Category Archives: Tabiat

Bu Dünyayı İncelemek

Yorum: Yüzlerce filozof ve bilim adamı, tüm insanlığın tek bir aile, tek bir organizma olduğunu yazdı. Yani, bir şekilde bizim ortaklığımızı hissettiler.

Cevabım: Birçok insan bugün hala bu ortaklığı hissediyor. Bunun için Kabalist veya bilim adamı olmanıza gerek yok. Dünyayı inceleyen bir kişi olmak yeterlidir. O, doğanın içindeki her şeyin birbirine bağlı olduğunu – cansız, bitkisel, canlı ve insan seviyelerinin tek bir ortak organizma, tek bir ortak sistem olduğunu görür.

Ancak kişi onu nasıl hissetmeye başlar, onu kontrol eden gücü hissetmek için bu sistemle nasıl çalışılır? Bunu sadece Kabala öğretir.

Üç bin beş yüz yıl önce yaşayan İbrahim, bu ortaklığı ilk hisseden kişiydi. O, tezahür eden üst güçleri Yaradan olarak adlandırmaya başladı.

Hayat Nasıl Ortaya Çıktı?

Soru: Yunancadan çevrilen “Biyoloji”, “hayatın incelenmesi” anlamına gelir. Ancak bu bilimin dünyadaki yaşamın nereden geldiğine dair hiçbir fikri yok. Hayatın nasıl ortaya çıktığını ve ne olduğunu biliyor musunuz?

Cevap: Hayat, bilincin özel bir formudur. Başlangıçta yaratılan arzudan ortaya çıktı.

Yavaş yavaş, bu arzunun gücü o kadar gelişti ki, birçok değişimlerinin içinde kendisinin var olduğunu, geliştiğini ve bir ölçüde öldüğünü hissetmeye başladı.

Soru: Öyleyse yaşam arzusunu yaratan bir tür güç var. O zaman ölüm nereden geldi?

Cevap: Gerçekleşmeyen ya da kendini gerçekleştiremeyen arzu ölmekte olduğunu hisseder. Yani ölüm, bir arzunun gerçekleşmesinin olmamasıdır. Gerçekleşmiş  hissediyorsa, o zaman hayatı hisseder.

Kabala ilminde açıklandığı gibi, ışığın gücü bir arzu yaratır ve onu doldurur. Işığın etkisi altında arzu sürekli değişiyor. Işık birincildir ve arzu ikincil şeydir.

Soru: Prensip olarak, tüm bunlar irdelenebilir mi?

Cevap: Elbette burada sır yok.

Bizi Daha Çok İlgilendiren Hangisidir: İyi Haber Mi Kötü Haber Mi?

Yorum: Kitle iletişim araçlarının kişisel gelişimi etkilediği bilinmektedir. Bununla birlikte, herhangi bir şiddet eylemi, askeri çatışma veya doğal afet içerikli kötü haberler, birbirine iyi davranan, birbirlerine yardım eden veya vahşeti önlemeye çalışan insanlarla ilgili haberlerden sürekli olarak çok daha fazla ekran süresi alır. Ve izleyici bundan daha çok etkilenir.

Cevabım: Elbette. Televizyonda savaşın dehşetinden, çatışmalardan, hükümetteki veya insanlar arasındaki anlaşmazlıklardan bahseden bir program izlersem, onun hakkında daha çok endişelenirim çünkü bu tür olaylara karışabilir ve zarar görebilirim.

İnsanların toplanması, konuşması, şarkı söylemesi veya birlikte çalışması, hastanelerde yardım etmesi ve benzerlerinden bahseden iyi programlar benim için herhangi bir tehlike oluşturmaz. Bu nedenle, sakin bir şekilde yaklaşırım ve bu konuda biraz ilgisiz bir tavra sahip olabilir.

Yorum: Sadece olumlu haberleri yayınlama girişimlerinin olduğunu, ancak hiç popüler olmadıklarını belirtmeliyim.

Cevabım: Elbette. Bu, insanı rahatsız etmez. Kişi olumsuz haberler, acı ve trajedilerle beslenir. Müzik ve sanatta bile büyük anlamlı işler her zaman trajiktir ve komediler hafife alınır. İnsanlar onları sıradan bir şekilde takdir eder.

Hepimiz Aynı Düşmanla Savaşıyoruz

07/09/2020 Michael Laitman Facebook Sayfamdan

Hepimizin aynı düşmanla savaştığımız, her geçen gün daha da netleşiyor.  Bu düşman, bazılarımızı Demokratların kötü olduğuna ve diğerlerini de Cumhuriyetçilerin insanlık dışı olduğuna ikna etmekte. Bazılarının kulağına Koronavirüsün olmadığını ve maske takmaya gerek olmadığını fısıldarken, diğerlerinin kulaklarına maske takmayanların sorumsuz ve bencil olduğunu ve başkalarının hayatını riske attığını fısıldıyor. Bu düşman bize, Siyahların anarşist ve bir sürü başka “iltifat” olduğunu söylüyor ve yine diğerlerine Beyazların ahlaksız ırkçılar olduğunu söylüyor.  Ama hepsinden önemlisi, bize “Ben senin arkadaşınım, senin yanındayım” diyor.

Böyle değil.  O, bir toplum olarak hepimize ve birey olarak her birimize karşıdır. O sadece kendisini önemser ve köleliğimizden başka bir şey istemez.  Bu bizim egomuzdur ve “böl ve fethet” tekniğinde ustalaşmıştır.  Hepimizi, birbirimizi öldürmeye sevk etmeden önce, bir araya gelip onu tahttan indirmenin zamanı geldi.

Ego, karşılıklı bağımlılığımıza karşı bizi kör eder.  Sadece karşı taraf olmasaydı, çok daha iyi durumda olacağımızı düşündürür.  Ama birbirimiz olmadan, karşıtlarımız olmadan kendimiz var olamazdık.  Biz aynı madalyonun iki yüzüyüz;  madalyonun bir tarafını çıkarıp, sadece diğer tarafını bırakamazsınız.  Eğer denersen, geriye hiçbir şey kalmayacaktır.

Realitenin tüm seviyelerinde, zıttına bağlı olmayan tek bir sistem olmadığı gibi, insanlarda da böyledir.  Ölüm olmasaydı hayatı bile düşünemeyecektik.  Karanlık olmasaydı ışığın anlamını bilemezdik, nefret olmasaydı sevgiyi deneyimleyemezdik ya da zalimlik hissetmeseydik şefkat hissedemezdik.

Dahası, kendimizi kıyaslayabileceğimiz başka insanlar olmasaydı görüşlerimizi, niteliklerimizi, sevdiğimiz ve hoşlanmadığımız şeyleri bilemezdik.  Dünyamızdaki zıtlıklar onu sadece sürdürmekle kalmaz, aynı zamanda onu olduğu gibi, zengin ve güzel kılar.  Doğadaki çeşitliliği ve çelişkileri seviyoruz, öyleyse neden kendi toplumumuzda onlardan nefret ediyoruz?  Çünkü farklılıklarımızdan zevk almak ve onları takdir etmek egomuza aykırıdır, bu da bize sadece bizim önemli olduğumuzu, başka kimsenin olmadığını söyler.

Sonuç olarak, egomuz görüşlerin, bakışların ve inançların zıtlığını olumsuz olarak yorumlamamızı sağlar.  O dünyamızı bu şekilde yok eder.  Dikkatli olmazsak yakında ego dışında kimsenin kazanmayacağı bir savaşa, bizi birbirimize düşürerek, bizi yok edecektir.

Özgür İrade Yanılsaması

Soru: Bütünüyle idare edilen bir kişi, nasıl bir şeyi ifşa edebilir? Görünüşe göre her bir ifşa yukarıdan gelmektedir.

Cevap: Bu doğrudur. Var olan tek şey, ne hissettiğimiz ve uygulama ne olduğudur. Bu tutarsızlık devam ettiği sürece, özgür irade yanılsamasına sahibizdir.

Doğayı ve onun mutlak yasalarını ve bir günden diğerine gitgide daha bütünsel olarak ifşa ettiğimiz, bütün karşılıklı bağı gözlemleyerek, istediğimizi yapmakta, istediğimizi düşünmekte özgür olduğumuzu söylemek mümkün mü? Hayır! Gerçek realite algısından yoksun olduğu için, sadece insan bu şekilde düşünebilir.

Twitter’da Düşüncelerim / 29 Eylül 2020

Geçmişte doğa bizi ileriye iterek geliştirdi. Bugün doğa bizimle buluşmak için açığa çıkıyor, gelişimimizi engelleyerek, bizi daha yüksek boyuta iterek.

Protestoları düzenleyenler arasında sevgiyi örgütlemek yerine karşılıklı nefret gördüğümde, onların eli kulağında yıkım için sıraya girdiğini anlıyorum…

Doğanın yasası, bizi tüm çelişkilerin üzerinde karşılıklı garantiye mecbur eder. Tüm sıkışmaların üzerinde başarmalı ve sevgiyi inşa etmeliyiz.

Sonuçta ulusumuz, dünyadaki tüm ulusların mini versiyonudur, bu yüzden aramızda barışı sağlamalıyız!

Bnei Baruch protestolara karşı çıkmaz. Biz insanlar arasında karşılıklı nefretin büyümesine karşı çıkıyoruz. Çünkü milletimize özel bir görev verilmiştir: insanlığa karşılıklı düşmanlığın ötesinde nasıl birleşeceğini göstermek.

Tüm acılardan ve incelemelerden sonra, iyi bir karşılıklı bağın (karşılıklı güvence) tüm sıkıntılardan kaçmanın tek yolu olduğunu keşfedeceğiz. Kendimize rağmen, “Komşunu kendin gibi sev” ilkesinin bir yaşamın bir şartı olduğunu keşfedeceğiz. Birbirimize vereceğimiz örnek budur!

YomKipur’da kişi düşüncelerini toplamalı ve egosunun, önyargılarının ve alışkanlıklarının biraz üzerine çıkmalı ve iyi bağlarla başkalarıyla bağlantısı olmadığını, kendisini, başkalarına karşı kayıtsız olduğunu, yarını düşünmediğini ve bunu kendisi ve diğerleri için görmezden geldiğini objektif olarak yargılamaya çalışmalıdır.

Bu YomKipur, yargı gününde, nasıl hareket edeceğimize karar vermeliyiz. Dünya birliğe şiddetle ihtiyaç duyuyor. Bu Yom Kipur’da gönlümüzün birbirine açılmasını diliyorum. Daha fazla mesafe yerine daha yakınlaşmak için. Tek yürek, tek bir bütün halinde birleşmek için.

Ve bunun bizim Yargı Günümüz olması için!

Twitter’da Düşüncelerim / 25 Eylül 2020

Koronavirüs bir darbe değil, gelişimimizi kolaylaştırmak, bizi birlik yoluyla bir araya getirmek – doğanın Üst gücünü algılamak için büyümemize doğru bir itiştir. Ona bağlı olmalıyız. Bunun hiç bir dinle ilgisi yoktur. Ancak o zaman hayatımız daha iyi olacak.

Sağlık ve Tıp, Bölüm 5

Tüketici Toplumu: Gelir ve Stres

Soru: Bugün herkes iki ana hastalığın milyonlarca can kaybına mal olduğunu biliyor: Kanser ve kalp hastalığı. Bunun dünyaya karşı egoist tutumumuzla bir ilgisi var mıdır?

Cevap: Elbette. Dünyaya karşı egoist tavrımız, her şeyi almak, her şeyi kendimiz için almak, kendimizi başkalarının üzerine koymaktır. Bu bize rahat vermez, kalp kasını yer ve vücuttaki genel dengeyi bozarak kansere neden olur.

Neden var olduğunu bilmesi için kişiye normal, sakin bir yaşam vermek gerekir. Neden günde 8 saat çalışıp diğer birkaç saat de trafikte kalsın? Ve evde çocuklar çığlık atıyor, televizyon sürekli açık ve diğer her şey. Başarılı olduğu varsayılan ve hayattan zevk alan insanları taklit ederek sürekli stres altındadır. Sonuçta, sıradan bir insan çok zayıf ve küçüktür; biz ise onu maço olmaya zorluyoruz.

Yorum: Bunun bir tür kısır döngü olduğu ortaya çıkar. Bir yandan, “Çalışmayın, evde kalın” diyorsunuz. Ama ben bir insan olarak nasıl çalışmayabilirim?! Yarın beni kim besleyecek? Devlet bana hiçbir şey ödemeyecek.

Benim Yorumum: Peki nüfusun sadece % 10’u çalışırsa insanlar nerede yaşayacak? Nüfusun % 90’ının yapacak hiçbir şeyi olmayacak. Kesinlikle hiçbir şey! 20. yüzyılın 50’li yıllarından başlayarak teknolojiler geliştirmeye başladık ve 70’lerden itibaren neredeyse hiçbir ek emek gerekmeyecek şekilde ilerledik. Silahlanma yarışı olmasaydı, kendimizi uzun zaman önce büyük bir krizin içinde bulabilirdik.

Yorum: Birçoğunun sizinle aynı fikirde olacağını düşünüyorum, ancak bugün devletin yapısı, insanların belirli bir temel geliri olmadığı için çalışmamasına izin vermeyecek şekildedir.

Benim Yorumum: Yani bir gelir olacak. Şimdi, salgın sırasında, nüfusun yarısı izinli. Peki pandemi devam ederse ne yapabilirsiniz?

Yorum: Sorun da budur. İnsanlar zihinsel olarak stresli olmaya başlarlar.

Benim Yorumum: Öyleyse bu streslerle başa çıkın. Neden gereksiz işleri yeniden yaratmalısınız? Kimse küçük dükkanlarından, kuaförlerinden ve diğer küçük işletmelerinden alışveriş yapmayacak. Bu olmayacak! Birçok sektör yok olacak.

Ve nüfusun büyük çoğunluğu ile ne yapacaksın? Gerçek endüstri nerede? Rusya’da Uralların ötesinde veya Orta Amerika’da. Ve diğer her konuda, bazıları başkalarına hizmet ediyor. Ama buna gerek olmayacak.

Yorum: İnsanlar spor yapacak, tiyatrolara gidecek, film izleyecek.

Benim Yorumum: Tiyatrolara gitmeyecekler ve spor da yapmayacaklar. Koşu bandında ısınmak için biraz koşmaları yeterli. Kaç kişi spor yapmak için dışarı çıkıyor? Size birçok kişi var gibi geliyor.

Büyük bir problem öngörüyorum. Hükümet para basmak ve işsizlerin % 90’ını geçindirmek zorunda kalacak. Bunda yanlış bir şey yoktur. Bir düşünelim, nasıl geçindiler? Biri diğerine, diğeri diğerine mi sattı? Hizmetler, hizmetler, hizmetler.

Yorum: Birinin bana belli bir miktar para vereceği gerçeğine alışmak çok zor. Bu zaten korkutucu. Elimden geldiğince çok kazandım. Daha da çok kazanabilirim.

Benim Yorumum: Ve buna işiniz mi deniyordu? Bazı mallar, bazı hizmetler ürettiğiniz yanılsaması yaratıldı.

Yorum: Hayır, yeteneklerime göre para kazandım. Ve bu parayla haz satın alabilirim.

Benim Yorumum: Ve şimdi de aynısını yapacaksınız.

Yorum: Ama diyorsunuz ki: “Hayır, ölmemen için sana bir ödenek verecekler.”

Benim Yorumum: Normal bir yaşam için gerekli olduğu kadar size verilecektir. Ve bu kesinlikle herkes için aynı olacaktır! Başka çıkış yolu yok.

Ancak bu, geçecek ve bir şeylerin değişeceği kritik bir durum değildir. Bu, gelişimimizin bir sonraki aşamasıdır. Yakında çok sayıda insanın temel bir gelir elde edeceğini göreceğiz.

Her durumda, toplum onurlu bir varoluş için para vermeye son verecektir. Buna uygun olarak, bazıları üretimde çalışacak, diğerleri ise toplumu yeniden yapılandırma ile meşgul olacak – eğitimde, bireyi yetiştirmede ve yeni bir toplumun oluşturulmasında.

Soru: Böyle bir toplumda sağlık ne olacak?

Cevap: Sabahları her birey kendisine uygun şekilde egzersiz yapacak, yüzmeye gidecek. Eminim ki tüm bunlar gelişecek. Ama tam olarak sağlığı korumak için, spor yapmak uğruna değil.

Karşılıklı Garanti Yasası İçinde

Karşılıklı garanti yasasının içindeyiz ve ona göre ilerliyoruz. Bütün hayatımız, istesek de istemesek de, anlasak da anlamasak da bu yasanın yerine getirilmesine bağlıdır. Tüm insanlık karşılıklı garanti doğrultusunda ilerliyor.

İnsan hayatına kıyasla önemsiz bir süre olan üç ay öncesine baksanız bile, gelişimimiz, bugün ve gelecek ile ilgili fikirlerimizin nasıl değiştiğini göreceksiniz. İleriye doğru büyük bir sıçrama yaptık.

Üç ay öncesine kadar Koronavirüs salgınının hızla sona ereceğini ve önceki hayatımıza dönmemizi sağlayacağını düşünüyorduk. Ama bugün kimse böyle düşünmüyor.

Tüm insanlıkta, milyarlarca insanda nasıl bir devrimin yaşandığına ve hayata karşı tutumlarının nasıl değiştiğine bakın. Kurtulamayacakları bir tür zorunlu süreç içinde olduklarını anlamaya başladılar. Hayatlarından sorumlu değiller ama hayat onları kontrol ediyor ve onları çekiyor ama kendileri için belirledikleri hedefe doğru değil.

Hayat bir daha eskisi gibi olmayacak. Çok kısa sürede geçmiş, şimdi ve gelecek arasında dramatik değişimler görebileceğimiz bir süreç içindeyiz. Herkesin hayatıyla ilgili çok önemli keşifler yaptığı ortaya çıktı; bugünün dün gibi olmayacağını ve yarının bugün gibi olmayacağını anladılar. Böylelikle doğa, Yaradan, bizleri realitenin algısının başka bir seviyesine yükseltmektedir.

Yaradan ile ortak oluyoruz, O’nunla aynı sürece katılıyoruz, ancak şimdilik sadece pasif olarak. Doğa değişiklikler yapar ve biz bu süreç içinde, önümüzde ortaya çıkarken onu izleriz.

Zaten dünyayı kontrol etmediğimizi ve onu değiştiremediğimizi görmekteyiz. Gelecek hala siyah görünse bile, yine de başka seçeneğin olmadığını ve ne olması gerektiğini anlıyoruz. Ve sonra soru ortaya çıkıyor, bir şeyleri değiştirmek mümkün mü?

Geleceği değiştirmek istiyorsak, Yaradan’ın bizim için belirlediği koşulları kabul etmeye her geçen gün daha hazır olmalıyız. Hala pasif olabiliriz, ancak önümüzde gelişen sürece zaten katılıyoruz. Bu hayatımızın her tarafında medyada, insanlar arasında ve ailelerin içinde fark edilmektedir ve bu çok büyük bir başarıdır.

Herkes yavaş yavaş başını eğer ve eskisi kadar kendine güvenen ve kendinden emin değildir. Doğa tarafından belirlenmiş bir akışın içinde olduğumuzu anlıyoruz. Doğa bizim için karşılıklı garanti yasasını oluşturdu ve bu her gün daha açık hale gelecek ki, ancak doğru bağ yoluyla hayatlarımızı düzenleyebilir ve tüm talihsizliklerimizin sebebinin aramızda iyi bir bağ eksikliğinden dolayı olduğunu anlarız.

Bütün bunlar yakında herkes için netleşecek ve karşılıklı garanti yasasının bağlayıcı olduğunu ve ona uymaktan başka seçenek olmadığını anlayacağız. Bunun için kendimiz çabalar, zamanı hızlandırır ve bu bizi yakalamadan, bizi zorla yerine getirmeye zorlamadan önce, bunu yerine getirmemiz için ona daha da yakınlaşmamız iyi olur. Bunu kendi isteğimizle, gönüllü olarak yerine getirmek isteriz.

İnsanlık gün geçtikçe karşılıklı garantiye yaklaşıyor, gözlerini daha da açıyor.

Doğa Yeni Bir İnsanlığa Hamile

Koronavirüsün bizi içine soktuğu kriz, özünde yeni bir dünyanın doğuşu. Bununla birlikte, tüm insanlık, beklenmedik bir şekilde hamile kalan, tamamen isteksiz ve şimdi dehşete düşen ve ne yapacağını bilmeyen bir kıza benziyor.

Kendimizi bu konumda görmeyelim. Bir embriyo gibi, yeni bir dünyada doğuma hazırlık sürecine girdik. Doğa, bizi doğurması gereken Yaradan hamile. Ve O, bunu yapacak!

Ama O’na yardım etmeliyiz; bu sürece katılmalı, daha çok birleşmeli ve doğumumuza hazırlanmalıyız. Böylece gelişimimizi hızlandırabiliriz, çünkü bu hamilelik belirli bir dönemle sınırlı değildir ama doğmaya hazır olmak için nasıl birleşmeyi başardığımıza bağlıdır.

Bizden istenen tek şey bağdır. Her zaman daha fazla nasıl bağlanacağımızı düşünmek zorundayız ve sonra doğum sırasında nasıl davranacağımızı anlayacağız. Doğum için hala uzun bir yol var. Sonuçta, eğer hepimiz birbirimize bağlanmadan önce doğarsak, o zaman bebek deforme olarak doğar, tam olarak bağlı olmadığımız için vücudunda bazı organlar eksik kalır.

Bağımızla, yeni doğan insanlığın bedenini oluşturuyoruz ve bu nedenle bu bebeğin sağlıklı doğması için gerekli tüm organlarla birleşmek zorundayız. Başarısız bir doğum söz konusu olamaz.

Birliğimiz doğru değilse, o zaman doğa, Yaradan böyle dertler getirecek, bize öyle bir baskı uygulayacak ki, birleşmemiz gerekecek. Doğum kanalı çok dardır ve çıkmak için çok güçlü bir şekilde toplanmamız gerekecek.

Bağlanırsak kolayca çıkabiliriz. Ayrıca, değerlerimizi değiştirmemiz gerekiyor ki, daha önce önemli olan şeyler önemsiz hale gelir ve bunun tersi, daha önce önemsiz olan şeyler önemli hale gelir. Bu, başımızı tepetaklak çevirdiğimiz ve hepimizin aynı görüşü paylaştığı anlamına gelecektir.

Ve sonra kadınların çok iyi bildiği doğum sancıları gelir. Ama şimdi hepimiz onlardan manevi bir formda geçmek zorunda kalacağız, böylece bizi yeni bir dünyada doğuma hazırlasınlar. Tüm bunlar önümüzdedir çünkü şimdiye kadar kendimizi bir embriyo şeklinde bile toplamadık.

Koronavirüs, bu doğuma doğru ilerlememize muazzam bir şekilde yardımcı oluyor, bize sadece temel unsurları bırakıp diğer her şeyi bir kenara koyuyor. Bu nedenle, bir darbe değil ilaç olarak kabul edilebilir. Yaradan, bizi dövdüğü şeyle bizi iyileştirir.

Bir damla meni gelişmeye başladı, yeni dünyadan manevi bir gen (Reşimo), önceki halimizi zaten tamamen tükettiğimiz gerçeğine dayanarak içimizde uyandı. Her birimizin içinde ve hepimizin içinde birlikte gelişiyor ve insanlığın yeni koşulu hakkında bilgi içeriyor, tıpkı embriyonun başladığı hücre gibi, bir damla meni gibi.

Manevi embriyo, Hasadim ışığında, uygun doğum esnasında çıktığı annenin sularında yüzer. Doğru bir şekilde davranır ve sağlıklı bir embriyo olarak birleşirsek, Hasadim ışığında, merhamet okyanusunda, annenin rahminde olduğumuzu hissedeceğiz. Embriyomuz her ay büyüyecek ve gelişecek ve doğması gereken yeni dünyayı görmeyi öğrenecek.

Eğer birleşmezsek, o zaman durumumuz daha da kötüye gidecek ve gerçek açlığa ulaşabiliriz. Doğa bizi değerlerimizi değiştirmeye ve birleşmekten başka bir şey olmadığını anlamaya ikna edecek: grup ya da ölüm.

Ne de olsa henüz rahim duvarına bile bağlanmadık. Bu, her şeyin üzerinde bağ gerektirir. Üst annenin, tüm doğanın, Yaradan’ın içinde bir embriyo haline gelmeli ve doğumla ödüllendirilmek için O’nun içinde gelişmeye başlamalıyız.

Kadınların bu süreci anlamaları daha kolaydır çünkü onlar bunu yaşadılar ve kendi içlerinde hissettiler. Ve şimdi hem erkekler hem de kadınlar bu süreci yaşamalı ve kendilerini anne karnında hissetmeli ve orada gelişmelidirler. Egoizmimize ilişkin olarak karanlık bir yer olmasına rağmen, ihsan etme ve birlik arzusuna ilişkin olarak bu, bize yeni gelişme ve yeni yaşam veren ışık dolu bir dünyadır.