Category Archives: Sevgi

“Hayatta En Önemli Olan Şey Sevgi Mi Yoksa Para Mı?” (Quora)

FTX kurucu ortağı Sam Bankman-Fried, cömert bir milyarder olarak bilinir hale geldi. 30 yaşına gelmeden 22,5 milyar dolar kazandı ama mütevazı yaşıyor, giyiniyor ve hayır kurumlarına çok para bağışlıyor. Böyle bir örnek şu soruyu gündeme getiriyor: Para vermek ve çeşitli hayır kurumlarına bağış yapmak gerçekten dünyaya yardım ediyor mu?

Bugün bir insan dünyaya ne kadar dolar saçarsa saçsın, dünya bunun bir kuruşunun dahi tadını çıkarmıyor. Dünyanın paraya ihtiyacı yok. Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey sevgidir.

Maddi bir bolluk dünyasında yaşıyoruz ancak sevgi söz konusu olduğunda aynı dünya, bir çöl.

Yakın gelecekte insanların hayatta neyin önemli olduğuna dair farklı bir tavır keşfedeceklerini umuyorum. Artık sadece hayatta kalmak, hatta zengin olmak için bütün hayatımız boyunca mücadele etmemiz gereken zamanlarda yaşamıyoruz. Bugün, bize daha derin ve daha içsel bir bütünlüğü keşfetme fırsatı sunan farklı koşullara sahibiz. Üstelik gerçek mutluluk, bu tür bir bütünlüğü keşfetmeye bağlıdır.

Ve bu bütünlük, sevgidir. Sevgi, paradan çok daha güçlüdür çünkü onun tatmini kapsayıcıdır ve ona ulaştığımızda bizi tamamen doldurur. Bu nedenle, gerçekten ihtiyacımız olan şey sevgidir.

“Sonsuz Enerji Mümkün Mü?” (Quora)

Doğanın bize karşı tutumunda, koşulsuz sevgi ve ihsan etme tutumunda sonsuz enerji vardır.

Doğa bir sevgi, ihsan etme ve bağlantı gücü olduğundan, bu gücü başkalarına fayda sağlamak için kullandığımızda, sonsuz enerji, ışık ve güzellik kaynakları keşfederiz.

Esasen, her şeyi başkalarına fayda sağlamak için kullanmamız şartıyla hiçbir eksiğimiz yoktur. Doğada neden böyle bir durum vardır? Çünkü doğa bir bütündür. Doğayla doğru bir ilişki kurabilmek için,  insanlık olarak bizim de doğa gibi bütün olmamız gerekir.

Bu nedenle, doğanın bizimle; mutlak sevgi ve ihsan yoluyla ilişki kurduğu gibi birbirimizle ilişki kurduğumuz bir noktaya kadar insan bağlarını geliştirmeye yatırım yapmalıyız. O zaman bu enerjiyi başkalarının yararına kullandığımız için sonsuz enerji keşfederdik.

“Anne, Savaş Neden Var?” (Medium)

Ukrayna’nın güneyindeki Mariupol’daki bir çocuk hastanesinin içler acısı bombalanması, gazetecilere oğlunun kendisine “Anne, savaş neden var?” diye sorduğunu söyleyen annenin hikayesini akla getiriyor. Birkaç hafta önce, insanların artık eskisi gibi savaşmadıklarını, bunu geride bıraktığımızı söyleyerek oğlunun endişelerini hafiflettiğini söyledi. Şimdi, o ve oğlu, kocası cephedeyken, derme çatma bir bomba sığınağı olan metro istasyonunda saklanıyorlardı.

Bugünlerde pek çok çocuk, önceden haber verilmeden içine atıldıkları korkunç koşulların bir sonucu olarak, böyle zor sorular soruyor. Ama çocuklar savaşı bizim düşündüğümüzden daha iyi anlıyor. Sonuçta, onların hayatları günlük birer mücadele. Sosyal durumlarda sorunsuz bir şekilde manevra yapmamızı sağlayan sosyal becerileri kazanmadıkları için, anaokulundaki veya okuldaki her gün onlar için bir savaştır.

Onlara doğru ve yardımcı olacak bir cevap vermek için, egomuzun tüm savaşların nedeni olduğunu söylemeliyiz. Ego kendini tatmin etmek ve başkasını dikkate almamak ister.

Daha sonra onlara, çocukların bir oyuncak için çekiştikleri gibi, büyüklerin de toprak parçaları için çekiştiklerini söylemeliyiz. Aynı şekilde, çocuklar kavga ederken sopa veya plastik kürekle birbirlerine vurabilirler, yetişkinler ise tank ve uçak kullanır.

Çocukluktan yetişkinliğe değişen hiçbir şey yoktur: Bir başkasında benim istediğim ya da benim olması gerektiğini düşündüğüm bir şey var ve ben onu gerekirse zorla alacağım. Ego böyle çalışır ve tüm savaşların nedeni budur.

Büyüklerin “oyuncaklarından” saklanan bir çocuk, bu mesajı çok net anlayacaktır. Bu bizim, kavga etmenin iyi olmadığını, birbirimizi önemser ve birbirimizle paylaşırsak herkesin daha fazlasına sahip olacağını ve istediklerimiz için savaşmak veya istediklerimizi korumak zorunda kalmayacağımızı, ne yazık ki çok canlı bir şekilde açıklama şansımız.

Çocuklar paylaşma dersini bir kez içselleştirdikten sonra bu ömür boyu onlarla kalacak. Bu, hayatları boyunca başkalarıyla olan ilişkilerinde onlara yardımcı olacak ve umarım, annelerinin bu net açıklamaları sayesinde gelecekte savaşlardan kaçınabilecekler.

Başkaları Olmasaydı?

Soru: Bir insan neden birini sever ve bir başkasından nefret eder? Herkese eşit davranmak daha iyi olmaz mıydı? Neden böyle zıt kutuplar var?

Cevap: O zaman neden herkese ihtiyacım var? Bir kişi bana yeterdi. Ve böylece birçok farklı insan olduğu gerçeğinden yola çıkarak kendimi geliştirebilir, kendimi başkalarına yansıtabilir ve kendimi inceleyebilirim. Sonuçta, eğer başkaları olmasaydı, kendimi tanıyamazdım.

Soru: İnsana neden nefret verilir? Nefret olmasaydı her şey çok daha kolay olurdu.

Cevap: Hiç de değil. Nefret, sahip olduğumuz en büyük kazanımdır çünkü inşa edilebilecek her şey, nefreti reddederek ve iyiyi inşa ederek; sevgiyi inşa ederek tam olarak nefretin üzerine inşa edilebilir.

Soru:  Nefret duygusu kişinin gelişimine yardımcı mı oluyor?

Cevap: Evet, bu yukarıdan gelen bir yardımdır. Bu nedenle, insanın kötü eğilimi hakkında bunun “size karşı bir yardım” olduğu söylenir. Kötülüğe, sizin karşınızda duruyormuş gibi bakarsanız, size yardımcı olacaktır.

“Sevgisiz Yirmi İki Milyar Dolar” (Linkedin)

Kripto para finans endüstrisindeki en merak edilen kişilerden biri Sam Bankman-Fried’dır. Sadece birkaç yıl içinde, iki üniversite profesörünün sıradan bir oğlu olmaktan, net değeri 22,5 milyar ABD doları olan, otuz yaşın altındaki (yirmi dokuz yaşında) en zengin kişiye dönüştü. Forbes 400 listesine göre, 2021 için dünyanın en zenginleri listesinde 32. sırada yer alıyor. Ancak daha da olağanüstü olan, Bankman-Fried’in bu zenginliği dağıtmayı planlıyor olması. O, Utilitarizme/Faydacılığa inanıyor ve servetinin büyük çoğunluğunu hayır kurumlarına bağışlamayı planlıyor.

Ne yazık ki, amaçları ne kadar asil olursa olsun, daha fazla para hiçbir şeyi çözmez ve hatta iyileştirmez. Dünya her şeye fazlasıyla sahiptir, bolluktan herkesin faydalanmasını sağlayacak tek şey dışında: sevgi. Bundan hiç yok.

Yirmi iki milyar dolar, insanlar arasında sevginin gelişmesine yardımcı olabilir, ancak bunu yapmak için önce sevginin ne olduğunu bilmemiz gerekir. Şu an sevgiden anladığımız, bizi iyi hissettiren şeyi sevdiğimizdir. Başka biri beni iyi hissettiriyorsa, o kişiyi seveceğim. Vermek beni iyi hissettiriyorsa, vermeyi seveceğim. Ama bunlar beni sevgi dolu bir insan yapmaz.

Küçük kızım çocukken bir akşam yemeğe oturduk ve balık yedik. Sevgi hakkında konuşmaya başladık ve ona sevginin ne demek olduğunu açıklamaya çalıştım. Tabağındaki balığı işaret ettim ve “Balık sever misin?” diye sordum. Coşkuyla yanıtladı, “Balığı severim!” Ben de, “Öyleyse balığı öp” dedim. Yüzündeki gülümseme her şeyi anlatıyordu. Sevdiğinin balık değil, ağzındaki onun etlerinin tadı olduğunu anladı.

Sevmek, karşındakinin istediğini karşıdakine vermeyi istemek, sevdiğini memnun edecek şekilde düşünmek, hayal etmek ve hareketlerini planlamaktır. Sevgi, kendinizi diğer kişinin bakış açısına göre gizlemek ve bu anlayışı diğer kişiyi nasıl memnun edebileceğinizi görmek için kullanmaktır.

Para bunu öğretemez. Sadece böyle olmanın nasıl bir şey olduğunu bilen insanlar bunu başarmanıza yardımcı olabilir. Nasıl ki hiç yürümemiş bir insanı zorlayıcı bir yolda rehber almayacağınız gibi, gerçek, özverili bir sevgiye ulaşmak istiyorsak, bunu başaranların peşinden gitmeliyiz.

Tabii ki, herkes bunu başardığını iddia edebilir ve kimin dürüst olduğunu ve kimin olmadığını bilmenin bir yolu yoktur. Bu nedenle, verebileceğim tek tavsiye, kalbinizin sesini dinlemek ve öğretmenin size özverili sevmeyi mi yoksa öğretmenini sevmeyi mi, yoksa başka türlü kötü sevgiyi mi öğrettiğini sürekli incelemenizdir.

Aramızda özverili sevgiyi geliştirmeyi başarırsak, milyarlarca dolara, hatta milyonlara ihtiyacımız olmayacak. Tek ihtiyacımız olan bizleriz ve bunun içinde bolluk vardır.

 

Dil Antlaşması

Soru: Dil antlaşması ne anlama gelir? Bu, hakkında konuşmamıza izin verilmeyen şey midir?

Cevap: Dünyamızda dört manevi antlaşmanın tamamı çok karmaşık ve özel yasalardır.

Dil antlaşması, kişinin sözleriyle, ilk üç yasadaki gibi düşüncelerle değil, tam olarak sözlerle, kendini ifade ederken hiçbir yaratılana zarar vermemeye dikkat etmesi gerektiği anlamına gelir.

Kişi ihsan etme ve bağ için çalıştığında, tüm dünyayı sadece dostlarına göre değil, diğer insanlara ve hatta hayvanlara karşı da mükemmel olarak algılamalıdır. Bu nedenle, kimse hakkında eleştirel açıklamalar yapmayız. Tüm dünyayı Yaradan’ın bir eylemi olarak algılar ve O’nun yarattıklarından herhangi birine sözlü veya zihinsel zarar vermekten kaçınırsınız.

“Annelik İçgüdünüzü Kaybedebilir Misiniz?” (Quora)

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, annelerin akıllı telefonlar ve dergilerle etkileşiminin anne-çocuk iletişimine zarar verdiğini ve bunun geri dönüşünün de çocuğun gelişimine zarar verdiğini gösteriyor. Araştırmada, sosyal medya ile etkileşim kurmak için telefonlarını kullanan anneler ve ayrıca dergi okuyan anneler, yeni yürümeye başlayan çocuklarıyla (iki ila üç yaş arası), telefonlarında veya dergilerinde olmadıkları zamana göre dört kata kadar daha az zaman harcadılar. Üstelik elinde telefon ve dergi olan anneler, çocuklarının isteklerine daha az yanıt verdiler, sosyal medyalarında olmadıkları zamanlara göre daha düşük kalitede yanıt verdiler ve hatta bazen çocuklarını tamamen görmezden geldiler.

Bağlılığın, sevginin ve ilginin sembolü olan annelerin, küçük çocuklarından çok telefonlarına ve dergilerine daha fazla ilgi gösterdiğini görmek ne anlama geliyor?

Bu, insan egosu büyüdükçe annelik içgüdüsünün nasıl azaldığının ve anne ile çocuk arasındaki doğal bağın nasıl zayıfladığının günümüzden bir örneğidir. Telefonlar ve dergiler bu duruma katkıda bulunuyor, ancak aynı zamanda, anneleri çocuklarından ayırma noktasına gelecek kadar bizi giderek birbirimizden ayıran insan egosunun sürekli büyümesi olan doğal gelişimimizle birlikte ortaya çıkıyor.

Egoist gelişimimizin bir sonucu olarak, günümüzde giderek daha az insan çocuk veya torun sahibi olmak istiyor ve giderek daha fazla insan yalnızca kendi bireysel yaşamlarıyla ilgilenmeye başlıyor. Böylesi bir gelişmenin, birbirimizden giderek artan kopukluk dolu bir yaşamda, hiçbir geçim kaynağı veya tatmin hissetmeyeceğimiz bir çaresizlik ve umutsuzluk durumuna ulaşana kadar ortaya çıkması gerekir.

Ancak, artan çaresizlik ile birlikte, birbirimize karşı artan uzaklığımızın temel nedenini (her birimizin içinde bulunan aşırı şişmiş insan egosu) doğru bir şekilde teşhis etme ve egoist dürtülerimizi “kendimiz” veya bizim “ben” imiz olarak tanımlamayı bırakma fırsatı geliyor. Başka bir deyişle, annelerin annelik içgüdülerini kaybetme noktasına kadar birbirimizden artarak kopmamızın ardındaki egoyu fark ederek, onun taleplerini dinlemeyi ve onunla bizim bir parçamız olarak ilişki kurmayı bırakmalıyız. Ancak o zaman bunu ıslah etmeye başlayabilirdik.

Ego, her an kendi arzularımızın yerine getirilmesini, herkesinkinden daha öncelikli hale getirir. Ego ne kadar büyürse, kendimizi ailelerimizden bile daha fazla düşünmeye sevk eder. Başka bir deyişle, ego kendini sevmektir ve bizi kendi çocuklarımızı, eşlerimizi ve ebeveynlerimizi sevdiğimiz kadar sadece kendimizi sevmeye yönlendirir, öyle ki başka hiç kimseye karşı hiç bir sevgi hissetmediğimiz bir noktaya kadar.

Büyüyen egoyu, hayatımızda bir dizi soruna neden olan bağımsızlığın artmasının temel nedeni olarak teşhis ettikten sonra, herkesle olan ilişkilerimizi sevgi dolu ve ilgili gösteren tutumlarla ilişki kuracak şekilde düzenlemeliyiz. Başka bir deyişle, bağlarımızı daha fazla sevgi, saygı, destek ve teşvikle zenginleştirme ihtiyacının farkındalığını artırarak, toplum üzerine kurduğumuz daha geniş pozitif bağlantı ağı, sevgiyi aile düzeyinde yeniden canlandırmak için bizi olumlu yönde etkilemeye hizmet edecektir. O zaman anneler, yepyeni bir seviyede de olsa, annelik içgüdülerinde bir canlanma yaşayacaklardır: bunlar yalnızca “içgüdüler” olmayacak, annelerin çocuklarına, ailelerine ve akrabalarına daha yakın olmaya yönelik bu yeni dürtüsü, doğada barınan pozitif sevgi ve ihsan etme gücü ile bağ gibi, daha yüksek bilinç düzeyinden bir annelik duygusu edinmesinden ortaya çıkacaktır.

“İnsanlıkta Hassas Bir Nokta” (Linkedin)

Ukrayna’daki çatışma, iki ülke arasında düzenli bir çatışma değil. Ortak insan ruhunda çok özel bir yerden kaynaklanan çok derin bir krizdir. İnsanlığın hassas bir noktasıdır ve hepimizi ne kadar güçlü bir şekilde etkilediğini görebiliriz.

Bu krizi diplomatik tedbirlerle çözmeyeceğiz. En iyi ihtimalle onu bir süreliğine sakinleştireceğiz, ancak daha sonra ancak daha şiddetli bir şekilde patlayacak. Bir taraf diğerini tamamen istila etse de çatışmayı sona erdirmeyeceğiz; burada kimse teslim olmayacak ve ateş tekrar patlayana kadar altında yanmaya devam edecek.

Krizi çözmek için yapmamız gereken tek şey var: bütünleyiciliğin önemini arttırmak, rakip milletlerin üyelerinin kalplerini, düşmanlığın üzerinde birleştirmenin gerekliliğinin önemini arttırmaktır. Açık olmak gerekirse, sadece savaşın bitmesini istemek onu sona erdirmez; aramızdaki ayrılığın sona ermesini istemeliyiz. Birbirimizin kalbini hissetmeyi istemeliyiz ve bu, diğer birçok yararın yanı sıra kükreyen silahları da susturacaktır.

Çok zor, çok tehlikeli bir durumun içindeyiz. Olayları bulanıklaştırmamalı veya örtbas etmeye çalışmamalıyız. Taktikler ve siyasi hileler krizi çözmeyecektir.

Tek çözüm, aralarında yükselen kin ve nefrete rağmen, insanların kalplerini yukarıya yaklaştırmaya çalışmaktır. Aksi takdirde çatışmanın çözümü olmayacak, sadece tırmanacak ve daha fazla ülkeyi içine çekecektir ve bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz.

 

“Zehire Saygı” (Linkedin)

Son zamanlarda dünyada pek çok toksik olay yaşanıyor: Aşırı hava olayları, yoğunlaşan siyasi gerilimler, yükselen enflasyon, devrimler ve darbeler, her geçen gün yeni zorlamalardan bahsetmiyorum bile. Ülkeler dağılırken ve uluslar çökerken, toplumun temeli olan ilişkiler de artık geçerliliğini yitiriyor, hatta aile yapısı bile yok oluyor. Görünüşe göre insanlar birbirlerine kinle davranıyor ve birbirlerini zehirliyorlar.

Halbuki, zehirin zararlı olması gerekmez. Tıbbın sembolünde bir asanın etrafına dolanmış iki yılan bulunmasının iyi bir nedeni vardır. Bilgece kullanıldığında zehrin kendisi ilaç, zehrin panzehiri haline gelir.

Zehri doğru işleyerek ilaca dönüştürebiliriz. Miktarı ayarlamamız ve yalnızca vücudun tolere edebileceği kadar vermemiz gerekiyor ve sonuç olarak güçleniyoruz.

Bu nedenle, insanlar arasında zehir ortaya çıktığında telaşlanmamalıyız. Doğru işlemeli ve onu bir ilaca çevirmeliyiz. İnsanlar arasındaki zehir olmasaydı, toplumumuzun hasta olduğunu ve dikkatimize ihtiyacı olduğunu bilmeyecektik. Artık bunun farkında olduğumuza göre, zehiri her seferinde bir damla alıp kendimizi ve toplumumuzu iyileştirmek için kullanmaya başlayabiliriz.

Her damla zehir, birbirimize duyduğumuz nefret damlasıdır. Bunu fark ettiğimizde ve toplum için zehirli olduğunu kabul ettiğimizde, aramızdaki karşılıklı ilgi bağlarını güçlendirerek onun üstüne çıkabiliriz. Bu şekilde zehir bizi hasta etmekten çok, daha güçlü yapar.

İnsan egosu içimizdeki yılandır. Sürekli büyüyor, giderek daha kurnaz ve sinsi hale geliyor. Bize başkaları hakkında aşıladığı kötü düşünceler, ilaca dönüştürmemiz gereken zehirdir. Küçük dozlarda alırız ve nefretimizin üzerine başkalarıyla yakınlık kurarız.

Bu nedenle, zehrin amacının aramızda sevgi inşa etmek olduğunu anlarız. Düşmanlık olmadan, ilişkilerimizi güçlendirmeye, derinleştirmeye ve sevgiye dönüşene kadar sıkılaştırmaya ihtiyacımız olmazdı.

Bir annenin çocuğuna olan sevgisi doğaldır, ancak aileden olmayan insanlara karşı böyle hissetmiyoruz. Bu nedenle, bu duyguyu geliştirmenin yolu, ona olan ihtiyacı hissetmek, yakınlık ve sevgi inşa etmeye çalışmamızı sağlayacak bir itici güç yaratmaktır. Bizi, sevgiyi geliştirmek için çalışmaya itecek tek teşvik, karşılıklı hoşnutsuzluğumuzun açığa çıkmasıdır. Bu yüzden zehir sevgi inşa etmek için gereklidir, ilaç olmasının nedeni budur.

Gerçekten de, bencilliğimizin zehrine ve başkalarına karşı nefretimize saygı göstermeliyiz. Ancak ona saygı duyarken, onu aramızda beliren her bir damla egonun üzerine bir sevgi katmanı inşa etmek için kullanmalıyız.

Sadece Sevgi

Soru: Mantık ötesi inanç ve komşunu sevmek, aynı şey mi yoksa farklılıklar var mı?

Cevap: Mantık ötesi inanç, bizim yaratmamız ve onun içinde ihsan etme, sevgi ve Yaradan ile aramızdaki bağın niteliklerini ifşa etmemiz gereken Kli’dir (kap).

Soru: Aramızda sadece sevgi olduğunu mu hayal etmeliyiz?

Cevap: Evet, hayal etmeniz gereken şey budur. Ve ne hissettiğin önemli değil. Hiç bir anlamı yok! Bu tek yoldur. Ve daha sonra her zaman bozan ve yalan söyleyenin sadece egoizm olduğunu göreceksiniz.

Soru: Bazen bir çalıştay sırasında büyük bir sevgi yaşıyormuşuz gibi geliyor. Başlangıçta mantık ötesi inanç, o anlarda olduğu gibi gelebilir mi?

Cevap: Bunun size böyle olması oldukça olasıdır. Ve aynı zamanda doğrudur.