kendimizi dışsal olarak alçaltmanın faydalı olabileceğini yazsa da, henüz buna hazır değiliz ve bunu zamanından önce yapmak, yapaylığa, kafa karışıklığına neden olabilir ve içsel ilişkilerimize zarar verebilir.

İnsan, nihai hedeften (Yaradan’a bağlanmaktan) başlayarak, yolun aşamalarını açar ve araçları değerlendirir. Ardından, hedefin onlar için ne kadar gerekli olduğunu ve bu hedefin onları gözyaşı kapısına götürüp götürmediğini görürler.

Gözyaşları kapısı, kişinin arkadaşlarıyla gerçekten birleşmek istemesi ama bunu başaramaması anlamına gelir.

Bu durumda, Yaradan’la birlik yolunu aramaya devam etmenin bir anlamı yoktur; çünkü ilk şartı bile yerine getiremezler. Gözyaşı kapılarında dururken; kişi gerçekten ağlayabileceği bir noktaya ulaşmak adına, yalnızca arzulanan hedef için kederi aramalıdır.

Bu tamamen grup içindeki karşılıklı çalışmaya ve kişinin çevrenin manevi özlemini ne kadar özümsediğine ve bundan daha önemli bir şey olmadığını ne kadar fark ettiğine bağlıdır. Henüz hedefe ulaşamamış olmanın verdiği yakıcı ateşi hissetmeli, arzunun ve acının yoğunluğuyla parçalanmalıdır.

İnsanı böyle bir safhaya ancak çevre getirebilir. O zaman onların haykırışları mutlaka karşılık bulacak, dostlarla birliğe, yüce gücün ifşa olduğu büyük bir ortak arzuya yol açacaktır.

Her şey o içsel zorunluluğa, özleme, MAN yükseltmeye, birlik eksikliğinin hissedilmesine ve parçalanmış koşulun ıslahına bağlıdır. Sonunda her şey buna dayanır.

En Büyük Egoist

Yorum: Hong Konglu aktör ve film yapımcısı Chow Yun-Fat, bir milyoner; ancak kısıtlı bir bütçeyle yaşıyor, toplu taşıma kullanıyor, kıyafetlerini yalnızca indirimden alıyor ve “Rahat olduğum sürece başka hiçbir şeye ihtiyacım yok” diyor. 17 yıldır küçük bir telefonu vardı ve yakın zamanda akıllı bir telefonla değiştirdi. Servet uğruna servete ihtiyacı olmadığını söylüyor.

Cevabım: O, bu şekilde yaratılmıştır. Tamamen böyle bir yaşam tarzını seven insanlar vardır; bu şekilde kendilerini daha iyi hissederler. Bu, egolarının üstesinden gelmek değil, daha çok doğalarının bir ifadesidir.

Onun egoizmi dengelidir. Her şeye hevesli ve dünyevi, egoist bir hedefe ulaşmak için hayatlarını feda etmeye hazır çok sayıda insanda büyük bir egoizm vardır. Burada, mutlu olmak için bu özlemleri nasıl dengeleyebileceğimizi göstermeliyiz.

Soru: Egoları tavan yapmış, patlayan insanlara kendinizi daha yakın hissediyor musunuz?

Cevap: Evet, bu tür insanlar bana daha yakın çünkü onlar insan. Ama o şöyle diyor: “İşte yeşil çimenlerim var ve bu güzel. Güneş, su… hepsi bu!”

Soru: Siz, giderek daha çok ve daha çok para kazanan, hatta başkalarının üzerinden geçen milyonerlere daha yakın olduğunuzu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet, onlar, doğanın muazzam egoizminin insanlığın içinde de var olduğunun farkındalar. Bu nedenle insanlık, egoizmin kötülüğünü fark etmeye başlayacak. Tam olarak bu milyonerler sayesinde. Onlar, doğanın genel yasasına uygun şekilde çalışıyorlar ve onlara minnettar olmalıyız. Tüm insanlığa, bu egoizmi ne kadar çabuk yakmamız gerektiğini gösteriyorlar; aksi takdirde hiçbir şey gerçekleşmeyecek.

Onun boşluğunu, işe yaramazlığını ve anlamsızlığını fark etmeliyiz. En önemlisi, bizi hiçbir iyi hedefe götürmüyor. Bu bilgi ve olumsuz sonuçların birikimiyle edinilen deneyim bizim için gereklidir.

Soru: Yani her şey tam tersi. İnsanlar bu kişiye hayranlık duyuyor. Ancak siz, insanları ezip geçen, milyonlar ve milyarlar kazanan birine daha yakınsınız, hepsi bu. O kırıp geçiriyor! Ve o size daha mı yakınsın?

Cevap: Elbette. Tam da onlar sayesinde insanlık, içinde neyi ıslah etmesi gerektiğini anlıyor.

Soru: Bu kadar çabuk mu gelecek?

Cevap: Elbette. Bu, ancak kötülüğün ve egoizmin doğasının giderek büyüyüp herkes tarafından daha da fazla farkına varılmasıyla ve bizim tarafımızdan, onun yozlaşmışlığının ifşasıyla mümkün olacaktır.

Soru: Sadece bu yolla mı?

Cevap: Bir şeyi iyi bir şekilde yapma imkânı varsa, o zaman tek seçenek budur. Eğer yoksa, o zaman acı çekerek olur. Umalım ki böyle olmasın.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 139

Maneviyat Arzusu

Yaradan, alma arzusunu “yarattıklarına iyilik yapma” amacına uygun olarak, alma arzusunu mükemmellik durumuna getirmek için yarattı. Çünkü Yaradan’a göre “iyilik yapmak”, bunu O’nun gibi mükemmel bir şekilde yapmak anlamına gelir. Mükemmellikten daha azı gerçek iyilik olarak kabul edilmez. Sadece Yaradan mükemmelliktir.

Yaratılan varlığı denkliğe, böyle bir mükemmelliğe getirmek için, yaratılan varlığın ıslah olmayı, değişmeyi ve mükemmelliğe zıt olan durumu nihai mükemmelliğe getirmeyi istemesi gerekir. Mükemmellik, “karanlıktan ışığın avantajı”, “akşam vardı ve sabah vardı” ifadelerinde olduğu gibi, ancak zıttından elde edilir. Eksiklik hisseden bir kapta dolum hissedilir ve hissedilen bir eksiklikten haz algılanır. Hiçbir şeyi karşıtından başka bir şeyle anlayamayız veya elde edemeyiz.

Hazzın özü, ışığın özü, Yaradan’dır. O’na edinmek ve hissetmek, ancak zıt bir forma sahip olmakla mümkündür. Bu, yaratılan varlığın doğasının, mükemmellik koşulundan, Yaradan’ın derecesinden haz alması için Yaradan’ın doğasına zıt olması gerektiği anlamına gelir. Bu nedenle kapların kırılması gerçekleşir. “Yoktan varoluş” olan yaratılan varlığın alma arzusuna kapların kırılması yoluyla, Yaradan’ın nitelikleri (“varlıktan varoluş”) yerleşir. Dolayısıyla, doyumlar için zorunlu olarak Yaradan’dan gelen arzular ediniriz.

Yaratılışın amacına ulaşma yolu, hayvanlarda da bulunan yiyecek, seks ve barınma gibi temel bedensel-hayvansal arzulara sahip olduğumuz en alt dereceden başlar. Yalnız yaşarken bile onları arzularız. Daha sonra, toplumun aşıladığı zenginlik, onur ve bilgi için insani-sosyal arzular geliştiririz. Bu arzuları az ya da çok bildikten, tanıdıktan ve tatmin ettikten sonra, ne bedenin ne de toplumun yerine getiremeyeceği, sadece Yaradan’ın yerine getirebileceği “manevi arzular” olarak adlandırılan arzulara ulaşırız.

Arzunun gelişiminin üç aşaması vardır. Gelişim, “bu dünyanın arzuları” olarak bilinen hayvani ve insani arzuları yerine getirmekle başlar. Bir insandan, ancak manevi arzular uyandığı andan itibaren bahsetmeye başlarız, bu arzular sadece üst ışıkla, Yaradan’la, Yaradan’ın hissiyatıyla doldurulabilir. Bunlara “gelecek dünyanın arzuları”, manevi dünya denir.

Maneviyat arzusu geliştiren bizler, maneviyat arzusunun doğduğu yerde, bu arzuyu diğer tüm arzulara karşı geliştirmek ve yerine getirmek için çalışırız. Kalpteki nokta üzerinde, diğer tüm bedensel ve insani arzulara karşı, manevi tatmin arzusu üzerinde çalışırız. Bu zıtlıklara karşı, toplumu, çalışmayı ve içsel arayışı kullanarak, tüm gücümüzle mücadele ederiz. Kalpteki noktayı, maneviyat arzusunu, diğer tüm bedensel arzulara karşı büyütmek ve beslemek isteriz.

Bu çalışmayı tamamlarsak (ve bunun ne zaman olacağını bilmiyoruz), gece ve gündüz, “uyumama izin vermeyene kadar” olarak tanımlanan bir koşulda sadece maneviyatı arzularız ve diğer arzuları lüks olarak değil, yalnızca temel varoluş için gereklilikten dolayı yerine getiririz. Eğer tüm bu koşullar yerine getirilirse, bu dünyadaki çalışmamızı tamamladığımızın bir işaretidir ve ardından bize yeni bir derece verilir: çalışma seviyesi yükseltilir. Kalpteki genel bedensel arzular yerine, bize Klipot adı verilen arzular verilir.

Kalpteki noktanın karşısında, genişlemiş nokta yerine, bize Yaradan’ın hissi verilir. Artık, hayvani ve insani arzularla dolu bir kalp ve maneviyata yönelik belirsiz bir arzu duyan küçük bir nokta yerine, içinde Keduşa’yı barındıran yeni bir kalp, bir Klipa alırız. Klipot, Yaradan’a karşı, O’nun birliğine karşı, topluca “Firavun” olarak adlandırılan, çeşitli düşünceler ve arzulardır. Keduşa, Yaradan’a, ruha duyulan arzu ve özlemdir. Klipa ve Keduşa arasındaki ilişki, bu dünya seviyesindeki kalp ile kalpteki nokta arasındaki ilişki gibidir.

Böylelikle çalışmalarımıza devam ederiz. Tüm bağımız, hayatımız ve özlemimiz Yaradan’a yönelirken, Firavun (Klipot, karışıklıklar) sürekli olarak onlara direnir. Yine de yazıldığı gibi, “Firavun, İsrail oğullarını Gökteki Babalarına yaklaştırdı.” Tam da bu rahatsızlıklar aracılığıyla, Klipot aracılığıyla, Yaradan’a olan bağımızı, özlemimizi ve arzumuzu güçlendirir ve büyütürüz.

Çalışmayı tamamladığımızda, çalışmanın sonuna “ıslahın sonu” denir, tüm arzularımızın mükemmellik ve Tanrısallığa uygun olarak tamamen ıslah olduğu bir duruma gireriz ve üst ışıkla tamamen dolarız. Bunlar, bu dünyanın dereceleri ile öbür dünyanın dereceleri arasındaki, hayvani ruh ile Tanrısal ruh arasındaki farklardır.

Her Şey Yalnızca Yaradan’dan Gelir

Soru: Bu dış dünya giderek üzerime baskı yapıp beni ayartıp hedefimden uzaklaştırırken, kendimi, içimdeki üst dünyaları incelemeye nasıl zorlayabilirim?

Cevap: Bu, bilerek böyle düzenlenmiştir! Hiçbir şey, sizi kendi egoizminizin içinde bu şekilde “yıkayan” ve böylece O’na ulaşmanızı sağlayan Yaradan’ın iradesi dışında değildir. İçinizde sizi engelleyecek tek bir düşünce veya duygu bile ortaya çıkmaz. Her şey yalnızca Yaradan’ın birliğine ve tekilliğine ulaşmaya yöneliktir.

Soru: Ama siz, Yaradan’ın var olmadığını, O’nun yalnızca benim edinimimim ve ifşamın ölçüsü olduğunu söylüyorsunuz. Öyleyse beni “yıkayan” kim; kendim miyim?

Cevap: Hayır! Bu, sizi bu şekilde seven Yaradan’dır. Tüm bunları önünüze koyan O’dur. O’na dönmelisiniz, “O’ndan başkası yoktur.” Hem kötü hem de iyi yalnızca O’ndan gelir.

Soru: Kabala’da anlatılanları araştırmak için hangi araçlara ihtiyaç vardır?

Cevap: Kabala ile meşgul olna kişi, bu araçları kendi içinde keşfeder.

Soru: Yani insan bu araçlarla doğmaz mı?

Cevap: İnsan bunlara yatkınlıkla doğar.

Kök Ve Dal Yasası

Her dalın doğasının köküne eşit olduğu bilinmektedir. Bu nedenle dal, kökteki her davranışı arzular, sever ve imrenir ve kökte olmayan hiçbir davranışa tahammül etmez ve ondan nefret eder. Bu, her dal ve kökü için geçerli olan, bozulmaz bir yasadır. Çünkü O, tüm yarattıklarının köküdür, O’nda bulunan ve O’ndan doğrudan uzanan her şey, bizim için hoş ve keyiflidir. (Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılması, “İç Gözlem”)

Üst güç, Yaradan, ihsan etme niteliğidir. Biz O’nun içinde var olanları severiz, O’nun kendisini değil. Örneğin, güzel yemek yemeyi severim ama yemek yapmayı sevmem; çok para sahibi olmak isterim ama çok çalışmayı sevmem.

Bizler, Yaradan’da bulunandan haz almayı seviyoruz. Ancak bunu elde etmek için O’nun niteliklerini edinmemiz gerekiyor ama bunu yapamıyoruz; bizim için bu tamamen gerçek dışı, çok uzak ve tatsız görünüyor.

Soru: Ben ve bir dal olarak benim doğam, kökümle hangi bakımdan örtüşüyor?

Cevap: Yaradan’da iyi olan şey benim için de iyidir. Üst Işığın sunduğu tüm doyumlar benim için hoştur: O beni bu şekilde yaratmıştır. Tek sorun, niteliklerim bakımından Yaradan’ın tam tersi olmamdır.

Yaradan’ın Hazzı İçin

Soru: Yansıyan ışık, Hassadim ışığında kıyafetlenmiş Hohma ışığını da içeren ihsan etme Kli’sini oluşturur. Yansıyan ışık ile Hassadim ışığı arasındaki ilişki nedir?

Cevap: Yansıyan ışık (Ohr Hozer), Kli, ışığın kendi içinden geçişine katılmama gücünü bulduğunda üretilir.

Kendini ışığın etkisinden korur ve böylece o andan itibaren, yalnızca Yaradan’ın hazzı için üst ışığı almak istediği bir duruma gelir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 254

Soru: Gerçeklik, kişiye “O ve O’nun İsmi Birdir” şeklinde sunulur, ancak biz yalnızca İsmi algılarız. Kişi bu isim aracılığıyla O’nu nasıl tam olarak ayırt edebilir?

Cevap: Yaradan, kişinin üst ışıkla hangi koşulda bağ kurmak istediğine karar vermez. Biz bunu henüz ifşa edemeyiz.

Soru: Şimdi dostlar size sorular soruyor ve ben de cevabınızı beklediğimi fark ediyorum. Aynı zamanda, alma arzum, dostun ihtiyacına dahil olmaktan daha büyük olduğu için soruyu da kaçırıyorum. Dostumun soruyu açıklığa kavuşturma arzusunu nasıl benimseyebilirim?

Cevap: Sanırım aynı metni birkaç kez okumanız ve kendinizi daha dikkatli bir şekilde dahil etmeniz yeterli. O zaman onunla daha net bir bağ kuracak ve ona karşı daha yönlendirilmiş bir arzu geliştireceksiniz.

Yaradan’ı Duymak

Soru: (11 yaşındaki Idan’dan) Eğer Yaradan İncil’de ve Tevrat’ta insanlarla konuştuysa, neden şimdi bizimle konuşmuyor? Ve eğer O bizimle, bugünün nesliyle konuşuyorsa, o zaman bunu nasıl bilebiliriz?

Cevap: Yaradan sürekli olarak sizinle konuşuyor ama siz O’nu duymuyorsunuz. O kalbinizde yaşıyor ve size hitap ediyor ama siz kalbinizi açmak istemiyorsunuz!

Kalbine kapı çalar gibi vuruyor ama sen açmıyorsun çünkü O’nun vuruşlarını duymuyorsun; işitmekten, Binah’tan, ihsan etme niteliğinden yoksunsunuz. Birisi kapıyı çalarsa ve senin işitme sorunun varsa, bunu duyamazsın. Maneviyatta “kulak” yani işitme, Binah seviyesidir, ihsan etme gücüdür. Eğer ihsan etmeye, komşunu sevmeye açık olsaydın, O’nun sana seslendiğini duyabilirdin.

Soru: O ne diyor?

Cevap: O diyor ki: “Hadi kucaklaşalım! Hadi birlikte olalım.” Ama Yaradan’ı kucaklamak, O’nun gibi olmak, ihsan etme ve komşunu sevme niteliği içinde yaşamak demektir ve ben bunu istemiyorum! “Bana benim için kişisel olarak bir şey ver, sonra gel! Ama bana sunduğun şeyle gelme! Sana kapımı açmak istemiyorum.” İşte O’na söylediğimiz budur.

Sadece “Boş Bir Yer” Olmayın

Soru 44. “Boş” nedir? (Bölüm 1, Kısım 1, İç Işık, 4)

Bu, ıslahları ve bütünlüğü almaya hazır bir yerdir (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması Cilt 1, Bölüm 1).

Maneviyatta bir yere, arzu denir. Ve bu arzu “boş” olabilir, ıslahları kabul etmeye hazır olabilir veya olmayabilir; yani, doldurulmaya uygun ya da uygun olmayabilir.

Peki, bir arzunun doldurulmaya hazır olup olmadığı nasıl kontrol edilir? Basit, başlangıçtaki bir arzu yeterli değildir, kendinizi ıslah etmeye ve doldurulmaya hazırlamanız gerekir! Dolayısıyla, salt bir arzu henüz bir “yer” değildir. Kullanılmaya uygun bir arzuya “yer” denir.

Baal HaSulam şu örneği verir: Kişinin birkaç parça ekmek alabilecek kadar boş bir midesi varsa, bu onun bir “yer”e sahip olduğu anlamına gelmez. Sonuçta, kötü bir ruh halindeyse veya bir sorunu varsa, kişi açlık hissetmez. Başka endişeler onu ele geçirir.

Bu nedenle, “boş bir yer” sadece bir boşluk değil, aynı zamanda ıslahları veya doldurulmayı kabul etmeye hazır olma halidir. Yani, haz alma arzusunun dört safhadan geçerek “yer” denen bir duruma ulaşması için, belirli bir gelişim gereklidir. Ve ancak arzu son yani dördüncü safhaya (Dalet) ulaştığında, doldurulmak isteyip istemediğine ve ne tür bir ıslah ve doluma ihtiyacı olduğuna kendisi karar verebilir. İşte o zaman “boş bir yere” dönüşür.

Ve aslında, bu yerin dışında, maddede kıyafetlenmemiş soyut bir form olarak, Yaradan’ın kendisini değil, “yer”i ifşa ederiz. Bizler sadece maddeyi ve maddede kıyafetlenmiş formu ifşa ederiz. İşte bu yüzden Yaradan’a “yer” de denir. Işık da arzunun yerinde, maddede kıyafetlenmiş bir formda bir tezahürdür. Ve bu yerin dışında konuşacak hiçbir şeyimiz yoktur.

Dolayısıyla, insanın emirleri yerle ilgili olarak söylendiğinde, doğru formu almış arzuya atıfta bulunur. İşte biz bu doğru forma yöneliriz ve bu form bizim için Yaradan’ı (Bo-reh) yani “gel ve gör”ü temsil eder.

“Boş bir yer, ıslahları ve mükemmelliği almaya hazır bir yerdir.” Ve geri kalan her şey, kişi başka kaygılara daldığı için yiyecek alamayan “boş bir mide”den ibarettir. Buna “boş yer” denmez.

“Boş”, tanımı gereği, ihsan etme niteliğine benzeyecek kadar ıslah edilmiş bir yerdir; bu da Yaradan, “gel ve gör” olarak adlandırılacaktır.

Elinize Çok Para Geçerse

Kendime nasıl güvenebilirim? Ben tamamen Yaradan’ın elindeyken, birdenbire kendi kendimin efendisi mi oluyorum?

Soru: İnsan kendine güvenmemeli mi?

Cevap: Hayır. Bu yüzden “Ölene kadar kendine inanma” denir.

Soru: Hangi ölümden bahsediyoruz?

Cevap: Egoist benliğin ölümünden. Ve kim bilir içimizde hâlâ ne kadar egoizm var?

Yorum: Yani piyango bileti kazanırken veya YouTube ya da TikTok’ta milyonlar kazanırken, insanların içinden geçtiği bu sınavların doğru olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Cevabım: Bu talihsizliktir!

Yorum: Yani bu mutluluk değil, minnettar olunacak bir şey değil, aksine dikkat edilmesi gereken bir şey.

Cevabım: Ben bundan kaçtım. Ve yeterince gücüm vardı; Tanrı genel olarak tüm bunlardan kaçınmam için bana çok iyi rehberlik etti.

Soru: Ama eğer olursa? O zaman bu en azından bir çıkış yolu, küçük bir kaçış noktası sağlar. Olur böyle şeyler, yetenekli bir insan gençken çılgınca paralar kazanmaya başlar!

Cevap: Bu talihsizliktir.

Soru: Peki insan ne yapmalı?

Cevap: Hiçbir şey yapılamaz. Buna karşı yapılabilecek bir şey olduğunu sanmıyorum.

Böyle durumlar yaşadım, ama bunlar beni zenginlikle falan cezbedebilecek güçlü, ciddi insanlarla karşılaştığım zamanlardı. Ve güvende kalmayı başardım. Elbette, bunu yapan Yaradan’dı ama ben kaçmaya çalıştım.

Soru: Bu bir imtihan mı? Bir insan bu şekilde mi yönlendirilir?

Cevap: Evet! İnsan sınırlar olmadan yaşayamaz; içinde var olduğu sağlam, katı sınırlar olmadan yaşayamaz. Mümkün değil!

Soru: Peki, Yaradan neden insana bunu yapar?

Cevap: Başkalarına onun aracılığıyla örnek olmak için. “Hazineni evsizlere dağıt ve köleleri özgür bırak.” Bu Şota Rustaveli’dir.

Yorum: Yani sonuç şu: Eğer elinize çok para geçerse kaçın.

Cevabım: Evet.