Category Archives: Maneviyat

Ne İstiyorsunuz?

Soru: Biz, yaratılanlar olarak, içimizdeki ışığın bir tür tezahürünü hissetmeye başlıyoruz. O noktada neyi arzulamalıyız: Yaradan’ı incelemek mi, yoksa bir sonraki koşula geçmek mi?

Cevap: Neyi arzulamalıyız? Yaradan’ı edinmeyi. Bunun için Kabala’ya geldik.

Kökümü edinmek dışında benim için hiçbir şey önemli değil. Eğer onu edinirsem, onu anlarsam, bir şekilde onunla bağ kurarsam, bu sadece mekanik bir biçimde veya kendi içimden olsa bile, o zaman buna uygun olarak ona daha da yaklaşırım.

O zaman birbirimize karşı hissettiğimiz karşılıklı duygu, Yaradan’ı bana sürekli olarak daha yüce, daha eşsiz, daha güçlü olarak ifşa edecek ve ben, O’nun arzularını ve formlarını, O’nunla birbirimize benzediğimiz duruma ulaşana kadar edinmek isteyeceğim.

Soru: Yaradan şu anda bizden ne gibi değişiklikler istiyor?

Cevap: O’nun tüm yaratılış üzerindeki, tüm dünyalar üzerindeki otoritesini fark etmemizi ve O’nu kendimize ifşa etmek amacıyla kendimizdeki her türlü değişikliği kabul etmemizi istiyor.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 145

Çalışmada “Toz Tadı” Nedir?

Sağ çizginin tam tersi olan sol çizgide olduğumuzda, her seferinde toz tadını hissederiz. Örneğin, sabah kalkar kalkmaz paraya ihtiyacımız olduğunu hissederiz. Ama kalkıp çalışmamız gerekir ve bunu bir toz tadı olarak hissediyoruz. Belki de bu aynı para arzusu, lükslere ve hazlara ulaşmak için koşup çok para kazanma isteği olarak kendini gösterebilir, oysa bunun yerine oturup çalışmamız gerekir.

“Toz tadı” ifadesinin anlamı, dün sahip olduğumuz arzu ya da zaman zaman içimizde uyanan arzu yoluyla artık herhangi bir haz alma ihtimali görmememiz veya hissetmememizdir. Bu arzunun karşısında bizi aydınlatan, cezbeden, bize haz verebilecek bir şey olduğunu hissetmiyoruz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 144

Manevi Çalışmadan Neden Tat Almayız?

Manevi olarak maddesellikteki aynı modele göre ilerleseydik, maneviyatı bizim için daha iyi olduğundan dolayı tercih ederdik ya da hemen ardından daha iyi olduğu için maddeselliği tercih ederdik. Böylece alma arzumuzda her ikisini de arttırırdık.

Ancak, manevi tatmini edinmiş olanlara, bunun bizim için de değerli olduğunu tavsiye edenlere inanırsak ve kendimizi bu dünyada zaten sadece geçici hazları tadabileceğimize ve maneviyata özlem duymanın daha iyi olduğuna ikna edersek, Kabala ile ilgilenen bir gruba katılır ve onlardan, bu dünyanın hazlarının peşinde boşuna koşmak yerine maneviyatla nasıl tatmin olunacağını öğrenmeye başlarız. Kendi üzerimizde beyin yıkaması yaparız ve maneviyata olan arzumuzu yoğunlaştırırız.

Bu “ihsan etmek için” düşündüğümüz anlamına mı gelir? Hayır, sürekli olarak maneviyatın bize bir şeyler vereceğini hayal ederiz, tıpkı tüm hazların bize bir şeyler vermesi gibi. Buna Lo Lişma’da büyümek denir. Lo Lişma’dan Lişma’ya nasıl geçebiliriz? Özel bir çare (Segula) ile, çünkü Yaradan uğruna kendi başımıza düşünemeyiz.

Kendimizi başka türlü kandırmamalıyız. Gerçek budur. Her birimiz yalnızca kendi çıkarımızı düşünürüz ve güzel, yüce sözler bunu değiştirmez. Bizler yalnızca kendimizi düşünecek şekilde yaratılmışız. Sadece düşünmekle kalmıyoruz, aynı zamanda tüm bedenimiz, beynimiz, hormonlarımız, muhakemelerimiz, her hücremiz ve mekanik hareketlerden biyolojik olanlara kadar her seviyedeki her şey yalnızca kendi yararımız doğrultusunda hareket edecek şekilde gerçekten programlanmış ve yapılandırılmış bir koşuldayız. Bu bizim doğamıza işlemiştir. “İhsan etmek için” diyebiliriz ama yalnızca kendi yararımız için hareket ederiz.

Bu nedenle, yalnızca özel bir çare aracılığıyla Lo Lishma’dan Lishma’ya geçebiliriz. Bu çare bize Kabalistler tarafından onların kitaplarında verilmiştir ve Kabalistlerin yazdıklarıyla meşgul olduğumuz için ve onlar manevi dünya hakkında yazdıkları için, gerçekten Tora’nın verilmesi kavramıyla meşgulüz. Tora’nın verilmesi, kendimizi manevi dünyaya giden bariyeri aşmaya hazırlayabileceğimiz yukarıdan gelen bir araçlardır.

Yani, arzumuzun sürekli büyümesi, resmin sadece bir parçasıdır. Arzumuz hayvansal hazlardan paraya, onura, bilgiye ve son olarak da Tanrısallığa doğru büyür. Ancak Tanrısallığa yaklaştıkça, özel bir ekleme olur: sadece bir arzu diğerinin yerini almakla kalmaz, aynı zamanda Tanrısallık arzusunun “ihsan etmek için” denilen ek bir form kazanması gerekir.

Bir arzunun olumlu ya da olumsuz olması önemli değildir. Her tür arzu, içimizde ifşa olan en düşük koşuldan en yüksek koşula kadar sürekli olarak büyür. Örneğin ruhumuzda bir ton arzu varsa, bize her seferinde bunun yalnızca bir kısmı gösterilir; bir gram, beş gram, başka bir on gram, başka bir yirmi gram. Sanki her seferinde arzu kutumuzda biraz daha geniş bir delik açılıyor ve giderek daha fazla arzu hissederiz.

Arzular zaten içimizde mevcuttur. Sadece yavaş yavaş ifşa olurlar ve her seferinde daha güçlü ve daha büyük arzular olarak görünürler. Aşağıdan yukarıya doğru, bu dünyadan ıslahın sonuna kadar, mutlak arzu ölçüsünde büyürüz. Ancak, bunun yanı sıra, eğer “bu dünya” denilen belirli düzlemin ötesine geçmek istiyorsak, arzu kendi yararımıza değil, Yaradan’ın yararına yönlendirilmelidir.

Yaradan Bozdu Ama Biz Düzelteceğiz

Soru: Tanrı her şeyi bozdu; kötülüğü, egoizmi yarattı ve biz her şeyi düzeltip özgecil bilince mi ulaşacağız?

Cevap: Kesinlikle doğru. Denildiği gibi: “Kötülüğü Ben yarattım ve düzeltilmesi için talimat verdim.” Üst güç kötülükten başka bir şey yaratmadı. Ve biz onu düzeltmeliyiz.

Ancak bu, yoksulluğu zenginliğe veya hastalığı sağlığa dönüştürmemiz gerektiği anlamına gelmez. Düzeltme, insanları hayatın anlamına, yani Yaradan ile bağa ulaştırmaktan ibarettir. Oradan, kendilerini mutlu edecek, iyileştirecek ve en üst seviyeye çıkaracak olanı alacaklardır.

İnsanın Doğasına Karşı Yönlendirilmiş Bir Metot

Soru: Kabala çalışırken sizinle aynı fikirde olmak mı yoksa direnip öğrenmek mi daha iyidir?

Cevap: Elbette direnmek ve öğrenmek! Öğrencilerimden istediğim bu! Buna Kabala öğretmeni denir.

Soru: Peki ya mantık ötesi inanç, nerede iptal olmalıyım?

Cevap: İnanç, mantığın ötesindedir, eğer onu gerçekleştirebiliyorsanız bu sizin çalışmanızdır. Ama aynı zamanda bilgiyi yok etmiyorsunuz, egoizminizi yok etmiyorsunuz. Onun üzerine yükseliyorsunuz. Bu, egoizminizin üzerinde ihsan etme niteliğini inşa ettiğiniz bir yastık gibidir. Egoizm size inancı inşa etme olanağı verir.

Egoizm ortadan kalkarsa, o zaman ihsan etme niteliği de ortadan kalkar, zira o egoizmin zıttı üzerine kuruludur ve bir karşı güç görevi görür. Dolayısıyla burada kesinlikle bir boyun eğme söz konusu değildir!

Öğretmenimle ne kadar zor zamanlar geçirdiğimi kendi deneyimlerimden biliyorum. İlerledikçe ondan daha çok nefret etmeye başlıyorsun. Onda hep bir önemsizlik, bir boşluk hissediyorsun, onunla aynı fikirde olamıyorsun!

Bütün bunları biliyorum ve bu yüzden öğrencilerimin içini çok iyi görüyorum. Bu beni ilgilendirmiyor ve onlara karşı tavrımı hiçbir şekilde etkilemiyor. Kesinlikle! Hiçbir şekilde! Onların bana olan nefretlerini anlıyorum çünkü onlara doğalarına aykırı bir metot sunuyorum. Beni nasıl sevebilirler ki?!

Soru: Öyleyse neden yine de sizinleler?

Cevap: Çünkü gidecek başka yerleri yok. Hepsi bu!

İhsan Etme Örneği Almak

Soru: Işığın yayılmasının ikinci ve dördüncü safhaları eylem halindeki safhalardır. Ve üçüncü safha ise, TES’te (On Sefirot’un Çalışılması) söylendiği gibi, kişinin Yaradan’dan aldığı bir tür örnektir. Bir ihsan etme örneği almak ne anlama gelir?

Cevap: Bu, birinci safhadan ikinciye, üçüncüye, dördüncüye nasıl dönüştüğünü ve dördüncü safhadan diğer tüm safhalarla nasıl bağ kurabileceğimizi ve onların içinde nasıl kalabileceğimizi öğrenmek anlamına gelir.

Hasadim, Işığın Kaynağıdır

Soru: Suların gebe kalıp karanlığı doğurduğu söylenir. Hasadim ışığı karanlığı nasıl doğurur?

Cevap: Hasadim ışığına sahip değilsek, karanlığı hisseder ve üst ışığı kendimize çekmek için her şeyi yaparız.

Ve onun bize nasıl ulaşacağı Kli’nin koşuluna bağlıdır. Kelim’in, Hohma ışığına ihtiyacı olması oldukça olasıdır. Hohma, Hasadim ışığı olmadan parlayamaz.

HaVaYaH İsmindeki Harflerin Özellikleri

Soru: Dört harfin işaret ettiği dört aşamada, “Hey” neden hem Binah’a hem de Malhut’a aittir?

Cevap: Bunlar farklı niteliklerdir. İlk “Hey”, Yaradan’ın ihsan etme arzusundan gelir. Bu, yaratılanın hissettiği ve içinde işleyen, alma arzusunda içinde ortaya çıkar.

Aradaki fark, ilk aşamanın ışıktan, son aşamanın ise arzudan gelmesidir. Dolayısıyla, son aşamadaki arzu, gerçek olandır. Ve daha sonra tüm doğada inceleyeceğimiz arzu da tam olarak budur.

Soru: “HaVaYaH” ismindeki “Vav”, aktarma gücüdür, Kli’nin kendisi değil, aynı zamanda tam olarak yukarıyı ve aşağıyı birbirine bağlayan şeydir. Öyleyse, Zeir Anpin’in manevi gücünün, arzudan ziyade onun boşluğunda ve bağa olan sadakatinde yattığını söyleyebilir miyiz?

Cevap: Hayır, bu, Zeir Anpin’in arzusudur. Arzu, bir kenara koyamayacağımız veya kullanmayacağımız bir parametredir. Sahip olduğumuz her şeydir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 143

Arzunun Büyüklüğü İle Arzunun Bayağılığı Arasındaki Fark Nedir?

Büyüklük ve bayağılık aynı şeydir. Her ikisi de büyür. Bu nedenle, “Kim dostundan büyükse, eğilimi de ondan büyüktür” ya da Tapınağın yıkılmasından sonra, Yaradan’a hizmet edenler için yakınlığın tadının kaldığı yazılmıştır. Yakınlık, tüm hazların temelidir. Yani, Yaradan’a hizmet edenler, Yaradan’a olan arzularını artırmak için kendileri üzerinde çalışanlardır ve buna bağlı olarak diğer arzuları da büyür. Islahın sonuna kadar, sürekli olarak birbirlerine karşı büyürler. Ayrıca, başarısızlıklar bize her zaman onları ıslah etme yeteneğimize göre verilir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 142

Kalpteki Nokta En Bayağı Arzu Mudur?

Kalpteki nokta en bayağı arzu değildir. Yeni manevi arzu, dünyevi arzulardan daha yüksektir çünkü bizi Kabala çalışmaya yönlendirir. Uykumuzdan uyanmamıza, sıcak yatağımızı terk etmemize ve maddeci, dünyevi meseleleri daha az önemsememize neden olur. Bu ne anlama gelir? Bu, maneviyat arzusunun diğer arzulardan daha yüce olduğu anlamına gelir, ancak sadece yukarıdan verildiği anda.

Daha sonra bize özgür seçim hakkı verilir ve o noktadan itibaren arzularımızı incelemeye başlamalı ve manevi arzuyu diğerlerine tercih etmeliyiz. Bu, kalpteki noktayı, kalbin arzuları üzerinde büyütmemiz gerektiği anlamına gelir. Ancak daha sonra bedensel ve dünyevi arzular yeniden yükselmeye başlar. Hem kalpteki noktada hem de kalbin kendisinde yorgunluk ve hayal kırıklıkları geri döner; onlar birbirlerine zıttırlar ve biz de bunlar arasında gidip gelmeye başlarız.

Bu nedenle, bazı insanlar bir iki ay ya da bir iki yıl çalışma çerçevesini terk eder ve sonra geri dönerler. Bazıları tek bir günde bile pek çok farklı koşulu deneyimler ki buna “mancınık” denir. Bedensel ve insani arzuların kargaşasına atılır, sonra tekrar tekrar maneviyata geri fırlatılırız. Ve bu sayede büyürüz. Bu, insanlık tarihi boyunca, önceki reenkarnasyonlar boyunca, amacın yalnızca bu dünyaya dair arzuları genişletmek olduğu bir dönemde büyüdüğümüz gibi değil. Bunun yerine, şimdi bu dünyaya yönelik arzulara karşı öteki dünyaya yönelik bir arzu geliştiriyoruz.  Başka bir deyişle, şimdi fiziksel hazlara, para, onur ve entelektüel arayışlara yönelik arzulara karşı Yaradan’a yönelik bir arzu geliştiriyoruz.