Category Archives: Uncategorized

Japon Bilgeliği – Bölüm 1

Yorum: Gizemli Japon ruhu, Avrupa ruhundan çok farklıdır. Onların bilgeleri Avrupalılardan çok farklıdır ve bilgelikleri de öyle. Mümkünse, lütfen Japon bilgelerinin bazı sözleri hakkında yorum yapın.

“İyi bir insanın düşmanı olmak, kötü bir insanın arkadaşı olmaktan daha iyidir.”

Cevabım: Bu doğru; sizin için daha faydalıdır. İyi bir insandan çok şey öğrenebilirsiniz. Ama kötü birinin arkadaşı olmak kesinlikle en kötüsüdür.

Yorum: “Kim güçlü bir şekilde yükselmek isterse, bir merdiven icat eder.”

Cevabım: Evet. Yükselmenin bir yolunu bulacaktır.

Yorum: “Karı koca el ve gözler gibi olmalıdır: el acıdığında gözler ağlar ve gözler ağladığında eller gözyaşlarını siler.”

Cevabım: Güzel!

Soru: “Güneş erdemlileri bilmez. Güneş günahkârları bilmez. Güneş, kimseyi ısıtmak amacıyla parlamaz.” Öyle mi?

Cevap: Her şey ona nasıl baktığınıza bağlıdır. Her şey kişiye bağlıdır – bir hedefi olsun ya da olmasın.

Soru: Eğer Yaradan’dan yayılan sıcaklıktan bahsediyorsak gerçekten burada hiçbir amaç yok mudur?

Cevap: Her şey kesinlikle önceden düşünülmüş ve öngörülmüştür. Nihai hedefe, nihai koşula dayanarak, tüm ara durumlar bize gelir ve bizi o hedefe doğru hareket ettirir.

Yorum: “Bir kılıca hayatta sadece bir kez ihtiyaç duyulsa bile, onu her zaman taşımalısınız.”

Cevabım: Evet, bu doğru. Onu her zaman taşıdığın için, hayatta o bir kez gelen anda kullanmaya hazır olacaksın.

Yorum: “Keder, yırtık bir giysi gibi, evde bırakılmalı.” Ama insan, faydası olmasa da kederini gösterir.

Cevabım: Dünyaya, hayata karşı kültürel bir tutumdur, yani hiçbir şey beni sarsamaz.

Yorum: “Sevgi olduğunda, çiçek hastalığının yara izleri yanaklardaki gamzeler kadar güzeldir.”

Cevabım: Evet, sevgi kesinlikle her şeyi düzeltir. “Sevgi tüm günahları örter.”

Yorum: “Kimse yatakta yatarken tökezlemez.”

Cevabım: En iyisi hiç kalkmamak.

Yorum: “Aptallara ve delilere yol ver.”

Cevabım: Evet, bu doğru. Çünkü başkaları seni anlayabilir, ama onlar asla anlamaz.

Yorum: “Ebeveynler çalışır, çocuklar hayatın tadını çıkarırsa, torunlar dilenir.”

Cevabım: Bu doğru. Çocuklara hiçbir şey bedava verilmemelidir. Onları bir meslek edinmeleri ve hayatta ustalaşmaları için tüm gücünüzle itmelisiniz, böylece siz hala var olurken, onlar zaten kendilerini inşa ediyorlar. Çocuk sevgisinin anlamı budur.

Mutluluk Yöntemi Kimin Elinde?

Yavaş yavaş İsrail halkının ekonomide, güvenlikte, uluslararası tanınırlıkta ve hatta basit maddi varoluşta bile başarı için hiçbir umudu olmadığını görmeye başlıyoruz. Bu dünyada tamamen işe yaramaz bir parça olarak varız ve dünya bu parçayı küçümsüyor ve ondan nefret ediyor.

Bu bir doğa yasasıdır! Hepimiz doğanın içindeyiz ve doğanın yasası, dünyanın tüm insan kısmının Yaradan ile birleşme içinde olması gerektiğidir. Herkesi getirmemiz gereken şey budur.

İnsan kısmının, her birinin Yaradan’la form eşitliğine gelmesine yardımcı olan bir metodumuz var, bu sayede kişi, içinde hayvansal kısmından başka daha yüksek bileşenler olduğunu hissetmeye başlar. Hayvansal kısmında bile kendini dingin bir huzur içinde, mükemmellik ve sonsuzluk içinde hisseder.

Hepsi bu kadar! Nasıl mutlu olunacağının metodu bizim elimizde! Ve bunu herkese, öncelikle de kendi insanlarımıza açıklamalıyız çünkü onların kaderi diğerlerinden daha fazla acı çekmektir. O halde neden acı çektiklerini bilsinler; çünkü bu metodu diğerlerinden önce uygulamalı ve diğer uluslara öğretmelidirler.

Yaradan’ın Kendisi, Tora’yı tüm uluslara veremez, insanlığı varoluşun en yüksek seviyesine getiremez. Bu ancak bizim aracılığımızla yerine getirilebilir.

Işık Kelim’imizin Efendisidir

Grup içinde eylem yaptığımızda, herkesin zamanını, dikkatini ve çabasını gruba vermeye hazır olduğu bir tür hayat yaşadığımızı görürüz. Tüm bunlar doğrudur ama neden bizde gerçekte olmuyor? Çünkü biz, bunun Kelim’imizin (kaplarımızın) içinde gerçekleşmesini istemiyoruz.

Bizler Kelim’imizin efendileri değiliz. Onların tek efendisi ışıktır. Kendisini yaklaştırır ya da uzaklaştırır ve Kli buna göre yükselir ya da alçalır. Şu anda eksiğimiz olan şey, tüm eylemlerimizle, kendi başımıza hiçbir şey başaramayacağımızı idrak etmekten başka bir şey elde edemeyeceğimizi anlamaktır.

Eylemimizin arzu edilen sonucu nedir? Bir haykırışa ulaşmaktır: “Kurtar beni! Bana yardım et!” Yani, Kli kendisini hapishaneden kurtaramayacağını anlar, ancak yazıldığı gibi sadece Yaradan onu Mısır’dan çıkaracaktır.

Firavun’dan kopmayı arzulamalı ve üst güçten bunu talep etmeliyiz. Eğer bunu talep etmiyorsanız, amacınız gerçekten Yaradan’la birleşmek değildir ve başka bir amaç için karşılıklı garantiye ve Tora’nın verilmesine ihtiyacınız var demektir.

Para Ve Mutluluk

Yorum: Amerikalı psikologlar, 164 ülkede 1.7 milyon kişiyle yaptıkları anket sonucunda bir insanın mutlu hissetmek için ne kadar paraya ihtiyacı olduğunu belirledi. Mutluluk hissinin azalmaya başladığı bir gelir eşiği olduğu ortaya çıktı.

Bir birey için ideal gelir ortalama olarak yılda 60.000 ila 75.000 dolar arasında. Araştırmacılar, “Artık mutluluğun da bir sınırı olduğunu anlıyoruz” diyor.

Cevabım: Gerçekte, paranın satın alabileceği mutluluğun sınırından bahsediyorlar. Ancak mutluluğun kendisinin bir sınırı yoktur. Kişinin basitçe mutluluk varken ama birazcık eksikken “iştah” ve “yemek” arasında doğru bir denge kurması gerekir. O zaman her şey yerli yerine oturur.

Paraya gelince, o maddi dünyamızdaki amaçlara ulaşmak için bir araçtır. Üst dünyadaki manevi bir amaç için, farklı türde bir paraya ihtiyaç vardır. Orada para bir yücelme aracına, bir ihsan etme aracına dönüşür. İşte yaşamın gerçek duygusu budur.

Maneviyatta zengin bir kişi, sürekli olarak Yaradan’la olan bağı ölçüsünde başkalarını doldurma fırsatına sahip olan kişidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 126

İhsan Etme Kaplarını İsteyen Bizler Neden Onları Hala Almak İçin İstiyoruz?

Her zaman her şeyi “almak için” arzulayacağız, ama yine de Klipot aracılığıyla bile olsa maneviyatla bir bağ arıyoruz. Maneviyata girerken, bir sağ taraf ve bir de sol taraf vardır. Bizler ve tüm dünyamız Keduşa’nın sol tarafında, Klipot’un içinde yer alırız. İnsanoğlu Klipot’un bir sonucudur.

Gerekli olan, Lo Lişma’dan bariyerin ötesindeki Lo Lişma’ya yükselebileceğimiz ve sonra Lişma’ya dönüşebileceğimiz kadar güçlü bir Lo Lişma koşuluna ulaşmaktır. Bunun ötesinde bir şeyi hayal edemeyiz veya arzulayamayız. Bununla birlikte, Lo Lişma arzusunda bile Lişma’dan bir şeyler vardır çünkü kalpteki nokta aktiftir ve bizi böyle bir arzuya doğru uyarır.

Rehavete Kapılmayın!

Soru: Kişi öfke, nefret ve saldırganlık gibi güçlü duygularla başa çıkmayı nasıl öğrenebilir? Bu duygular dışa vurulmalı mı yoksa kişi onları dizginlemeyi mi öğrenmeli? Bunların üstesinden gelmenin sınırı nerededir?

Cevap: Sizi etkileyen ve insanların birbirleri için doğru örnekler oluşturduğu belirli bir ortamda değilseniz, ilerleyemezsiniz.

Yalnızsanız, her zaman düşer ve yükselirsiniz, ancak bu gerçek bir ilerleme olmaz. Bu sadece aramızdaki bağı sağlamanın gerekliliğini fark etmenizi sağlamak için olur.

Rabaş ve diğer tüm Kabalistler, birliğe yönelik çabalar olmadan, hiçbir manevi çalışmanın mümkün olmadığını yazarlar. Bu sadece aramızdaki bağın sürekli derinleşmesi ile gerçekleşir. Sadece bu şekilde.

Soru: Peki ya hem eşim hem de ben bir gruptaysak ve yine de bu duygularla baş edemiyorsam?

Cevap: Başa çıkamadığınızı anlıyorum ve böyle de olması gerekiyor. Bu her zaman böyle olacak! Kötülük her zaman iyiliği aşacaktır, bu yüzden kötülüğün ıslahını istersiniz; aksi takdirde rehavete kapılırsınız.

Kabalistik Metinlerin Algılanması

Soru: Kabala’da tüm duygularınızın İbranice olduğunu söylüyorsunuz. Kabalistik metinleri bu dilde okuduğunuzda veya dinlediğinizde, onları nasıl algılıyorsunuz?

Cevap: Kabalistik bir metni İbranice okuduğumda, onu kendi içimde algılıyorum. Tıpkı dünyamızdaki bir durumla ilgili bir metni Rusça okuduğunuzda, içinizde belirli bir içsel resim yaratması gibi.

Kabalistik bir metin okuduğumda benim için de aynı şey geçerli. İçimde bir içsel resim yaratır çünkü bu kelimelere, terimlere, cümlelere ve bağlantılara karşılık gelen belirli bir dizi niteliğe zaten sahibim.

Bu nedenle, okurken, bu resmi bir mozaik gibi içimde birleştiriyorum ve içimde yaşamaya başlıyor. Metin boyunca devam ettikçe, hepsi içimde parıldıyor, dönüyor, bağlanıyor ve ayrılıyor. Metin içimde yaşıyor ve eylemlerini gerçekleştiriyor. Onu o anda yaşadığım hayat olarak hissediyorum.

Bu, roman okuduğunuzda hikâyenin içine dalmanıza benzer.

Kendinizi Geliştirin

Soru: Diyelim ki Kabala çalışan bir kişi maneviyatın ne olduğunu anlayamadığı için umutsuzluğa düşüyor ve aynı zamanda sıradan dünyada kaybolmuş hissediyor. Bir noktada ne buraya ne de oraya ait oldukları bir koşula ulaşıyorlar. Neredeyse delirmenin eşiğindeler.

Şöyle diyorsunuz: “Bu iyi bir şey, kişinin hazır olduğu anlamına geliyor.” Ancak ne yapacağını bilmiyorsa bu durumu nasıl kullanabilir?

Cevap: Ona hiçbir şey olmayacak! Sadece ona öyle geliyor. Sınırlı dünyevi yetenekleri ve hisleri henüz manevi bir şeyi özümseyemez, bu yüzden ona parçalanıyormuş gibi gelir. Ama gerçekte parçalanmıyor. Parçalanabilecek hiçbir şey yok.

Bu durumları tamamen anlıyorum. Ben de onlardan geçtim. Sadece kendinizi üst ışığın etkisine maruz bırakmanız gerekir ve yavaş yavaş, kademeli olarak, her şey değişmeye başlayacaktır.

Bu evrimdir! Bundan kaçış yok. Bu noktaya kadar olan önceki gelişimimiz bu kadar zaman aldıysa, bırakın bu da birkaç yıl daha alsın. Bu böyledir. 10 ya da 15 yıl sürebilir.

Bir insan fiziksel yaşamı sırasında manevi varoluşa erişmek için yaratılmadıysa başka ne için yaratılmıştır?

Şöyle düşünüyoruz: “Tamam, manevi dünyaya adım atacağım ve orada faaliyet göstermeye başlayacağım.” Ama neden? Şu anda sizde ne kadar çok yeni yeteneğin, verinin ve içsel niteliğin gelişmekte olduğunu nereden biliyorsunuz?

Bu, kendi içinizde özümsemeniz gereken muazzam bir sistemdir. Bu sistem sonsuzdur. Buna kademeli olarak uyum sağlamanız gerekir. Burada ani sıçramalar yapamazsınız. Gelişiminiz için belirli bir düzen vardır. Her şey bir anda gerçekleşemez.

Kendinizi Hırpalamayın

Soru: Korku onları felç ettiğinde ve hiçbir şey yapamadıklarında kişi ne yapmalıdır?

Cevap: Yapılacak en iyi şeyin dostlarınızla mekanik bir şekilde iletişim kurmak olduğuna inanıyorum. Yanlarına oturun, bir şeyler okuyun, şarkılar söyleyin, hatta belki biraz içki için ve bir şeyler yiyin, her şey geçecektir.

Eğer bunu onlu bir grup içinde yaparsanız kesinlikle faydalı olacaktır. Sonunda kendi kendine geçecektir. Yaradan yavaş yavaş dağılan koşullar verir. Bunları doğru kullanmak, grup içinde gerçekleştirmek anlamına gelir.

Bu en iyi yaklaşımdır. Hiçbir şekilde oturup endişelenmemelisiniz. Bir aptalın oturup kendi etini yediği söylenir. Dolayısıyla, kendinizi hemen grubun içine bırakın.

Oturup özeleştiri yaparsanız bunun iyi bir şey olduğunu düşünmeyin. Hayır. Sahip olduğumuz her koşul, bizi grup içinde daha büyük bir birliğe götürüyorsa iyiliğimiz içindir.

Ruhun Bedenle Hiçbir İlişkisi Yoktur

Soru: İnsan bedeni, her bir hücrenin tüm organizmayı beslemek ve ona bakmak için çalıştığı, doğanın yarattığı bütünsel bir sistemdir. İnsan bedeni ve ruhu arasındaki bağlantı, doğanın ayrılmaz bir sistemi olarak nasıl ifade edilir?

Cevap: Hiçbir bağlantı yoktur ve bu bağlantıyı icat etmeye de gerek yoktur. Bu basitçe mevcut değildir! Kafanızı karıştırmak istemem ama beden bile mevcut değildir. Onu kendi haline bırakmalıyız.

Neyle uğraştığımızı anlamaya başlamak için, ruhumuzun yansıması algısına sahibiz. Ama biz bedenle hiç ilgilenmeyiz! Eğer bedenle ilgili bir sorun varsa, doktora gidin. Ancak ruh kendi başınadır.