Category Archives: Maneviyat

Sadece “Boş Bir Yer” Olmayın

Soru 44. “Boş” nedir? (Bölüm 1, Kısım 1, İç Işık, 4)

Bu, ıslahları ve bütünlüğü almaya hazır bir yerdir (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması Cilt 1, Bölüm 1).

Maneviyatta bir yere, arzu denir. Ve bu arzu “boş” olabilir, ıslahları kabul etmeye hazır olabilir veya olmayabilir; yani, doldurulmaya uygun ya da uygun olmayabilir.

Peki, bir arzunun doldurulmaya hazır olup olmadığı nasıl kontrol edilir? Basit, başlangıçtaki bir arzu yeterli değildir, kendinizi ıslah etmeye ve doldurulmaya hazırlamanız gerekir! Dolayısıyla, salt bir arzu henüz bir “yer” değildir. Kullanılmaya uygun bir arzuya “yer” denir.

Baal HaSulam şu örneği verir: Kişinin birkaç parça ekmek alabilecek kadar boş bir midesi varsa, bu onun bir “yer”e sahip olduğu anlamına gelmez. Sonuçta, kötü bir ruh halindeyse veya bir sorunu varsa, kişi açlık hissetmez. Başka endişeler onu ele geçirir.

Bu nedenle, “boş bir yer” sadece bir boşluk değil, aynı zamanda ıslahları veya doldurulmayı kabul etmeye hazır olma halidir. Yani, haz alma arzusunun dört safhadan geçerek “yer” denen bir duruma ulaşması için, belirli bir gelişim gereklidir. Ve ancak arzu son yani dördüncü safhaya (Dalet) ulaştığında, doldurulmak isteyip istemediğine ve ne tür bir ıslah ve doluma ihtiyacı olduğuna kendisi karar verebilir. İşte o zaman “boş bir yere” dönüşür.

Ve aslında, bu yerin dışında, maddede kıyafetlenmemiş soyut bir form olarak, Yaradan’ın kendisini değil, “yer”i ifşa ederiz. Bizler sadece maddeyi ve maddede kıyafetlenmiş formu ifşa ederiz. İşte bu yüzden Yaradan’a “yer” de denir. Işık da arzunun yerinde, maddede kıyafetlenmiş bir formda bir tezahürdür. Ve bu yerin dışında konuşacak hiçbir şeyimiz yoktur.

Dolayısıyla, insanın emirleri yerle ilgili olarak söylendiğinde, doğru formu almış arzuya atıfta bulunur. İşte biz bu doğru forma yöneliriz ve bu form bizim için Yaradan’ı (Bo-reh) yani “gel ve gör”ü temsil eder.

“Boş bir yer, ıslahları ve mükemmelliği almaya hazır bir yerdir.” Ve geri kalan her şey, kişi başka kaygılara daldığı için yiyecek alamayan “boş bir mide”den ibarettir. Buna “boş yer” denmez.

“Boş”, tanımı gereği, ihsan etme niteliğine benzeyecek kadar ıslah edilmiş bir yerdir; bu da Yaradan, “gel ve gör” olarak adlandırılacaktır.

Egoizm Kendi Başına Bir Amaç Değil Islah İçin Bir Araçtır

Soru: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma” emri ne anlama geliyor? Hem maddi hem de manevi seviyeler için nasıl evrensel olabilir?

Cevap: Üst dünyaya hâkim olmak için bize egoizm verildi ve onu dönüştürerek üst dünyaya uyum sağlayabiliriz.

Temelde egoizm yapay bir durumdur; öyle ki, onu dönüştürerek manevi dünyanın yapısını anlayabilelim. Egoizm, kendi başına bir amaç değildir; genel olarak onu ıslah etmek zorunda da değiliz. O, bir ıslah aracıdır, üst dünyaya uyum sağlamak için bir yardımcıdır.

Yaradan’ın  “Egoizmi Ben yarattım” demesine şaşmamalı. Onu, insanın her seferinde onu yavaş yavaş ıslah ederek manevi dünyayı daha fazla anlaması ve ifşa etmesi için yaratmıştır.

Soru: Kabalistik metotta iki ilke vardır: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma” ve “Komşunu kendin gibi sev.” Bu adımlar nelerdir?

Cevap: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma”, egoizmin ıslahıdır yani onun ego olarak kullanılmasının sonlandırılmasıdır. “Komşunu kendin gibi sev” ise artık bir devrimdir; egoizmi tam ters yönde, başkalarının iyiliği için kullanmaktır.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 253

Soru: TES’te çalıştığımız tüm eylemler, yüksek derecemden, onludan, gruptan alıp değerlendirdiğim şeyler mi? Ve sonra tüm bunlar bir araya mı geliyor?

Cevap: Tüm bunlar her insanın içinde bir araya gelir. Bu nedenle, kişi Kelim’inin üzerindeki ışığın etkisini hissetmesi için uyumlanması gerekir.

Soru: Işıktan ihsan etme gücünü nasıl alabiliriz?

Cevap: Kabalistlerin bize tavsiye ettiklerini yapmalıyız. O zaman her seferinde birbirimize ve ışığa nasıl yaklaşacağımıza dair doğru cevapları mutlaka alacağız.

Soru: Kli’den her zaman ışığın giriş ve çıkışlarını hisseden organ olarak bahsederiz. Peki, bunu nasıl hisseder?

Cevap: Kli, alma arzusudur. Ve ışığı içine çekip ondan haz aldığı ölçüde, ışığı hisseder.

Ana Dua

Soru: Üst olan, arzusunu alttakine aktarabilir mi?

Cevap: Aslında O’nun yaptığı tam olarak budur, ancak yalnızca bizim: “Bize doğru arzuları ver!” talebimize yanıt olarak. Biz sadece arzu için dua ederiz, yani arzumun O’nunki gibi olması için, “arzunuzu Yaradan’ın arzusuna benzer kılın.”

O’ndan başka bir şeye ihtiyacım yok, sadece davranışlarım için yeni bir programa, ne yapacağıma ihtiyacım var. Materyalimle doğru bir şekilde çalışabilmek için O’ndan akıl, güç ve bilgi almam gerekiyor.

Yani, mevcut davranış programımın bozukluğunu, O’nun işleyiş biçimine zıt olduğunu fark etmem ve O’na benzer olanla değiştirilmesini istemem gerekir. Bu da Yaradan’ın benzerliğinde ıslah olmam anlamına gelir.

Işığın Eylemlerini Anlayın

Soru: TES’te şöyle denir: “Arzunun noktası, bunu O’nun özünden dolaylı bir uzantı olarak hissetti.” İçimizdeki “dolaylı uzantı” nedir?

Cevap: Baal HaSulam burada şunu kastediyor bir darlıktan geçsek bile, hâlâ ışığın etkisi altındayız.

Işığın tezahürünün etkileri içimizde birikene kadar beklemeliyiz. Her defasında bizi aydınlatarak, eylemlerini doğru bir şekilde anlamamız için bizi yavaş yavaş hazırlar.

En Yüksek Dereceye Yaklaşın

Soru: Işık ve Kli var. Malhut’tan önceki üç safha, daha çok neye ilişkindir – ışığa mı yoksa Kli’ye mi?

Cevap: Size cevap veremem çünkü sizin gördüğünüz resmi göremiyorum. Benim için durum farklı.

Işık, en yüksek dereceden en düşük dereceye doğru gelen şeydir. Alt derecede belirli eylemler gerçekleştirdiğimizde, üst derecedeki değişiklikleri hissetmeye başlarız ve o da bize daha yakın olmak için kendini değiştirir. Prensipte yapmamız gereken tek şey budur.

Dal, Üst Kökün Bir Sonucudur

Soru: Kabala, “dal” derken neyi kastediyor?

Cevap: Dal, üst kökün bir sonucudur. Bu, duygularımızı ve tüm bedensel konuları kapsar. İçimizdeki her şey, Yaradan’dan gelen bir daldır. Bu, direkt veya ters olabilir.

Soru: Kök, dala göre neyi kontrol eder?

Cevap: Kesinlikle her şeyi! Yaradan bizi tamamen kontrol eder. Eğer bize Yaradan’dan gelmeyen eylemler varmış gibi geliyorsa, bunun tek nedeni O’nun kontrolünün genel resmini hayal edemememizdir. Her şey O’ndan ya doğrudan etki ya da ters etki yoluyla gelir. Ancak ters etki, kişinin niteliklerine bağlıdır.

Soru: Her insanın kendine özgü bir manevi kökü var mıdır?

Cevap: Evet, her insanın kendine özgü bir kökü vardır. Bizi birbirimizden ayıran şey budur. Geri kalan her şey, manevi kökümüze eklenen katmanlardan ibarettir. Biz Yaradan’dan bir üst ışık alırız, ama her birimizde kişisel kökümüze bağlı olarak farklı şekilde yorumlanır, gerçekleştirilir ve hissedilir.

Işık Ve Kli’nin Karşılıklı Etkisi

Soru: Kli, ışıkla eşdeğer olduğunu hissediyorsa, aralarındaki bağın doğru ve iyi olduğunu söylediniz. Ancak değilse, bu, ikisinin de gelişmesi gerektiği anlamına gelir. Kli’nin gelişimi bir şekilde anlaşılabilirken, ışığın gelişimi ne anlama gelmektedir?

Cevap: Işığın Kli üzerindeki ve Kli’nin ışık üzerindeki karşılıklı etkisinde, ilk eylemden itibaren birbirlerinin koşulunu ne ölçüde belirlediklerini görürüz.

Bu nedenle, Kli’yi genişletmezsek, ışıktan daha fazla etki alamayacağımızı hissetmeye çalışmalıyız.

Alma Arzusunun Sınırı

Soru: Alma arzusu, her zaman utanç duygusu yaratır mı? Sonuçta, hiçbir sorumluluk hissetmeden sonsuza dek alabilen insanlar var.

Cevap: Hayır, bir sınır vardır; kişinin utanmadan veya arzusundan endişe duymadan alabileceği bir sınır.

Soru: Alma arzusu neye dönüşmelidir?

Cevap: Üst ışığın etkisi altında bu arzu, almaktan ihsan etmeye dönüşür.

 

Yaradan’ın Birliğini İfşa Etmek

Bu dünya denen özel realitede var olan bir insanın tüm görevi, üst gücün mutlak otoritesi altında olduğunu ifşa etmek ve onunla özdeşleşmektir.

Bir insanın kendini var olarak keşfedebilmesi için, ona kötü eğilim yani üst güce zıt düşünceler ve arzular verilmiştir; bu, tüm yaratılışta Yaradan’ın birliğini onaylaması ve O’nunla bütünleşme arzusu duyması için kasıtlı olarak verilmiştir.

Kişi, kendisinde, düşüncelerinde ve arzularında üst gücün hüküm sürdüğünü ve tüm gerçekliği, yani kendisini ve çevresindeki dünyayı algıladığı tüm verileri düzenleyenin tam da bu güç olduğunu ifşa etmelidir. Aynı şekilde, onun dışında, dışsal olarak algıladığı şeyde de her şeyi belirleyen ve onun için dünyanın resmini çizen aynı güçtür.

Ve bunda da, O’ndan başkası yoktur; Yaradan, bu resmi oluşturan milyonlarca ayrıntıyla, her türlü formda kendini insana sunar.

Kişi, çok zaman alan büyük ve çok zorlu çabalarla, tüm cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ve insanlık da dahil olmak üzere, Yaradan’dan başkası olmadığını ifşa etmelidir.

Kişinin kendisi de, her şeyi gözlemlediği ve tüm gerçeklikte Yaradan’ın birliğini onayladığı o tek noktanın dışında, Yaradan’ın tam otoritesi altındadır. Bu nokta da, yapay olmasına ve yalnızca Yaradan onu öyle yarattığı için var olmasına rağmen, Yaradan’ın dışında olmalıdır. Yine de, var olduğuna göre, kişi Yaradan’dan başka hiçbir şeyin olmadığına hükmedebilir.

Bu bizim tüm çalışmamızdır. Ve Yaradan’ın mümkün olan tüm formlarda, koşullarda, eylemlerde ve adlarda: Adonai, Elochim ve diğerleri – Bir olduğuna hükmetmek ve ifşa etmekten başka bir emrimiz yok. Bunların hepsi, yalnızca tüm gerçekliği bizim için düzenleyen üst güçten bahseder. Ve biz her koşulda bu gücü “O’ndan başkası yok” olarak ifşa eder, manevi merdivenin belli bir basamağına ulaşırız.